GÜNEŞ kitap kapağı

3. bölüm / 4

GÜNEŞ

3...

Vaveyla Yazarı: Evrim Eskiçeri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 3...

Serdar büyük bir tepsiyle içeri girdi. Tepside iki kişilik yemek vardı.
"Acıkmış olabilirsiniz diye düşündüm."
Güneş kalkıp tepsiyi Serdar'ın elinden aldı. Serdar'ın bacakları arasında bir anda Selin belirdi. Telaşla amcasının yanına gitti.
"Amcacım sana ne oldu?"
"Ufak bir kaza bir tanem"
"Popon?" kız gözlerini kocaman açmış bakıyordu.
"Evet popom. Popolarda kaza geçirir."
Selin, Güneş'e dönüp gülümsedi.
"Siz kimsiniz?" dedi.
"Doktorum" dediğinde küçük kız daha da şaşırdı ve "Popo doktoru mu?" diye sordu.
Güneş gülerek çömeldi ve aynı boya geldi.
"Popo doktoru değilim. Biraz daha çalışıp göz doktoru olacağım."
Selin bu defa babasına döndü.
"Yanlış doktor getirmişsin baba ama olsun abla çok güzel."
Güneş ufaklığın sevimliliğine dayanamayıp onu sıkıştırarak sevdi. Selin, amcasının yanına gidip yanaklarını öptü.
"Sen benim yaralarım çabuk geçsin diye öpüyorsun ama ben senin poponu öpmek istemiyorum."
Odanın içi bir anda kahkaha sesleriyle doldu. Rüzgâr, kızı koklayarak öpüp babasıyla eve gönderdi. Güneş hayranlıkla arkalarından baktı. Tepsiyi alıp yatağın yanına gitti.
"Demek yeğeninin yaralarını öperek iyileştiriyorsun."
"Bilimsel olmasa da iyi bir yöntem olduğunu düşünüyorum."
Rüzgâr, çocukların bolca sevgisiyle büyümesi gerektiğine inanan insanlardandı. Kendisi sert bir anne babanın ilk çocuğuydu. Çocukluk anılarında ne başının okşanması vardı ne de yaralarının öpülmesi. Büyümeye başladığında kardeşinin yaralarına ortak olmuş, acılarını beraber dindirmişlerdi.
Güneş, Rüzgâr'a bakıp başıyla onayladı. Boğazında oluşan yumru konuşmasını engelledi. Dolan gözlerini kaçırarak gizlemeye çalıştı fakat Rüzgâr gördü.
"Yüz üstü yemek yemek zor olacak. Yardım etmemi ister misin?"
Rüzgâr değişen konuya geri dönmedi. Belli ki onun da içinde yarası vardı. İlk tanıştıkları gün kendini açmasını beklemiyordu. Alt yazılar aklına kazındı. Belki bir gün yaralarını gösterir ve Rüzgâr öperek iyileştirirdi.
Serdar gelip "Ben kulübe gidiyorum" dediğinde Rüzgâr doğal olarak "Tamam" dedi fakat Güneş bir anda parladı.
"Nasıl ya? Adam burada hasta yatarken sen eğlenme derdine mi düştün?"
Serdar ellerini öne uzatıp titretti ve "Eğer kulübe gitmezsem atak geçiriyorum" dedi. Rüzgâr yattığı yerde kıkırdamaya başladı. Güneş hayretle Rüzgâr'a döndü.
"Manyak mı bu?"
Rüzgâr önce kardeşini azat etmek istedi.
"Görüşürüz Serdar. Sefa evde mi?"
"Evet, Selin de uyudu."
Serdar gidince şaşkın kız iki kardeşin rahatlığına anlam veremedi. Olduğu yerde kala kaldı.
"Biz gece kulübü işletiyoruz yani Serdar işe gitti."
"Haa... Adam gibi anlatsanıza! Hangi kulüp?"
"Kulüpleri bilecek kadar gece hayatın var mı?"
Güneş dudağının yanını kıvırdı. Kısıtlı bütçe ve yoğun ders programı yüzünden eğlenmeye vakit bulamıyordu.
