4. bölüm · Hayalin Peşinde

3. BÖLÜM: GÜLÜMSE

Elif Durgan

6 sene önce...

Hayat... Gerçekten mi bu kadar acımasız, yoksa sadece zamansız mı?
Hayaller... Gerçekten mi imkânsız, yoksa insanlar mı yeterince çabalamıyor?
İnsan... Elindekinin kıymetini zamanında bilebilir mi, yoksa hep kaybettikten sonra mı anlar?
Yalnızlık mı daha ağır gelir insana, yoksa kalabalık içinde anlaşılmamak mı?

Cevabını bilmediğim sorular beynimin içini kemiren parazitler gibiydi. Sanki her şey üzerime çöküyordu.

Sahi insan tükenme noktasına yaklaşırken ne yapmalıydı?

Ama benim gülümsemem gerekirdi, değil mi? Güçlü durmam gerekirdi. Herkesin taktığı o maskeyi benim de takmam; içimdeki kırık aynanın parçaları kanatsa bile ayakta kalmam...

Şimdi sana soruyorum; hayat, acımasız mı, yoksa insan mı kendine karşı acımasız?

Yine yürüyüş yapmak için evden ayrılacaktım.

Ancak bu sefer ormana gitmeyecektim.

Ayakkabılarımı sessizce giydim, kapıyı usulca kapattım. Hava serindi ama içimdeki düzensiz sıcaklık dalgası, o soğuğu hissettirmeyecek kadar karışıktı.

Sokağa adım attığımda rüzgâr yüzüme hafifçe çarptı. Sokak lambaları sarı bir yalnızlık gibi titriyordu. Ay gökyüzünde yarım kalmış bir gülümseme gibiydi.

Adımlarım yavaş ama kararlıydı. Ne nereye gittiğimi biliyordum, ne de neden çıktığımı... Sadece yürümek istedim. Belki içimde susturamadığım sesler, adımlarımın ritmine karışır da biraz olsun susar diye.

Kaldırım taşlarının arasındaki çimleri fark ettim bir ara. Bir yerden çıkmayı başarmıştı o yeşil filiz. Umutsuzluğun
içinde doğan bir umut gibiydi.
Gülümsedim. Kırık ama gerçek bir gülümsemeydi.

Düşüncelerim yine abime gitti. Belki şimdi görevdeydi, belki ayaklarının altındaki toprak bile güvende değildi ama onun gözlerinde her zaman bir inanç vardı. Ve ben o inancı kendime örnek almıştım. Ama şu an... içimde sadece bir boşluk vardı.

Bir bankın önünde durdum. Soğuk demirine rağmen oturdum. Gökyüzüne baktım.

Ondan yaklaşık iki aydır haber alamıyorduk...

"Buradayım abi," dedim fısıltıyla.
"Sen de oradaysan... lütfen hissedeyim."

Bir rüzgâr geçti üzerimden. İçimdeki ağırlığı alıp götürmedi ama en azından omzuma değdiğini hissettim. Ve belki bu, bir şeylerin değişeceğine dair bir işaretti.

........

Gece devriyesi, sınır hattı-02.30

Tunus, timi ile birlikte görev için belirlenen alana gelmişti.

Hedefe odaklanırken avına odaklanan bir kurt gibiydi. Aynı zamanda da bir kuzgun kadar sakin ve sessizdi.

Yanına yaklaşan silah arkadaşının sesiyle ona döndü. "Komutanım, yeni bir istihbarat var." Konuşan kişi Astsubay Başçavuş Metin ER'di.

"Söyle, Metin."

"Hedef bölge temiz komutanım, Asena'dan haber bekliyoruz. Onun haberi ile alana inebiliriz."

Astsubay Kıdemli Üstçavuş Asena FİDAN, timin istihabratçısıydı.

Tunus, Metin'in söylediklerine sadece başını hafifçe sallayarak cevap verdi.

Metin geriye çekildi ve diğerlerinin yanına geçti.

Tunus ise bakışlarını tekrar hedef alana çevirdi.

Gece devriyesi, sınır hattı- 04.04

Gecenin karanlığı, ufuk çizgisinde oluşmaya başlayan aydınlık ile yavaş yavaş dağılmaya başlıyordu. Ancak Tunus ve silah arkadaşları tüm gece ayakta olmalarına rağmen hiçbir yorgunluk emaresi göstermeden hâlâ dimdik duruyordu. Gözlerinde vatanlarına duydukları aşkın kıvılcımları olan parıltılar vardı.

