2.Bölüm

Vaveyla Yazarı: H. Ebrar Yapıcı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 2.Bölüm

İyi okumalar🎀❤️

🍯🍯

Şaka olmalıydı ama, başkan hiç şaka yapıyor gibi görünmüyordu. “Oturun yerinize hemen!” Diye bağırmıştı tekrardan ama burada daha fazla oturmak dahi istemiyordum. Fakat başkanı sinirlendirmeden oturdum. “Başkanım bu saçmalık” dediğimde Mert alayla güldü. “Evet bu yalancı uzmanı olan kişiyle iş falan yapmam” dediğinde göz devirdim.

“Öyle yapacaksınız dedim o kadar! Elif ve Deniz de sizinle birlikte olacak merak etmeyin” Dediğinde derin nefesler verdim, “Başkanım Elif asla geri dönmez” dediğimde gülümsedi. “Şu anda Deniz onun yanındadır” dediğinde şaşkınlıkla Mert’e baktım. “Nasıl yani başkanım?” Diye sordu bu sefer de Mert. “Onu sonra öğrenirsiniz, şimdi gidebilirsiniz. Irmak sende sakın ama sakın dikkatsizce hareket etmiyorsun” dediğinde göz devirmemek ve bir şey söylememek için kendimi zor tuttum.

“Hadi yalnız bırakın beni” dediğinde sinirle çantamı alıp, odadan çıktım. Yürürken bir anda arkama döndüm ve birisine çarptım. Kim olduğuna baktığımda ise bunun Mert olduğunu görünce hemen bir adım attım, fakat dengem kayboldu ve arkaya doğru düşüyordum ama Mert, hemen belimden tutarak beni kendisine çekti ve düşmemi engelledi.

Yüzlerimizin arasındaki mesafe, yutkunmama neden olmuştu. “Ne yapıyorsun sen ya!?” Dediğim gibi ondan uzaklaşıp, ittirdim. “Seni düşmenden kurtarıyorum sakar” dediğinde sinirle nefes alıp, verdim.

“Sensin be sakar aptal, hem kurtarma oğlum beni kurtarma!” Diye bağırınca bir şey yapmadı ya da demedi.

Sadece yüzüme baktı.

Sadece

Ben ise dudaklarımı birbirine bastırıp, tekrardan arkamı döndüm. Onu görmek dahi istemeyen ben şimdi onunla iş birliği mi yapacaktım? Bunu istemiyordum. Ama zorunda bırakılıyordum.

Yürümeye başlayınca, şunu fısıldadım. “Senin yanında olmamak için uzaklara gittim ama gene senden kurtulamadım Mert” dedikten sonra da oradan baya bir uzaklaşmış, dışarıya çıkmıştım. Arabamın olduğu yere gelince ise de son kez gözümü sıkıca kapatıp açtım.

Arabaya binince, çalıştırıp, oradan araba sayesinde çıktım. “Nasıl olur bu ya!” Diye bağırıyordum. Bizi ayıran, bizim ayrılmamıza neden olan onlarken, şimdi ne olmuştu da bizi bir araya getiriyorlardı?

******

Kendi evime gelmiş ve hemen duşa girmiştim. Çünkü yorucu bir gün olmuştu. Duştan çıkmış, saçımı havlu ile ıslaklığını alırken telefonumun çalması ile duraksadım. Telefon, içeride olduğu için havluyu çamaşır makinesinin üstüne koyup, salona gittim. Kimin aradığına baktığımda ise bunun yabancı numara olduğunu gördüm.

Açıp kulağıma götürdüm ama ilk başta ses gelmemişti, hatta numara yüzüme kapattı. Sinir ve şaşkınlıkla kalakalmıştım. O numarayı tekrar çaldırsam da açılmadı. Ben de en sonun da boş verip, koltuğa oturdum.

Tam gözlerim kapanmıştı ki telefonuma gelen mesaj sesiyle duraksadım. Baktığımda yazan mesaj ile şaşkına uğradım.

0505765: Deniz’i benim yanıma yollayarak ne yapmaya çalışıyorsun Irmak?

Bu ne demek oluyordu? Ayrıca ne Deniz’inden bahsediyordu, çünkü ben Deniz ile kaç yıl oldu görüşmeyeli ve onunla alakam olmadığını hepimiz biliyorduk. Bundan dolayı ise de hemen cevap yazdım.

Siz: Ne Deniz’i? Kimsiniz siz?

0505765: Elif

Mesajın karşısında donup kalmıştım. Bunu bana yazan Elif miydi? İyi de Deniz, başkanın dediği gibi birlikte mi çalışacaktık gerçekten, bundan dolayı da Deniz’i ikna edip, Elif’in peşinden gönderdi? Vakit kaybetmeden cevap yazmaya başladım.

Siz: Elif ben yapmadım, hem onunla bile yollarımız ayrıldı. Başkan tekrardan birlikte çalışmamızı istiyor. İmkansız olduğunu biliyorum, söyledim de

Bunu yazdıktan sonra bardağa doldurduğum içkiyi tek yudumda içtim.

505765: Öyle zaten, imkansız. Siz birlikte çalışın yakışır ama beni dahil etmeyin.

Gözlerim çoktan ağlamak için dolmuştu ama kendimi tutmaya çalıştıkça daha da çok doluyor, ağlama isteğim artıyordu. En sonunda ise göz yaşlarımı tutamadım, ve yaşlar öylece akıp gitti. Önceden çok mutlu ve huzurlu olan bizken, neden şimdi yerin dibine batmış ve oradan çıkamıyorduk? Neden her birimiz birbirimizden uzaklaşmış, yok gibi varsayıyorduk? Bize ne olduğunu bilmiyorduk ama kimin yüzünden, ya da kimin böyle olmamızı istediğini çok iyi biliyordum.

Ama daha onun neden böyle yaptığını, yaptırdığını öğrenme zamanı değildi.

*****

Tunç’un fark etmemesi için arka bahçeden girmiştim odama. Tam koltuğa oturacağım sırada odanın kapısı açıldı bir anda. İrkilerek kapıya döndüğümde gördüğüm kişi ile göz devirdim.

“Ne yapıyorsun?” Diye sormuştum karşımdaki Tunç aptalının kardeşi olan Serhan’a. “Sadece kapı çalmak hoşuma gitmedi, ben de m öyle girdim. O kadar” Dediğinde derin nefesler alıp, verdim. “İyi şimdi buradan defol git” dediğimde gülümsedi ve bana doğru yürümeye başladı. “Gitmek istemiyorum ama” dediğinde dişlerimi sıktım. Bu iki kardeşten ve başkandan çektiğim nedir Allah’ım.

“Bana-” diyemeden kolumdan tuttuğu gibi duvara yasladı sırtımı. Şaşkınlıkla bakmıştım çünkü neredeyse bir yıl olmuştu bu göreve gireli ama böyle bir şey yaptığı olmamıştı. Sadece pislik gibi alttan konuşuyordu o kadar.

“Eğer tek kelime dahi edecek olursan, abimin arkasından işler çevirdiğini ve kim olduğunu giderim söylerim abimden ne kadar nefret etsem de.” Dediğinde tek kaşımı kaldırarak ona bakmaya devam ettim. “Neyi kastediyorsun sen?” Diye sorunca da eli ile hafifçe yüzüme dokunup, okşadı. Ben ise elini hemen itip, sorumu tekrarladım. “Neyi kastediyorsun sen?” Serhan, bana baktı ve kolumu serbest bıraktı.

“Benim neyi kastettiğimi anlaman lazımdı güzelim” dediğinde elim yumruk oldu. “Eğer bana bir daha bir daha o kelimeyi söylersen, gebertirim seni duydun mu?” dediğimde, güldü ve odadan çıktı. Kapıyı da sinirle kapatıp, sandalyeye oturdum. Bilgisayarı açtıktan sonra, hemen koridorda olan kamerayı açıp, izlemeye başladım. Fakat orada duran Serhan’ın gözleri kameraya döndü ve elini kaldırıp, yavaş bir şekil de sallamaya başladı sağa sola. Alt dudağımı dişlerimin arasına alıp, bilgisayarı sinirle kapattım.

Benim yaptığım şeyi bilmesine imkanı yoktu ama o zaman bahsettiği de neydi? Üstelik oradan kamera olduğunu nereden biliyordu? Üstelik en gizli yere koyduğum halde. Bu piç, Tunç’un üvey kardeşi olsa bile gider söylerdi. Bundan dolayı dikkatli olmam gerekiyordu.

*****

“Aa abi seni görmeyi hiç beklemiyordum desem yalan olur” dedi Serhan alayla. Tunç çenesini sıkarak konuştu “Aptal gibi konuşma Serhan yine ne yaptın da, yanıma geldin?” Diye sordu Tunç. “Beni biliyorsun ama tanımıyorsun ağabey” dediğinde Serhan, Tunç’un elleri yumruk oldu.

“Neyse ben seni uyarmaya gelmiştim.” Bu sefer alaya gülen Tunç olmuştu. Ama ona komik gelen şey, kardeşinin onu uyarmasına gelmesiydi. “Ne uyarısı bu kardeşim?” Diye sordu Tunç. “Şu Yaz ile alakalı, o kıza güvenme” dediğinde Tunç şaşırmadı. “Ne oldu şaşırmanı beklerdim.” Tunç bir şey demeden koltuğuna oturdu ve bacak bacak üstüne attı. Şaşırmamasının nedeni Yaz yani Irmak’ın bir şeyler planladığını anlıyordu ama hiçbir hata yapmadığından dolayı, ne yaptığını dahi anlayamıyordu.

“Salaklık desen var” dedi Serhan. Tunç bir şey demeden kadehini yudumlamaya başladı. “Sağ ol Serhan, ama büyüklerin işine karışma olur mu?” Dediğinde Serhan’ın eğlenen yüzü durdu.

Serhan başka bir şey demeden odasına gittiğinde Tunç yalnız kalmıştı. Tunç, kardeşini severdi ama Serhan’ın yaptığı bütün şeylerden sonra onu şımartmayı bırakmış sadece kendini düşünen bir bencile dönüşmüştü. Bu da onu kötü yapmış, böyle bir insana dönüştürmüştü.

******

(Elif’ten)

Hiçbir şey yapmadan bomboş oturuyordum, çimenlerin üstünde. Arkamda bir hareketlik hissedince konuşmaya başladım. “Bana bak Deniz eğer gitmezsen seni gebertirim” dedikten sonra arkamı döndüm ama Deniz ile karşılaşmadım. “Ne işiniz var burada?” Diye sordum karşımda beni bu hallere sokan başkana. “Sadece konuşmaya geldim Elif” dediğinde kafamı salladım. “Sizi dinliyorum” dediğimde, konuştu. “Sizin tekrardan çalışmanızı istiyorum Elif” dediğinde yutkundum.

“Bunu beni kovarken düşünseymişsiniz başkanım” dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı. “Anlıyorum ama Irmak için” dediğinde alayla güldüm. “Neden? Irmak’ı çok düşünüyorsan, onu neden üzüyordun, Kaan başkanım?” Dediğimde yutkundu. “Ama doğru ya siz onun abisisiniz. Fakat, kötü abi.” Lafım bittiğinde acı içinde kalakaldı. Irmak’ın abisiydi ama küçükken ona abi gibi davrandığını bile görmemiştim.

“Bak Elif, haddini yeterince aştın” dediğinde güldüm. “Kovamazsınız beni Kaan başkan ondan dolayı ne yaparsam yapayım özgürüm” dediğimde kafasını salladı. Evet öyleydi, özgürdüm.

“Haklısın, Deniz’i bile geri çevirmiş terslemişsin Elif. Geçti ki beni dinleyeceksin, ondan dolayı hazırlıklı geldim” dediğinde hiç beklemediğim anda bir bez ile ağzımı kapattılar. Çırpınsam da engel olamadım. Ve burnum bezin üstündeki kokudan etkilenip, gözlerim yavaş yavaş kapanmasına neden oldu. Bakalım neler bekliyordu beni?

*****

“Beni neden çağırdığınızı söylemediniz Tunç Bey.” Derken, Tunç’un yanında duran Serhan’a gözüm kaymıştı. Çünkü buraya geldiğimden beri gözü hep üzerimdeydi, piçin.

“Senden bir şey isteyeceğim Yaz” dediğinde kaşlarım havalandı. “Tabii isteyin sizi dinliyorum Tunç Bey” Derin nefesler alıp, verdi. “Senden bana yeni asistan ve koruma istiyorum” dediğinde şaşkınlık ifadesi oluştu yüzümde. Benden bunu mu istiyordu şimdi? “Ama nasıl bulacağım efendim ben?” Diye sorunca Serhan konuştu. “Niye bulamazsın ki? Bence sen çok zekisin bulursun hemencecik” dediğinde ellerimi yumruk haline getirdim. Gözlerim sıkıca açıp kapattıktan sonra Tunç’a geri döndüm.

