HATA PAYI: 17 YIL kitap kapağı

1. bölüm / 1

HATA PAYI: 17 YIL

Giriş

Vaveyla Yazarı: Zeze ☆

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Giriş
  1. 1 Giriş2.385 kelime · Okuduğun bölüm

İnsanlar bazen başka insanların yaptıklarının bedelini tüm hayatları boyunca öderlerdi. Bunun en büyük örneği ise Nevra Yıldırım'dı.
"Anladın mı beni? Gidilmeyecek o kursa mursa!" diye bağırmaya devam etti babam.
"Sen mi ödüyorsun ya sanki? Hâlâ gelmiş bana burada bağırıyorsun. Karışma artık hayatıma!" dedim direnerek. O beni anlamak istemiyorsa ben de onu anlamak istemiyordum. Hayatım boyunca bir kere yanımda durmamıştı; bu yetmezmiş gibi bir de kendi çabamla uğraşıp gittiğim kursa karışıyordu.
"Tamam, yemeğinizi yiyin, sofrada kavga etmeyin bari. Zaten bir iki aya okullar açılıyor, salın biraz kızı," dedi abim, babamın bana daha fazla kızmaması için.
"Soframda yalan istemiyorum ben! Kalksın, gitsin odasına!" Abimin söyledikleri hiçbir işe yaramamıştı.
"Kalmam zaten istenmediğim yerde." Anneme baktığımda sadece bizi dinliyor ve yemeğini yiyordu. Ne zaman umurunda olmuştum ki zaten? Sofradan kalktım. Neyse ya, en azından sadece bağırmıştı. Bu da bir şeydi.
Birden kapı çaldı. Abim, "Nevra, kapı!" diye bağırdı. Söylene söylene gidip kapıyı açtım. Karşımdaki aileye baktım. Üç kişilerdi: Benden iki üç yaş küçük ama oldukça uzun boylu bir çocuk, çok genç duran ama anne olduğunu düşündüğüm bir kadın ve kalıplı, yine baba olduğunu düşündüğüm bir adam...
"Buyurun, kime bakmıştınız?" dedim sorgulayan bir ses tonuyla. Arkamdaki hareketlenmeden abimin, annemin ve babamın da kapıya geldiğini anlıyordum.
"Nevra Yıldırım'a bakmıştık," dedi adam, o da en az benim kadar sorgulayan bir sesle.
"Benim. Siz beni ne yapacaksınız?" Abimin arkamda kaskatı kesildiğini hissettim. Karşıdaki çocuğa kötü kötü bakıyordu, çocuk da aynı şekilde bize bakıyordu.
"Şimdi şöyle ki... Bu nasıl söylenir inan hiç bilmiyorum ama sen yüksek ihtimalle bizim kızımızsın."
"Ne!"
Ne saçmalıyordu bunlar ya? Karşıma geçmiş bana evlatlık olduğumdan mı bahsediyorlardı? Aniden gülmeye başladım. Deli görmüşler gibi bana bakmaya başladılar.
"E, bu da bozuk," diye fısıldadı pırıltılı çocuk annesinin kulağına. Annesi kolunu sertçe çimdikledi.
"Sensin be bozuk! Kimse bana bozuk diyemez!"
"Bak, biz ciddiyiz. Gel hastaneye gidip DNA testi yaptıralım ve emin olalım. Hem senin için hem bizim için," dedi adam yine ılımlı bir sesle.
"Ne hastanesi, ne DNA'sı abiciğim, bir gidin Allah aşkına ya!" İnatla kapımızda dikilmeye devam ediyorlardı.
"Kızım bak, bizim kızımız olman çok yüksek bir ihtimal." Ne inat vardı bunlarda da ya!
"Sizin kızınız olsaydım, sizinle büyürdüm herhalde."
"Tamam bak, sen de haklısın ama biz yine de bir emin olalım." Bıkkınlıkla nefesimi üfledim.
