2. bölüm · Halüsinasyon

KANIN SESSİZ TANIĞI

Babacan Kral31

Bölüm 2 : KANIN SESSİZ TANIĞI

"Geçmiş, susturduğun her anıyı zamanı gelince bağırarak geri getirir.”

O gece, Eflal’in rüyaları geçmişi çağırdı. Yağmur yine yağıyordu ama bu sefer küçük bir evin penceresinden.
Yedi yaşındaki Eflal, annesinin mutfakta şarkı söylediğini duyuyordu. İnce bir ses, sıcak bir gülüş…
Sonra kapı vuruldu.

Annesi gülümsemeyi kesti
— “Yatağına gir tatlım,” dedi telaşla. “Sakın ses çıkarma.”
Eflal perdeyi araladı. Kapının önünde uzun boylu bir adam vardı: Arın.
Yüzünde karanlık bir huzur.
— “Zeynep,” dedi alaycı bir tonda. “Yusuf evde mi?”
— “Git buradan Arın,” dedi annesi, sesi titreyerek. “Yusuf hiçbir şeye karışmak istemiyor.”
— “O zaman neden her şeyi anlatmaya kalktı?”
Arın bir adım attı, ışık yüzüne vurdu. Gözleri tamamen boştu.
Bir saniye sonra mutfakta bir çığlık yankılandı.
Eflal yatağından fırladı. Koşmak istedi ama dizleri titredi. Kapı aralığından baktı:
Annesi yerdeydi. Elinde bıçak, başında Arın.
Kan…
Çok fazlaydı.
Ve kapının arkasında biri daha vardı — babası.
Donmuş.
Hiçbir şey yapamıyordu.
Eflal çığlık attı ama sesi çıkmadı. Boğazı düğümlendi.
Arın başını kaldırıp küçük kıza baktı.
Göz göze geldiler.
Soğuk, keskin bir sessizlik.
— “Büyüyünce hatırlarsın,” dedi Arın. “Her şeyin sebebini.”
Bir an sonra karanlık çöktü.
Eflal, rüyadan boğularak uyandı.
Odasında Bade vardı, sessizce kenarda oturuyordu.
— “Yine aynı kabus,” dedi yavaşça.
Eflal gözyaşlarını silmeden cevap verdi.
— “Artık kabus değil. Gerçek.”
Bade elini uzattı ama Eflal bir adım geri çekildi.
O temas hâlâ imkânsızdı.
Ama bu sefer, gözlerinde bir söz vardı:
“Bu bitmeyecek. Ta ki Arın konuşana kadar.”

Adliye koridorları o sabah sessizdi ama havada belli belirsiz bir gerginlik vardı.
Bade elindeki dosyayı sıkıca tutarken, Eflal yanından ayrılmıyordu.
İkisi de aynı şeyi hissediyordu: biri onları izliyordu.
Bade mırıldandı:
— “Bir an bile güvende hissetmiyorum.”
Eflal, dudaklarını ısırdı.
— “Arın içeride, Zafer ve Karan gözaltında. Yine de… sanki gözleri her yerde.”
Kapıdan geçerken koridorun ucundaki gölge kıpırdadı.
Bir sigara dumanı havada asılı kaldı.
Karanlık bir köşede, siyah montlu elinde sigara tutan bir adam izliyordu.
Zafer Karaman.
Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Telefonuna bastı, kamerayı açtı.
Ekranda Bade ile Eflal yürürken göründü.
Zafer alçak bir sesle fısıldadı:
— “Kardeşlik mi? Güzel kelime. Bakalım, birbirinizi ne kadar koruyabileceksiniz.”
O sırada Eflal Mira’nın odasına girdi.
Masada yeni bir dosya vardı.
Mira gözlüğünü çıkarıp doğrudan Eflal’e baktı.
— “Bu dava sadece üç katille ilgili değil. Dosyada yeni bir isim geçti.”
— “Kim?”
Mira dosyayı Eflal’in önüne itti.
Üstte yazan isim Eflal’in kalbini durduracak gibiydi:
Yusuf Aydemir.
Babalarının adı.
Eflal’ın eli dosyada titredi.
Bade kapıdan içeri girdiğinde yüzünün rengi gitmişti.
— “Ne oluyor?”
Eflal kısık sesle söyledi:
— “Babamız… Arın’la birlikteymiş.”
O anda Bade’nin gözleri boşaldı.
— “Yani annem sadece kurban değildi. Bu, bir intikam zinciriymiş.”
Mira sessizce ayağa kalktı.
— “Ve biri o zinciri yeniden başlatmış gibi görünüyor.”
Kapının dışında, koridorda bir kamera kırmızı ışıkla yanıp sönüyordu.
Zafer kaydı durdurdu.
Soğuk bir gülümsemeyle mırıldandı:
— “umarım bu davada beni bulmadan çözersin avukat.”