“Efendim bunu nasıl yapmamı bekliyorsunuz?”

“Bilmiyorum Yaz bir şekil de bu sana güveniyorum” dediğinde sanki komik bir şey varmış gibi Serhan gülmeye başladı. “Hayrola Serhan Bey komik bir şey mi var? Söyleyin biz de gülelim, keyfimiz yerine gelir en azından.” Dediğimde Serhan’ın gülen yüzü soldu, gebersin!

“Yok bir şey Yaz Hanım merak etmeyin siz” dediğinde hafifçe güldüm. “Merak etmem zaten” derken ona bakıyordum. “Kavga edip, durmayın! Bu aralar işler karışık zaten. Aramızdan birisi bize ihanet ediyor gibi hissediyorum” dudaklarımı birbirine bastırıp, yüzüme şaşkınlık ifadesini taktım. “Kimden şüpheleniyorsunuz Tunç Bey?” Diye sorunca Serhan tekrardan konuştu. “Bence senden” dediğinde bir şey dememek için kendimi zor tuttum. “Hayır Yaz’a güveniyorum” dedi Tunç. Serhan’a baktığımda bozulmuştu, yüzü neredeyse kıpkırmızı olmuştu.

“Aldınız bence cevabınızı Serhan Bey” dediğimde Arka da duran hizmetçi kadının gülme sesi geldi. Aptal öldürtecekti kendini. “Komik miydi Suna Hanım?” Diye sordu Serhan arka tarafımda kalan kadına bakarken. Kadına bir şey yapmaması için hemen konuyu değiştirdim. “Bence ben bunu araştırayım ve sizin dediğiniz gibi güvenilir çalışanlar bulayım” dedikten sonra arkamı döndüm, kaş göz yaparak yukarıya gelmesini söyledim kadının. “Müsaadenizle Tunç Bey” Dedim ve orada ayrılıp, merdivenlerden çıkmaya başladım.

Arkadan ise adım sesleri duyunca göz devirdim. Odaya girince kadının girmesini bekledim. “Ben özür dilerim Irmak Hanım” dediğinde elim ile sus işareti yaptım. “Aptal mısın sen Şeyma?” Dedim sessizce. “Demedim mi ben sana gerçek adımla seslenme burada diye? Yeni atandın istihbarata ama dikkatli olman gerekiyor, kendini ve bizi tehlikeye atabilirsin. Hem ölebilirdin.” Dediğimde yutkundu.

“Özür dilerim haklısınız, daha dikkatli olacağım” dediğinde sinirle nefes alıp, verdim. “Peki tamam, gidebilirsin. Ama dikkatli ol” Kafasını sallayıp, kapıyı açtığında bir anda Serhan ile karşılaştık.

Şeyma bana şok içinde bakarken, ben rahat bir şekilde durdum. “Sen git halledeceğim” dediğimde hemen odadan çıktı. “Ne vardı?” Dediğimde sırıttı. “Güzel oyundu tebrik ederim doğrusu.” Dediğinde yüzümde anlamamazlık ifadesini yerleştirdim. “Neyden bahsediyorsunuz siz Serhan Bey?” Diye sorunca yüksek sesle kahkaha attı.

Kahkahası içimi ürpertirken, boynumu dik tuttum. “Serhan Bey, lütfen çıkın” oyunuma devam ediyordum hala. “Güzel oyun ama yemem ben” Ben sana bir yedireceğim göreceksin sonrasında!

“Oyun falan yok, Şeyma işini düzgün yapmadı bende onu uyardım o kadar efendim” dediğimde kafasını sağa sola salladı hafifçe.

Eli kapıya gittiğinde, sadece bakmakla yetindim. Kapıyı kapatıp, bir de üstüne kilitleyince alayla güldüm. “Ne yapacaksın? Neden gidip, bebek gibi abine şikayet etmiyorsun beni?” Diye sorular sorduğumda kapıya bakan yüzü bir anda bana döndü. “Edemem” dediğinde güldüm. “Neden?” Soruma cevap vermek yerine bana doğru gelmeye başladı ama ben hazırlıklıydım her zamanki gibi. Cebimde duran küçük ama keskin, bıçağı sıkıca kavradım.

“Neden işime burnunu sokup, duruyorsun? Ve neden herkes işimi baltalamak için sıra bekliyor!?” Dediğimde büyük adımlar atmaya başladı. Ben ise arkaya doğru adım attım. “Kaçacak mısın?” Diye sorduğunda güldüm. “Hayır bana göre değil.” Dediğimde ciddi yüz ifadesine büründü ve bana doğru bir atakta bulundu ama ben hemen geri çekilip, bana doğru savurduğu yumruktan kaçtım ama o benim yaptığım şeyden kaçamadı.

O bana yumruğunu sallamak ile uğraşırken çoktan hedefimi seçmiş, ve ona karşı atağımı gerçekleştirmiştim. Ayağımı onun dizinin altına vurarak onun önümde diz çökmesine neden olmuştum. “Kazandın” dediğinde saçımı geriye savurdum.

“Kazanan ya da kaybeden yoktur. Her şey olması gerektiği gibi olur. Kimi ders alır kimi de tekrarlamayı seçer.” Dediğimde yüzünü buruşturdu. “Güzel söz” dediğinde elim ile kapıyı gösterdim. “Defol git ne yapıyorsan da yap ama unutma, her zaman ben kazanırım Serhan” dediğimde ayağa kalktı. “Bir dahakine tekrarlayalım” dediğinde tam bir şey diyecekken güldü. “Şaka yaptım merak etme” dedi. “Siktir git!” Dediğimde kapıya doğru gidip, kapının kilidini açtı ve son kez bakıp, odadan çıktı.

Ben ise masa da duran bardağı duvara fırlattım. “Allah kahretsin!” Diye bağırınca telefonuma bildirim geldi. Hemen bakınca ise şu mesajı gördüm.

Deniz: Elif’i getirmişler buraya hemen gel.

Bu mesaj ile sabırlar diledim. Bu arada Deniz ile tekrardan haberleşmeye başlamıştık. Tabii bana yazmasıyla.

Bu sabah

Yabancı numara: Irmak benim Deniz.

Siz: Deniz mi? Ne oldu? Neden yazdın, bir şey mı var yoksa orada?

Onun yazmasını beklerken numarasını kaydetmiştim. O yazdığında ise hemen okumaya başladım.

Deniz: Yok bir şey olmadı sadece yazmak istedim.

Derin nefesler alırken telefonu kapatıp, yatağı n üstüne fırlattım. Zaten Tunç malı da beni bekliyordu. Neymiş önemli bir şeyler söyleyecekmiş aptal!

*****

Tesis den içeriye girdiğimde önümü kesen ilk kişi Sevda oldu. “Ne istiyorsun?” Diye sorunca hemen konuşmaya başladı. “Kaan Başkan sizinle konuşmak istiyor efendim” dediğinde göz devirdim. “Bende onun yanın gidiyordum zaten.” Dedikten sonra yürümeye devam ettim.

Odanın önüne gelince ise kapıyı girmeden içeriye girdim. İçeriye girince sinirle oradan oraya yürüyen Elif’i, onu sakinleştirmeye çalışan Deniz’i ve sakince oturan Mert’i gördüm. Ha bir de saygıyı bile hak etmeyen Kaan Başkan, yani abim.

“Saygısızlığın sınırı yok Irmak” dedi Kaan. “Sağ ol abiciğim” dediğimde uzun zamandır kullanmadığım kelimeyi garipsedim. O da aynısını hissetmiş olacak ki yutkundu. “Neyse konuş” diye emir verdim. ”Saygını bozma Irmak!” Diye bağırınca Mert konuşmaya başladı. “Bağırmayın! Ve saygıyı hak edecek birisi olduğunuzu sanmıyorum başkanım.” Dediğinde Elif güldü. “Aynen öyle hak etmiyorsunuz! Ne oldu ya bizi ayırdınız şimdi de işiniz düştüğü için de bizi tekrar mı birleştiriyorsunuz be!?” Diye bağırdığında dudaklarımı birbirine bastırdım. “Evet haklı Elif, neden abi?” Diye sordum bu sefer ben. “İşleri düştü çünkü Tunç Özen hafife alınacak birisi olmadığından bizlere işleri düştü.”

Kaan oturduğu yerden kalktı ve konuşmaya devam etti. “Sadece sizin birlikte olan gücünüzü anladım diyelim. Mesela Irmak, yalanda, oyunculukta, manipülasyonu ve refleks de çok iyi. Ya da Elif, dövüşmek ve hedefini devirmekte çok iyi. Deniz, silah ve ok da fazlasıyla iyi. Mert ise bu saydığım her şeyde iyi. Bundan dolayı da bir şey demiyorum. Bu da önceden bizim ne kadar yanlış yaptığımızı kanıtı.”

Sözü bittiğinde tam karşıma geçti. “Anlıyor musun kardeşim?” Dediğinde yüzümü buruşturdum. “Kardeşim kelimesini bana kullanmaya kalkma bile” dedim tükürürcesine.

O ise dudaklarını birbirine bastırıp, uzaklaştı benden ve diğerlerine baktı. “Siz ne diyorsunuz var mısınız?” Dediğinde ilk kelime Mert den çıktı. “Kabul ben varım” dediğinde sinirle ona baktım. Aptal işte ne olacak. “Bende varım” dedi bu seferde Deniz. Elif ile ben göz göze gelince derin nefesler aldık ikimizde aynı anda. “Kızlar siz?” Dedi Kaan.

“Kabul ediyorum” dedi kısık sesle Elif. En çok şaşırdığım kısım Elif’in kabul etmesiydi. “Sen kaldın bir tek Irmak” dediğinde yüzümü buruşturup, Kaan’ın tam gözünün içine

baktım. “Nefret ediyorum senden ama bende kabul ediyorum peki tamam.” dediğimde mal gibi gülümsemeye başladı. Gerçi gerçekten maldı.

“O zaman bize bilgi ver”

“Emir verme bana”

“Sende emir veriyorsun”

“Kapasana artık çeneni”

“İkinizde susun artık!” Diye bağırdı Elif. Ona baktığımız da hepimiz, boğazını temizledi ve konuşmaya başladı. “Bu işte beraber olacaksak, bize anlatmalısın Irmak” dediğinde kafamı salladım. “Onu dinle beni dinleme zaten amına koyayım” diye mırıldanan Mert’i duysam da aldırmadım. “Tam da yerine denk geldi” dediğimde Kaan konuştu panikle. “Bir şey oldu yoksa? Bir işi de becer be Irmak.” Dediğinde kalbime bir ağrı girmiş gibi oldu.

Ondan nefret etmem için bir sebep daha işte. Resmen ondan nefret etmem ya da abi katili olmam için çabalıyordu adeta. “Hiç ideal bir abi adayı değilsiniz ve bunu yine kanıtladınız sağ olun.” Dedi Elif alayla. Bu seferde sabahtan beri sessizliğini koruyan ama bir o kadar da ortamın tadını çıkartan Deniz konuşmaya başladı. “Kavgaya hiç gerek yok ama başkanım boş laflara da gerek yok” dediğinde Elif ona katılırcasına kafasını salladı. Ben ise gülümseyip, konuştum. “Yanılıyorsun abi, ben işimi iyi yapıyorum ama senin o her kesi iyi gören gözlerin bir tek bana kör olduğu için başardığım şeyleri görmüyorsun bile. Ama merak etme, ben Tunç ile konuşup, onları yanıma aldıracağım. Ama bu Elif ve Deniz için geçerli olur çünkü Mert’i nasıl alacağımı bilmiyorum. Haber veririm.” Dedikten sonra başka bir şey dememe ve onların da bir şey demesine izin vermeden oradan ayrıldım.

*****

Oradan ayrılıp, benim sürekli gittiğim bara gelmiştim. Ne zaman bir şey olsa buraya geliyor kafa dağıtıyordum ama pek işe yaradığını görmemiştim. Sadece kafa yoruyor ve bozuyordu. Ama yine de geliyordum.

“Hoş geldin Irmak” dedi Necati ağabey. “Hoş buldum abi, sen her zamankinden veriver.” Dediğimde gülümseyerek kafasını salladı ve benimkini hazırlamaya başladı. Ben ise telefonu çıkartmış, bakınıyordum. “Ne yapacağım ben Allah’ım?” Diye mırıldandım.

