2. bölüm / 2
Hatalarına Bir Nilüfer1. Bölüm
Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ege’nin bu küçücük kasabasında sabahları dükkanımın kapısını açmak, benim için her gün yeni bir dünyaya uyanmak gibiydi. Denizden gelen o tatlı esinti, sabahları minik butiğimi her açtığımda içeriye doluyor ve içime ferahlık veriyordu.
Günün en sevdiğim zamanları, gün batımında evimin denize bakan küçük balkonunda oturup bitki çayımı yudumlarken kitap okumak oluyordu. Bazen de dalgaların kıyıya vururken çıkardığı sesleri dinleyip kendimi dış dünyadan soyutlamak...
Yine gün batımına karşı çayımı yudumladığım anlardan birisindeyim. Derin düşünceler arasında boğuluyorum her defasında. Herkes benim çok neşeli ve hayat dolu birisi sanıyordu ancak gerçekler her zaman öyle değildi. Her insan gibi benimde günün sonunda ruhumun çektiği acılarım ve gün yüzüne çıkaramadığım derin yaralarım vardı. Ne zaman yalnız kalsam o yaralar sanki mümkünmüş gibi daha çok sızlatıyordu yüreğimi.
Denizin çıkardığı dalga seslerini dinlemek bana oldum olası huzur veriyordu. Kıyıya vuran o düzenli ritim, sanki dünyanın bütün karmaşasını, koşuşturmacasını ve içimdeki gürültüleri alıp götürüyordu. Elimde tuttuğum kiraz saplı çayımı kenarda ki küçük masaya bıraktım ve yine her zaman yaptığım gibi gözlerimi kapatıp denizin o bilindik, şefkatli melodisine bıraktım kendimi.
Bilirsiniz, her insanın kendince bir lüksü vardır. İşte benim lüksüm, küçük cennetim tam olarak bu saniyelerden ibaretti. Ne büyük şehirlerin bitmek bilmeyen o acımasız koşuşturmacası ne de geleceğin o belirsiz kaygısı... Sadece ben, çayım ve sığınabileceğim en güvenli liman olan bu deniz vardı.
Derin bir nefes alıp gözlerimi yavaşça açtığımda, sokağın köşesinde duvara yaslanmış bana bakan bir çift göz gördüm. Bu gözlere tam tamına 3 haftadır aşinaydım ve her göz göze gelişimizde, içimde tarifi belirsiz bir huzur yer ediniyordu.
Diyar Puslu. Kasabada ki eski deniz fenerini restore etmeye gelen Ankara'da ki ünlü, mimarlık sektörlerinin sahiplerinden birisiydi. Üzerinde her zamanki gibi şık siyah bir takım elbise vardı. Siyah saçları özenle taranmış ama inatla alnına düşen tutamlar bulunmaktaydı. Ceketini bir kolunda tutmuştu ve geniş, kaslı omuzlarını üstündeki siyah gömleği bile saklayamıyordu. Alt dudağı üst dudağına oranla biraz daha kalın duruyordu. Uzun kirpikleri, siyah denilebilecek kadar koyu kahve gözlere sahipti. Ne zaman ona baksam iç çekerken buluyordum kendimi.
Ancak bu adam oldukça ukala bir herifti. Maalesef ilk karşılaşmamız pekte iç açıcı değildi.
Gözleri gözlerimin tam içine bakıyordu. Benim onu süzdüğümü fark etmişçesine dudakları iki yana kıvrıldı ve kafasını eğip başka tarafa bakmaya başladı.
Allah'ım o kadar utanıyorum ki. Resmen adamı ayak üstü taciz ettim.
Boğazımı temizleyip gözlerimi ondan çektiğimde telefonum çalmaya başladı. Beni arayan kişiye baktığımda Güliz olduğunu gördüm. Güliz benim bu kasabadaki en yakın arkadaşımdı. Benim her derdimi dinlemiş ve küçük butiğimi açmamda bana çok katkısı olmuştu.
"Nilü bebeğim, napıyorsun?"
"Aynı her zamanki rutin, balkonda oturuyorum aşkım sen napıyorsun?"
"İyi birtanem, bende evde tekim. Ablam Nilsu'yu da aldı biraz Ayşen teyzeye yardım edecek."
