1. bölüm / 1
Gözümdeki IşıkGİRİŞ BÖLÜMÜ
Bölümler 1Şu an: GİRİŞ BÖLÜMÜ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eldoria
Karanlıktı her yer. Etrafı dolduran tek ışık saraydan geliyordu.
İçeride şarabını içerken oldukça rahattı Dante. Olacaklardan habersiz, büyük odasının camından dışarıyı izliyordu.
Karanlıktı ama onun için sorun değildi. Son günlerde içinde bir his vardı ama adlandıramıyordu. Belki de görmezden geliyordu.
Elindeki bardağı masaya koyduğunda, sessiz odayı camın tahta masaya vurma sesi doldurdu. Dante elindeki siyah eldivenleri özenle çıkararak masasına koydu ve deri koltuğuna yaslandı. Masada duran ritim tutan ellerine baktı. On iki parmağı vardı ve bu parmaklar her bir ayı temsil ediyordu.
İster istemez sırıttı Dante. Gücün elinde olmasını seviyordu.
Dante bu ülkenin tanrısıydı.
Herkes onu tanrı olarak tanırdı.
Her ülkenin bir tanrısı vardı ama tanrılar bilirdi ki asıl tanrı yukarıda, onların göremediği yerdeydi. Fakat bunun insanların bilmesine gerek yoktu.
Eldoria onundu.
Dante’nin.
Her parmak bir ayı temsil ediyordu.
Birinci parmak ilk ay Vorn, ikinci parmak ikinci ay Nordel, üçüncü parmak üçüncü ay Drak, dördüncü parmak dördüncü ay Nexa, beşinci parmak beşinci ay Ultharn, altıncı parmak altıncı ay Zyra, yedinci parmak yedinci ay Ulkarn, sekizinci parmak sekizinci ay Arafel, dokuzuncu parmak dokuzuncu ay Isven, onuncu parmak onuncu ay Gölgüt, on birinci parmak on birinci ay Karagu ve son olarak on ikinci parmak on ikinci ay olan Varkon.
Her ayın kendi mevsimi, özel güçleri ve lanetleri vardı.
Lanetler çok sık olmazdı; hatta neredeyse hiç olmazdı. Her ayın beş belli başlı burcu ve özel güçleri olurdu. Güçler efsanevi, nadir ve sıradan olarak ayrılırdı.
Sıradan olan kişiler genelde ticaret yollarındaki satıcılar ya da saraylarda çalışan hizmetkârlar olurdu.
Nadir olanlar ise birçok şeyi yapabilir, birçok yere erişebilirdi.
Efsanevi olanlar ise genellikle kraliyet ailesinden biri olarak görülürdü.
Şu an Zyra ayındaydılar ve hava oldukça soğuktu.
Dante derin bir nefes aldı. Gözleri parmaklarına kaydı.
Yıllar önce girdiği bir savaşta en güvendiği arkadaşı Viktor ona ihanet etmişti.
Bu ihanet Dante’nin dört parmağını kaybetmesine neden olmuştu.
Dante’nin sağ elindeki bir parmağında ve sol elindeki üç parmağında gün geçtikçe büyüyüp küçülen siyah noktalar vardı.
Bunun tek bir anlamı vardı: o aylarda doğmuş lanetli çocuklar.
Bir çocuk ya da bir genç olabilirdi.
Dante ne kadar arasa da o dört çocuğun izini bulamamıştı. Yıllar önce onları aramayı bırakmıştı.
Ama Dante bile bu çocukları düşündüğünde onların bir gün sonu olacağının farkındaydı.
Fakat bunu kabullenmek istemiyordu.
Dante düşüncelere dalmış şekilde dışarıyı izlerken içeri karısı Lucia girdi. Kucağında biricik oğulları vardı.
Dante’nin yüzünde bir gülümseme oluştu.
Karısının alnına bir öpücük kondurduktan sonra oğlunu kucağına aldı.
Birbirlerine gülümserlerken mutlu bir aileydiler.