“Bir şey yapma akışına bırak” diye ses duyunca arkama döndüm. Gelen kişi Elif, Deniz ve Mert’i. Onlara şaşkınlıkla bakınca hemen oturdular. “Buraya geldiğim için barıştım sayılmam değil mi?” Diye sordu Elif, Deniz’e bakarak. “Bence barıştın sayılır” dedi Deniz. Hemen Elif gözlerini şaşkınlıkla açtı. “İkisinin planıydı bu işte.” Dedim Mert ve Deniz’i elimle göstererek. “Baştan söyleyeyim bilmiyordum sadece anladım” dediğimde Elif de hemen cevapladı. “Bende bilmeden geldim, yoksa barışmadım.” Dediğinde göz devirmemek için kendimi zor tuttum.

“Neyse ne, boş kavgalarınızı dinleyemeyiz. Anlat, Tunç denen piçin işlerini.” Dedi Mert. “Sana ne oluyor? Ben Elif’e ve Deniz’e anlattım yeterince zaten. Sen gidip, kendin araştıra bilirsin, tabii o olmayan beynin geri geldiyse!” Diye bağırınca mekan da olan birkaç kişi bizim olduğumuz yere bakınca Deniz hemen bana döndü. “Gerçekten eski senden eserler kalmış tebrikler” dediğinde bu sefer göz devirdim.

“Sağ ol Deniz sende aynı salaklık var” dediğimde gözlerini kısıp, beni kınıyormuş gibi bakmaya başladı. “O gözünü çek, söktürtme o gözlerini yerlerden.” Dedi Mert. Ona baktığımda ise “Sana ne oluyor lan?” Dediğimde ise bir şey diyemeden Necati abi, içeceğimi getirdi diyeceğimde, tepsi de dört adet dolu bardak vardı. Yani onların da gelmeden Necati abiye haber verdikleri belli olmuştu.

“Geldi sizinkiler” dediğinde Deniz güldü. “Abi valla özlemişim bu ekiple senin bu güzel içeceklerini içmeyi.” Dediğinde Necati ağabey şen bir kahkaha attı. Mert ise, “İyi gidiyor mu abi işler?” Diye sorunca Necati abi onun sırtına iki defa vurdu. “Güzel gidiyor güzel.” Dediğinde hepimiz birden ‘Maşallah’ dedik.

“Abi, sence biz eskisi gibi olur muyuz?” Sorusu Deniz den gelmişti. Hepimiz aynı anda öksürmeye başladık. “O zor gibi ama imkânsız değil” dediğine ben konuştum. “İmkân dahilinde de değil.” Bunu söyleyen bendim. Bu ekibi kuran ama kaybolmasına sebep olan ben söylemiştim bunu.

Merak ediyorsunuz değil mi, nasıl olduğunu? Ama bunu belki de diğerleri ile birlikte öğreneceksiniz. “Neyse çocuklar ben gideyim” dedi ve gitti. “Hadi için” dedi Mert. Ben ise göz devirip, inadına bardağı elime alıp, içmedim. “İç işte benden” dediğinde ise güldüm ve hemen içmeye başladım. “Çattık ya” dediğinde Saçımı savurup, telefona gelen bildirime baktım.

Tunç Bey: Neredesin sen?!

Siz: Şu anda sizin şu istediğiniz koruma ve asistan ile uğraşıyorum Tunç Bey. Şu anda bulduğum kişiler ile bir çeşit toplantı yapıyorum.

Tunç Bey: İyi tamam ama geç kalma, biliyorsun işimiz var.

Siz: Anladım efendim tamam

Piç!

“Kimle konuşuyorsun sen?” Diye sordu Mert. “Sana ne” diye cevap verince gözlerini kısıp, konuştu. “Sevgili mi yaptın yoksa?” Dediğinde elimdeki bardağı alıp, içindeki içkiyi onun suratına fırlattım. “Mal mısın sen? Sana ne benim hayatımdan sana ne!” Diye bağırmıştım.

Sadece eski bir arkadaşım diye karışma hakkını vermiş olmuyordu. Ama o durmadan hayatımın merkezine kadar giriyor ve beni sinir ediyordu. “Kesin yapmış kardeşim” dedi Deniz. Elif yüzünü buruşturarak onun kafasına vurdu. “Mal mısın Deniz?” Diye sorunca Elif, Deniz göz devirdi. “Küçükken de kafama vuruyordun” dedi mızmız bir çocuk gibi. Elif ile ben göz göze gelince aynı anda konuştuk. ”Ondan böylesin yani?” Dediğimizde Deniz, ayıplayan gözlerle bize baktı.

“Ayıp oluyor yalnız” dediğinde Mert’e baktım. Yüzüne şunu attığımı unutmuştum. Onun gözlerini bende olduğunu görünce dudaklarımı birbirine bastırdım. Çünkü çok komik görünüyordu. “Abi sen komik olmuşsun” dedi Deniz gülerken.

Mert “Bittin sen” der gibi baktığı için hemen önüme döndüm. Kavga edecek vakit yoktu. “Neyse ne ne yapacağız?” Diye sordu Deniz. “Sizi ilk olarak oraya asistan ve koruma olmanız için alacağım. Ama Mert’i bilmiyorum.” Dediğim de Elif arkasına yaslandı. ”Onu Kaan halledecekmiş.” Dediğinde kafamı salladım. “O zaman yarın çalışmak için geliyorsunuz ama sakın belli etmeyin” dediğimde Elif güldü. ”Biz bilmiyorduk çok sağ ol Irmak” dediğinde bir şey diyemeden Mert, beklemediğim anda kolumdan tutup, ayağa kaldırdı beni.

“Ne yapıyorsun?” Dediğimde bir şey demedi ve yürümeye başladı ben ise peşinden gitmeye. Gerçi gitmeye değil, zorla götürülmeye başladım! ”Bırak sana Mert!” Desem de takmadı. Mekanın arka tarafına geldiğimizde kolumu bıraktı. "Ne yapıyorsun sen Mert? Senden uzak durmaya çalıştıkça dibimde bitiyorsun zaten. Bir de görev işi girdi araya!" Dediğimde eli ile ağzımı kapattı. "Sus" dediğinde, gözlerim ile elini işaret ettim. Ağzımı tutuyor bir de sus diyor, hayır nasıl konuşacaksam artık!

Onun elinin, ağzımdan çekilmesini beklemeden bacağım sayesinde onu kasıklarına vurdum ve onu iki büklüm ettim.

"Siktir" dediğinde, istediğini başarmış o kızın gülümsemesi yerleşti yüzüme. "Evet siktir Mert" dedikten sonra masaya geri dönmek için bir adım atmıştım ki "Gitme" diyen sesini duydum. Saçmalıyordu ama daha farkında bile değildi. Ona döndüm “Mert yapma artık” dediğimde elini uzattı. Bu kaldır beni demekti. Eline baktıktan sonra sıkıca tutup, zar zor kaldırdım. Kilosu boyu ile birlikte ağır olmasını sağlıyordu.

"Sarhoş oldun diyeceğim ama bir yudum bile almadın" dediğimde güldü. "Senin yanında içki almama ne gerek var ki, sen varken" dediğinden onu ittim. Sendelemişti itmemle ama kendini hemen toparladı. "Ne demeye çalışıyorsun sen?" Diye sorduğumda gülmesi bitti ama gülümsemesi hala yüzünde tebessüm gibi duruyordu. Sorumu tekrarlamak için ağzımı açmıştım ki, o konuşmaya başladı.

"Çünkü senin yanında kendimi içmiş gibi hissediyorum. İçki insanın dağılmasına, iyi hissetmesini sağlar ya. Bende senin yanında kendimi iyi hissediyorum, ama sen beni kendinden uzaklaştırıyorsun. Diyorsun ya sarhoş mu oldun diye, hayır sen senin sarhoşun oldum Irmak."

Bu cevap karşısında yutkunurken, onun tebessümü devam ediyordu. Ne diyordu bu yine? Yine aynısını yapıyordu ve ben bunu istemiyordum. Çünkü o günleri hatırlamak bile istemezdim, o zamanlar da beni, bizi bekleyen felaketleri unutmak istiyordum.

Geçmiş

“Tıkılıp kaldık burada yine Mert” demişti Irmak. “O zaman eğlenelim sevgilim” dedi Mert, Irmak’a karşılık olarak. ”O aklındakini dersen seni boğarım, çocuk muyuz biz? Hem abim ve babam canımızı okur olmaz” dedi Irmak sinirle.

"Ee ne yapmayı düşünüyorsun o zaman"

"Ne yapıyorsunuz çifte kumrular" diye bir ses duydu ikisi de. Hemen arkalarına döndüler ve güldüler. "Siz nerede?" Diye sordu Mert. "Valla kardeşim, Elif tutturdu, biraz gezelim diye." Elif, Deniz'in dediği şeye omuz silkti ve Irmak'ın yanına oturup, başını onun omzuna koydu.

"Çok sıkılıyorum Elif" dedi Irmak, dudaklarını büzerek. "Ee o zaman hadi dışarıya çıkalım. Hem görev oldu bitti. İş yok, eğitim de yok." Dediğinde hepsi ayağa kalktı ve koşmaya başladı. "Çıkış kapısına ilk ulaşan kazanır!" Dedi Irmak. Hepsi o kadar hızlı koşmaya başladı ki, etraftaki insanlar, onları gülerek ya da tebessüm ile izliyorlardı.

Çünkü oranın genç ajanlardan dört tanesiydi. Onlar koşmaya devam ederken, arkalarında onları izleyen iki kişiyi fark etmediler bile.

Irmak'ın abisi ve babası.

Onlar, Irmak'ın aile üyelerinden olsalar da asla aile gibi davranmamışlardı. "Ben kazandım!" Diye bağırdı Irmak hala onları fark etmeden. "Of az kalmıştı ama ya" demişti bu sefer de Elif. "Bu grup ayrılmalı Kaan." Demişti Irmak'ın babası Kerim. "Peki baba ama nasıl? Herkes çok seviyor onları." dedi babasına karşılık olan Kaan.

"Irmak için bir şeyim var, Elif için de ama diğer ikisi sende." Dedi Kerim. "Peki baba." Her ikisi de çekildi ve onları orada bıraktılar. Irmak ve diğerleri ise güzel bir kafeye gitmişlerdi ama başlarına gelecekleri henüz bilmiyorlardı. Belki de grubun dağılması için bir şeydir. Ya da başka bir şey.

Günümüz

“Bu görev bitsin sonra yine dağılacağız Mert boşuna oluruna bakma. Çünkü oluru falan yok.” Dedim sertçe. Sonra arkamı dönüp, bu sefer masaya döndüm. Beni gören Deniz “Ne oldu” diye sordu. “Yok bir şey Tunç ya da diğerleri şüphelenmesin.” Dediğimde her ikisi de kafasını salladı ve mekandan çıkıp, kendi evime gitmek gitmek için yürümeye başladım.

Arabam olsa da yürümek, ve temiz hava almak istemiştim bundan dolayı da böyle bir karar almıştım.

Sürekli Mert’in dedikleri kafamda dönüp, dururken, arkamdan gelen tehlikeyi fark etmemiştim.

Çünkü arkamdan birisinin adım seslerini duyuyor ama belli etmemeye çalışıyordum. Derin nefesler alıp, kaç adım attıklarını gözlemlemeye çalıştım. Ve kaç kişi olduklarını anlamaya. Ve anladığıma göre ise dört ya da beş kişilerdi.

Baş edebilir miydim?

Bilmiyordum

Abimi arasam mı?

Bilmiyorum

Ne yapacağım?

Bilmiyorum!

Adımlarım hızlandığından, onlarında hızlandı. Gözümün yanıyla arkaya baktığımda, birisi ile göz göze gelmiş olmuştum.

“Fark etti” diye ses duyunca, büyük bir cesaret ile arkamı döndüm. “Kimsiniz siz?” Diye sorduğumda arkalarından çıkan birisi gülümsedi ve elini uzattı. “Ben Soner Sönmez” dediğinde göz devirdim.

“Yani?”

“Kim olduğumu sordun”

“Kimsiniz dedim, kimsin değil.” Dediğimde karşımdaki adam sinir olmuş olacak ki bu gülümsemesinden belli oluyordu. Ve yukarıda kalan elini yumruk yaptı ve yana düştü. “Ne istediğinizi söyleyin” diye emir kipiyle konuştum. Karşımdaki adam bu dediğime karşı sadece gülümsediğinde iki elimde yumruk oldu.

“Komik mi?” Diye sorunca alayla kafasını salladı. Tam bir şey sormak için ağzımı açmıştım ki adam konuştu. “Babanız sizi çağırıyor Irmak Hanım” dediğinde güldüm.