Buradan tek bir eksikle bile dönmek istemiyorlardı ve bunun için bütün benlikleriyle savaşıp sevdiklerinin yanına dönmeyi planlıyorlardı.

"Kuzgun, beni duyuyor musunuz?"

Asena'nın telsizde yankılanan cızırtılı sesiyle herkes telsizini kontrol etti. "Seni dinliyoruz, Kuzgun." Konuşan Tunus'tu. Sesi oldukça net, kararlı ve sertti.

"Komutanım bir sorunumuz var. Hedef bir şeyler döndüğünü anlamış olabilir. Bir anda herkesi salonda toplamaya karar verdi. Ne yapmamı istersiniz?"

Tunus duyduklarıyla ağzının içinde bir küfür mırıldandı. "Senden şüpheleniyor mu?"

"Sanmıyorum, komutanım çünkü herkesi benim toplamamı istedi. Ama muhtemelen ben de sorgulanacağım."

Asena'nın son cümlesi telsizin çekmemesiyle kesik kesik çıkmıştı.

"Destek gelecek, Asena. Senden tek isteğim onları oyalaman. Alanın hâlâ temiz olduğunu varsayıyorum."

"Emredersiniz, komutanım."

Bu Asena ile şimdilik son iletişimleri olmuştu.

Gece devriyesi, sınır hattı-hedef alanı- 04.20
Astsubay Kıdemli Üstçavuş Asena FİDAN, askerlik hayatı boyunca katıldığı hiçbir görevde umutsuzluğa kapılmamıştı. Ancak bu seferki operasyonda umutsuzluğa kapılmaya başlamıştı.

O; bu timin ilk hattıydı, bilgi toplayıcısı, kılık değiştirip düşmanı içten fetheden bir askeriydi. Bu yüzden mükemmel olmalıydı. Planları kusursuz olmalı, o kansızlar hiçbir şeyden şüphelenmemeliydi.

Ancak şimdi, kod adı Hector olan bu kansız bir şeylerden şüphelenmişti.

Yüzünü, kapatan puşisiyle ve kurak toprakları andıran sert kahveleriyle etrafa kin ve nefretle bakıyordu.

Bu kansızlara görev için başını eğmişti. Ancak o bir Türk askeriydi. Zamanı geldiğinde başını eğenlerin başını yerin dibine sokacaktı.

"Sizi buraya neden topladığımı merak ediyorsunuz, değil mi?"

Kod adı Hector olan adam, orta boylu, tıknaz, soluk kahvelere sahip yarı kel bir adamdı.

Kimse bu soruya korkudan cevap vermedi.

Bunun üzerine ellili yaşlarının sonunda olan Hector gür bir sesle,"Cevap verin!" diye bağırdı.

Hepsi tek bir ağızdan merak ettiklerini söyledi ve bu, Hector'da iğrenç bir sırıtış oluşturdu.

Asena ise hiçbir şekilde cevap vermemiş ve içinden gözlerini devirmişti.

Ellerini arkasında sıkı bir yumruk yapmıştı ve görevi tehlikeye atacak herhangi bir hamle yapmamak için var gücüyle bütün kaslarını sıkmıştı.

"Madem merak ettiniz. Size söyleyeyim yoldaşlarım."

Asena bu cümle ile nefesini tutmuş, düşündüğü şey olmaması için dua ediyordu. Ancak ettiği dua herhâlde dünyada en hızlı reddedilen dua olmuştu.

Hector herkesin üzerinde bakışlarını gezdirdi ve bir kişide durdu.

"Aramızda bir hain var!" Hector bu sözleri Asena'ya bakarak söylemişti.

Gece devriyesi, sınır hattı- 04.52

Tunus elindeki dürbünle hedef alanını tarıyordu ve gördükleri karşısında ilk önce gerildi ancak silah arkaşına güveniyordu.

Timine harekete geçmeleri işaret verdi ve sakin ama hızlı adımlarla hedef alana ilerlemeye başladılar.

"Herkes yerini alsın! Bizi pusuya düşürebilecek tek bir dikkatsizlik istemiyorum anlaşıldı mı?!"

Tek bir ağızdan, "anlaşıldı komutanım" sesi yükseldi.

"Taner, keskin nişancılığını göster, bu geceyi onlara zindan edeceğiz!"

Taner, komutanını başını sallayarak onayladı ve yerine geçti.

Her şey Tunus ve timi için çok hızlı ancak etraflarındakiler için yavaş ilerliyordu.