Dante, soyunu devam ettirmek için değil, sevdiği kadından bir çocuk sahibi olmak istediği için baba olmuştu.
Her ne kadar bir kızları olmasını istese de oğulları olmuştu. Ama Dante yine de mutluydu.
Bir süre sonra Dante ve Lucia odalarına gittiler. Lucia kucağındaki oğlunu öptü ve boynundan derin bir nefes aldı; sanki son kezmiş gibi.
Lucia bunu her zamanki anne içgüdülerinden biri sanarak oğlunu minik yatağına bıraktı ve Dante ile yatağa girdi.
Dante karısını sıkıca sararken yanağına bir öpücük kondurdu.
“Dante, iyi olduğuna emin misin?” diye sessizliği bozan Lucia oldu.
Dante başını salladı. Yüzünde derin bir gülümseme oluşmuştu.
“Sen ve oğlumuz yanımdayken her zaman iyiyim. Ama sen biraz kötü gibisin. Bu sabah annem yine sana bir şey mi söyledi?”
Dante hafifçe kıkırdı. Annesinin inadını biliyordu ve karısının durgun görünmesinin sebebinin o olduğunu sanıyordu. Ama yanılıyordu.
“Dante… İçimde kötü bir his var. Bu diğerleri gibi değil.”
Lucia derin bir nefes aldı.
“Lucia… Merak etme. Şu an buradayız, oğlumuz yanımızda ve gün geçtikçe büyüyor.”
Dante karısının kolunu okşadı. Lucia her ne kadar ikna olmasa da başını salladı, Dante’ye daha çok yaslandı ve uykuya daldı.
İkisi de uykuya dalarken o gün aslında en değerli şeylerini, oğullarını kaybedeceklerinden habersizdi.
🥀
X
İçeriye giren kişi adımlarını mümkün olduğunca sessiz atıyordu.
Koca sarayın içinde yankılanan en küçük ses bile onu ele verebilirdi.
Titreyen mumların ışığı duvarlara vuruyor, gölgesi koridorda uzayıp kısalıyordu.
Bugün planını gerçekleştirecekti.
Dante’nin en değerli şeyini elinden alacaktı.
Koridorun sonunda, duvarda büyük bir tablo vardı.
Dante ve hamile karısı Lucia’nın resmiydi bu.
Yüzlerinde huzurlu bir gülümseme vardı. Sanki dünyada hiçbir kötülük yokmuş gibi…
Adamın dudaklarında alaycı bir kıvrım oluştu.
Cebinden küçük çakıyı çıkardı.
Hiç düşünmeden bıçağı Lucia’nın resimdeki hamile karnına sapladı.
Ahşap duvar sessiz bir çatlama sesi çıkardı.
Sonra yürümeye devam etti.
Koridorun sonunda büyük kapı vardı.
Dante’nin odası.
Bir an durdu.
Kapının önünde birkaç saniye hareketsiz kaldı.
İçeri girerse geri dönüşü olmayacağını biliyordu.
Yakalanırsa ölürdü.
Ama görev görevdi.
Derin bir nefes aldı.
Kapıyı yavaşça araladı.
Oda karanlıktı.
Yatağın içinde Dante ve Lucia birbirlerine sarılmış halde uyuyorlardı.
Lucia’nın başı Dante’nin göğsünde duruyordu.
Sanki dünyadaki en güvenli yerdeymiş gibi huzurlu görünüyordu.
Odanın köşesinde küçük bir beşik vardı.
Bebek.
Adam sessiz adımlarla beşiğe yaklaştı.
Küçük çocuk uyanıktı.
Gözleri parlıyordu.
Adamı görünce minik ellerini havaya kaldırdı.
Bebeklerin sebepsiz gülümsemesiyle gülümsedi.
Küçük parmakları adamın sarı saçlarına dokunmaya çalıştı.
Adam bir an durdu.
O minicik el…
Bir saniyeliğine tereddüt etti.
Ama sonra bakışları sertleşti.
“Üzgünüm küçük prens…” diye fısıldadı.
Bebeği kucağına aldı.
Bebek huzursuzca kıpırdandı ama ağlamadı.