"Boşuna vakit harcayacağız," deyip ailenin arasından sıyrıldım, arabanın yanına gidip bizimkileri beklemeye başladım. Bizim arabanın az uzağında duran lüks bir aracın içinde, bana tiksintiyle bakan bir kız gördüm. Yüzümü buruşturdum. Allah'ım, sırayla mı geliyorlardı yarabbim? Kamera şakası falan mıydı bu? İyice komedi filmine döndü hayatım, he.
Kız lüks bir arabanın içindeydi ve hâlâ tiksintiyle bakıyordu. Ben de ona bayılıyordum sanki! Az sonra abimler ve diğer aile de kapıdan çıktı. Babamla annem öne oturduktan sonra benle abim de arkaya geçtik. O ailenin de demin bana tiksintiyle bakan kızın olduğu arabaya bindiklerini gördüm.
O kızla mı karıştırılmıştım? Veya gerçekten karıştırılmış mıydım? Abartma Nevra.
Peki, içimde neden böyle kötü bir his vardı?
"Merak etme, böyle çirkin bir suratın abisi tek ben olabilirim, rahat ol o yüzden," dedi abim. Destek olmak adına elini omzuma atmış, okşuyordu. Eline vurdum.
"Sensin be çirkin! Mükemmelim ben bir kere," dedim ve burnumu havaya kaldırdım. Burnuma parmağını koyup aşağı indirdi.
"Burnu havada velet." Onu duymazlıktan geldim.
"Abi," dedim durgun bir sesle.
"Efendim?"
"Saçmalıyorlar değil mi?" O da bu soru karşısında sessizleşti. O da emin olamıyordu benim gibi... Sessizlik beni öyle bir kemiriyordu ki... Normalde hiç susmayan babamın şu an çıtını bile çıkarmıyor olması beni iyice geriyordu.
Hastaneye varmamız on-on beş dakika sürmüştü. Doğrudan kan aldıracağımız bölüme çıktık. O kızın, annem dediğim kadınla olan benzerliği beni istemsizce korkutmuştu. Kadına baktığımda benim de ona benzediğimi fark ettim. İnsan insana benzerdi canım, değil mi?
Karşı ailedeki çocuk, ablası olduğunu düşündüğüm o kızla birlikte olabildiğince uzağa oturmuştu. Onların aksine ben direkt abimin yanındaydım.
Doktor sonunda odasından çıkınca, koridorda sadece biz olmamıza rağmen elindeki kâğıda baktı. Sonrasında ise "Nevra Yıldırım ve Hale Giray'ı DNA testi için odaya alalım," dedi. İlk önce ben ve o kadın girdik. Kan verdikten sonra odadan çıktık; çıkar çıkmaz abime sarıldım. Doktor da bizimle çıkmıştı. "Sude Yıldırım ve Evrim Giray'ı DNA testi için alalım." Bu sefer adını yeni öğrendiğim kız ve annem içeri girdi.
Ben hâlâ abime sarılıyordum. Kulağıma eğilip "Vıcık vıcık sarıldın. Merak etme, ben senin abinim, onlar da ailen..." dedi.
"Biliyorum."
Bakışlarım o çocuğa kaydığında imrenerek bize baktığını gördüm. Benim ona baktığımı fark edince hemen bakışlarını kaçırdı. Onların işi de çok uzun sürmedi, onlar da bizim gibi doktorla birlikte çıktılar.
"Sonuçlar yarım saate çıkar," dedi doktor.
Abime baktım. Burada duramayacağımı anlamıştı. "Ben çay alacağım," dedim. "İstersen seninle gelebilirim," dedi.
"Biraz yalnız kalayım." Anlayışla başını salladı.
Arkamı dönüp asansöre doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Ya bir ihtimal sonuçlar pozitifse? Değildir ya... İstemsizce gözlerimin dolduğunu hissettim. Oysa içimi gözlerime bastırırdım; ağlayamazdım, o kadar da değil. Ağlamayı zayıflık olarak görmüyordum tabii ama bunun için de ağlanmazdı, çocuk muydum ben? Sanki eğlenilecek şeye gülmüyormuşum gibi bir de böyle şeylere ağlamaz mıyım? Bu huyuma da çok uyuz oluyordum. Normal değildim kesinlikle. Aniden güldüğümde, cidden ağlanacak halime güldüğümü fark ediyordum.