Gece devriyesi, sınır hattı- hedef alanı- 05.17
"Aramızda bir hain var!"

İşte bu cümle Asena için panik nedeniydi ancak ona boşuna duygularını kontrol etmesi gerektiği öğretilmemişti.

Neredeyse bir saattir geniş salonda ayakta dikiliyor ve yanındakilerin sorgulanmasını izliyordu.

Ancak kulağında bulunan kulaklıktan duyulan ses bir nebze olsun içine su serpmişti. Komutanı konuşuyordu ve geldiklerini haber veriyordu.

Tunus'un sesinin duyulmasıyla dışarıda nöbet tutan adamların yere yığılması bir olmuştu. Fakat bunu, sadece Asena fark etmişti.

Sorgu sırasının ona gelmesine daha üç kişi vardı ve timin bu işi hızlıca bitireceğini biliyordu.

Ancak Hector, Asena'nın yanında bulunan üç kişiyi es geçmiş ve direkt olarak Asena'ya odaklanmıştı.

"Onları şimdilik sona saklayalım diyorum güzellik, biraz seninle ilgileneyim ne dersin?" Bunları söylerken yüzünde ukala bir sırıtış vardı.

Asena ise ifadesizliğini sürdürdü. Neyse ki, arkasında ellerini sıktığını ve parmak boğumlarının beyazlaştığını kimse görmüyordu.

"Dilini mi yuttun yoksa?"

Hector sağ elini Asena'nın yüzündeki puşiye uzattı ancak Asena sertçe yüzünü çevirdi. Hector bu harekete kahkaha atarken tekrar Asena'ya döndü, "demek sert kızsın," rahatsız edici bakışlarıyla Asena'yı süzdü. "Severim..."

Asena bu son sözlere karşı yine ifadesizliğinden ödün vermedi.

Bu esnada bir patlama sesiyle birlikte hafifçe sarsıldılar.

Herkes korkudan çığlık atarken Hector anlık yaşadığı şoku bir kenara bırakıp "ne oluy-" diyecekti ki Asena'nın yumruğu ile birlikte yere yığıldı.

Asena, sarsılmanın yarattığı denge bozukluğuna rağmen hemen toparlamıştı ve böyle bir hamlede bulunmuştu.

Duvarın dibine sinen insanlara baktı ve onlara sakin olmaları gerektiğini söyledi. Patlamanın etkisi olan dumanı artık daha fazla hissesiyorlardı.

Kapı sertçe açıldı ve içeriye silah arkadaşları girdi. Hepsinin üzerinde kamuflajları vardı ve hepsi tam teçhizatlıydı.

"Hector etkisiz hâle getirildi, komutanım," dedi Asena yüzündeki tebessüme engel olamazken.

"Güzel, buradan eksiksiz ayrılıyoruz o zaman. Kuzgun toplan, eve dönüyoruz!"

"Komutanım, siviller ne olacak?"

"Gerekli birimlere haber verildi Alper."

"Kız sana helâl olsun. Tek vuruşta sermişsin adamı yere."

"Şüpheniz mi vardı Burak komutanım?"

"Valla benim hiç şüphem yoktu sizden, Aslı komutanım."

"Teşekkür ederim, Oğuzhan."

"Bizim de şüphemiz yok tabi, Asena. O nasıl söz? Duymamış olayım."

Asena hafifçe tebessüm ederek cevap verdi. "Emredersiniz komutanım."

Onlar bu vatanın evlatlarıydı. Ve onlar bu vatanı savunarak bir kez daha bir karar vermişti; onlar bu vatanı savunarak sırtlanmıştı.

Onlar kim miydi?

Kıdemli Üsteğmen Tunus DEMİR.

Teğmen Alper DİNÇER.

Asteğmen Taner ÇEVİK.

Astsubay Kıdemli Başçavuş Burak ÇAĞRI.

Astsubay Başçavuş Metin ER.

Astsubay Kıdemli Üstçavuş Asena FİDAN.

Astsubay Çavuş Oğuzhan PINAR.

Onlar Kuzgun Timi'ydi.

Her zaman olduğu gibi, sessizce evlerine dönmek için hazırlandılar.

.......

Şarkı dinleyerek okul için hazırlanıyordum. İki ay sonra abimden haber almıştık ve yakında döneceğini öğrenmiştik.

Bu haber, ailecek rahat bir nefes almamızı sağlamıştı.