Adam hızla cebinden küçük bir şişe çıkardı.
Şişenin içindeki domuz kanını yatağın bembeyaz çarşafına döktü.
Kanın koyu kırmızısı beyaz kumaşa yayılırken odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.
Bu sahne gerçeği saklamak içindi.
Sanki çocuk öldürülmüş gibi…
Adam bebeği pelerinine sardı.
Bir kez daha yatağa baktı.
Dante ve Lucia hâlâ uyuyorlardı.
Hiçbir şeyden habersiz.
Sonra kapıya yöneldi.
Sessizce odadan çıktı.
Ve o gece…
Eldoria’nın kaderi değişti.
Hemde her anlamda...
🥀
Dante karlı ve soğuk sokaklarda dolaşırken artık bir şeylerin farkına varmış gibiydi.
Oğlu ölmüştü.
Eğer yaşasaydı onu bulurdu.
Dante bunu kabullenmek istemese de içinde bir yerde bunun gerçek olabileceğini hissediyordu.
Dante istemeyerek adamlarına işaret verdi.
Saraya geri dönme vaktiydi.
Adamları sessizce geri çekilirken Dante at arabasına bindi.
Kar hâlâ yağıyordu.
Atların nefesi soğuk havada buhar gibi yükseliyordu.
Dante arabaya oturduğunda gözleri boşluğa dalmıştı.
Saraya gidince onu bir umut bekleyen karısına ne diyeceğini düşünüyordu.
Lucia hâlâ oğullarının yaşayabileceğine inanıyordu.
Ama Dante artık inanmıyordu.
Sinirle elindeki eldiveni çıkarıp karşıdaki koltuğa fırlattı.
Eldiven koltuğa çarpıp yere düştü.
Dante'nin gözü istemsizce parmaklarına kaydı.
Bir nokta yoktu.
O küçük siyah nokta yoktu.
Dante birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Gözlerini kırpmadan parmağına bakıyordu.
Bunun tek bir anlamı vardı.
Ya ölüm…
Ya da Eldoria’dan çıkış.
Dante derin bir nefes aldı.
Ama içindeki huzursuzluk daha da büyüyordu.
Çıkışlar bu ayda imkânsızdı.
Çünkü yeni bir yıla girmek üzereydiler.
Bu ayda değil kendi bölgesinden çıkmak, Eldoria’dan çıkmak bile ölüm demekti.
Dante'nin bakışları yavaşça diğer eline kaydı.
Diğer iki siyah nokta hâlâ aynı yerdeydi.
Ama diğer nokta…
Tıpkı diğer elinde olduğu gibi yoktu.
Dante'nin kaşları çatıldı.
Dante diğer iki noktanın anlamını biliyordu.
İki siyah benek solgundu.
Yani henüz doğmamışlardı.
Ama diğer ikisi…
Doğmuştu.
Ve Eldoria’dan gitmişlerdi.
Dante başını koltuğa yasladı.
Bir süre hiçbir şey söylemeden oturdu.
At arabası karların üzerinde ağır ağır ilerlerken yalnızca tekerleklerin çıkardığı ses duyuluyordu.
Dante'nin zihni ise yıllar önce duyduğu o eski sözleri hatırlıyordu.
Eğer o dört nokta bir gün bir araya gelirse…
Bu Eldoria’nın sonu demekti.
Bu yeniden doğuş demekti.
Bu Eldavria’nın doğuşu demekti.
Ve bu…
Dante’nin ölümü demekti.
Dante gözlerini kapattı.
İlk kez içinde garip bir korku vardı.
O dört çocuk kimdi?
Ve…
Neredeydiler?
Dante düşüncelere dalmışken at arabası durdu.
Sarsıntıyla kendine geldi.
Bir an nerede olduğunu unutmuş gibiydi.
Sonra başını kaldırıp dışarı baktı.
Saraya gelmişlerdi.
Eldivenlerini tekrar giydi ve ağır adımlarla arabadan indi.
Kar hâlâ yağıyordu.