"Neden, birşey mi olmuş?" Dediğimde ayağı kalktım ve balkon demirine kendimi yasladım. Bakışlarımı etrafta gezinirken yine o kara gözlere denk geldim, kaşlarını çatmış bana bakıyordu. Sanki ateşe değmişim gibi kafamı başka tarafa çevirdim.
"Ya senin haberin yok dimi söylemeyi unuttum. Ayşen teyze ayağını kırmış, sabah merkeze götürdüler alçıya alınmış." Dedi üzüntüyle.
Ayşen teyze çok tatlı iyi yürekli bir kadındı. Kasabanın annesi gibiydi, yardıma ihtiyacı olanın yardımına koşar ve bir anne şefkati ile yaklaşırdı. Ayağını kırmış olması açıkçası beni gerçekten üzdü. En kısa sürede yanına uğrayıp, ev işlerine yardım etmem şarttı. Sonuçta Ayşen teyze az çekmedi kahrımı.
"Çok geçmiş olsun, bizde mi gitsek acaba?"
"Yok kız gerek yok hatta ben bize gelsene diyecektim. Kahve içeriz." Dediğinde, bende cilveli bir tonda:
"Olur aslında gelirim, zaten iki gündür görmüyordum seni iyi olur özlemişim aşkımı."
"Tamam o zamann ben kahveleri hazırlıyorum sende gel bekliyorum seni. Hadi öptüm."
"Tamam geliyorum bende öptüm." Telefonu kulağımdan çekip kapattığımda bir öksürük sesi işittim. Kafamı çevirip baktığımda bu sesin Diyar Puslu'dan geldiği belliydi çünkü gözlerini ikide bir bana değdiriyor kaçamak bakışlar eşliğinde yalancı bir öksürük sergiliyordu.
Ters gözlerle ona bakarken içeri geçtim. Akşamları serin olduğu için kot şort ve crobumun üzerine beyaz bir kimono aldım. Vestiyerin üzerine koyduğum anahtarlarımı alıp, spor ayakkabılarımı da giyerek evden çıktım.
Kapıyı iki defa kilitledim ve anahtarımı elimde tutarak evden çıktım. Denizden gelen rüzgar tenime değdiğinde içim tekrar tekrar huzur doldu.
Yavaş adımlarla ilerlerken arkamdan birinin seslenişi ile adımlarım yavaşlamaya başladı. Arkamı döndüğümde seslenen kişinin Diyar Puslu olduğunu gördüm.
Sakin adımlarla yanıma yaklaştığında yüzüne bakmak için boynumu biraz yukarı kaldırmam gerekti. Bu adamın boyu ne kadar da uzundu böyle. "Nilüfer Hanı-"
"Adımı nereden biliyorsunuz bayım? Daha önce sizinle tanıştığımızı hatırlamıyorum da." Dedim iğneleyici bir tavırla.
"Pardon, butiğinizin tabelasında koskocaman Nilüfer yazarken size münevver mi demeliydim?" Gözlerimi büyüterek adeta şok olmuşcasına bu küstah adama bakıyordum.
Hem suçlu hem güçlü. Yakışıklı olduğu kadar küstahta.
"Hm demek öyle! Madem butiğimin tabelası görünüyor o halde ne diye inşaat döküntülerinizi benim yeni boyadığım butiğimin çitlerinin dibine yığıp ta hem rengini hem geçitini kapatıyorsunuz?" Öfkeyle gözlerinin içine bakıyordum içim soğumamıştı. "O toz toprak ile ben uğraştım resmen. 4 gün boyunca sizin o döküntülerinizi temizlemeye çalıştım. Pardon da neden engel olmayıp işçilerinize böyle bir emir verdiniz?"
Ellerim hırsla saçlarımın içinden geçtiğinde gözleri saçlarıma takıldı ardından az önce nefretle konuşan dudaklarıma değdi bakışları. Yutkunarak gözlerime baktığında nihayet konuştu:
"Özür dilemeye geldim." Dediğinde gözlerimi devirdim. Birbirine bağladığım kollarımı çözerken arkamı dönüp gitmek için hazırlanıyordum ki, rahatsız olmamdan korkar bir tavırla kolumu nazikçe tuttu.