Kulağımdaki müzik bu ara sık sık dinlediğim, Ozan Bayraşa ve Simge'nin seslendirmiş olduğu Anahtar şarkısıydı.

..."Ağlarsın tabi
E, özlüyor gibi
Hep sevdin, d'i' mi?
Yalan
Yok sattığın hayal
E, düşmüşüm ya meğer
Kaptırdık diye
Yalan..."

Sözlerine hafifçe eşlik ediyordum ve bunu yaparken çantama eksik olan eşyaları koyuyordum.

Ta ki müzik zevkim en yakın arkadaşlarımdan biri olan Emel tarafından bozulana kadar.

"Selam, Umay Kuşu. N'aber?"

"İyiyim. Sen hani bana Umay Kuşu demeyecektin?"

"Ben de iyiyim, Allah razı olsun sorduğun için canım arkadaşım."

Sözlerine karşılık hafifçe kıkırdadım.

"Gülme, Umay Kuşu. Hadi çabuk hazırlan, seni bekliyorum. Ve sakın müzik dinlerken yavaş hareket etme."

"Şarkı dinlediğimi nereden biliyorsun ki? Hem eve gelsene, birlikte kahvaltı ederiz."

"Seni tanıyorum Umay Kuşu hatta hangi şarkıyı dinlediğini bile biliyorum. 'Hangi şarkıymış' diye sorma. Anahtar şarkısını dinliyorsun. Senin yüzünden etrafta, 'yalan söylüyorsun!' diye dolanıyorum."

Kapının çalınma sesini duydum. "Ayrıca çoktan kapınızdayım, Nazlı teyzemin yemeklerini yemek için ışınlanmayı bile bulurum. Hadi kapat şu telefonu da karşıla beni."

Ben kapatamadan o çoktan telefonu kapatmıştı. Bu esnada annemin sesini duydum.

"Umay, Emel gelmiş. Arkadaşını karşıla."

Gülerek onların yanına geçtim ve ayaküstü bir sohbetin ardından birlikte kahvaltı sofrasına geçtik.

............

Öğle arasında sınıfça hedeflerimiz için çalışıyorduk. İlk başta sadece birkaç kişi bunu yaparken, sınavın yaklaşmasıyla birlikte diğerleri de büyük bir hızla konuları toparlamaya çalışıyordu.

"Bana biriniz şu soruyu anlatsın, lütfen."

Kısa bir sessizliğin ardından ona döndüm. "Soruya bakabilir miyim?"

Merve test kitabını önüme koydu ve "hiç biriniz Umay kadar olamadınız. Hepinize aşk olsun," dedi.

"Sen bu konuda uyukluyordun sanki Merve. Bu yüzden önce konuyu öğrenmelisin ama sana bu seferlik yardım edeceğim."

Merve, söylediklerimi başını sallayarak onayladı ve ben anlatırken dikkatini tamamen vererek dinledi.

"Teşekkür ederim, Umay."

"Rica ederim."

Merve yerine geçerken Emel yanıma geldi. "Bu kıza sadece ben sinir oluyor olamam, değil mi Umay Kuşu?"

"Sessiz ol, duyacak. Hem çok ayıp."

Emel kehribar rengi gözlerini kıstı. "Ah, benim safım. Sana daha bir şey demiyorum ben."

"Hey, bana gözlerini kısarak bakma. Nereden çıktı şimdi benim saf olduğum?"

Sessiz kaldı, düşünceli görünüyordu.

"Bir sorun mu var?"

Emel yanımdan kalktı ve kolumu tutarak beni de çekiştirdi.

"Bir sorun yok merak etme. Hadi, kalk. Kahve içelim, içimiz dışımız soru oldu."

........

"Sen sınıfta bir bozuldun sanki. Bir sorun olmadığına emin misin?"

"Senin için endişeleniyorum. Merve bu okulda iyi anılmayan bir kız. İyi bir niyeti olduğunu sanmıyorum; bu yüzden dikkat et Umay Kuşu'm."

Elimdeki kahveden bir yudum aldım ve arkadaşımın düşünceli sesine karşılık tebessüm ettim.

"Söylediklerini dinleyeceğim Emel'im. Düşündüğün için teşekkür ederim."

Emel söylediklerime gülümsedi ve yanağındaki gamze ortaya çıktı.

Emel gülünce daha da güzelleşen insanlardandı.