“Bilmiyorum ama hepiniz aptalsınız” dediğimde gülümsedi. ”Sadece babanızın dediğini yapmakla görevliyiz” dedikten sonra bana doğru yürüdü ama ben hemen geriye doğru adım attım. “İşimizi zorlaştırmayın lütfen.” Dediğinde kafamı sağa sola salladım.

“Kimse istemediğim şeyi yaptıramaz”

“Bundan dolayı babanız da geldi. Şu anda araba da” dediğinde yutkundum. “İyi o zaman zahmet etmeyin hemen arabaya gidin ve söyleyin.” Dedikten sonra onlara arkamı döndüm.

Ama arkamda bir hareketlik hissedip, hemen dönüp ne olduğuna baktım. Ve birisinin bana doğru hareketini gördüm. Elini, kolumu tutmak için uzattığında refleks olarak onun elini tuttum ve ters çevirip, dizine tekme attım. Bu da onu yere düşmesini sağlamıştı. "Zavallı" dediğimde son kez adamın saçından tutup, yüzüne dizimi vurdum. Acı içinde yere düşüp, kıvranmaya başladı. Geri zekalıydı, hem de çok! "İşimizi zorlaştırmayın demiştik" dedi bana ters cevaplar verip, sinir olduğum adam. Onu dedikten sonra tek hareketi ile diğer adamları da üstüme saldı.

Ben ise 'sabır' çekip, ilk bana gelen adamın yakasından tutup karnına tekmeyi geçirdim. Ama işe yaramamıştı çünkü karnıma yediğim yumruk ile yüzümü buruşturmuştum. Ama gücümü toparlayıp, arkadan çıkardığım silahı onun kafasına vurup, bayılmasını sağladım.

“Piç kurusu!!” Diye bağırıp bir tane de tekme attım. Onu öldürürdüm ama bunu yapmayacaktım. Çünkü bana atak da bulunan ve fazla sayısı olan birkaç kişi daha vardı maalesef ki. O yüzden de kabul ettim.

“İyi babama götür beni” dedim emir vererek.

"Elbette" dedikten sonra eli ile arka kısımdaki arabayı gösterdi. bunca zamandır burada mıydı? Hepsini görmüş müydü yoksa görmemiş miydi? Çünkü onun gözünde yine kötü birisi olarak gözükecektim ve bunu istemiyordum. Ama sürekli olarak başıma istemeceğim şeyler geliyordu ki, anlayamıyordum bile.

Arabaya doğru yürümeye başladığımda, gülümsedim ve arabanın kapısını açmasını bekledim adamın. O ise bunu anlamadığı için bana bön bön bakmaya başladı. "Hayvan!" Dediğimde sinirle kapıyı açıp, içeriye girdim. Sırtımı yasladığım da, yanımda ki babam olacak o adam, konuşmadı.

Ama ben konuşmuştum.

"Çabuk söyleyin, işlerim var." Dediğimde nefesini dışarıya verdi ve konuşmaya başladı. "Abin salaklık ediyor Irmak. Siz asla bir takım olamazsınız." Dediğinde alayla güldüm. "Niye olamayız? Senin baba olamayacağın kadar imkansız mı yani?" Dediğimde kaşları havalandı.

Bunları derken onun ne yüzüne bakmıştım ne de ona dönmüştüm. Camdan sadece dışarıyı izliyor ya da tam önüme bakıyordum. Çünkü ona bakarsam kendimi tutamazdım. Benim hayatımın içine eden bir adamın yüzüne bakarsam ben yok olurdum, o kişi babam olsa bile.

“Konuş artık, çünkü tek bunu deyip, göndermezsin sen.” Dediğimde güldü. “Haklısın güzel kızım.” Dedikten sonra o pis ellerini saçlarımda hissettim. Hemen kendimi geriye çektim. Ve “dokunmaya cüret bile etme baba“ dedim sinirle. On bakmaktan bile iğrenirken onun bana o kelimeyi söyleyip, üstüne hiç yapmadığı bir şeyi isteyecek kadar delirmemiştim.

“Şu hale bak kızım bana düşman olmuş” Dedi tükürürcesine. Alayla bakışlarım bir anda burkuldu. “Bunu sen istemiştin baba. Bunu sen sağladın, kızını ve oğlunu kendi ellerinle mahvettin ve kendinden uzaklaştırdın. Bunlar senin eserin gurur duysana.” Dediğimde Elini saçlarımın dibinden tutup, arkaya doğru çekti. Acıdan yüzüm buruştuğunda, ağzımdan inilti çıktı.

“Sen fazla cesaretlenmişsin kızım” dediğinde dişlerimi sıktım. “En iyisi buydu çünkü baba, cesaretli olmak” dediğimde saçlarımdaki olan elinin sıklığını hafifletti.

Ama tutmayı bırakmadı. “Annem neden gitti baba?” Diye sordum kısık sesle ama bir o kadar gür ve ona tekrardan bir şeyleri hatırlatmak istercesine.

Neden böyleyiz biz baba?

Annem neden gitti baba?

Ben mi suçluyum yoksa abim mi?

Suçunu bize mi atacaktın yoksa?

Bu soruyu defalarca sorduğumda hep bir dayak ya da türlü türlü cezalarla biterdi. Ama artık böyle bir şey olamazdı izin vermezdim.

"İnatçı bir çocuk dun, ve hala da öylesin. Görüyorum ki abin, güzel eğitemedi seni." Dediğinde elini saçlarımdan çekti ama beni de geriye itmeyi unutmadı. Sırtım arabanın kapısı ile buluşurken sadece yanından ayırmadığı beze elini silmeye başladı.

Benden iğreniyordu ve bunu da göstermekten asla gocunmuyordu.

Baba özür dilerim..

Bezi kenara fırlattığında, onu almayacağını hatta çöpe attıracağını emindim. Bir süre öyle kaldıktan sonra ortama karanlığın gölgesi çökmüştü. Ama tek bir ses bozdu arayı, telefon sesi.

Babam telefonu alıp, açtığında tek bir kelime söyledi. "Efendim güzelim" dediğinde dudaklarım aralandı, ve hüznümün yanında bir de şaşkınlık oluştu. Annemi unutmuş muydu yoksa tek gecelik bir ilişki miydi? Babamın gözü bana değdiğinde başı ile kapıyı gösterdi. Bu, "arabadan in konuşma bitti" anlamındaydı.

Ben ise onu dinledim, her zamanki gibi ve indim.

Araban indiğimde dengemi kaybettim ama düşmeden önce arabaya tutundum. "Irmak Hanım, babanızın talimatı var, sizi bugün kendi evinde ağırlayacak. Bu akşam özel bir misafir var. Sizin ve abiniz Kaan Bey’in de orada olmanızı istiyor." Dediğinde bir şey demeden eli ile gösterdiği arabaya binmiştim.

Kafamı cama yaslayıp, yolu izlemeye başladığımda, aklımda bir şarkı dolanmaya başladı.

“Yetmiş kilo derdim var anne bana simit al

Neden burada değilsin,

Rahat bir yerde misin?

Yetmiş kilo derdim var, baba bana kavun al

Kavunu da sevmem sen bunu bilir misin?

Dinlemiyor insanlar, bence anlatamadım.

Derinimde yaralar var, bence saklayamadım.”

Yol böyle geçmişti. "Geldik Irmak Hanım" dedi koruma. O kadar odaklanmıştım ki, geldiğimizi bile farkına varmamıştım. Bir şey demeden arabadan indim ve ezbere bildiğim evin içine girdim. Üç katlı kocaman, lüks o evin içine. Sıcak değil de buz gibi olan evin içine.

"Sen Irmak olmalısın" diye ses duyunca arkamı döndüm. Karşımda güzel, uzun boylu ve narin bir kadın ile karşılaştım. Bu kimdi?

"Öyle de siz kimsiniz acaba?" Diye sordum. "Babanın sevgilisi" dediğinde kalbime bir ağrı saplandı. Sevgili mi? Babam mı? Bu kadın, annemden sonra?

"Bu doğru olamaz" dedim kendi kendime, "bu bir rüya" dedim ve aniden merdivenlerden çıkmaya başladım. Telefonda güzelim dediği kadın bu muydu? Tek geceliktir dediğim kadın sevgilisi çıkmıştı. Merdivenlerin sağ tarafında kalan odama girip, kapıyı kapattım. Evet benim bu evde de odam vardı. Çünkü babam arada beni zorla getirip, kapatırdı.

Odadan çok zindan gibiydi, ama burası oda olmuştu.

Kapıyı kilitledim ve kendimi yere atıp, sırtımı duvara yasladım. Dizimi kendime çektim. Gözlerim odadaki köşeler de dolaşırken, hatırladıklarım ile gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Gözyaşlarını durdurmaya çalışsam da olmuyordu, yapamıyordum. Çünkü teslim olmuştum gözyaşlarıma. İlk de değildi sonda. Çünkü yapamazdım.

"Irmak aç şu kapıyı" diye ses duydum kapının ardından. Bu abimin sesiydi. “Git abi!” Diye sesimi yükselttim. “Sen açana kadar gitmem” dediğinde hıçkırdım. “Ağlıyorsun yine demi? Yine gizli köşene çekilip, ağlıyorsun.” Dediğinde burnumu çekip, dudaklarımı büzdüm.

“Sanki önünüzde ağlasam anlayacaksınız abi!” Dediğimde gülme sesi geldi. Bir de gülüyor muydu, dediklerimi ciddiye almayıp?

“Gülme abi!” Diye bağırdım. “Tamam ama hadi aç, babam gelir şimdi zarar vermesin sana” dediğinde bu sefer deli gibi hem ağlayıp, hem gülen bendim. “Üzüldün mü abi yoksa yazık!” Dedim.

“Hadi aç” dediğinde daha fazla dayanamadım ve kapıya doğru gidip, kilidi açtım ama onun açmasını bekledim kapıyı. Arkamı dönüp, balkona doğru yürüdüğümde kapı açıldı ama abimin değil de babamın sesini duydum. “Bu kapıyı kırmadan açtığın için teşekkür ederim kızım” dediğinde hemen arkamı döndüm ve babama baktım.

Sonra ise arkada duran abime. Ona yalvaran gözlerle bakınca, gözünü benden ayırıp, uzaklaşmaya başladı. Tam gidiyordum ki babamın eli yüzümle buluştu.

Tokat sayesinde yere düşerken, elim ile vurduğu yeri tutuyordum. Ama acıdığından değil, geçmişi tekrar tekrar yaşadığım için.

“Keşke annen sözümü dinleseydi de seni aldırsaydı! Seni istemediğimi defalarca söylesem de dinlemedi ve doğurdu. Keşke doğarken ölseydin!” Dediğinde ise akmayı bırakan gözyaşları tekrar akmaya başladı. Ama bu sefer art arda hem de şiddetliydi. Ben Irmak, ailenin laneti ve kötüsü.

Babam hep "sen lanetlisin" derdi bana. "Senin yüzünden annen gitti, mutlu musun?" Deyip, hep beni ağlatırdı ve ara da ise bütün her şeyi benden bilirdi. Bu da onun benim dayak yememe neden oluyordu. Ve kimse de bana yardım etmiyordu. Abim ötleğin teki olduğu için, babam gibi beni de yok sayıyordu.

Ya da, var saydığı günlerde ise o görünmez olurdu.

Ya benden ya da babamdan korkuyordu. Sizce gerçekten ben lanetli miyim?

Saçımı tutup, beni ayağa kaldırdı. “Ben seni uyardım Irmak” dediğinde saçımdan sıkıca tutup, yere fırlattı. Ben duvara çarparken o kollarını sıyırıyordu. Nefes alış erişim, zorlaşırken, telefonum titredi. Neyse ki çalmıyordu. Hemen açtım ve kenara koydum.

“Bu evde oturmuyordun sen” diye sordum. “Nasılsa beni ve diğerlerini eğitmek için buraya getirtirdin.” Dediğimde telefondaki Mert duyuyor olmalıydı.

“O kadın kim?” Diye sorduğumda güldü. “Sadece küçük bir oyun kızım.” Dediğinde elim ile duvardan destek alarak ayağa kalktım. “Bilerek yaptın yani?” Dediğimde kafasını salladı. Ama bir şey demedi. “Bu evi de lanetledim mi baba?” Diye soru sordum yine. “Yeter! Senin sorulanlarınla ilgilenmiyorum!” Diye bağırdığında yerimde sabit durdum. “Kurtulurum ben buradan baba” Dediğinde aniden ciddileşti.

“Kim kurtaracak? Çok sevdiğin o grubun mu yoksa başkası mı?” Dedi alayla. O baba değildi. Sadece düşmandı.

