4. bölüm · Gözlerin sonunda sonum olacak

BÖLÜM-4

3sralll

"★Yıldızlar mıydı geceyi aydınlatan, yoksa güneşin gövdesinde olan ay mı? ★"

Neler olduğunu daha anlamadan sırtımı duvara yaslamıştı; nefesini boynumda hissediyordum. Gözlerinde ise adını koyamadığım manalı bakışlar vardı.

O bakışlar öfke ve kızgınlıkla mı doluydu, yoksa tutku ve aşk ile mi?

Alaz Bey çok zor bir insandı; onu anlamak, onu çözmek hiç de düşünüldüğü gibi değildi.

Onu anlamak, sanki gökyüzündeki yıldızları saymak gibiydi ya da kalp ritimlerini hesaplamak gibiydi. Oldukça zordu.

Ne istiyordu benden? Neden beni buraya getirdi? Neden gözleri üzerimdeydi? Bakışlarının anlamı neydi?

Onun nefesi vücuduma çarptıkça kalp ritmim hızlanıyordu. Noluyordu bana? Anlam veremiyordum artık.

Kaç yıl önce gömülen kalbim şimdi tekrar mı dirilmeye çalışıyordu?

Boynunu birazcık eğerek, kahverengi gözleri ile dudaklarıma bakarak konuşmaya başladı.

Gür ve sert ses tonuyla, “Ne işin vardı o adamın yanında?” Sanki o kahverengi gözleri gitmiş, yerine ateşe bürünmüş kırmızı gözler gelmişti.

İlk defa ses tonunu bu kadar sert duymuştum. Daha önceki konuşmalarımızda hiç böyle bir ses tonu yoktu; en ince ses tonuyla konuşuyordu benimle. Buradan anlaşılıyordu ki sinirliydi.

Kimden bahsediyordu? Gerçekten hiçbir ufak bilgim yoktu.

Boş olan gözlerimle sadece bakabiliyordum; sanki dilim tutulmuştu, vücudum kasılıyordu.

Sadece, ''Ne?'' diye bilmiştim.

''Altay'dan bahsediyordum, Yeşim. Altay'dan,'' dedi gür sesiyle.

Altay mı? Altay'la ne alakası vardı? Daha beş dakika önce tanıştığım bir adam için benden hesap soruyordu.

''Bana Altay'ı tanımıyordum deme,'' dedi.

Neden bu kadar abartıyordu ki?

Nefesi hâlâ yanımda hissediyordum.

Kısık bir ses tonumla, ''Ama gerçekten tanımıyordum. Biraz önce tanıştık,'' diye bilmiştim.

''Hatta tanıştık bile denilmez. Hakkında sadece adını biliyordum ve Uraz'la ortaklar, sadece bu,'' dedim.

''Bizim karşı rakip firmamızın sahibiyle bir akşam yemeği mi yiyecektin, seni çağırmasaydım?'' dedi Alaz.

Ne? Cidden karşı rakip firmanın sahibi miydi?

Aslı'nın bunu biliyor olması lazımdı. Neden söylemedi?

''Bak Yeşim, bu yolun sonunda ya onun şirketi batacak ya da bizim şirket batacak,'' dedi.

Bu ne anlama geliyordu? Ne yani, bana seçim mi yap demek istiyordu?

Kırılgan bir ses tonumla, "Seçim mi yap diyorsun bana?"dedim ona.

İlk bir duraksadı ama sonra ses tonunu hafifleterek,

"Hayır, onu demek istemedim,"dedi.

Yüzünden anlaşılıyordu ki biraz daha sakinleşmişti.

"Ama bir daha Altay'la görüşmeni istemiyorum. Zaten sözleşmede de yazıyor, Boral Şirketi'nin çalışanının karşı firmalarla hiçbir şekilde, hiçbir yerde görüşmesi yasak." Alaz bu konuda nett

Anlamış gibi kafamı salladım.