Adliye salonu tıklım tıklımdı.
Herkes nefesini tutmuş, Arın’ın bir kez daha mahkeme önüne çıkmasını izliyordu.
Eflal o sabah erkenden gelmişti; dosyalarını sıralamış, sakin görünmeye çalışmıştı.
Ama içi… buz gibiydi.
Hakim yerini aldı.
— “Sanık Arın Devren’in davası yeniden görülüyor.”
Arın, demir parmaklıkların arkasından Eflal’e baktı.
Soğuk, alaycı bir gülümseme.
— “Beni hatırladın mı, aydemir?”
Salon bir anda sessizleşti.
Eflal’ın eli kaleminde sıkılı kaldı.
Gözlerini ondan kaçırmadı.
— “Sadece seni değil, yaptıklarını da hatırladım.”
Arın öne eğildi, sesi tıslama gibiydi.
— “Annenin gözleri… seninkine benziyordu.”
Eflal’ın yüzü bembeyaz kesildi.
Hakim uyardı ama Arın dinlemedi.
— “Ve baban… , o korkak adam. Sen de onun gibisin!” diye bağırdı.
O anda sandalye devrildi.
Batın ayağa fırladı.
Gözleri alev gibiydi.
Masadan çıktı, doğrudan Arın’ın önüne yürüdü.
— “Kes sesini!” dedi öfkeyle. “Avukat ile böyle konusamazsın devren ”
Salon uğultuya boğuldu.
Gardiyanlar hemen araya girdi ama Arın hâlâ Batın’a gülümsüyordu.
— “Sen de koruyorsun onu, ha? Güzel. Ama unutma uluhan hapisten çıkınca herşey değişecek seni bulucam, polis.”

Batın yumruğunu sıktı, neredeyse zincirleri koparacaktı.
Eflal ise donmuş gibiydi; gözleri dolu, sesi kısılmıştı.
Hakim gavel’ı vurdu.
— “Duruşmaya ara verildi!”
Batın derin bir nefes aldı, Eflal’in yanına yaklaştı ama dokunmadı.
Sadece sessizce fısıldadı:
— “avukat , onun böyle davranmasına izin verme .”
Eflal, gözyaşlarını tutarken başını hafifçe salladı.
— “Ben izin verirsem bile, o artık konuşamayacak komiser.”
Kamera flaşları patladı, salon boşalırken Arın’ın yüzündeki gülümseme hâlâ kaybolmamıştı.