“Yanılıyorsun baba” dediğimde aniden silahını çıkartıp, namluyu anlıma tuttu. Acıyla gülümsediğimde “vur baba” dediğimde ne eli titredi ne de silahı indirdi. Sadece tuttu.

“Ölmek mi istiyorsun?” Diye sorduğunda sadece kafamı salladım. Silahı indirip, geri koyduğunda, ölmek istediğimi söylediğim için indirmişti. Eğer tam tersini söyleseydim, beni hiç düşünmeden alnımın çatından vururdu eminim ki.

“Neden vurmadın?” Diye sorduğumda beklemediğim bir anda silahı kafama geçirdi. Ve bende yeri boyladım. Birkaç saniye sonra da gözlerim karardı ve gözlerim kapandı.

☆☆☆☆

“Götürün şunu” demişti kızına iğrenerek bakan Kerim, eski başkan. “Tamam efendim.” Dedi korumalardan birisi. Yerde yatan Irmak’ı koruma kucağına alıp, odadan çıkmak için kapıya doğru yürümeye başladı ama silah sesi duyana kadar. “Bırakın şunu yatağa, sonra alırız.” Dedi Kerim ve silahını daha sıkı kavradı.

"Kim gelmiş olabilir efendim" dedi koruma Irmak'ı yatağa bırakarak. Bunu dedikten sonra ise de hemen silahı alıp cama doğru gitti. "Efendim, Mert ve diğerleri gelmiş." Kerim gülümsedi ve yatakta baygın bir şekilde yatan kızına bakıp, gülümsedi. "Demekki babana karşı çıkmaya hala devam ediyorsun kızım." Dediğinde derin nefesler alıp, cama gitti ve silahı, Mert'e karşı hedef aldı.

“Öldürecek misiniz onu Kerim Bey” dedi sesi titreyen koruma. “Hayır aptal! Sadece planım olmadığı için bir şey yapacağım.” Dediğinde koruma sorgulayıcı bir bakış attı. Sen burada kalacaksın ve ben gideceğim. Benim için öl Ali” dediğinde Ali donup kaldı. “Ama Kerim B-” sözünü tamamlayamadan, Kerim odadan çıkmak için arkasını dönmüş, odadan çıkmıştı.

Ali, aklında ne yapacağını düşünüp, tartışıyordu. "Irmak!" Diye ses yükseldi, bu Mert'in sesiydi. Ali, kaderine boyun eğdi ve "Mert Bey, Irmak Hanım burada!" Diye bağırdı. Ama sesi yüksek çıkmaktan ziyade korkmuş ve titrek çıkmıştı. Mert ve diğerleri sesi duyar duymaz odaya geldiler ve karşılarında Ali ile Irmak'ı bulurlar ama Mert, Irmak'ı o halde görünce yumrukların sıkmış ve Ali'nin üzerine doğru yürümüştür.

Ali, bir adım geriye atsa da Mert'in attığı yumruktan kurtulamadı ve yumruğu tam kaşının ortasına yemişti.

"Orospu çocuğu yaptın lan kıza?!" Dediğinde Elif, ve Deniz hemen Irmak'a baktılar. Nefes aldığını görünce rahat bir nefes aldı her ikisi de.

“Kim yaptı lan? Sen mi yaptın it!?” Dedi tekrar Mert. “K.. Kerim Bey yaptı” dedi Ali, Kerim’i satarak. Deniz ve Elif birbirine baktıklarında şaşkın görünmüyorlardı ama insan yine de kızına bunu yapar mıydı? Yoksa biz mi iyi düşünüyoruz? Diye soruyorlardı içlerinden.

Fakat Elif hemen “Deniz, başı kanıyor, hemen götürmeliyiz.” Dediğinde Deniz onu kucağına aldı ve oradan ayrılıp, arabaya doğru yürümeye başladı.

“Aç kapıyı” dedi Deniz, gözleriyle arabayı göstererek. Elif, kapıyı açınca, Irmak’ı dikkati bir şekil de oturttu. ”Sen git Mert’e bak, bir şey yapmaması için. Bende yarasına bakayım.” Dedi Elif, Irmak’ın yanına otururken.

Elif bagaj dan ilk yardım çantasını çıkarttığında bir mırıltı duydu. "Baba" diye mırıldanıyordu Irmak. "Tamam geçti" dedi Elif onun saçını okşayarak. Çantadan yardım eşyalarını çıkartıp, pansuman yapmaya başlayınca arada bir Irmak'ın acıdığını anlıyor ama görmüyordu. Çünkü Irmak, herkesin karşısında acı çektiğini belli etmeyen bir kişiliğe sahipti. "Geçti kardeşim" Diye fısıldadı Elif.

. ݁₊ ⊹ . ݁ ⟡ ݁ . ⊹ ₊ ݁.

Karşımda sedye de yatan Irmak'a baktığımda yutkundum. Onu bulmuşken, bir daha kaybediyordum. Ve bu sefer ebediyen kaybedebilirdim. Bu da ondan ayrı kalıp, onu tamamen uzak bir yerden izliyor olmama neden olacaktı. Bu da hayatım da isteyeceğim son şey bile değildi. Çünkü ondan bir ömür ayrı kalmak cehennem gibi olurdu, ondan ayrı kalmak kabus gibi olurdu. O nerde ben orada. Onun izi nerede ben orada. Onun olduğu her yer bana iyi gelirdi. Sanki onda bir şey vardı beni ona bağlayan bir şey.

Beni ona kör kütük aşık eden bir şey.

Seni seviyorum Irmak Karaca.

Hep de öyle kalacak, inan bana. Seni seviyorum.

. ݁₊ ⊹ . ݁ ⟡ ݁ . ⊹ ₊ ݁.

Gözüm aralanmaya başlayınca beyaz ışıklar yüzüme çarpıyordu ve bu da beni aşırı rahatsız ediyordu.

“Kapatın şu siktiğimin ışını amına koyayım ya!” Diye bağırınca gülme sesi geldi. “Hoş gelmiş bizim Irmak.” Dedi sesinden tanıdığım Deniz. “Çok komik demi Deniz?” Diye sordum tehditkar bir sesle. Ama Deniz aldanmadı ve yan tarafta duran koltuğa yerleşti.

“Elif gelene kadar aç kal” dedi Deniz küsen bir çocuk gibi. Tam bir salaktı. “Aptallık etme canım” dedi odaya giren Elif. “Gelmiş bizimki” dedi Deniz gülerek. “Neyse ne oldu bana?” Diye sorduğumda Elif, elindeki poşetleri masaya koydu ve konuşmaya başladı. “Abin olacak piçle konuştum. Ama bir şey bilmediğini söyledi.” Dediğinde yataktan zor da olsa ayağa kalktım.

“Tunç aramıştır şimdiye telefonum nerede?” Diye soru sordum. Bu sefer de Deniz cevapladı. “Biz mesaj yazdık. Gayet olumlu bir mesaj da aldık, sorun yok.” Sadece rahat bir nefes alıp verdim.

“İyi ben gideyim, o zaman çünkü şüphelenmemesi lazım.”

“Bir şey olmaz, hem bir hafta izin bile verdi. Hem kafana darbe almışsın geri zekalı otur oturduğun yere.” Dedi Elif, sinir olduğum ses tonuyla. “Sensin geri zekalı” dediğimde Deniz güldü. “Başladı benim mesai.” Dediğinde Elif ile aynı anda. “Kapa çeneni!” Diye bağırdık. Deniz’in ise dudakları yuvarlak şeklini aldı ve koltuğa daha da yayıldı.

“Güzel güzel, bu özelliğinizi kaybetmemişsiniz” dedi bu sefer de burada olduğunu bilmediğim o ses, Mert’in sesi.

Bakışları bende değildi, bana bakmıyordu bile. “İyi misin?” Diye sorunca aniden bana baktı. Ona sadece kafa sallayınca, bakışlarını benden çekip, elinde gördüğüm ilacı ve suyu bana uzattı. “O ne?” Diye sorduğumda göz devirdi. “Yemek afiyet olsun” dediğinde sahte bir şekil de güldüm.

“Çok komik”

“Öyle soru sorma bende alay etmeyeyim” dediğinde bu sefer de ben göz devirdim. Ve elindeki su ile ilacı alıp, Deniz’in yanına oturdum.

Elimdeki ilaç kutusundan bir tane aldım ve ağzıma atıp, iki yudum su ile yuttum. “Şimdi ne yapacağız?” Diye sordu Deniz. “Ben gideceğim işime devam edeceğim, ve siz ikiniz de çalışan olarak geleceksiniz.”

“O biraz zor” dedi Mert sinirli bir şekilde.

"Sane ne ya!" Dediğimde sırıttı. "Gitmiyorsun otur oturduğun yere" dediğinde sinirle ayağa kalktım ve onun karşısına geçtim. "Bu benim işim ve sen karışamazsın" dediğimde yüzünü yüzüme yaklaştırdı, bunu yapmak için de eğilmesi gerekmişti çünkü boyu 1.90'lar bir şeydi, ve ben 1.75 boyundaydım.

Kafam az bir geriye gittiğinde, gözleri gözlerime sabit kaldı.

"Uzaklaş benden Mert"

"Neden?" Diye sorunca dilimi alt dudağımda gezdirdim. Bu da onun gözlerinin gözlerimden uzaklaşmasını ve dudaklarıma kaymasını sağladı. Onun gözlerini fark edincede yutkundum. "O gözlerini çek" dediğimde hemen gözlerini kaçırdı ve uzaklaştı. Ben ise toparladım kendimi. "Bunlar da salak aşık gibiler" diye Deniz'in alayla söylediği sözleri duydum. "Aptal aptal konuşursan seni gebertirim aptal!" Dedik Mert ile aynı anda.

"Tek benimle aynı anda konuşma özelliği yok muş demek ki Deniz" dedi Elif. Deniz ise onun dediğine gülmeyle karşılık verdi.

"Kapayın çenenizi artık" dedik yine. En sonunda ona döndüm, ve sinirle baktım. "Sizde boş konuşmayın artık" dedi Mert mutfak tarafına giderken.

İçimden aptal diye geçirirken, bir anda telefon çalmaya başladı. Kimin telefonu diye etrafa bakınca Elif konuştu. “Senin telefonun bak hemen masanın üstünde” dediğinde kafamı sallayıp, telefonu aldım. Kimin aradığına baktığımda ise bu Serhan id. Ne diye arıyordu bu beni?

Telefonu açtığımda hemen konuşmaya başladı geri zekalı. “Öncelikle izin almışsın, bir şey mi oldu?” Diye sorunca göz devirdim. “Sana ne acaba!” Dediğimde Elif kaç göz hareketi ile “kim o?” diye sordu. Sonra ise hemen hoparlöre aldım telefonu.

“Sonuç olarak iş arkadaşımsın” dediğinde “siktir git oradan, sen sadece Tunç Beyin kardeşisin o kadar” dediğimde boğazını temizledi “Ben sanmıyorum ama kardeş olduğumu” dediğinde derin nefesler aldım. “Bana bak Serhan mısın nesin, sakın ama sakın bir daha beni arama.” Dediğimde güldü. “Ama olmaz ki, hem her şeyi biliyorum ne diye yalan söylüyorsun şimdi sen?” Dedi. Elif ve diğerleri şaşkınlıkla bana baktı.

Mert, mutfak dan gelmişti hemen.

“O piç senden şüphe etmeye başladı, ne planlıyorsan çabuk yap” dedi ve telefonu yüzüme kapattı. Bu adam Deniz den daha aptaldı. “Ne istiyor bu piç senden?” Diye sordu sinirle Mert.

“Bilmiyorum”

“Birisi sana böyle yapıyor ve sen bilmiyorsun Irmak öyle mi?” Diye sorunca gözlerimi devirdim. “Evet Mert öyle! Artık bana laf söylemeyi bırakabilir misin acaba diyorum?” dediğimde göz devirdi.

O gözünü..

“Tamam kavga etmeyin,” dedi Deniz bizi sakin tutmaya çalışarak. “Valla biz eski sizi istiyoruz ya” diye devam da etti. “Ben istemiyorum” dediğimde Elif’e döndüm. “Sormayı unuttum, bana bunu kim yaptı?” Diye sorunca hepsi derin nefesler alıp, Elif cevap verdi. “Bilmiyoruz ama Ali piçini konuşturmaya çalışıyoruz. Senin babanın evinde bulduk Irmak” dediğinde şaşkınlığım daha da artıp, yutkunmama neden oldu.

“Babam mı?” Diye fısıldadım sadece kendimin duyacağı bir sesle. Başıma bir ağrı saplandığında acıdan inledim. Mert hemen koluma girdi ve “iyi misin?” Diye sordu. Sence iyi miydim onu ben bile bilmiyordum Mert..