Asansöre binip rastgele bir tuşa bastım. Hangi katta duracağı çok da umurumda değildi aslında. Asansör durduğunda katı umursamadan dışarı çıktım. Şansıma etrafta hiç hasta falan yoktu, garip bir hava vardı. Hastanenin çikolata kokmasını mı bekliyordum sanki? Ama bir garipti işte, sanki bana... Neyse.
Ellerimle oynamaya başladım. İçimi yiyen bir duygu vardı ve beni kemiriyordu. Kendime itiraf ediyordum; ben o testten sandığımdan daha çok korkuyordum. O test pozitif çıkarsa hiç tanımadığım insanlarla mı yaşayacaktım? Ya ailem beni istemezse? İsterlerdi canım, ailemdi sonuçta. Ne kadar aile gibi hissettirmeseler de ailemdi işte.
Gözyaşlarımın aktığını yeni fark ediyordum. Yanıma birinin oturduğunu ise bana uzatılan peçeteyle anladım. Ani bir panikle gözyaşlarımı sildim. Peçeteyi alıp sahibine baktım. Doktor önlüğüyle biri duruyordu karşımda. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Benim de gözlerim yanıyordu, ondan bir farkım olduğunu zannetmiyordum şahsen.
"Kimi kaybettin?" dedi gözlerini benden ayırmadan.
"Ben kimseyi kaybetmedim, sadece üst kata test için gelmiştik," dedim şaşkınlıkla.
Sorduğum soruya cevap aldıktan sonra kaşları derin bir şekilde çatıldı. Kendimi gergin hissederek üstüme başıma baktım. Bir şey yoktu, bu orangutan niye öyle bakıyordu? Kendime baktığımı fark ettiğinde bakışlarını düzeltti. Boşluğuna gelmiş olmalı ki gülmeye başladı. Garip garip ona baktım bu sefer. Deliler hastanesinden mi kaçmıştı bu?
"Morg alanı burası, küçük hanım."
"Ne!"
Mal gibi ona bakmaya başlayınca daha da çok gülmeye başladı. Komik miydi? Ben gelmişim, bula bula morg alanını bulmuş ağlıyorum; bu gelmiş gülüyor. Dayanamayıp ben de gülmeye başladım.
"Beni de bozdun akıl hastası," diyerek kınayan bakışlarla bana baktı.
"Ben o kadar okuyup doktor olayım, şu önlüğü giyeyim; delinin teki gelip bana 'akıl hastası' desin. Hak ettiysem eyvallah ya."
Gülmeye başlayan bu sefer bendim.
"Sen neden ağladın?" dedim birden.
"Hastamı kaybettim," dedi hüzünle.
"Başın sağ olsun. Nasıl bir acı olduğunu bilmiyorum." Gözlerindeki hüzün fazla ağırdı. Birinin ellerinin altında can vermesi çok acı bir şey olmalıydı.
"Peki, sen neden ağladın?" Hayatımın dönüm noktasını rastgele birine anlatacak kadar mal mıydım ben?
"Galiba küçükken hastanede karıştırıldım ve 17 yıl sonra beni buldular."
Maldım tabii ki...
"İki yıldır bu hastanede çalışıyorum ama böyle bir şeyin yaşanması normal şartlarda mümkün değil. Ya büyük bir yanlış anlaşılmadır ya da bilerek yapılmıştır..."
"Bilerek olmasının imkânı var mı gerçekten?"
"Mafya bağlantıların varsa neden olmasın?"
Ciddi bir şekilde ona döndüm. Esprisine gülmediğim ve ciddiyetle yüzüne baktığım için gerilmişti.
