1. bölüm / 1
GÜLSEMİNYARALI ADAM
Bölümler 1Şu an: YARALI ADAM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dönüş yolunda hızlı adımlarla ilerliyordu Gülsemin. Güneş çoktan dağların arkasına çekilmiş, akşam ezanı okunmuştu. Evlerin pencerelerinde ışıklar yanmaya başlamış, mahalle yavaş yavaş akşam sessizliğine bürünmüştü.
Gülsemin Kur’an kursunda yardımcı ablalık yapıyordu; hocalara yardım ediyor, hafızların derslerine destek oluyordu. Hocalar da emeğinin karşılığında ona her ay belirli bir ücret veriyordu. Annesi Leyla Hanım ile birlikte yaşıyordu. Üçüzdüler ama kardeşleri başka şehirlerdeydi; biri polis, diğeri doktordu.
Annesinin onu merak ettiğini düşününce adımlarını hızlandırdı. Eve bir an önce varmak istiyordu.
Bir sokak ayrımına geldiğinde duraksadı. Uzun yol güvenliydi ama vakit alacaktı. Diğer yol ise daha kısaydı; on dakika içinde evde olabilirdi. Ama o sokak karanlıktı.
Tam o sırada mahallede hayatın akışı da değişmişti. Akşam yemeği vaktiydi; insanlar evlerinde sofraya oturmuş, perdeler çekilmişti. Sokak lambaları yanıyor olsa da kimse pencerelere çıkmıyor, dışarı bakmıyordu. Sokak neredeyse tamamen boştu; ortalıkta kimse yoktu. Bu sessizlik, sokağı daha da ürkütücü gösteriyordu.
Gülsemin bir an durdu. Kardeşlerinin uyarısı aklına geldi. Gülendam’ın sert sesi kulaklarında çınladı: “Bu sokağa sakın girme Gülsemin.”
Kardeşleri ile birlikte çıktıkları zaman Gülsemin onlara bu sokaktan geçmeyi teklif ettiğinde böyle söylüyorlardı, Ama şimdi tek başınaydı.
Ve nedense… yine o sokağa girmek istiyordu.
Adımını attı.
Başta her şey sıradandı. Ama ilerledikçe sessizlik ağırlaştı. Ne bir çocuk sesi, ne bir araba… sadece sokak lambalarının titrek ışığı vardı. İçine ince bir korku düştü ama geri dönmedi.
Derken bir anda bir silah sesi duyuldu.
Gülsemin olduğu yerde dondu kaldı. Kalbi göğsüne sığmaz gibi çarpıyordu.
“Kesinlikle kardeşlerim haklıydı…” diye geçirdi içinden. “Bu sokağa girmemeliydim…”
Geri dönmek için arkasını döndüğünde duvara yaslanmış bir adam gördü.
Yaralıydı.
Başını kaldırıp ona baktı. Gözlerinde acı vardı.
Gülsemin ne yapacağını bilemedi. Bir an sonra sırt çantasını açtı, telefonunu çıkardı ve hızlıca adama doğru yaklaştı.
“Merak etme,” dedi titreyen ama kararlı bir sesle. “Hemen ambulansı arıyorum. Kurtulacaksın.”
Tam numarayı çevirirken adam birden uzanıp telefonunu elinden aldı.
Zor nefes alarak konuştu:
“Olmaz… ambulans ya da polisi arayamayız. Eğer ararsak… beni bulurlar. Ve beni öldürürler.”
Gülsemin olduğu yerde kaldı. Bir an gözlerini kaçırdı, içi karıştı.
“Ben neye bulaştım…” diye düşündü.
Adam tekrar konuştu, sesi daha da kısılmıştı:
“Bana yardım edersen… karşılığını fazlasıyla veririm.”
Gülsemin kaşlarını çattı. “Ambulansı bile aramama izin vermiyorsun… sana nasıl yardım edebilirim?”
Adam başını duvara yasladı:
“Beni buradan götür. Burada kalırsam beni tekrar bulurlar. Ve bu sefer kesin öldürürler.”
Gülsemin bir an sustu. Korku ile vicdan arasında kaldı.
Sonunda derin bir nefes aldı.
“Tamam,” dedi. “Ama bunu sadece seni burada ölmemen için yapıyorum.”
Adamı kaldırmak zor oldu. Yaralıydı, neredeyse ayakta duramıyordu. Gülsemin bir kolunun altına girdi, ağırdı, onu dikkatlice kendine yasladı. Adam da duvarlara tutunarak adım atmaya çalıştı.
Gülsemin’in kalbi deli gibi atıyordu. Daha önce bir erkeğe bu kadar yakın olmamıştı. İçinde bir huzursuzluk vardı ama aynı zamanda bunun zorunlu olduğunu da biliyordu.
“Bu yardım…” diye düşündü. “Başka bir şey değil.”
Adım adım ilerlediler.
Bir süre sonra Gülsemin’in evi göründü. İki katlı mütevazı bir evdi. Üst kat yaşam alanı, alt kat ise depo gibi kullanılan eski bir bölümdü.