"Bu sefer görmezden geliyorum. Bir daha olmazsa sevinirim," dedi, ellerini duvardan çekip gitti. Ben ise sadece arkasından bakakaldım.

Kendisi gitti ama kokusu hâlâ benimleydi. Arkasından hemen ben de gittim.

Uraz ile Altay gitmiş, bizim masada ise Boran ile Aslı oturuyordu. Boran, yanındaki adamları yollamış, bizim masaya geçmişti.

Alaz, yavaş adımlarla Boran'a yaklaşıyordu.

Gür sesiyle, "Hadi gidelim," dedi.

Boran ayağa kalktığında Aslı'ya, "Yarın şirkete devam ederiz. Bu arada hesapları biz hallettik, siz hiç karışmayın,"deyip göz kırpmıştı Aslı'ya.

Alaz, yanımdan yüzüme bakmadan geçti. Boran ise hafif bir gülümseme ile yanımdan geçti.

Hemen Aslı'nın yanına geçtim. Aslı, sanki bir şeylere dalmış gibi bir şeyler düşünüyordu.

''Kızım, sen biraz önce gelen adamın neden rakip firmadan olduğunu söylemedin?'' dedim.

''Ne firmasından bahsediyorsun?''demişti şaşkın bir suratla.

''Kızım, bizim şirketin rakibiymiş,''dedim hızlı bir biçimde.

Aslı şaşırmıştı; bir anda ağzından şu cümleler döküldü: 'Aaa, o Altay bu Altay mıydı?' Elini anlına koyarak.

''Nasıl yani, sen biliyor muydun?'' dedim.

"Yani evet, ama hiç bu Altay olduğunu düşünmemiştim. Aslında anlamam gerekiyordu. Ne de olsa o da silah işleriyle uğraşıyordu. Of, ben galiba gerçekten salaktım."

Aslı'nın bu hali üzmüştü biraz; kendisini öyle düşünmesi beni biraz hırpalamıştı sanki.

'Tamam aşkım, kendine bu kadar yüklenme. Hem bilsen ne olurdu ki, ne değiştirebilirdik ki?' demiştim, Aslı'yı üzmemek için.

"Öyle deme Yeşim, en azından masamıza
oturmasına izin vermezdik."

"Asıl anlamadığım Uraz o adamı nereden bulmuştu," dedi Aslı bıkmış bir ses tonuyla.

"Of, bir de Uraz vardı değil mi?" demiştim.

Aslı, "Yeşim, Altay seninle bildiğin gibi bir adam değil. Hayatını neredeyse bizim şirketi yıkmak için adamıştı. Altay çok sinsi bir insandı. Bizim şirkete birkaç kere ajan sokmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Sonra birkaç çalışanla görüştü bizim şirketten. Alaz bunları duyunca çoğu kişiyi işten atmıştı. İşten attığı kişiler zaten o kadar başarılı insanlardı ki, ben bile şaşırmıştım işten attığına. Hakikaten bizi nasıl kovmamıştı."

Şu an düşünüyorum da bundan 2-3 sezonluk dizi çıkardı herhalde diye içimden kıkırdadım.

Bu durumda da gülmedim demem artık.

Bu kadar uğraştığına göre bizim o şirkette çalıştığımızı biliyordu ve neden Uraz'la ortak oldu?

Kesinlikle bu işten bir çıkarı olacaktı.

"Bilmiyorum, gerçekten sadece bu olayı görmezden geleceğini söylemişti," dedim.

"İlk defa bir şeyi görmezden geldiğini gördüm."

Artık şaşırtmıyordum, yeni tanıdığı insanlara kibar davranıyordur diye düşünüyordum.

Yanlış veya doğru düşünüyordum, ne fark ederdi ki?

"Neyse, devamını evde konuşuruz," deyip masadan kalktık.

Aslı hemen bir taksi çağırdı, çok geçmeden taksi geldi.