Bir dokunuşuyla bedenim kaskatı kesilmişti. Kendimi toparladığımda bende aynı naziklik ile dokunuşundan kurtulmak için bir adım geri çekildim.
Açıkçası bu tanımadığım adamdan 3 haftadır dört bucak kaçıyordum. Boğazımı temizleyerek kısık bir ses tonuyla "Sizce de özür için geç olmadı mı?" Dedim. Gözlerim artık gözleri harici her yere bakıyordu.
Evet belki yaptığı şeyden ötürü ona olan sinirimden karşısına çıktığım gibi yolumu değiştiriyordum ama olsundu yani özür dilemek yerine dükkanımın önüne döküntülerini koymayabilirdi.
"Bakın" Derin bir nefes aldı ve devam etti. "Bakın benim haberim yoktu, o gün daha kasabaya bile gelmemiştim. Siz üzerime şalgam döktüğünüz gün arkadaşlar bana durumu izah etti. Sizden özür dileyecek fırsatı vermeden sürekli kaçıyorsunuz, ancak yakalayabildim."
Haberi yokmuydu, eyvah. Napmıştım ben böyle... utançtan suratımın kıpkırmızı kesildiğinden o kadar emindim ki resmen rezil olmuştum.
"B-ben bilmiyordum, öz-"
"Hayır özür dilemesi gereken kişi siz değilsiniz. Kusura bakmayın herşey benim suçum, ama merak etmeyin gerekeni yaptığımdan emin olabilirsiniz Nilüfer Hanım." Dedi hakiki bir tebessümle.
Yaptığımdan pişman olmuş bir ifade ile bende hafif bir tebessüm sergiledim. Ne diyeceğimi bilmiyor, ellerimi önümde birleştirmiş parmaklarımla oynuyordum. Aynı zamanda çekingen bir ifade ile karşımda ki devasa adama kaçamak bakışlar atıyordum. Utanmadan bir de şalgam dökmüştüm üzerine. Bile isteye! Allah'ım neden bu kadar utanıyordum...
"Şey oldu o zaman ben şey yapacaktım." Hâlâ parmaklarımla oynuyor ve yaramaz bir çocuk gibi ileri geri sallanıyordum. "Ney yapacaktınız?" Tatlı bir ses tonuyla cevap vermiş ve beni daha da germişti bu durum. "Gidecektim." Kafamı kaldırıp alık alık baktım yüzüne.
Suratında ki o tatlı tebessüm yavaş yavaş solmuştu. Bakışları resmi ve ciddi bir hale büründü. "Size eşlik etmemi ister misiniz? Hava kararmak üzere, tek başınıza gitmenize gönlüm razı olmaz."
"Çok teşekkür ederim ama ben buralarda 4 senedir yaşıyorum ve emin olabilirsiniz başıma hiçbirşey gelmedi. Hem yabancı bir yere gitmiyorum, bir arkadaşıma kahve içmeye gidiyorum." Çok ince düşünüyordu. İstemsizce içim sıcacık ve huzur doldu.
"Arsız puşt, utanmadan akşam üstü kadını eve çağırıyor." Mırıldandığı şeyi duyamadığım için anlamayan gözlerle baktım. "Efendim, birşey mi dediniz?" Elini ensesine attı. Suratında mahcup bir ifade belirdi.
"Yok hayır, doğru düzgün tanışmadık diyordum." Elini uzattı. "Ben Diyar."
Uzattığı eline baktım ve çekingen bir şekilde elimi uzattığımda elektrik çarpmış gibi hissettim ancak elimi çekemedim. Benim hissettiğimi o da hissetti mi diye bakarken bedeninin gerildiğini ama suratında sakin bir ifade olduğunu fark ettim.
"Biliyorsunuz zaten, Nilüfer." Bir elim elini sıkarken diğer elim de rüzgarın yüzüme dağıttığı saçlarımı kenara çekmekle meşguldü. Ancak tek elimle başaramadım ve ne yazık ki rüzgar saçlarımı talan etmeye devam etti. Ben saçımdan umudu kesip elimi indirirken bu sefer başka bir elin saçlarıma dokunduğunu hissettim. Diyar’ın bir eli elimi tutuyorken diğer eli de saçlarımı kulağımın arkasına nazikçe sıkıştırıyordu. Ve işin garip olan tarafı beni dinlemeyen çırpınan saçlarım karşımda ki adamın bir dokunuşu ile uslanmış az önce sert esen rüzgar ise dinginlik göstermişti.