Cezaevi duvarları nemliydi, hava ağırdı.
Eflal, avukat kartını gösterip içeri girdiğinde gardiyanlar bile fısıldaşmayı kesmişti.
Bu görüşme gizliydi. Kimsenin bilmemesi gerekiyordu — özellikle batın ve Bade’nin.
Camın arkasında Arın oturuyordu.
Her zamanki gibi zincirli, sakin, ürkütücü bir sessizlik içinde.
Eflal sandalyeye oturdu, dosyasını açtı.
— “Seninle konuşmaya geldim. Gerçekleri duymak istiyorum.”
Arın başını yana eğdi.
— “Gerçekleri kaldıramayacağını biliyorum, avukat.”
Eflal’ın sesi titremedi.
— “bana burda herşeyi anlat devren.”
Bir süre sessizlik oldu.
Arın’ın parmakları masaya ritmik şekilde vuruyordu.
Sonra eğildi, sesi buz gibi soğuktu:
— “O gece annen ölmedi hemen. Bir şey söyledi.”
Eflal’ın kalbi hızlandı.
— “Ne söyledi?”
— “Yusuf’a bakarak, ‘Ona güvenme… o yalnız değil,’ dedi.”
Eflal’ın elleri buz kesildi.
— “Ne demek istiyorsun?”
Arın sırıttı.
— “Baban o gece birine haber vermişti. Kapıyı ben çaldım ama o kişi… senin anneni öldürmemi istedi.”
Eflal sandalyeden doğruldu, camın öte yanına yaklaştı.
— “Yalan söylüyorsun!”
Arın başını hafifçe yana eğdi, sesi neredeyse fısıltıydı:
— “O zaman neden annenin kanı kurumadan baban seni oradan uzaklaştırdı? Hiç düşündün mü?”
Eflal’ın gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Masadaki elleri titriyordu ama hâlâ dik duruyordu.
— “Sana inanmayacağım.”
Arın gülümsedi.
— “İnanacaksın. Çünkü babanın dosyasında benim imzam var. Ve sen o dosyayı açacaksın.”
Gardiyan kapıyı vurdu. Süre dolmuştu.
Eflal dosyasını kapattı ama camdan ayrılmadı.
Arın gözlerini dikti, fısıldadı:
— “Sıradaki görüşmede, senin sıranı anlatacağım.”
Kapı kapandığında Eflal’ın bacakları çözülmüş gibiydi.
Koridorda yürürken nefes alamadı.
Bade aramıştı ama telefonu açmadı.
Kendi kendine fısıldadı:
— “Babam… ne sakladın bizden?”

Akşam, karanlık şehrin üzerine çökerken Batın’ın telefonu çaldı.
Bir meslektaşıydı.
— “Uluhan, bugün senin avukat o kıza ne olmuş biliyor musun? Cezaevine tek başına gitmiş.”
Batın’ın eli anında yumruğa dönüştü.
— “Ne”
Telefon kapanmadan Batın arabaya atlamıştı bile.
Yağmur yağıyordu, silecekler yetişemiyordu.
Ama o, sadece bir isme kilitlenmişti: Eflal.
Eflal eve yeni girmişti.
Üzerinde hâlâ o cezaevi havası vardı; boğazında Arın’ın sesi yankılanıyordu.
Kapı aniden çalındı. Sert.
Açtığında Batın oradaydı, saçları ıslanmış, yüzü karanlıktı.
— “Cezaevine tek başına mı gittin?” dedi, sesi buz gibi.
Eflal dondu.
— “Bunu sana kim söyledi—”
— “Cevap ver, Eflal!”
Batın’ın sesi yükselmişti.
— “O herif seni yıllarca kabuslarınla zehir etti, sen gidip onunla konuşuyorsun! Akıl mı bu?”
Eflal gözlerini yere indirdi.
— “Söylemedim çünkü durduracağını biliyordum.”
— “Haklısın! Çünkü kendini tehlikeye atıyorsun!”
Eflal başını kaldırdı, gözleri doluydu ama sesi netti:
— “O tehlike zaten hayatımın içinde, Batın. Annemin kanında, babamın susuşunda. Ben sadece cevabı bulmak istiyorum.”
Batın bir adım attı, aralarındaki mesafe bir anda daraldı.
Göz göze geldiler.
O an sessizlik, bağırışlardan daha ağırdı.
— “Ve ya o seni tamamen kırarsa?” diye sordu Batın, sesi bu kez yumuşak ama öfkeyle dolu.
— “O zaman kırık halimle yaşamayı öğrenirim.”
Batın nefes aldı, elini uzatır gibi yaptı ama Eflal geri çekildi.
Yine o temas korkusu.
Ama bu sefer Batın elini indirmedi, sadece fısıldadı:
— “Bir gün bana güvenmeyi öğreneceksin.”
Eflal gözyaşlarını sildi, sesi kısıktı:
— “O gün geldiğinde… belki ikimiz de çoktan yanmış oluruz.”
Batın gitmeden önce kapıda durdu, dönüp baktı.
— “O dosyayı açarsan… geri dönüşün olmayacak.”
Eflal cevap vermedi.
Ama kapı kapanır kapanmaz babasının dosyasını masaya koydu.
Titreyen parmaklarıyla ilk sayfayı çevirdi.
En üstte bir imza vardı.
“Yusuf Aydemir – Savunma Tanığı”
Eflal fısıldadı:
— “Savunma mı?”
Gözleri satırda takıldı.
Tanık: Arın Devren karayer