Aslı adresi şoföre söyleyip yola devam ettik.

Saat benim için geç, Aslı için erken di.

Anlamıyordum, zamanın geçmesini istediğim zamanlar geçmez, geçmesini istediğim zamanlar ise su gibi akar giderdi.

Bugün ise geçmek bilmedi, saat 11:27 olmuştu.

Onca şey yaşadım bu kadar kısa süre içinde.

Ona rağmen geçmedi.

Yolda ise dikkatimi evler, evin içindeki yaşayan insanlar, insanların kafasında olan düşünceler, gittiği yerler, yaptığı işler dikkatimi çekiyordu.

Bir insan gülerken diğer insan ağlıyordu, bir insana acı çekerken diğer insan mutlu oluyordu, bir tarafın düğünü bir tarafın cenazesi vardı.

Kiminin annesi vardı, kimin annesi yoktu.

Nasıl bir dengenin içinde yaşıyorduk, anlam veremiyorum. Böyle mi kurulu düzenimiz vardı?

🤍

Sonunda eve varabilmiştik. Ayakkabılarımı bile çıkarmaya tenezzül etmeden kendimi yatağa atabilmiştim. Zar zor uyumak istiyordum, düşünmek istemiyordum hiçbir şeyi.

Her şeyi akışına bırakmak istiyordum.

Sessizliğe ve karanlığa gözlerimi yumdum.

Her zaman olduğu gibi Aslı'nın sesiyle uyandım.

Evde bağıra bağıra şarkı söylüyordu, evde değil sanki kulağımın dibinde söylüyordu ya.

Sinan Akçıl'ın şarkısıydı. Şarkı dinlemeyi severdim, şarkılarda ruhumu bulurdum. Şarkılar bazen iyi hissettirir, bazen kötü hissettirirdi bana.

O zaman şarkıyı dinlediğim zaman şarkının ruh haline bürünürdüm. Şarkı değişti mi, tekrar başka şarkının ruh haline bürünürdüm. Böyle bir insandım.

🎶Yine mi çalıyo', daha yeni kapadığım🎶
🎶Senin giremediğin kapı dum dum🎶
🎶Seni duydum kesin oydun🎶
🎶Telefonunu da açmıyorum zor durum🎶

🎶Sana yazık da bana değil mi?🎶
🎶Kaçıp giden hiç geri gelir mi?🎶
🎶Duydun işte sen her şeyi🎶
🎶Kalbim sana atmıyor, suç benim mi?🎶

Aslı şarkı söyleye söyleye odama geldi.

Aslı'nın müzik zevki benimkisi gibiydi. Bize bir kişi müzik zevkiniz ne diye sorsa, cevap veremezdik çünkü her müziği seviyorduk, neredeyse klasik hariç. Ne hoşumuza giderse onu dinliyorduk.

Aslı hiç düşünmezdi, komşular rahatsız olur mu, olmaz mı diye. Aslında komşuluk diye bir şey kalmamıştı ki düşünsene olurdu.

Ağzını geveleyerek, "Hadi kahvaltı hazır, aşağı gel," diyerek kapıyı kapatıp çıkmıştı.

Aşağı inerken şarkıya devam ediyordu.

🎶Tabi tabi kim seviyor belli🎶
🎶Sana akıl daha yeni mi geldi🎶
🎶Sözlerine koyup attığın o taşlar🎶
🎶Kafama değil bak nereme geldi🎶

🎶Tabi tabi kim ölüyo' belli🎶
🎶Sana akıl daha yeni mi geldi🎶
🎶Sözlerine koyup attığın o taşlar🎶
🎶Yanıma değil başka yere geldi🎶

Çok sürmeden aşağı indim.

Aslı telefonla uğraşıyordu. Beni beklemişti, daha yapmamıştı kahvaltısını.

"Sonunda gelebildin," dedi Aslı.