Bahçeye girdiklerinde mahalle tamamen sessizdi. Akşam yemeği vakti olduğu için herkes içerideydi; perdeler kapalıydı, kimse dışarı bakmıyordu. Sokak neredeyse boştu, bu da onların fark edilmeden eve girmesini sağlıyordu.
Gülsemin kapıyı açtı, adamı dikkatlice içeri aldı.
Alt kata indirdi. Burası depo gibi kullanılan bir bölümdü; çuvallar, eski eşyalar, kullanılmayan koliler vardı. Ortada eski bir koltuk duruyordu.
“Buraya uzan,” dedi nefes nefese.
Adamı koltuğa yatırdı. Adam acı içinde kıpırdandı ama ses çıkarmadı.
Gülsemin çuvalların arasında eski kıyafetler buldu. Hızla birkaç parça alıp yaraya bastırdı.
“Bunu sıkı tut,” dedi. “Kanamayı durdurman lazım.”
Adam başını salladı.
Gülsemin bir an durdu. Ellerine baktı. Titriyordu.
“Ben şimdi annemin yanına çıkmam lazım,” dedi. “Ama geleceğim. Sakın hareket etme.”
Adam zorla konuştu:
“Tamam…”
Gülsemin kapıya baktı, sonra tekrar ona döndü.
“Merak etme,” dedi net bir sesle. “İlk fırsat ya hemen gelirim.” dedi,
Ve hızla yukarı çıktı.
Gülsemin merdivenleri hızla çıktı. Nefesi hâlâ düzensizdi ama yüzünü toparlamaya çalışıyordu. Anahtarıyla kapıyı açıp kendi odasına geçtiğinde ilk yaptığı şey kapıyı arkasından kilitlemek oldu.
Aynaya baktı hemen.
Üzerindeki kıyafetlerde hafif kan izleri vardı. Kalbi yeniden hızlandı. “Bunu annem görmemeli…” diye düşündü.
Hemen dolabını açtı, hızlıca temiz kıyafetler aldı ve üzerini değiştirdi. Kirli kıyafetleri ve çantasının kenarına bulaşmış parçaları fark edince daha da panikledi. Hiç vakit kaybetmeden hepsini toparlayıp çamaşır makinesine götürdü.
Gülsemin’in temizlik konusunda biraz takıntılı hâli vardı; bir şey kirliyse hemen temizlenmeden rahat edemezdi. Annesi Leyla Hanım bunu çoğu zaman “fazla titizsin kızım” diye söylenerek karşılar, büyütmezdi.
Makineyi çalıştırdıktan sonra derin bir nefes aldı. Elleri hâlâ hafif titriyordu ama yüzünü toparladı, kendini sakin göstermeye çalıştı.
Hemen bir abdest aldı akşam ezanı gelirken okunmuştu,
Tekrar odasına döndü,
Seccadesini serip namazını eda etti,
Ardından aşağı indi.
Mutfaktan yemek kokusu geliyordu. Leyla Hanım sofrayı hazırlamış, tek başına oturmadan önce Gülsemin’i bekliyordu.
Gülsemin önce;
"Selamün aleyküm anne" dedi,
Leyla hanım;
"Selamı normalde eve geldiğinde verirdin kızım" dedi,
Gülsemin hafif gülümseyerek;
"Bugün geciktim anneciğim akşam namazının da geçmesinden korktum o yüzden direkt odama gittim" dedi,
Leyla Hanım kaşlarını hafif kaldırdı.
"Bugün epey geç kaldın" dedi Leyla hanım,
Gülsemin sandalyesine otururken sakin görünmeye çalıştı.
“Anne…” dedi yumuşak bir sesle, “biliyorsun bugün Kur’an kursunda işler biraz uzadı. Bir de kızların sınav vakti yaklaşıyor ya… onlara biraz daha yardımcı olmaya çalıştım. O yüzden Sen de biliyorsun ki sınava kadar böyle geç gelebilirim.”
Leyla Hanım kaşığını tabağa bıraktı, yüzü yumuşadı.
“İyi yapıyorsun da kendini de fazla yorma.”
“Yormuyorum anne,” dedi Gülsemin hafif bir gülümsemeyle. “Alışığım zaten.”
Sofrada sessizlik yeniden yerini aldı. İkisi birlikte yemeğe başladılar. Tabağındaki yemeklere bakarken Gülsemin’in aklı bir an aşağı kattaydı. Ama yüzüne hiçbir şey yansıtmamaya çalışıyordu.
Leyla Hanım ise kızının yorgun olduğunu düşünüyor, fazla kurcalamıyordu.
“Biraz da dinlen artık,” dedi sadece. “Hep koşturuyorsun.”
Gülsemin başını salladı.
“Dinlenirim anne…”
Kaşığını yavaşça ağzına götürürken, alt kattaki adamı zihninin en arkasına itmeye çalışıyordu.
Bölüm etkileşimi