"Ettiği lafa bak. Tabiî ki düşüneceğim, arkadaşlar bunun içindir." Bakışları kısa bir an arkamıza döndü. "Arkamızdaki masada oturanlar kalktı, çabuk oraya geçelim. Bütün teneffüs bu kalabalık kantinde ayakta kalmayacağım."

Beni de peşinden sürüklemesine izin verdim ve sohbetimize devam ettik.

............

Üs Kampı - 18.00

Tunus sert adımlarla askeri üssün koridorlarında ilerliyordu. Yeşil gözleri uykusuzluktan kızarmış ve hissetiği baş ağrısı nedeniyle kaşlarını çatmıştı.

Üsse adımını atar atmaz annesinin 'gözüm yollarda kaldı' sözü aklına gelmişti ama bunu şimdi düşünemezdi. Henüz görev tam olarak bitmemişti.

Kuzgun Timi, üsse hemen hemen yeni gelmişlerdi ve buradaki işlerini hallettikten sonra ailelerinin yanına döneceklerdi.

Tunus, albayın kapısını çaldıktan sonra içeri girmek için onay bekledi ve onay aldıktan sonra yavaşça içeri girdi.

"Kıdemli Üsteğmen Tunus DEMİR, emret komutanım!"

"Rahat ol, asker." Albay Yalçın BAKIR sert mizacının aksine sesini ılımlı çıkarmıştı.

"Albayım, Kuzgun Timi'nin son görevi ile ilgili rapor verecektim."

Albay başıyla onaylayarak Tunus'u devam etmesi için teşvik etti.

"Kod adı Hector olan hedef başarılı bir şekilde etkisiz hâle getirildi ve Kuzgun Timi sapasağlam üsse ulaştı; yaralı ya da şehidimiz yok komutanım."

Albay Yalçın yavaşça ayağa kalktı ve masasının arkasından çıkıp Tunus'un önünde durdu.

Yüzünde hafif bir tebessüm, bakışlarında ise büyük bir gurur vardı.

"Sizinle gurur duyuyorum, Tunus. Temiz bir görevdi. Bir saat sonra timi dışarıda topla ve beni bekleyin."

"Emredersiniz komutanım."

Tunus aynı kararlı adımlarla odadan çıktı ve timi toplamak için geldiği yolu tekrar yürümeye başladı.

.........

Üs Kampı-19.00

Kuzgun Timi bütün ciddiyetleri ile toplanmıştı.

Hepsinin başı dik, ifadeleri kararlıydı.

Yüzlerine geceye kavuşan güneşin ışığı vuruyordu.

En önde Tunus olmak üzere hepsi sıraya dizilmiş Albay Yalçın'ı bekliyorlardı.

Albay, iki asker ile time yaklaşırken Tunus'un sert sesi yankılandı. "Dikkat! Hazır ol!"

Aynı anda hazır ol'a geçen askerlerin ayak vuruşlarının sesi... Tunus için bu, duyulabilecek en kıymetli seslerden biriydi.

"Kuzgun Timi, emret komutanım!"

Albay Yalçın, ellerini arkasında birleştirmiş, bakışlarını timin üyelerinin üzerinde birer birer gezdirmişti.

"Rahat ol, Kuzgun." Albay yüzündeki tebessüm ile devam etti. "Türk Silahlı Kuvvetleri sizi kutluyor, evlatlarım. Hector kod adlı hedefi etkisiz hâle getirerek, ülkemize karşı planlanan hain bir oluşumun temellerini ortaya koyan belgelere ulaşmaya bir adım daha yaklaştık. Sıradaki görevimiz, bu adamı konuşturup bilgi almak.
Ama şimdi... Dinlenin ve gücünüzü toplayın."

"Sağ ol, komutanım!"

"Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri kuru bir teşekkürle yetinmedi," Albay Yalçın. Arkasındaki iki askere başıyla hafifçe işaret etti, ardından konuşmasını sürdürdü: "Bu plaketler artık sizin. Siz ve sizin gibi vatan evlatları olduğu sürece, bu vatanın sırtı asla yere gelmez."

Ardından sırayla plaketleri takdim etti.

Tunus plaketi alırken göz ucuyla timine baktı. Ne savaşlar görmüş bu yüzlerin arkasında, ne yükler vardı. Ama yine de gülümseyebiliyorlardı.

"Son olarak, timin lideri Tunus komutanınızın sizi yemeğe çıkarmaktan onur duyacağını düşünüyorum. Öyle değil mi,Tunus?"