Soğuk rüzgâr yüzüne çarptı ama Dante bunu hissetmiyordu bile.
Sarayın kapısından içeri girdiğinde içerideki gergin atmosfer anında onu sardı.
Hizmetkârlar konuşmamaya özen gösteriyor, herkes sessizce işini yapıyordu.
Dante’nin yüzüne bakmaya bile çekiniyorlardı.
Merdivenlere yöneldi.
Adımlarını yavaş ve temkinli atıyordu.
Sanki merdivenleri ne kadar yavaş çıkarsa, birazdan yaşayacağı şeyleri o kadar geciktirecekmiş gibiydi.
Kalbi ağırlaşmıştı.
Sonunda odasının kapısına geldi.
Bir an kapının önünde durdu.
Elini kapı koluna koydu ama açmadı.
İçeride onu bekleyen kadını düşündü.
Lucia’nın umut dolu gözlerini düşündü.
Oğullarını soracak olan sesini düşündü.
Dante derin bir nefes aldı.
Sonra kapıyı açtı.
Odaya girdiğinde karısı yatakta yan dönmüş halde uyuyordu.
Onca yaşanan şeye rağmen yüzünde tuhaf bir huzur vardı.
Sanki yorgunluktan bitmiş ve sonunda uyuyabilmiş gibiydi.
Dante yavaş adımlarla yatağa yaklaştı.
Bir süre karısını sessizce izledi.
Sonra eğildi.
Lucia’nın alnına, burnuna ve daha sonra karnına bir öpücük kondurdu.
Elini karısının saçlarına götürdü.
Yüzüne düşen bir tutam saçı nazikçe geriye çekti.
Ona bakarken bile kıyamıyordu.
Yıllar önce nasıl Lucia’yı Eldoria’ya gelin getirdiyse, onu hâlâ ilk günkü gibi seviyordu.
Onların güzel bir aşk hikâyesi vardı.
Yıllar önce birbirlerini ilk kez bir yıl başında görmüşlerdi.
Lucia arkadaşlarıyla dışarıdaydı.
Dante ise ailesiyle birlikteydi… en azından o zamanlar hâlâ ailesi vardı.
Uzun bakışmaların ardından kader onları tekrar tekrar aynı yerlere çıkarmıştı.
Günler boyunca yolları kesişmişti.
Ve her gece…
Manolya ağacının altında buluşmuşlardı.
Aslında hayatları bir manolya ağacıyla başlamıştı.
İlk kez birbirlerini manolya bahçesinde görmüşlerdi.
İlk kez birbirlerini sevdiklerini manolya ağacının altında söylemişlerdi.
Lucia evlenme teklifini bile bir manolya ağacının altında almıştı.
Ama en önemlisi…
Hamilelik haberini bile Dante’ye yine o manolya ağacının altında vermişti.
Bu yüzden ikisi için de manolyanın anlamı çok büyüktü.
Dante bu düşüncelerle karısına bakarken göğsünde ağır bir acı hissetti.
Çünkü o manolya ağacının altında kurdukları hayalin bir parçası…
Artık yoktu.
Ya da Dante öyle sanıyordu.
Ve yıllar sonra Dante ile Lucia bu acının altından kalkmayı başardılar.
Lucia için hiçbir şey kolay olmamıştı.
Uzun süre oğlunun yokluğuna alışmaya çalışmıştı.
Tam o acıyla yaşamayı öğrenmeye başlamışken yeniden hamile olduğunu öğrendi.
Haberi yine bir manolya ağacının altında verdi Dante’ye.
Böylece ikisi, o ağacın altında bir kez daha yeni bir hayat kurmaya karar verdiler.
Bir süre sonra bir kız çocukları oldu.
Adını Manolya koydular.
Manolya büyürken hayatını, aslında bir abisi olduğunu hiç bilmeden geçirdi.
Ta ki bir gün gerçekler yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlayana kadar…
Dante’nin elindeki dört siyah nokta birbirine yaklaşmaya başladığında.
İşte o gün eldoria için yıkım olacaktı...
Bölüm etkileşimi