Aslı'nın yüzünde garip bir ifade vardı. Endişeye benzeyen bir ifade.

"Bir şey mi oldu?" dedim uykulu bir ses tonuyla.

"Dün geceden beri Uraz'a ulaşamıyorum," dedi. "En son Altay'la apar topar çıkmışlardı," dedi gözlerinde endişe ile.

"Tamam, endişelenme, birkaç saate gelir Uraz. Geldiğinde haber veririm." dedim.

Belli etmiyordum ama ben de endişeleniyordum
Aslı’nın anlattıklarına göre, adam psikopata benziyordu.

“Nasıl endişelenmeyeyim? O adam senin bildiğin gibi tekin adamlardan değil, her şey yapabilir Uraz’a.”

Saate baktım. “Aslı, sen çık işe, geç kalacaksın yoksa. Ben birazdan çıkıp Uraz’ın evine bakarım, haber veririm sana, merak etme,” diyerek yukarıya üstümü giyinmeye çıkmıştım.

Düşünmek bile istemiyordum Uraz’a bir şey olduğunu.

Kış aylarından hoşlandığım pek söylenemez, en azından sıcak bir yuvan olmadığı sürece.

Kar yağmamasına rağmen hava soğuktu, üşümeyi sevmediğim için en kalın montumu seçmiştim.

Bu zamanlar hava daha karanlık olduğu için içime bayağı karamsarlıklar düşüyordu, karamsarlıktan kurtulmak o kadar kolay değildi. Çantamı da kontrol edip aşağı indim.

Anahtarımı alıp çıkacaktım ki zil çaldı. Kapıyı açtığımda şok oldum.

Gözlerime inanamıyordum, karşımda yerde duran, kaşı dudağı kanlı olan baygın Uraz’ı gördüm. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

Hemen kollarından tutup içeriye götürdüm. Kanepeye otutturdum.

Kim yapmıştı bunu ona? Bunu bilmiyordum ama tek bildiğim, cezasını çekeceği. Vakit kaybetmeden pansuman malzemelerini getirdim.

Pansuman yapmaya başladım, pamuğu her yarasına değirdiğimde sanki onun yarası değil, benim yaram açılıyordu.

Pansumanı bitirdiğimde yavaş yavaş kendine geliyordu.

Ayak ucuna oturup elime telefonumu aldım, Aslı’nın adını bulup üstüne tıkladım. Biraz çaldıktan sonra açtı telefonu, sakin bir ses tonuyla, “Aslı, bak endişelenme ama Uraz iyi değil, kapının önünde buldum, dövmüşler Uraz’ı.”

Onu endişelenme dememe rağmen kesinlikle endişelenmiştir, tanıyordum ben onu.

“Ne, neredesiniz? Hemen geliyorum,” dedi.

“Evdeyiz Aslı, endişelenme, dikkatli gel, şu an iyi Uraz,” dedim. Tamam anlamıyla cümle kuramamıştım, ne zaman heyecanlansam ya da kötü bir şey olsa konuşamazdım veya cümle kuramazdım, o an söyleyeceğim şeyi unuturdum.

“Tamam, dikkat ederim,” deyip telefonu kapatmıştı. Umarım hızlı sürmez arabayı.

Uraz kendine gelmişti, hafifçe kafasını kaldırmaya çalışıyordu ama ben izin vermedim.

“Napıyorsun Uraz?” dedim. Soruyu sordum ama cevap vermesine müsaade etmedim, konuşmasını istemiyordum çünkü yorgun görünüyordu, onu da fazla yoramazdım.

“Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordum, çok anlamsız bir soru sormuştum, o durumdayken her şeye ihtiyacı olabilirdi. “Su,” diyebilmişti sadece.

Mutfağa gidip suyu getirdim, asla kendi içmesine izin vermedim, ben içirdim. Bu hayatta topu topu toplasan iki kişiyi seviyordum, onları da bırakamazdım. Onları iyileştirmek, onları yanımda tutmak için her şey yapardım.