“Gel otur şöyle” dedi Deniz diğer koluma girerek. Koltuğa oturduğum da Elif hemen yanıma oturdu. “İyisin demi?” Diye sorunca gülümsedim. “İyiyim” dediğimde beklemediğim bir anda beni kendisine çekip, sıkıca sarıldı.

“Ben seni affettim kardeşim” dediğinde istemsizce gözümden bir yaş süzüldü. Ben de ona kollarımı sardım ve “özür dilerim kardeşim ama sana, size kaç defa yazmak istesem de izin verilmedi.” Dediğimde Elif, benden ayrıldı ve sorusunu sordu. Çünkü fazlasıyla meraklanmıştı.

“Nasıl yani?”

“Babam da benimle gelmişti, ve beni bir odaya kapatıp, gün boyunca dışarıya çıkmama izin vermiyordu. Telefonumu bile almış, vermiyordu. Kaç defa kaos çıkarttım ve her defasında da yapmadığını bırakmadı bana.”

“Belasını sikeceğim onun ben” diye mırıldandı Mert, yüzünü sıvazlarken. “Benden de bilerek ayrılmadın yani?” Diye sorunca, bakışlarım aniden ona döndü. “Ne ayrılması be? Sen beni aldattın diye bitti bizim aramızdaki mesele Mert!” Dediğimde Elif ve Deniz aynı anda “Ne!” Diye bağırdılar.

“Ne oluyor lan bu yerde?” Diye sordu şaşkınlıkla Deniz.

“Bende anlamadım Deniz, Mert, Irmak’ı mı aldatmış amına koyayım?” Diye konuştu Elif. “Evet aldattı bu piç beni!” Dediğimde Mert hemen lafa atladı. “Ne yapmışım ne yapmışım, benden ayrılan sendin. Benden ayrıldın diye boş duracak değildim.” Dediğinde canımın acısıyla ona bakakaldım.

Bunu nasıl derdi?

Böyle bir insan olmayı nasıl becermişti anlamıyordum.

“İğrençsin Mert” dedikten sonra koltukta duran benim çantamı alıp, çıkış kapısına doğru yürümeye başladım. “Pes artık sana Mert ya!” Diye bağırdı Elif. “Dur bende geliyorum” Arkamda hızlı hızlı gelen Elif. Elim kapın tokmağına gidip, açtığında arkamı dönmeden o yerden çıkıp, merdivenlere yöneldim.

Bir dakika bile burada kalmak istemezdim.

Elif, koluma girdiğinde ofladı. “Bana her şeyi anlatıyorsun” dediğinde kafamı hafifçe sallayıp, baştan sona anlatmaya başladım. Her söylediğim şeyi şaşkınca dinliyor ve arada bir yüksek sesle tepki veriyordu. Ama ben asla durmuyor, anlatıyordum.

Geçmiş zaman

Buz gibi soğuk olan ama yerde oturmaya devam eden üşümüş bedenimi umursamayan ben sadece canımdan çok sevdiğim arkadaşlarım ve biricik sevgilimle konuşmak, kavuşmak istiyordum ama bunu babam anlamıyordu. “Baba yalvarırım aç şu kapıyı!” Diye bağırıyordum anca.

Çünkü elimden gelen tek şey buydu. Bağırmak. Gücünün geldiği kadar bağırmak, ama güçsüz kalıncaya denk de acı.

Acı mı çekiyordum, yoksa acıyı mı çektiriyordum anlamıyorum. Ama birisinin olduğuna emindim.

“Baba aç!” Babam beni sırf onlarla görüşmek istediğimi söyleyip, zorluk çıkardığım için beni odaya kilitlemişti. Onlar beni uzakta, Amerika da olduğumu sanırken ben o cehennem gibi olan ama insanı yakmayan sadece insanın üşümesini sağlayan o evin içine tıkılıp, kalmıştım.

Ama neden, sadece kendimden bile çok sevecek birilerini buldum diye mi? Yoksa babam kendi kızını kıskanacak kadar delirdiği için mi?

Hangisiydi?

Eğer ikinciyse, size şunu sormak istiyorum.

İnsan kızının başarısı ile gurur duyacağına, kıskanır mıydı? Evet kıskanırdı, çünkü benim babam öyleydi. Ve onun bir baba olacağını da düşünmüyordum açıkcası. Sadece şu lanet olası yerden çıkmak istiyordum o kadar!

“Biraz daha kal aklın başına gelsin, bakalım arkadaş ya da sevgili neymiş” dedi kapının ardında duran babam. “Bir gün sen burada ben orada olacağım baba ve o günün gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum” dediğimde gülme sesini işittim.

Babamdan nefret ediyordum.

“Göreceğiz kızım” dediğinde daha da sinirlendim ve kapıya tekme attım. “Uslu dur” diye bağırınca ürperti geçti vücudum her yerinden.

“Bir daha bağırırsan yaşatmam seni, hem arkadaşların için de üzülmene değmez. Özellikle sevgilin için.” Dediğinde kaşlarım yukarıya kalktı. “Ne diyorsun sen?” Diye sorunca kapı kilidinin açılma sesini duydum.

En sonun da ise açıldığında yüzünde alaylı bir gülümseme olan babamla karşılaştım. “Ne diyorsun diye sormuştun değil mi?” Diye sorduğunda telefonunun ekranını bana gösterdi ve gördüklerim karşısında şok oldum. Çünkü gösterdiği fotoğraf da Mert ve başka kızın yakınlığını gördüm.

Zoraki yutkunduktan sonra gözlerim babamın gözleri ile buluştu. Gözlerinde alaycı bir bakış vardı.

“Beni anlıyorsun artık değil mi kızım?” diye sorduğunda kafa mı sağa sola doğru salladım. İnanmıyordum ona. Belki de yalandır. Bir açıklaması olmalı bunun.

“Defol, defol!’ diye bağırdım ve onu ittirdim. “Defol!” diye bağırmaya devam ettiğimde bir şey demeden odadan çıktı.

“Mert yapmaz ki” dediğim de gözlerim kararmış, sonrasında ise yere düşmüş gözlerim kendiliğinden kapanmıştı.

Şimdi ki Zaman

Anlatmam bittiğinde sustum. “O adam mı bizi dağıttı Irmak ne diyorsun sen?” Diye sordu sinirli ama bir o kadar da şaşkın bir ifadeyle.

“Evet hepsini yapan, ama sonuçlarını çeken biz” dediğimde sesim titremişti. “Ben kimseye yenilmedim bugüne kadar, ama onlara yenildim Elif. Mert ve babama yenildim. Ve kendimi bundan dolayı asla affedemiyorum. O günden sonra telefonu vermişti ama arayamadım. Çünkü babamın o gün dedikleri aklıma gelmişti ve korkmuştum. Mert’e yine güvenir de bu hâle gelirim diye çok korktum. Özür dilerim kardeşim Mert tarafından gördüğüm şeyi size de yansıttığım, sizi arayıp, sormadığım için. “ Dediğimde beni aniden kendine çekti sarıldı.

“Hadi tesise gidelim”

Sadece kafamı salladım ve bir taksiye binip, tesise geldik.

Tesise gireceğimiz sırada arkamızdan bir ses duyduk.

“Sizin işinizin başın da olmanız gerekmiyor muydu? “ Diye bir ses. Hemen arkamı döndüm ve abim ile karşılaştık.

“Senin de odadan olman gerekmiyor muydu Kaan?” diye sordu sinirle Elif. “Neyse tutma bizi” diyerek sözünü bitirdi Elif.

“Senin kafana ne oldu?” dedi abim merakla. “ne oldu merak mı ettin?” diye sorunca gülümsedi. “kardeşimi merak edebilirim her halde” dediğinde göz devirdim. “Etme sen beni merak abi” dedikten sonra Elif ile bizim bir kaç yıl önce birlikte kaldığımız odaya gittik.

Hâlâ duruyordu.

“Elif”

“efendim”

“Sen neden atıldın tesisten?” diye sorunca ofladı. “sonra anlatırım. Sinirli olmadığım bir zamanda” dediğinde kafamı salladım ve yatağa uzandım. Bu aralar çok evim ve odam olmuştu sanırım. Kendi kendime güldüğümde de Elif “Manyak mısın kızım sen?” Diye sordu. Sadece gülme ile karşılık verince kafasını sağa sola doğru salladı.

“Neyse bu konuları geçelim, bir hafta sonra nasıl bir geliş yapacağız” diye konuştuğunda göz devirdim.” Normal bir giriş canım” dediğimde alayla güldü. “Biliyoruz herhalde” dediğinde ofladım.

“Elif biraz dinlenmek istiyorum” dediğimde gülümsedi ve olumlu anlamda kafasını salladı ben ise, kafamı yastığa gömdüm ve gözlerimi yumdum. Aklımda hala Mert’in dedikleri varken, uyumam zor olmuştu..

࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾.

“Abi sen mal mısın amına koyayım ya?” Diye kızıyordu Deniz, Mert’e. “Anlamağım şey şu abi, siz niye böyle oldunuz?” Diye sorular sormaya devam ediyordu Deniz, ama Mert onu susturmak için kafasına eline ilk aldığı yastığı fırlattı ve konuşmaya başladı.

“Geri zekalı mısın sen Deniz? Benden ayrılan birisinin yasını tutacak değildim, üstelik. ‘Ben başkasını buldum’ diyen birisinin peşinden koşmaya da meraklı birisi değilim.”

“Öyle mi dedi gerçekten?” Diye sordu Deniz fakat Mert bir şey demedi ve onun bir şey dememesinden de anladı. “Siktir!” Diye bağırdı şaşkınlıktan. “Ee bu bize de ‘artık ben yokum’ diye mesaj atmıştı.” Mert, daha fazla dinlemek istemediği için ceketini koltuğun üzerinden alıp, üstüne geçirdi. “Nereye?” Diye sordu Deniz. “Cehennemin dibine, siktir git lan, kuyruğum gibi.” Dedi Mert sinirle ve evden çıkmak için kapıya yürüdü. “Dur bekle benim de bir yere uğramam lazımdı.” Dedi Deniz. O da hemen ceketi ile telefonunu alıp, Mert’in peşinden gitti.

Mert’in dediği gibi, Deniz onun kuyruğu gibi bir şeydi.

“Nereye?”

“Cehennemi dibine” diye cevap verdi Deniz, Mert’i taklit ederek. Mert, göz devirdi. “İyi cevap verme” dediğinde arabasının yanına gelip, sürücü koltuğuna oturdu. “Beni de tesise atsana be” dediğinde Deniz sabır diledi Mert. “Ve tekrar anlat baştan” Dedi. Mert ise oflayıp, baştan sona anlatmaya başladı.

Geçmiş Zaman

Araba ile bir tane adamı yakalama derdindeydim ama zor olacak gibi görünüyordu. Fakat telefonuma bir tane mesaj gelmesiyle baktım ve bu mesaj bildirimi ile gülümsememe neden oldu. Çünkü biriciğim yazmıştı, Irmak..

Şu anda bakamayacağım için, bir de görüldü atmak istemeyeceğim içinde mesaja tıklamadım. Ve arabanın hızını daha da artırdım ve önümdeki arabanın yanına ulaştım. Arabanın camını açtım ve bağırdım. “Durdur lan şunu it herif!” Diye bağırdım. Ama umursamadı.

࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾.

“Ne yapalım bunu şimdi?” Diye sordu Ufuk. “Gidin onu da Kaan pi.. Yani Kaan Başkana sorun.” Dediğimde Ufuk, gülmemek için dudaklarını bastırmak zorunda kaldı. “Ufuk, siktirin gidin başımdan şu piçi de alıp, hadi hadi.” Dediğimde kafasını salladı ama gülmeden de edemedi. “Ufuk!” Diye bağırdığım anca gidebildiler.

“Peki tamam”

Onlar arabaya bindiklerinde bende bindim ve unuttuğum bir şeye baktım. Irmak’ın attığı mesaja. Ama o kısa bir mesaj dan sonrası da kâbus gibiydi. Çünkü bir aydır Amerika da ve tek bir mesaj ile bunu demişti.

Biriciğim: Ben yapamıyorum Mert, böyle olmuyor. Seni artık sevmiyorum bile, insan sevmediği birisi ile nasıl sevgili olmaya devam edebilir ki? Hem ben burada birisini buldum, ve sanırım onu sevdim. Bir daha bana yazma, sende mutlu ol :)

Mesaj buydu!

Amına koyduğumun mesajı buydu! Ayrılmış mıydı benden? Ben onun ne yazdığını merak edip, onu özlerken o beni bir çırpıda silmiş miydi? Üstelik, başkasını buldum demişti, ne oluyordu?