"Yok, benimki merak. Hem okuyup hem çalışıyorum. Gece gezecek gücüm olmuyor."
Rüzgâr yastığına sarılıp soru cevap konuşmaya devam etti.
"Hiç eğlenmek istemez misin?"
"Hangi genç eğlenmek istemez? İsterim tabii ama şartlar ne gerektiriyorsa onu yaşamak zorundayım."
"Bir gün seni misafir ederim."
"Tek gelmem, arkadaşlarımla gelirim."
"Olur, onları da misafir ederim."
Güneş gerçekleşmiş gibi neşeyle gülümsedi. Eğlenmeyi de dans etmeyi de seviyordu. Bazen evde müzik açıp ev arkadaşlarıyla deliler gibi dans ederlerdi. Okul ve iş arası hayat, yaşları için sıkıcıydı. Fırsat bulunca kaçırmıyorlardı.
Saat epey geç olmasına rağmen sohbete devam ettiler. Güneş bu saatten sonra gidemezdi. Rüzgâr olduğu yerde huzursuzca kıpırdandı.
"Güneş benim duş almam gerekiyor"
"Yapamazsın. Ancak iki gün sonra su geçirmez bant takıp duş yapabilirsin."
Adam hayatının en saçma cümlesini duymuş gibi sırıttı.
"İki gün duş almayacak mıyım?" dirsekleri üzerinde doğrulmuş cevap bekliyordu.
"Sanki inşaatta çalışıyorsun. İki gün camış gibi yatacaksın. Kokmazsın merak etme."
"Güneş neden bana kötü davranıyorsun?"
Güneş bir tabağı Rüzgâr'ın önüne bıraktı diğerini de minderine oturup kucağına aldı. Lokmasını ağzına atmadan önce "Çok huysuz bir hastasın" dedi. Güneş'in umursamaz tavrına sessiz kalan Rüzgâr önüne bırakılan yemeği yemeğe başladı. Yüz üstü yemek zordu. Hem kolları ağrımış hem de midesi kasılmıştı.
"Güneş tabağı alır mısın?"
Güneş uzanıp tabağı aldı ve yanına koydu. Kendi yemeğine devam etti. Rüzgâr yine yastığına sarıldı. Güneş lokmalarını çiğnerken etrafı inceliyordu. İştahla yediğinden acıkmış olduğu belliydi. Odaya sessizlik hâkimdi. Rüzgâr onu izlerken ağırlaşan göz kapaklarına hâkim olamadı ve uyuya kaldı.
Güneş sessizce tabakları toplayıp odadan çıktı. Geldiğinden beri Rüzgâr'ın odasındaydı ve evi bilmiyordu. Koridor boyu yürüyünce salona vardı. Açık mutfağa ilerleyip tabakları sudan geçirip bulaşık makinesine yerleştirdi. İş bitince etrafına bakındı. Salonun tuğla duvarının ortasındaki modern tabloyu inceledi. Sade ama şık bir evdi. Mobilyaların görüntüsü, tasarımı, dokusu pahalı olduklarını açıkça belli ediyordu.
Güneş'in arkadaşlarıyla paylaştığı ev tam bir öğrenci eviydi. Toplama eşyaların güzelliği değil işlevi önemliydi. Evini seviyordu ama tabii herkes gibi o da güzel döşenmiş bir evde yaşamak isterdi.
Arkasında bir anda açılan geniş asansör kapısının sesiyle yerinden sıçradı. Apartmanın her katında bir daire vardı ve asansör direk eve açılıyordu. Şifresiz kimse giremiyordu. Güneş korkuyla atan kalbinin üzerine elini koydu. Gelen Sefa'ydı.
"Özür dilerim, korkuttum."
"İkinci defa aklımı alıyorsun."
"Bir ihtiyacın var mı diye geldim."
Güneş ellerini beline yerleştirip etrafa bakındı. Geniş koltuk rahat görünüyordu.
"Bir yastık ve örtü olursa şu koltuğa kıvrılırım."
Sefa koltuğa bakıp başını salladı.
"Misafir odası var."
"Yerleşmeye niyetim yok. Burası yeterli."