Suratıma tüm kanın çekildiğini hissederek bir adım geri çekildim. Benim geriye adım atmam ile ellerimiz de yavaşça ayrıldı. Garip olacak ama ellerimizin birlikte olması değildi ayrılması rahatsız etmişti beni. "Memnun oldum Diyar Bey."
"Bende memnun oldum Nilüfer Hanım." Nazikçe tebessüm ettim ve gitmek üzere arkamı döndüm. "Teklifim hâla geçerli, size eşlik edebilirim."
Arkamı dönüp son kez yüzüne baktım. "Teklifiniz için çok sağolun ancak gereği yok. Zaten yeteri kadar geciktim, görüşürüz Diyar Bey."
●●●
"Ya inanamıyorum sana Nilü, bu şimdi mi anlatılır. Ay resmen olay bir tanışma olmuş, adamın da o kadar günahını almışsın. Sormadan etmeden insan şalgam mı döker?" Güliz anlattığım o vahşet durum üzerine nutuk çekiyordu. Tamam belki şalgam dökerek bir hata yapmıştım ancak nereden bilebilirdim ki? Hem nolmuş şalgam döktüysek, kimse o lekeden ölmezdi ya..
"Nolmuş ki, hem fena mı adamın suratına renk gelmiş oldu sayemde." Bu söylediğim şey beni güldürmüştü ancak Güliz kendimce yaptığım şakaya garip garip bakıyordu. Ben gülmeye devam ederken sinir bozulmuş gibi o da gülmeye başladı. "Sen manyak bir kadınsın Nilüfer, kısmet ayağına gelmiş sen resmen tepmişsin." Ne kısmeti be.
"Anlamadım, ne kısmeti gelmiş ki bana?" Güliz elinde ki kahve fincanını masaya bıraktı ve yeme beni Nilü diyen bir ifade ile ters bir bakış attı. "Kızım sen manyak mısın? Koskoca şirketleri olan Diyar Puslu'yu resmen 3 hafta peşinde dolaştırmışsın. Adam senden özür dileyeceğim diye peşinde kuyruk olmuş, sen ne yapıyorsun adamı görünce yolunu değiştiriyorsun."
Güliz'i ciddiye almadım sonuç olarak sadece gazetelerden okuduğumuz bu adamın ne tür bir karaktere sahip olduğunu bilemeyiz. Ya belki adamın prensipleri budur. Sonuç olarak işçilerinin saygısızlığına bizzat kendisi özür dilemek istemiş olabilir. Bunun açıkçası kısmetse alakası olduğunu düşünmüyordum sadece Güliz her meseleye aşk yönü ile bakıyordu.
"Ne alaka Güliz ya, hem adam bir kere-" durdum ne diyeceğimi düşündüm ama aklıma hiçbirşey gelmedi. "Ee adam bir kere ne? Yakışıklı dimi olağanüstü hemde tam senlik."
"Çirkin." Asla kattiyen yalandı, o suratın çirkin olma ihtimali dahi yoktu. Yunan heykeli gibi vücudu vardı. Sanki bir sanatçı onu özenle çizmiş gibi, sanki bir heykeltıraş gibi özenle yontulmuş bir vücudu vardı. Allah'ım ona çirkin dediğim için beni çarpma lütfen.
"NE?!" Güliz söylediğim şeyin şokunu girmişti ve bana inanmayan gözlerle bakıyordu. "Kızım sen hayatında hiç yakışıklı görmediğin için beynin mi eridi acaba ne oldu?" Haklıydı o yüzden diyecek birşey yoktu ama altta kalmak istemediğimden sergen'i öne sürmek gibi bir hata yaptım.
"Sergen daha yakışıklı."
Ve belki de asla öyle dememeliydim çünkü sergen bana takıntılıydı...
○○○
Bölüm sonu yapıcam..
Ay hiç içime sinmedi gibi ya, sanki olmadı bu bölüm. Sizce?
Bölüm etkileşimi