10 dakika sonra kapı çaldı, Aslı gelmişti. Kapıyı açar açmaz, “Uraz iyi mi?” diye sordu.

“İyi, iyi, çok şükür,” dedim.

Uraz’ın yanına geçtik.

Ama Uraz uyumuştu, uyandırmak istemedik ama asla bu kadar kolay uyuyan bir insan değildi, ona verdiğim ağrı kesicinin etkileriydi.

3-4 saat sonra Uraz uyanmıştı, kendini daha iyi hissediyordu, biz de kendimizi daha iyi hissediyorduk, ona bir şey olsa ne yapardık?

Aslı Uraz’ın yanına yaklaşıp, “İyi misin?” diye sordu.

“İyiyim,” dedi Uraz.

Uraz oturmaya çalışırken Aslı yardım etti.

5 dakika Uraz kendisine gelesiye kadar bekledik.

Uraz’a, “Sana bu kim yaptı?” diye sordum, çatık kaşlarımla.

“Altay değil mi?” dedi Aslı. Uraz evet anlamında kafasını salladı.

Aslı, “Biliyordum o pisliğin böyle bir şey yapacağını, biliyordum,” dedi.

Aslı onu tanıyordu, ne yapacağını, neden yapacağını, nasıl yapacağını.

“Peki neden?” dedim.

“Neden olacak, bana bir sözleşme imzalattı, ortaklık sandığım bir sözleşme ama o sözleşmeyi ben okumadan imzalamıştım. Sözleşmenin içinde 5 milyon dolar ödeyeceğim yazıyormuş, fakat bu 2 hafta içinde olacak yoksa beni…” dedi Uraz, bitirmesine izin vermeden Aslı.

“Tamam, anladım, bak bu konu ciddi, Altay her şeyi yapar,” dedi Aslı.

“Uraz, bak elinde kanıt var değil mi?” dedi Aslı, sert bakışlarıyla, nereye baksa yakıp dökecek şekilde. Uraz’ın ifade olmayan yüzüne baktı. Uraz sustu, sustu ve sustu. Aslı, “Yok değil mi, yok,” eline saçına götürdü sinirden, gülüyordu.

“Nerden bulacağız biz o parayı?” dedim.

“Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum,” dedi Aslı.

Aslı’nın telefonu çaldı… "

"Tamam, yarım saate oradayım,” deyip kapattı.

“Ben çıkıyorum, bir şeyler düşüneceğim, sakın ani şeyler yapmayın,” dedi. Paltosunu alıp çıktı Aslı.

Peki bundan sonra ne olacak?

Hayatımdan çıkmasına izin vermeyeceğim kesindi. O kadar parayı bankaların vermeyeceğini biliyordum. Aslı ile benim maaşımı toplasak 100 bin eder en fazla. Bunu maaşla ödeyebileceğimiz bir miktar değildi. Ya tefeciye gitmem lazımdı ya da mafyaya. Uraz için her şeyi yaparım. Ve her şeye değer Uraz.

O benim için soğuk havada mont gibi, gece olduğunda ayın ışığı, eriğin yanında tuz gibi değerliydi. En azından benim için öyleydi.

Bölüm sonu

🤍

∆bölüm nasıldı ?

∆diğer bölümlerde ne olabilir?

∆uraz¿

∆düzenli bölümler gelsin mi?

∆Yeşim ile Aslı parayı nerden bulacak?

∆buraya bir tane beyaz kalp koyar mısınız?

Yazım hataları için kusura bakmayın

Kitapım daha çok yeni
Oylayıp arkadaşlarınızla paylaşırsanız çok sevinirim

Sonraki bölümler için beklemede kalın

Daha fazla bilgi için TikTok hesabımla iletişim geçebilirsiniz

TİKTOK:3sralll

🤍