Kadının aksileşmemesi için "Tamam yenge" dedi fakat çok yanlış bir sıfat kullandı.
"Yenge ne? Adım Güneş. Bir daha bana yenge deme Cefa"
"Sefa" adam yanlış söylenen ismini düzeltti.
"Hayır, Cefa! Bana yenge dediğin için adın Cefa."
Sefa "Ne aksiymişsin" diyerek koridorda kayboldu. Kısa sürede elinde yastık, çarşaf ve örtüyle geri döndü. Güneş'e bakmadan elindekileri koltuğa serdi. Masanın üzerindeki not kâğıdına da telefon numarasını yazıp Güneş'e verdi.
"Alt katta Selin'in yanındayım. Bir ihtiyacın olursa ara"
Güneş gülümseyerek teşekkür etti. Sefa her ne kadar onu kandırıp korkutarak buraya getirmiş olsa da bir kötülüğünü görmemişti. Aksine ne derse yapmıştı. Ailenin güvendiği biri olduğu ortadaydı. Serdar bile kızını ona emanet etmişti.
"Kahve ister misin?"
"Neden uykum kaçsın diye mi?"
Sefa pes edip ellerini kaldırdı.
"Yemin ederim sana yaranılmıyor. Ben gidiyorum. İyi geceler."
Güneş arkasından gülerken o asansöre binip gitti. Güneş yatmadan önce Rüzgâr'ı kontrol etmek için odasına gitti. Sıcak gelmiş olmalı ki Rüzgâr gömleğini çıkarmış üstü çıplak yatıyordu. Yarı beline kadar açık olan battaniyeyi yukarı çekmek için yanına gitti. O esnada boynundaki pençe dövmesini gördü. Ehil bir elden çıktığı belli olan dövme oldukça ayrıntılı çizilmişti. Neden pençe figürünü tercih ettiğini merak etti. Elinin tersiyle ateşine baktı. Şimdilik yoktu. Rahat uyuyabilirdi.
Güneş sabaha karşı duyduğu inlemeyle uyandı. Yabancı bir yerde olunca tavşan uykusu uyuyordu. Üzerindekini atıp hızlı adımlarla Rüzgâr'ın odasına gitti. Rüzgâr ayağa kalkmış, başı önde, bir eli duvara tutunmuş duruyordu.
"Neden kalktın?"
"Tuvalete gitmeliyim."
Sorgusuzca kolunun altına girip destek vermeye çalıştı. Rüzgâr yan gözle bakıp tebessüm etti. Taşıyamayacağını bilse de destek vermesi hoşuna gitti. Zorlanarak tuvaletin kapısına geldiler.
"Bundan sonrası sende, dikişlerini patlatmamaya ve ıslatmamaya dikkat et."
"Bu işkence kaç gün sürer?"
"Bir hafta, on gün kadar"
Kapıya tutunarak içeri giren Rüzgâr, sesinin en sert tonuyla söyleniyordu.
"Ulan bunu yapanı bulup götüne imzamı atmazsam adam değilim!"
Güneş sırtını kapının yanındaki duvara yaslayıp beklemeye başladı. Geldiğinden beri kimse ona kötü davranmamıştı. Evde ufak bir kız çocuğu olması ortamı yumuşatıyordu. Yine de bu adamları tanımıyordu. Tehlikeli olup olmadıklarını bilmiyordu. Akılsızlık edip yardım isteğine atlamış, yetmemiş gibi gece de adamın evinde kalmıştı. Tedirgin değildi, korkmuyordu ama yine de garip hissediyordu. Rüzgâr'ın bakışları öyle derindi ki bakınca utanıyordu. Adam yakışıklıydı. Tavrı, güçlü olduğunu hissettiriyordu. Sabah olduğunda herkesi geride bırakıp gidecekti. Bitirmesi gereken bir okulu ve kazanması gereken TUS sınavı vardı. Hedefine tam ulaşabilmesi için daha uzun ve zorlu bir yol vardı önünde. Bu gece yaşadıkları anı olarak kalacaktı. Kapı açılınca daldığı düşüncelerden çıktı. Tekrar adamın kolunun altına girdi.