Bunu duyan tim sevinç gösterisinde bulunmamak için kendilerini zor tutarken Tunus'un yüzü bir anda düştü. Ancak Albay Yalçın'a, "bundan onur duyarım, Albayım," demekten başka çaresi yoktu.

Albay Yalçın, bu cevabın ardından oradan ayrıldı ve tim hem plaket almalarının hem de yemek haberinin sevincini yaşadı.

"Komutanım, yemek için aklınızda bir yer var mı?"

"Hayır, yok Burak."

Yanlarına gelen Metin, konuya dâhil oldu. "Benim var, komutanım. Geçen sefer gittiğimiz kebapçıya gidelim mi? Reşat Amca'nın yeri mükemmeldi."

Ardından konuya Oğuzhan katıldı. "Bence de oraya gidelim, uzun zaman oldu. Özledik."

"Lan, daha yeni gittik!"

"Teknik olarak yeni gitmiş sayılmayız, komutanım. Sonuçta iki buçuk aydır görevdeyiz ve kebapçıya gitmeyeli beş ay oldu."

Asena'nın sesiyle Metin ona döndü. "Bazen Asena'nın hesaplamasıyla yarışamıyorum. Aklında mı tuttun o beş ayı?"

"Hayır, şimdi hesapladım, Metin komutanım."

Metin beğeniyle dudak büktü. "Vay be... Akıl işte."

"Komutanım, ailelerimiz de gelebilir mi?"

Oğuzhan'ın sorusuyla gözlerini devirdi Tunus. "Gelebilir... Ama onların masraflarını siz karşılarsınız."

"Aşk olsun, komutanım."

Tunus, Oğuzhan'ın sitemkâr çıkan sesine karşılık cevap vermedi ve solundaki Alper'e döndü. "Senin bir fikrin yok mu, Alper?"

Alper siyah gözlerini Tunus'a çevirdi. "Siz ne derseniz ona uymaya karar verdim, komutanım."

"Hangi ara buna karar verdin, Alper?"

"Az önce, komutanım. Bir sorun mu var, komutanım?"

"Sorun niye olsun ki, Alper? İstersen sana özel olarak bildiririm. Ne dersin?"

"Estağfurullah, komutanım."

Tunus içinden 'ya sabır' çekerek ilerlemeye devam etti, timi ise havadan sudan konuşmaya. Arada birbirlerine çıkıştılar ama her zamanki gibi yine birbirlerine güldüler.

..........

21.30

Sevgili günlüğüm,

Son iki günde bir şey öğrendim. Yürüyüş yaparken, şarkı dinlerken, test çözerken ya da Emel ile konuşurken...

Dün yürüyüş yaparken abim için endişeleniyordum. Ancak akşam saatlerinde ondan aldığımız haberle o endişe kayboldu ve yeniden yaptıklarımdan keyif almaya başladım.

Öğrendiğim şey ise, insan kalbindeki sızıya engel olamıyormuş.

Onun sesini duyduğumda hissetiğim özlemin sızısını şu an bile tadabiliyorum.

Bize yine 'iyiyim' dedi ama yorgunluğu sesinden fark edilirdi. Belki yansıtmadığını düşünüyor ama ben, onun içindeki yorgunluğu da görebiliyorum.

Görebiliyorum ama anlayabilir miyim? İşte bunu daha bilmiyorum. Bunu bana zaman gösterecek...

Ama korkuyorum...

Beklemekten değil, bir gün o kapının çalınmamasından, 'ben geldim' denmemesinden, telefonun çalmamasından ve bir gün aynı şeyleri benim de birilerine yaşatmamdan...

Fakat bu korkuyla yaşamayı öğreniyorum sanırım.

Gözlerimi kapattığımda hep aynı şey geliyor aklıma:
Bizden uzakta, bir yerlerde, bir dağın tepesinde ayakta duran gölgeler...
Sırt sırta vermiş, sessizce dönen...
Adı olmayan kahramanlar...

Bugün yine şükrettim.
Bir gün değil, her gün...
Onlar olduğu için...
Abim olduğu için...
Ben hâlâ umutla nefes alabiliyorum.

Ve son olarak, hayat bir anahtar. Kapıları açmak da kapatmak da bizim elimizde.
Ben kapımı hâlâ sevgiye açık tutuyorum.
Ve inatla gülümsüyorum.
Çünkü gülümsemek... direnmektir.

-Umay

.
.
.
.
.
.
.
.

Öncelikle yazım yanlışı vs. olduysa affola.

Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur.

Oy verip yorum yapmayı unutmayın.