Siz: Ne diyorsun sen Irmak?

Biriciğim: Öyle işte, seni sevmiyorum artık.

Siz: Saçmalıyorsun iyicene, buraya gel konuşacağız

Başka bir şey yazmamıştı, üstüne görüldü atmıştı. Sadece görüldü. Silmiş miydi beni böyle hemen. Hem de orta da bir şey yokken? Ben onu kıracak bir şey mi yapmıştım acaba? “Düşün Mert düşün, ne yaptın da kırdın kalbini?” Diye sordum kendi kendime. Ama bir neden bulamadım. Bir şey yapmadan m gitmişti benden? Ne olmuştu da benden ayrılmıştı? Bu dünya da sevmek suç falan mıydı acaba da gitti?

࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾.

“Böyle işte, oldu mu?” Diye sordu bu sefer de Mert. “Şaka yapıyorsun demi?” Demişti Deniz, çünkü şaşkına uğramıştı ve böyle bir şey beklemiyordu Irmak’tan ve hala da beklemiyor. Çünkü bunu bir de Irmak’tan dinlemek istiyordu.

“İster inan ister inanma ama doğru”

“Neyse geldik de sende üzme kendini brom ya” dedi Deniz ve arabadan inip, tesise doğru yürümeye başladı.

sadece kafa dinlemek istiyordu o kadar. Irmak'tan uzak da kalmak istemiyordu, yakın da durmak Mert ise daha fazla beklemeden arabayı tekrar sürmeye başladı. Nereye gittiğini bilmiyordu ama istemiyordu. Göreve sıcak baksada en çok o karşı çıkmıştı fakat Irmak'ın bu

görevi istemediğini görünce bu sefer de Irmak'ın davranışının tam tersini yapıp, onu sinir etmek istemişti. Ama oradan buraya geleceğini tahmin edemezdi tabii.

"Allah kahretsin!" Dedi ve direksiyona vurdu.

Irmak'ı dinlemeden konuştuğu için kendine kızıyordu, kendini durduramadığı için kendine yol boyunca demediğini bırakmamıştı. Sonrasında ise bir şey değişmeyeceği için de arabayı gelmek istediği yere geldiğinden sağa çekti ve indi.

“Hoş geldin” Dedi karşındaki kadın. “Hoş buldum.” Dediğinde içeriye girdi ve küçük bir tane çocuk bacağına çarptı. “Özür dilerim ağabey” dedi çocuk gülümseyerek. “Sorun değil ufaklık” diye cevap verdiğinde bir şey hatırladı.

“Bana çarptın”

“Kusura bakma ufaklık”

“Sensin ufaklık be! Allah’tan üç yaşcık büyüksün aptal!” Diye bağırıyordu Irmak, Mert’e.

Küçük çocuk hemen el sallayıp, oradan uzaklaştı. “Ne zamandan beri gelmiyordunuz Mert Bey” dedi yanında biten kadın. “İşlerim vardı Cansu Hanım biliyorsunuz” dedi Mert, onunla ilgilenen kadına kısa bir cevap vererek.

"Ben sizi zaten biliyorum canım" dediğinde Mert, elini yumruk yaptı. "Ben bu çocuklar için geliyorum değil mi Cansu Hanım?" Diye soru sormuştu karşısında ona aşık gibi gülümseyen kadına. "Evet de neden sordunuz?" Diye hem soru sordu hem de cevapladı Cansu. "O zaman ona göre davranın!" Sesini yükseltti Mert, bu çıkışı beklemeyen Cansu ise irkilerek hemen oradan uzaklaştı.

"Sikeceğim artık böyle işi ya" diye bir şeyler geveledi Mert de. "Mert ağabey gelmişsin" dedi arkadan sevinçle bağıran çocuk.

"Efe" dedi gülümseyerek Mert. Efe etrafına bakındı ama istediği kişiyi göremedi. “Irmak abla nerede Mert ağabey?” Diye sordu dudaklarını büzen Efe. “Efe, Irmak ablan ile biraz tartıştık” diye cevap verdiğinde Efe güldü. “Ağabey siz Irmak abla ile hep kavga ediyorsunuz zaten” dediğinde Mert, gülümsedi. “Bu sefer farklı hem biliyorsun ki..” Mert sözünü bitiremeden Efe konuşmaya başlamıştı..

“Biliyorum, önceden sevgiliydiniz ve ayrıldınız. Ve şimdi de bir görev için birlikte çalışmak zorundasınız. Ama önceden siz ikiniz buraya gelirken çok güzel oluyordu ağabey” dedi üzüldüğünü belli eden bir sesle Efe.

“Biliyorum ama böyle olması gerek Efecan, ben ona söylerim gelir o senin yanına.” Dediğinde Efe “Hep geliyor zaten de seninle gelmesini istiyordum” dediğimde Mert’in şaşkınlıktan kaşları havalandı.

"Hep geliyor muydu?"

"Evet, ama seni sorduğum da bahanesi vardı hep, tabii ben akıllı olduğum için hemen anladım. O yüzden zorla anlattırdım ve o da anlattı." Dedi Efe. O daha 10 yaşındaydı ama çok zeki bir çocuktu. "Ne anlattı?" Diye konuştu Mert.

"Sizin artık birlikte değil de yalnız geleceğinizi" diye cevapladı Efe onu. "Ne zaman anlattı?" Efe bu sorular karşısın da ofladı. "İki yıl önce ağabey" dedi. Mert, yutkundu. Ayrıldıkları yıl değildi, çünkü dört yıl olmuştu onların ayrılığı.

"Ağabey, bence Irmak ablamı dinle ve ona göre davran. Çünkü benim yanıma geldiğinde sanki zor zamanlar geçirmiş gibi bir hali vardı. Onu üzme." Dediğinde dudaklarını birbirine bastırıp, arkadaşlarının yanına koşmaya başladı. Ve arkasında şaşkın, bir o kadar da aşık bir Mert bıraktı.

࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾.

Gözlerimi açtığımda, hemen yatakta doğruldum. Kaç saat olmuştu? Hemen yanımda olan telefondan saate baktım. Yuh! 5 saat ne? Ben normal de o kadar uyumazdım. Çünkü herkes saatlerce uyurken ben bu kadar uyuyamazdım. Hele ki moral böyleyken.

"Uyandın mı?" Diye soru geldi. Bu tabii Elif idi. "Uyandım da insan bir uyandırır be kızım ya" Dediğimde omuz silkti. "Dinlen istedim" dediğinde yataktan kalktım ve odada bulunan küçük ama güzel olan banyoya girip, elimi yüzümü yıkadım.

"Bu kadar uyuyacağımı düşünmezdim"

"Neden ki? Dört yıl öncesine kadar saatlerce uyurduk." Dediğinde güldüm ve banyodan çıktım. "Dört yıl Elif beş. İnsanların huyu değişir" dediğimde derin nefesler aldım.

Evet değişirdi, ama zorla mı orasını bilmiyordum. Çünkü benim huyum kendiliğimden değilde zorla değişmişti.

"Peki Mert'e hala aşık mısın?" Diye sorunca olduğum yerde takılı kaldım. Yavaşça bakışlarımı ona çevirdim ve bakışlarım ile soru sordum. O da hemen anlayıp, derin nefesler alıp verdi. "Bak Irmak, kendinizi yıpratmayın. Seviyorsunuz ve bu bariz orta da." Dediğinde güldüm. "Sevmiyorum" dediğimde kapı aniden açıldı ve biz Elif ile aynı anda çığlık attık. Ama Elif, elinde tuttuğu bardağı bir anda fırlattı ve sanırım kapıyı açan hayvanın bir yerine geldi.

Çünkü yere düşen kişi kafasını tutuyordu.

"Aptal" diye konuştuğum da hemen yerde olan kişiye baktım ve gördüğüm kişi ile sabırlar çektim. "Deniz bu" dediğimde Deniz bir anda gülmeye başladı. "Merak etme Elif, başıma gelmedi. Küçük bir şaka" dedi ve hemen ayağa kalktı.

"Tam bir çocuk" diye mırıldandı Elif ve bende hak verdim. "Nasılsınız?" Dedi ve koltuğa oturdu. "Hiç yeni uyandım ben" dediğimde gözlerini kıstı. "Mert ise yollara düştü" dediğinde derin nefesler aldım. "Bana bak Deniz, bir daha Mert der-"

"Mert!" Dediği gibi kapıya koşup, açtı ve koşmaya başladı. Ben ise "Gel lan buraya!" Deyip, koşmaya başladım peşinden. "Ya bir durun" dedi Elif ama durmadık. O kaçtı ben kovaladım. “Deniz kaçma” diye bağırsam da durmadı. Etraftakiler bize gülerek baktığında aklıma o gün geldi ama kafamı sağa sola sallayarak kendimi toparlamaya çalıştım. En sonunda Deniz, nefes nefese durdu. “Tamam tamam kazandın” dediğinde sırıttım ve ona doğru yürüyüp, onun yakasından tuttum ve dizim ile kasıklarına vurdum.

Acıyla inleyerek yere düştüğünde saçlarımı geriye savurdum.

"Ayy güzel vurdun da kötü oldu be Irmak" dediğinde gözlerimi devirdim. "Neyse ne" dedikten sonra arkamı dönmüş, gidiyordum ki en üst katta olan ve camdan bizi izleyen abimi gördüm. Resmen gözleriyle "odama" diyordu. Ona bakıp, ofladığım da onun odasına doğru gitmeye başladım.

Odasının önüne geldiğimde direkt odaya girdim. "Kapı çalma gibi bir huyun yok mu diyeceğimde, YOK!" Diye bağırınca rahatça nefes alıp, koltuğa oturdum ve bacak bacak üstüne attım. "Ne diyeceksen çabuk söyle" dediğimde nefesini seslice verdi.

“Her şeyde bir neden aramak zorundasın değil mi Irmak?” Diye sorduğunda gülümsedim. “Kaan Bey sinirlendirme beni söyle” dediğimde karşıma oturdu ve konuşmaya başladı. “Mert’i içeriye sokacak bir şey buldum.” Dediğinde tek kaşımı yukarıya kaldırdım. “Öyleyse git onunla konuş.. Ayrıca git babacığına söyle, dün bana yaptığı şeyi biliyorum.” Dediğimde sustu. “Ayrıca senden de nefret ediyorum.” Dedikten sonra kapıyı çarparak oradan çıktım.

“Aptallar!” Diye bağırdıktan sonra arkadan bir derin nefes ile döndüm. Ve Mert ile karşılaştım. Ne işin var burada?” Diye sorunca da ciddi bir ifade ile konuştu. “Efe’nin yanına en son ne zaman gittin?” Diye sorunca güldüm.

“Sana ne” diye tersledikten sonra arkamı dönmüş gidiyordum ki, bir anda kolumu tuttuğu gibi yürümeye başladı. Yine başlamıştı!

"Mert, artık ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum" dediğimde bir odaya soktuğunda, tanıdık ve özlediğim o koku burnuma doldu. Çünkü, Mert beklemediğim anda beni kendine çekip, kollarının arasına almıştı. Şaşkınlıktan ağzım açık kaldığında onu itmek için hareketlendiğimde, kollarını daha sıkı sardı. "Mert, bırak" dedim titremeye ramak kalan sesimle.

Başka bir şey demeden, kollarımı kaldırdım ama ona sarılamadım. Ona dokunamadım, sadece öyle kaldım.

Kollarını benden uzaklaştırdığında hemen geri çekildim. "Bir daha sakın ama sakın bunu yapayım deme" dediğimde bu sefer sesim titremişti. "Özür dilerim, dediklerim için" dedi kafasını hafifçe eğerek. "Siktir git Mert" dedikten sonra odadan çıkmak için arkamı dönmüştüm. Gözümün dolduğunu hissettiğimde ise derin nefesler alıp, verdim. Sonra ise koşarak odadan çıktım.

Bir öyleydi, bir böyle

࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾.

Bir hafta sonra

“Hoş geldin ve sonunda geldin Irmak” dedi karşımdaki gizli ajan. “Ne oldu Sedef?” Diye sorunca yutkundu. “Serhan anladı her şeyi sanırım” dediğinde göz devirdim ve rahat bir şekilde merdivenlerden çıkmaya başladım. “Ben ne diyorum sen ne yapıyorsun?” Dediğinde ofladım.

“Burada olmaz diye konuştuk Sedef”

“Peki tamam” merdivenlerden çıktıktan sonra Sedef başka bir şey demeden, yanımdan ayrılmıştı ve bende odaya girmek için kulpa koymuştum elimi fakat bir ses ile durdum. ”Hoş geldin Yaz Hanım” diye konuştu o ses. “Tunç Bey” dediğimde gülümsedi ve üstüme yürümeye başladı. “Sonun da geldin demek” dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım. Kör sanki!