"Cefa'ya söyle de sana koltuk derneği alsın. Seni taşımak kolay değil."
Başını eğip kadının yüzüne baktı ve "Sefa" diye düzeltti.
"Bana yenge dediği için artık onun adı Cefa. Abla demek için yaşımı küçük gördü galiba yengeyi yapıştırdı."
Rüzgâr gülümsedi. Sefa'nın bilerek yenge dediğine emindi çünkü Rüzgâr'ın ona ilgisini anlamıştı.
**
Sabah asansörün kapısı açıldığında Serdar gülümseyen yüzüyle eve girdi. Hemen yanında yeni uyandığı belli olan Selin çipil gözleriyle bakınıyordu. Güneş kahve makinasının başında suyun ısınmasını bekliyordu.
"Günaydın Güneş"
"Size de günaydın"
Eğilip Selin'in yanaklarını öptü. İlk gördüğü anda kıza kanı kaynamıştı. Selin oyalanmadan amcasının odasına koştu.
"Kapıyı çalmadan girme Selin"
Babasının uyarısına el sallayarak onay verdi.
"Kahve içer misin?
"Ehil ellerden yapılan kahveye hayır demem."
Güneş tebessümle kupaya doldurduğu kahveyi Serdar'a uzattı.
"Yaşamak için kazanılmış bir ehillik"
Serdar anlayışla başını sallayarak kahvesinden bir yudum aldı.
"Geceniz nasıl geçti?"
"Ağabeyini sorarsan biraz huysuzlanarak geçti. Benimkini sorarsan koltuk rahattı."
"Rüzgâr konfor alanını kaybedince huysuzlanır."
Güneş kalçasını tezgâha yaslayıp bacaklarını çapraz attı ve "Herkes gibi" dedi. Bir süre sessizce kahvelerini içtiler. Serdar bu sessizlikten rahatsız olunca "Ben Rüzgâr'a bakayım" dedi. Serdar giderken Güneş de onu takip etti. Gitmesi gereken okulu vardı ama ne zaman azat edileceğini bilmiyordu.
Selin, amcasının yatağına oturmuş sohbet ediyorlardı. Serdar onlara bakıp gülümsedi. Selin'in her zaman anlatacak hikâyesi vardı. Rüzgâr da bu hikâyeleri dinlemeye hep hazırdı.
"Nasıl oldun?"
"Kimin yaptığını buldunuz mu?" Rüzgâr halinden o kadar rahatsızdı ki bir an önce bıçaklayan adamın bulunmasını istiyordu.
"Bu o kadar kolay değil Rüzgâr, biliyorsun."
"O göte bir imza atmadan rahat etmeyeceğim."
Serdar uyarıcı bakışlarını gönderdi. Oda da Selin vardı ve Rüzgâr sinirden dilini tutamazdı. Rüzgâr, Selin'in yanağını öptü. Kızın bakışlarını takip etti ve kenarda sessizce duran Güneş'i gördü.
"Güneş içeri gelsene"
"Konuşmanızı bölmek istemedim."
Serdar yana çekilip içeri girmesi için yer açtı.
"Gel Güneş yoksa Rüzgâr birazdan gün görmemiş küfürlerini sıralamaya başlayacak."
Serdar en azından Rüzgâr'ın Güneş'in yanında daha dikkatli olacağını umut ediyordu. Rüzgâr derin bir nefes aldı.
"Selin kahvaltı yaptı mı Serdar?"
"Evet"
"Okula geç kalmıyor mu?"
"Evet"
"O zaman güle güle Serdar"
Serdar itinayla kovulmuştu. Selin'i kucaklayıp "Gel kızım, amcanın poposu yüzünden eğitimin aksamasın" diyerek odadan çıktı.
Rüzgâr yattığı yerde homurdanırken Güneş gülüyordu. Babasının kucağındaki sevimli kıza öpücük atıp el salladı.
"Güneş ben doğrulamıyorum."
"Dedim ya bir hafta on gün kadar durum bu"
Güneş ellerini pantolonunun arka cebine yerleştirmiş, doktor rahatlığında açıklama yapmıştı.
"Benim işlerim var" diyen Rüzgâr söylenmeye devam ediyordu.