"Tamamen berbat bir şakaydı. 'Yakışıklı' birisin ama espri anlayışından sınıfta kalıyorsun be koçum."
"Şaka anlayışım berbat ama yakışıklıyım, öyle mi?" Kendini tutamayıp güldü. "Yakışıklı mıyım gerçekten?"
"Öyle dediğime göre öylesin."
"Abin yaşındakilere yakışıklı dememelisin bence."
"Abimden büyük duruyorsun bu arada, yaşın kaç ki?" Yaş tahmin etme modu: Açıldı.
"Bana mı yürüyorsun sen?" dedi tek kaşını kaldırarak.
"Korkma, yemem." Yeniden güldü.
"Yirmi altı yaşındayım," dedi.
"Tamam işte; abim yirmi yaşında, yani ondan büyüksün." Sabır çeker gibi bir nefes aldı.
"Abiciğim, sen okulunu okusan ya..."
"Nereden abim oluyorsun be!" dedim sitemle.
"Nevra!" Abimin sesini duymamla hızla ayağa kalktım.
"Efendim abiciğim," dedim hemen, sesimi masumlaştırarak.
"Her yerde seni arıyorum, beş dakikaya sonuçlar çıkacak. Ayrıca bu kim?"
"Doktor."
"Onu görebiliyorum," dedi abim. Sinirlenmişe benziyordu.
"Adını bilmiyorum. Doktorluk alanı biraz ilgimi çekti de onun hakkında konuşuyorduk," dedim masumca. İnşallah yerdi. Doktor olan gülmeye başlayınca şansımın dibe vurduğunu fark ettim.
"Sen eşit ağırlık okuyordun sanki?" dedi abim imayla.
"Olabilir, doktorluk da iyi meslek sonuçta. Hem sonuçlar çıkacakmış, gidelim biz. Görüşürüz doktor bey."
"Görüşürüz küçük hanım."
Abimin elini tutup hızla asansöre doğru sürükledim ve tuşa bastım aceleyle. Abim tam ağzını açacağı sırada lafa atladım: "Hava bugün ne güzel, değil mi? Şu an mahallede, parkta arkadaşlarla ne güzel çekirdek kola yapardık... Hatta Mete abinin yeni mekânına giderdik, değil mi? Çok merak ediyorum orayı da..."
Asansörün kapısı açıldığı gibi kendimi içeri attım. Ancak aşağı indiğimde gülüşüm anında soldu. Annem ve babam yanımda olmasına rağmen kendimi çok yalnız hissettiğim için abimin arkamdan gelmesini bekledim.
Doktor sonunda odasından çıktı. Bir an kalp atışlarımın sesini koridorda duyulacak kadar şiddetli hissettim. Fark etmeden ellerimle oynamaya başlamıştım.
"Testler pozitif. Geçmişte bir karışıklık olmuş olmalı. Hastanemiz adına özür dilerim, hepsi bizim hatamız."
Zaman durmuştu. Tam şu anda, her şey buz kesmişti. Benim on yedi yılım... Koskoca on yedi yılım basit bir hastane hatasına mı bedeldi? Ben o on yedi yıl boyunca neler çekmiştim! Öz ailem olsalardı bu kadar şikayet etmezdim belki ama cidden mi ya? Kafamın içi doktorun söyledikleriyle yankılanıyordu resmen.
Test pozitif...
Hepsi hastanemizin hatası.
Hepsi hastanemizin hatası...
Ciddi miydi bunlar? Gerçekten koskoca bir hayatın karşılığı kuru bir özür ve hata kelimesinden mi ibaretti?
"Ben kendi ailemle yaşamak istiyorum," dedi karıştırılmış olduğum ve adının Sude olduğunu öğrendiğim kız.
"Ne?!" dedim ikinci bir şoka girerek. "Onları tanımıyorsun bile!"
Küçümseyerek bana bakıyordu. Nasıl bir hayat yaşayacağının farkında mıydı bu kız? Hayatı cehenneme dönecekti!