"Aslında bende seni bekliyordum" dediğinde sağ elim yumruk oldu ama fark etmemesi için, debelendim.

"Neden efendim?" Diye sorduğumda daha da gülümsedi. "Kardeşim Serhan, artık daha da ileriye gitmeye başladı. Ve senin hakkında bir şeyler söyleyip, duruyor. Ama anlamıyorum." Dediğinde kendi duyacağım şekilde küfür mırıldandım. "Tunç Bey, inanmadınız değil mi? Biliyorsunu-" Sözüm bitmeden piç adam gülmeye başladı.

"Aksine, çok güzel konuştu"

"Ney?" Diye sorduğumda bir elini omzuma koyduğunda yüzümü buruşturmamak için zor durdum. "İyi bir çalışan mışsın ve seni benden almaya çalışıyordu." Dediğinde ağzım şok içinde açıldı. "Şaşırdın değil mi? Ben de şaşırdım bunları duyunca. Dedim ne oldu sana, ama bir şey demedi. Umarım hep böyle gider ve iyi anlaşırsınız. Çünkü o benim kardeşim sen ise benim en güvendiğim çalışanım." Dediğinde derin nefesler alıp, kendimi düzelttim.

"Elbette efendim" dediğimde elini çekti ve "bir, iki saat içinde odama bekliyorum seni" dediğinde sadece kafamı salladım ve odama girip, kapıyı kapattım hemen.

Şaka gibiydi!

Ama aslında güzel olmuştu çünkü, bana güveni daha da artardı. Bu da benim, bizim işimize gelirdi tabii. İlk defa bir işe yaramıştı piç Serhan.

Telefonu mu çıkartıp, Elif'i aradım. "Yarım saate burada olun" dedim Elif, telefonu açar açmaz. "Tamam yoldayız" dediğinde hemen kapattım ve telefonu masanın üstüne koyup, ceketimi çıkarttım. Onun ellediği, dokunduğu şeyi bir dakika bile üstümde tutma gibi bir lüksüm yoktu çünkü.

Sandalyeye oturduktan sonra, elime bir dosya aldım ve gülümsedim. Ama bu gülümseme normal bir gülümseme değil de, zafer kazanmış ya da kazanacağı bir zaferin içinde olduğumu hissettiğim bir gülümsemeydi. Çünkü bunu annemden öğrenmiştim, her zaman imkansız olanın üstüne git, çünkü imkansız diye bir şey yoktur.

İmkansızlaştırmak vardır.

Ya da

İmkansızlar her zaman da olmasa, imkan dahilindelerdir.

Bir anda telefonum çaldığında, ekrana baktım. Şevval yazıyordu. Evdeki sinir bozucu olan o kadın. Telefonu açtığımda o cıtlak sesi ile konuşmaya başladı. "İki kişi geldi, sizinle görüşmek istiyor" dediğinde kimin olduğunu anladım.

"İçeriye al ve benim odama getir. Ha bir de sana zahmet olacak ama işin bu, Tunç Bey'e de haber ver."

Daha fazla onu dinlemeden, telefonu yüzüne kapattım.

Beş dakika sonra da odamın kapısı çalmıştı. "Gir" Dediğimde, kapı açıldı ve ayağa kalktım. Hoş geldiniz, Yusuf Bey, sizde hoş geldiniz Pınar Hanım" dedim ve Pınar yani Elif'e elimi uzattım. "Hoş bulduk I.. Yani Yaz Hanım." Dedi Deniz, yeni ismiyle Yusuf. Ona sinirle bakınca gülümsedi ve Şevval'e baktığımda. mesajımı anlamış gibi odadan çıktı. O çıkınca hepimiz bir rahat nefes alıp, oturdum.

"Geri zekalı!" Dedi Elif, kısık sesle bağırmaya çalışarak. "Ne yapayım ya normal de görevlerde isim değişikliği olmazdı." Dediğinde göz devirdim. "Artık öyle Deniz. Çünkü artık olmuyor, hemen buluyorlar." Dediğimde sırıttı. "Biz zekiyiz ama olsun" dediğinde Elif alayla güldü. "Belli oluyor" dediğinde Deniz tam bir şey diyecekken, kapı çaldı. "Girin" dediğimde hemen ciddi yüz ile Deniz ve Elif'e bakmaya başladım. Elif ise boğazını temizleyip, düz durmaya devam etti oturduğu yerden. Deniz ie her zamanki gibi gülümsüyordu.

Kapı açıldığında Serhan ve Tunç girdi. Serhan, sırıtmayla bana bakınca göz devirdim. Sonrasında ise hemen Tunç'a döndüm.

"Bunlar sizin tam da güvenebileceğiniz adamlar efendim" dediğimde Serhan'ın dedikleri şey ile ortama bir sessizlik çöktü.

"Oha sen" dediğinde Elif'e bakıyordu. Elif ise bu sözden sonra ona döndüğünde gözleri şaşkınlıktan mı yoksa başka bir şeyden mi açılmıştı anlamamıştım. Sadece ikisinde de gözlerim gidip, geliyordu. "Serhan Bey ne diyorsunuz siz?" Diye sorduğumda, Elif'e bakarak cevap verdi. "Ben gördüm" dediğinde elim ile boynumu çıtlattım.

"Nasıl yani?" Diye sordu bu sefer de Tunç. "AVM'de" diye kısa cevap verdi yine. "Ay yeter!" Diye çıkıştı bir anda Deniz. Hepimiz ona döndüğümüz de, sinirden gözlerimden alevler çıkmak üzereydi. Bu nasıl bir plandı ya! "Tunç Bey, acaba imzaları atsak mı?" Dediğimde kafasını salladı ve evrakları alıp, incelemeye başladı.

"Peki tamam" dediği gibi kalemi alıp, imzasını attığında gözlerim hala birbirine bakmakla meşgul olan Elif ile Serhan'a baktım.

Onların bu hallerine sadece kafamı sağa sola sallayarak katlanabilecektim.

"Tamam istediğiniz zaman başlayabilirsiniz" dedi Tunç. Deniz kafasını salladı ama Elif sadece "Tamam" diyebildi.

"Bunun ikisi nasıl olurda bu hallere düştü anlamadım ama bu iş sende Yaz" dediğinde sadece kafamı salladım ve gülümsedim. "Anladım efendim" dediğimde kafasını sallayıp, odadan çıktı. Ve yalnız kaldık.

“Önünüze dönün!” Diye sesim yükseldiğinde ikisi de şaşkınlıkla bana döndü ve konuşan Serhan oldu. “Ben senin patronunum bana bağıramazsın” dediğinde alayla güldüm. “Başlatma lan patronluğuna” dediğimde baş parmağımı ona doğru salladım. “Anlatın” dediğimde Elif konuşmaya başladı.

“Ben bununla AVM’de karşılaştık dediği gibi” dediğinde Serhan’a geri döndüm. “Ve isminin Elif olduğunu sanıyordum. “Za-” Deniz onu demeden elime geçen kalemi ona fırlattım. O ise hemen kafasını eğdi ve konuşma sırası Elif’e geldi. “Size ne acaba” Dediğinde Serhan kafasını ona doğru eğdi çünkü Elif’ten kim bilir kaç santim büyüktü.

“Fazla kısasın konuşma” dediğinde Elif, yüzümü buruşturdu ve onu var gücüyle ittirdi. “Asıl sensin deve,” dediğinde bu ikisini boş verip Deniz’e döndüm. “Odalarınız üst kat da, ve bir şey oldu mu hemen benim yanıma gelin.” Dediğimde Serhan güldü. “Ne kadar da iyi birisi” dedi yapmacık bir ses ile.

“Kapa çeneni” dedikten sonra Serhan tekrardan gözlerimin içine bakmaya başladı. “Sen gerçekten çok şeytansın” dediğinde gözlerimi kısıp, ona baktım. “Ne alaka?” Diye sorduğumda ise gülümsedi. “Bir mit ajanısın ve bunu bana söylemiyorsun” dedi ve göz kırptı. ”Merak etme abime söylemem” diye de devam etti. Sonrasında odadan da çıkıp, gitti.

“Sinir oluyorum buna!” Dediğimde Elif güldü. “Bence tatlı birisi” dediğinde Deniz onun kafasına vurdu. ”Çüş be kızım” dedi Deniz sinirle. Elif’in tam bir flörtöz olduğunu söylememiştim değil mi?

"Elif sakın bak" diye uyarıda bulunduğumda omuz silkerek kapıya doğru adımlar attı. "Kötü mü olur, kullanırız hem." Dediğinde düşünmeye başladım. Mantıklıydı aslında. "Olabilir tamam" dediğimde gülümseyen yüzünü görmem zor olmadı.

"İkiniz de delirmişsiniz" dedi Deniz, korkmuş bir şekilde. "Asıl sen delirdin Deniz" diye cevapladım. Elif ise bir şey demeden odadan çıktı ve Deniz ile baş başa kaldık. "Irmak" dediğinde yorgun gözlerle ona döndüm. "Mert ve seni sarılırken gördüm, barıştınız mı?" Diye sorunca yutkundum.

"Hayır" diye kısa cevap verip, mutfak tarafına doğru gitmeye başladım. "Ama sarıldınız" dediğinde alayla güldüm. "Ee sarıldık diye barışma gibi bir şey olmadı Deniz. Sadece görev arkadaşlığıydı o, o kadar." Dediğimde hüzünlü bir şekil de başını ağır ağır aşağı yukarı salladı.

“Neyse gideyim ben” dediğin kafamı salladım ve elime aldığım bardağı, tezgaha koyup, onun çıkmasını bekledim ve o da çıktığında derin nefesler alıp, verdim. Ne yapacağıma bir karar verip, rahatlamam lazımdı. Yoksa böyle olmayacaktı.

࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾. ࣪ ִֶָ☾.

“Bu arada yarın birisi gelecekmiş.” Dedi Sedef. “Kim” Diye sorunca “bilmiyorum ama öğrenmeye çalışırım” dediğinde kafamı sallayıp, işime geri döndüm. “Ne yapmayı düşünüyorsun?” Diye soru sorduğunda nefesimi dışarıya verip, cevabımı vermek için ağzımı açtığımda, ne diyeceğimi bilemeyince ağzımı geri kapattım. “Anladım ben sen merak etme” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırıp, karşımdaki bilgisayara bakmaya devam ettim.

“Neyse ben gideyim” dedi Sedef ve odadan çıktığında bende yalnız kalmanın verdiği rahatlık ile bardağım da olan viskiyi kafama diktim. Güzeldi.

Bilgisayardan bir bildirim sesi gelince, hemen mesajlar yerine girip, kimin yazdığına bakmıştım. Bu Tunç piçiydi.

Tunç Bey: Odama gel Yaz.

Yaz (Irmak): Tamam Tunç Bey.

Yazdıktan sonra oddan çıkıp, Onun odasına doğru yürümeye başladım. Ne diyecekti kim bilir? Kapısına gelip, çaldığım da “gir” sesi duyduğum da hemen girdim ve iki kişi ile karşılaştım. “Tunç Bey?” Dedim sorgulayıcı ses ile. “Bu Toprak Bey, kendisi yeni ortağım” dediğinde, bir anda Toprak dediği adam bana doğru döndü ve gördüğüm kişi karşısında nutkum tutulmuştu.

Bu gerçek değildi değil mi?

“Merhaba Yaz Hanım” dedi karşımdaki Toprak, gerçek adıyla Mert! “Merhaba Toprak Bey, merhaba” Dediğimde gülümsedi ve elini uzattı. Benim ise yapacağım bir şey olmadığından tutup, sıktım.

Demek ki abimin bahsettiği buydu, Mert’i böyle sokmayı planlıyordu buraya. Hayır direkt göreve dahil olmayaydı keşke!

Artık o da geldiğine göre tamamlanmıştık değil mi?

Görev başlamıştı şimdi işte

Biz de sadece oynamaya gelmiştik.

Öyle de olacaktı.

Ve galibiyet bizde olacaktı, her zamanki gibi.

***********

çok şaşırdım kendime çünkü ilk defa bu kadar kelime yazdım ve attım.

Umarımm da beğenirsinizzzzz.

Size sorular sorularr.

1) Sizce Serhan ve Elif nasıl karşılaştı?

2) Mert mi haklı yoksa Irmak mı?

3) Kaan sizce nasıl birisi?

4) Serhan hakkında düşünceleriniz nelerrr?

bu kadardııııı

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18