"Ben mi dedim git kestaneyi çizdir diye? Ne yapabilirim?"
Rüzgâr çaresiz bir inlemeyle "Güneş" dedi.
"Of! Çocuk gibi sızlanma. Pansuman yaptırmayı da ihmal etme."
"Sen yap"
"Ne?" Güneş'in yüzü donuklaşarak baktı.
Rüzgâr hayatında ilk defa bir kadına nazlanıyordu. Az sonra dudak bile bükebilirdi. Annesine bile nazlanmayan bir çocuk olmuştu. Ne kadar komik olduğunu bilse bile bu yeni duygu hoşuna gitmişti. Gitmemesi için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı. Siyah dünyasını griye döndürebilmişti ama şimdi karşısında gözünü kör eden bir ışık vardı. Rüzgâr o ışığa ve sıcaklığına sığınmak istiyordu.
Güneş nefesini oflayarak verdi. "Beni burada zorla tutamazsın" dedi.
"Tabii tutamam ama yardım isteyebilirim. Sen doktorsun. Pansumanımı sen yaparsan daha çabuk iyileşebilirim."
"Göz Rüzgâr göz... Zzz..."
Güneş istediği uzmanlığın altını çizmeye çalışıyordu tabi anlayana
"Bir kerecik z'yi t ile yer değiştirsek olmaz mı?" nazlanmanın arasında saçmalamak da vardı. Rüzgâr Servetoğlu kesinlikle bu adam değildi.
"Selin senden daha mantıklı konuşuyor."
Rüzgâr yastığına sarılıp mahzun gözlerle bakmaya başladı. Güneş adama bakıp gülümsedi. Aslında amacını çok iyi anlamıştı. Fiziksel olarak güçlü bir adam olduğu belliydi. Elinin altında iş yaptıracağı pek çok adamı olduğuna da emindi. Ama o ısrarla Güneş diyordu. Yanına gidip kulağına eğildi.
"İkinci defa doktorluk vicdanımla oynuyorsun ve bu hiç hoş değil ama yine sana kanacağım ve gelip pansumanını yapacağım."
Rüzgâr'ın gözleri anında ışıldadı. Gözlerindeki o zafer parıltısı Güneş'i gülümsetti. Kapıdan çıkarken "Sen yakışıklı bir pisliksin" dedi. İşte şimdi Rüzgâr tüm acılarını unutmuştu.
Bir saat sonra Serdar bu defa Seçil'le geldi. Seçil hemen yatağın yanına bağdaş kurarak oturdu.
"Seni hiç yatay düzlemde görmemiştim."
"Keyfini çıkar bir daha göremeyeceksin."
"Kıçın nasıl?"
Rüzgâr yüzünü yastığa gömünce diğer ikisi gülmeye başladı.
"Senin gibi karizmatik bir adamın kıçından yaralanması büyük hezimet."
Seçil her zaman rahat tavırlıydı. Kadınsı inceliklerini sergilemezdi. Birçok erkekten daha adamdı. Bu onun bir nevi savunma mekanizmasıydı. Rüzgâr onu geç de olsa karanlık adamların elinden kurtardığında daha reşit bile değildi. Tıpkı Selin'i kalplerine aldıkları gibi Seçil'i de kendilerine kardeş yapmışlardı. Seçil asiydi, kavgacıydı ama ağabeyinin sözünü dinlerdi. Hayatta tek güvendiği insanlar onlardı. Diğer herkese mesafeli ve şüpheci yaklaşırdı. Bazen korkardı ama belli etmezdi.
"Seçil beni sinirlendirmeye mi geldin?"
"Serdar yeterince sinirli olduğunu söyledi. Bana ihtiyacın yokmuş."
Cebinden bir kâğıt çıkartıp Rüzgâr'ın okuyabileceği şekilde tuttu.
"Bu gün bu not kulübe gelmiş. 'Zamanı gelecek, uyarıları dikkate al' yazıyor."
Tehdit içeren, gözdağı veren, korkutmaya çalışan birçok not zaman içinde almışlardı. Eyleme dönüşmediği sürece hiç bir not önemli olmamıştı.