"Ben de öz kızımı istiyorum," dedi babam. Ciddi miydi bu adam? Aman, bana neyse... Bugüne kadar bir babalığını görmüştüm sanki de...
"İyi misin?" diye fısıldadı abim kulağıma doğru. Cevap vermedim.
"Abi, gerçekten bir hastane hatası mı bu?" dedim bakışlarımı abime çevirerek. O da benim gibi işkillenmişti. Babam pis bir adamdı, bu işin arkasında onun parmağı olmasından bile şüphelenirdim.
Herkes konuşuyordu ama sesler bana sadece bir uğultudan ibaret geliyordu. Tamam, o kızdan hoşlanmıyor olabilirdim ama yaşayacağı hayatın zorluğunu bilmeliydi. Kafamı iki yana salladım.
"Bir saniye!" diyerek sesimi yükselttim.
Koridordakiler birden sessizleşti. "Aşağıya inelim, burada rahatsızlık vermeyelim. Sude misin nesin bilmem ama her şeyden önce seninle baş başa konuşalım. Amacım fikrini değiştirmek değil inan ki, sadece iki laf edeceğiz," dedim.
Abim anında kaşlarını çattı; beni onunla yalnız bırakmak istemiyordu. İçini rahatlatmak amacıyla gözlerinin içine baktım. İnadımı bildiğinden, babamlara başıyla çıkmalarını işaret etti. Beni daha fazla dinlemeden arkasını dönüp asansöre yürüdü. Babamla annem de onun arkasından gitti.
Kalan diğer aileyle bakıştık. "Merak etmeyin, kızınıza zarar vermem." Yanlarındaki çocuk kaşlarını çatarak bana, daha sonra ise Sude'ye baktı ve ilk o yürüyüp gitti. Kaşlarımı çattım. Bu ne demekti şimdi? Kafamı buna yoramazdım. Kalan kişilere baktım; Hale Hanım ve kocası duruyordu.
"Lütfen sadece on beş dakika. Hemen getireceğim sonra kızınızı," dedim nazik olmaya çalışarak. Hale Hanım'ın kaşları çatılırken, kocasının sorgulayan bakışları yumuşadı. Karısına baktı; sanki gözleriyle "Güvenebiliriz" diyordu. Karısı başını salladı ve ikisi de koridordan çıktı.
Sude ile yalnız kaldığımızda ona hiç de dostça yaklaşmayacaktım, çünkü bunu hak etmiyordu.
"Bak, şu küçümseyici tavrını bir kenara bırak. Bu konuşmayı senin için yapıyorum," dedim sabırlı görünmeye çalışarak. Yüzündeki o kibirli ifade kısa bir an kayboldu. Bunu neden yaptığımı anlamaya çalışıyordu.
"Babamla annem dışındaki kimsenin hoşuna gitmek için kendinden bir şeyleri feda etme boşuna. Çünkü bırak seni sevmelerini, dönüp bakmazlar bile... Kendini kanıtlamaya çalışma, sonra asıl üzülen sen olursun. Sana onlarla gitme demiyorum ama yaşayacağın hayatı iyi düşün," dedim kendimden beklemediğim bir ciddiyetle.
Ben o evde yıllarca kurban olmuştum, bari o gitmesin diye düşünmüştüm. Kim olsa bu konuşmayı yapardı zaten.
"Bunu niye yaptın?" dedi sesini yükselterek. "Bana neden bunları söylüyorsun? Kendimi suçlu hissedeyim diye mi?"
"Bana bir daha sakın sesini yükseltmeye kalkma," dedim buz gibi bir sesle. Bu sert duruşum karşısında devasa bir şaşkınlıkla kalakaldı. "Bana istiyorsan düşman ol, umurumda bile değil. Ama bunları sana söylemeseydim, asıl suçluluk duygusuyla yanacak olan ben olurdum."
Onun cevap vermesine bile izin vermeden arkamı dönüp yürüdüm. Kimse bana sesini yükseltemezdi. Düşman olmak istiyorsa, keyfi bilirdi.
Aşağı indiğimde bizimkilerin hararetli bir şekilde tartıştığını gördüm. Beni fark ettikleri an sustular. Menderes'e artık "baba" demeye gerek duymuyordum. Beni orada bırakıp gideceğini zaten biliyordum. Bu da bana yaşatmaya çalıştığı içsel bir acıydı güya ama bu sefer işe yaramamıştı. Keşke tamamen düşseydi yakamdan.
"Kızım nerede?" dedi Menderes Bey bana doğru yürüyerek.
"Git bak bakalım, kızın nerede." Ona karşı içimde kalan son saygım da o an bitmişti. Abim sorgulayan gözlerle bana baktı.
"Aşk olsun abi ya, beş dakikada yemedim ya kızı. Valla sadece konuştuk." Abim yanıma gelip kolunu omzuma attı. Bana doğru eğilip "Senden beklerim," diye fısıldadı.
"Valla ben de kendimden beklerim," dedim aynı fısıltıyla.
Sude de aşağı indiğinde ortam yeniden gerildi. "Ben kendi ailemle gideceğim," dedi ve doğrudan Menderes'in yanına adımladı. Ona gitme dememiştim zaten, istediğini yapabilirdi. İki aileyi de seçebilirdi çünkü ben ikisini de seçmeyecektim.
"İki aileyi de seçebilirsin Sudeciğim," dedim yapay bir tebessümle.
"Burada daha fazla kalamayacağım," dedi Menderes Bey ve kapıya, arabaya doğru yürüdü. Kızı ve karısı da hemen arkasından gitti. Arabaya bindiklerinde abime gelmesi için kafasıyla işaret yaptı.
Abim bana döndü. "Burada bir abin olduğunu unutma bücür. Ben her zaman senin yanındayım, her kararının da arkasındayım," dedi ve bana sıkıca sarıldı. Kollarımı hemen beline sarıp ona aynı sıcaklıkla karşılık verdim.
Ayrıldığımızda o da Menderes Bey'in arabasına doğru gitti. Kalan aileyle baş başa bakıştık, ne diyeceklerini bilemiyor gibiydiler. Söze ilk ben girdim: "Merak etmeyin, başınıza kalmadım. Elinizde bir fazlalık olmayacak, ben başımın çaresine bakarım. Siz de gidebilirsiniz."
"Ne fazlalığı? Asıl bizimle gelmeni istiyoruz; tabii sen de istersen eğer. Söz veriyoruz sana asla kendini fazlalık gibi hissettirmeyeceğiz, elimizden gelen her şeyi yapacağız," dedi Hale Hanım.
Böyle bir tepkiyi hiç beklemediğim için bir an kalakaldım.
"Sizinle gelmemi mi istiyorsunuz yani?" Deneyebilirdim ama emin değildim.
"Evet lütfen, gerçekten seni pişman etmeyiz. Sadece bize bir şans ver," dedi adını henüz bilmediğim adam.
Reddetsem bile kabul etmeyecek gibi bakıyorlardı. Hem bir şanstan ne çıkardı ki?
"Pekala, sizinle geleceğim."
Hale Hanım ve kocasının yüzünde beklemediğim bir neşe belirdi. İstemeden şaşırmıştım bu duruma.
"Tanışalım o zaman resmen," dedi Hale Hanım gülümseyerek.
"Ben Nevra, biliyorsunuz zaten." Tanıtacak çok da bir özelliğim yoktu.
"Ben Hale Girgin. Bu kocam Oğuz Girgin. Ve bu da kardeşin Yağız Girgin," dedi yanındaki çocuğu göstererek.
Ben daha bir tane abimle baş edemiyordum, şimdi bir de başıma kardeş mi çıkmıştı? Ben o çocuğun abi olduğunu sanmıştım oysa! Şok içinde Yağız denen velete baktım.

Arkadaşlar öncelikle bir DNA testini 24 saat sürdüğünü biliyorum kitapta gözardı ettim sadecee. Beğenmeyii unutmayınnnn

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18