"Bu mu uyarı? Bizim bu kadar düşük seviyede olan düşmanımız kim ulan? Ne bekliyor? Kıçım çizilince korkup kaçacak mıyım?"
Serdar elleri cebinde duvara yaslanmış dururken bilmem der gibi dudak büktü. Silahı oyuncak gibi gören adamları etkileyecek bir uyarı değildi. Karşılarındaki kişi ya salaktı ya da yön şaşırtıyordu.
"Akıllı düşmanı tercih ederim. Cahillerle uğraşmayı bıraktım. Can sıkıyorlar."
Rüzgâr, Seçil'e bakıp "Dikkatli ol ve yalnız gezme" dedi.
"Sen de yalnız değildin ve bak başına ne geldi."
"Seçil! Asilik etme ve söz dinle. Aklım bir de sende kalmasın."
Rüzgâr'ın otoriter sesine göz devirse de "Tamam” dedi. Bir anda hareketlenen kadın "E senin ki nerede?" diye sordu.
Rüzgâr sinirli yüzünü tekrar Serdar'a çevirdi. Özellerini kimseye açmazlardı ama Seçil kimse değildi. Onun en iyi dedikodu arkadaşıydı. Serdar bakışların anlamsızlığına yakındı.
"Hadi ama her yerin kan olmuştu ve sen Güneş de Güneş dedin durdun."
"Derim! Güneş de derim ay da derim. Sana ne?"
Rüzgâr duygularını belli eden ya da paylaşan biri değildi. Hayatına giren kadınlar hiç özel olmamıştı. İlk defa Güneş ona farklı duygular hissettirmişti. İtirazsız kabul etti.
Serdar gülerek "Âşık mı oldun?" dedi.
Bütünleştiği yastığına sıkıca sarılan adamın düşünceli bir hali vardı.
"Bilmiyorum. Olabilirim. Kız ilk kıçımı gördü ya!"
Normal bir tanışmayı tercih ederdi.
"Olsun, güzel bir kıçın var."
Seçil'in yorumuna Serdar kahkaha attı. Rüzgâr yastığı kafasına fırlattı. Seçil havada yakaladığı yastığa sarılıp sırıttı. Üçü bir araya geldiğinde mutlaka biri ortamı kaynatıyordu.
**
İki gün sonra Sefa, Güneş'i okuldan alıp eczaneye uğradıktan sonra Rüzgâr'ın evine gelmişlerdi. Rüzgâr'ın yüz üstü yatmaktan her yanı tutulmuş olsa da bilgisayarını önüne almış çalışıyordu. Dekorasyonu tamamlanan iki ev için fiyat belirlemeye çalışıyordu. Bir yandan da büyük bir köşk için pazarlık yapıyordu. Yattığı yerden sürekli direktif verdiği için Serdar nefes almadan çalışıyordu.
"Ağabey, yengeyi getirdim."
Rüzgâr yüzünü buruşturdu. Sefa neyi zorluyordu? Güneş'in başı hızla Sefa'ya döndü.
"Yenge nerede Cefa? Ben üçüncü kişiyi göremiyorum."
Lafı yiyen adam cümlesini düzeltti.
"Ağabey, Doktor Güneş Hanım'ı getirdim."
Güneş elinin tersiyle Sefa'yı kenara itip odaya girdi.
"Hoş geldin Güneş"
Yatağın yanına elindeki poşeti bırakırken "Hoş bulduk. Nasıl oldun?" diye sordu.
"İyi olmak için seni bekliyorum."
Güneş'in hoşuna giden cümle kalbini heyecanlandırsa da mantığını kullanıp pansuman nedeniyle iyi olacağını düşünmeyi seçti.
"İzin verirsen yarana bakayım."
"Olur. Sefa izin verir misin?"
"Tabii baksın" Sefa olayı tamamen yanlış anlamıştı. Rüzgâr kibarca dışarı çıkmasını istemişti fakat genel hali sert olan ve direktifleri net veren Rüzgâr'ın bu kibar halini anlamadı. Güneş kıkır kıkır gülmeye başlayınca ayan adam odadan çıktı. Güneş, Rüzgâr'ın kalçasını kapatan örtüyü açarken halâ gülüyordu. Bu kıkırtılar adamın kulağını hoş bir melodi olarak doldurdu.
"İyi görünüyor. Yanımda su geçirmez bant getirdim. İstersen duş alabilirsin. Sonra pansuman yaparım."
Şeker bulmuş gibi sevinen adamın iki gündür duyduğu en iyi teklifti.
"Güneş sen bir tanesin"
Yardımla yataktan kalkıp banyoya gitti. Tüm uyarıları dikkate alarak yıkandı. Bornozunu giyip ufak adımlarla odaya döndü. Güneş yatağın ucuna oturmuş onu bekliyordu. Bir an göz göze geldiler. Mis gibi parfüm kokusu odayı doldurdu.
"Yüzünde güller açıyor."
"Sayende... İsminin hakkını veriyorsun."
Güneş kızaran yanaklarını saklamak için başını öne eğdi. Normalde utangaç biri değildi fakat Rüzgâr'ın kurduğu bu ufak iltifat cümlelerine vücudu farklı tepkiler veriyordu. Fiziksel özellikleri kimilerine korku salarken Güneş'te güven hissi uyandırıyordu. Uzun boyu, dik duruşu, sert bakışları güçlü bir his uyandırıyordu. Bir de iltifatlar eklenince ister istemez etkileniyordu. Geçen iki günde de aklından çıkmamıştı. Arkadaşları dalgın olduğunu söylediğinde geçiştirmişti. Ev arkadaşlarına bile Rüzgâr'ı anlatmamıştı. Zaten bu deli cesaretine kızarlardı.
"Üzerine oturamayınca kıçımın kıymetini anladım."
Rüzgâr bornozuyla yatağa uzandı.
"Kıymet böyle bir şey, kaybedince anlaşılıyor."
Kızın buruk çıkan sesi adamın dikkatini çekti.
"Kaybın çok mu?"
"Oyalanmadan pansumanını yapayım."
Rüzgâr meraklı bir adam değildi ama konu Güneş olunca her ayrıntıyı öğrenmek istiyordu. Güneş konuyu değiştirince yine de üzerine gitmek istemedi.
Güneş bandı çıkartıp yarayı temizledikten sonra tekrar kapattı ve bornozu aşağıya indirdi.
"Giyinebilirsin."
Rüzgâr iki günde canını yakmadan kalkıp yatmayı öğrenmişti. Acıya dayanıklı ve sızlanan bir adam değildi yine de kalkarken gerilen dikişler yüzünden yüzünün buruşmasına engel olamadı.
"Yine nereye gidiyorsun?"
"Kıyafetlerim dolabımda"
Güneş söylenerek yerinden kalktı ve duvar boyu uzanan gardırobun önünde durdu.
"Nereyi açmalıyım?"
"Aynalı olan kapağı açarsan orada çekmeceler var ilk çekmecede çamaşırlarım var. Onun üzerinde de şort ve tişörtlerim var."
Güneş talimatlara uyup Rüzgâr'ın ihtiyacı olan kıyafetleri çıkardı. Aslında pansumanı yaptıktan sonra işi kalmamıştı ama ayakları gitmek istemiyordu.
Rüzgâr dikkatle onu izledi. Evine ne kadar yakıştığını düşünüyordu. Tıpkı sabah güneşi gibi temiz ve ferahtı. Hayatındaki eksiği tam dolduran biriydi.
"Ben giyinirken Cefa'ya bize kahve yapmasını söyler misin? Tabii hemen gitmen gerekmiyorsan"
Hayır, istemiyordu. Hatta teklif gelmezse 'Bir kahve yok mu?' diyecekti.
"Cefa'yı sana yardıma göndereyim. Kahveleri ben yaparım."
"Hatta sen Cefa'yı temelli gönder. Selin'i okuldan alsın."
Güneş, Rüzgâr'a yanaşıp sessizce "Cefa ismi de çok yanlış olmamış" dedi. Göz göze gelip gülüştüler. Güneş odadan çıkınca Rüzgâr'ın eli kalbine gitti. Kalp atım hızına kendi bile inanamadı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

129okunma 20beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18