1. BÖLÜM "GEÇİCİ BİR EVLİLİK, KALICI BİR SAVAŞ"

Vaveyla Yazarı: Damla Yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1. BÖLÜM "GEÇİCİ BİR EVLİLİK, KALICI BİR SAVAŞ"

Keyifli okumalar dilerim❤️

Oy ve satır arası yorumları bol tutalım.

İnstagram: D.m_yazar

Youtube: Damlayazarr

Wattpad: Damla_yazar

1. BÖLÜM "GEÇİCİ BİR EVLİLİK, KALICI BİR SAVAŞ!"

Üsküdar'ın dar sokaklarında gün batımının kızıllığı taş duvarlara yansıyordu. Hava sıcak ve ağırdı; akşam ezanı minarelerden yankılanırken, esnaf tezgâhlarını topluyor, sokaktan geçen birkaç at arabasının tekerlekleri taşlara vurdukça keskin sesler çıkarıyordu. Küçük bir konaktan yükselen tartışma, akşamın huzuruna gölge düşürüyordu.

Hümeyra, sıkıca kapatılmış odanın içinde volta atıyordu. Üzerinde işlemeli, narin bir bindallı vardı, ama içinde bulunduğu halin narinlikle ilgisi yoktu. Avuçlarını sıkıyor, dudaklarını ısırıyor, kalbindeki korkuyu bastırmaya çalışıyordu. Yengesi, karşısında kaşlarını çatarak duruyordu.

"Bu iş olacak, Hümeyra. Ne kadar inat edersen et, kendine bir koca bulmadan bu evden çıkamazsın!"

Hümeyra bir adım geri çekildi. İçinde öfke, korku ve çaresizlik birbirine karışmıştı.

"Yenge, ben o adamı istemiyorum!"

"Ne istediğin umurumda bile değil!" Kadının sesi sertleşmişti. "Dayın da benimle aynı fikirde. Ya uygun bir kısmetle evlenirsin ya da seni ben evlendiririm!"

Hümeyra'nın gözleri doldu ama dik durmaya çalıştı. Küçüklüğünden beri onun gözyaşlarına kimse acımamıştı, şimdi de acımayacaklardı. Kapana kısıldığını hissediyordu. Kaçamazdı, isyan edemezdi... Ama bir yol bulmalıydı.

Sonra bir an, aklına çılgınca bir fikir geldi. Tutku, inat ve çaresizliğin birleşiminden doğan tehlikeli bir fikir... Yüreği deli gibi atıyordu, ama şimdi başka bir çaresi yoktu.

Derin bir nefes aldı ve yengesinin gözlerinin içine bakarak yalan söyledi:

"Ben zaten bir adamla beraber oldum."

Sözler dudaklarından döküldüğünde, odanın içinde ağır bir sessizlik çöktü. Yengesi önce ne dediğini anlayamamış gibi baktı, sonra yüzü kızardı, kaşları çatıldı.

"Ne dedin sen?" Kadının sesi buz gibiydi.

Hümeyra geri adım atmadı. "Ben... O adamla oldum."

"Kim?" Yengesi sertçe sordu.

İşte şimdi, asıl kısımdı. İsmini söyleyeceği adam, Üsküdar'da kibriyle ve sertliğiyle tanınan biriydi. Bir yeniçeri subayı... Soğuk, sert, kadınlardan nefret eden bir adam.

"Yavuz Mustafazade."

Odada bir anda kıyamet koptu. Yengesi çığlık atarken, Hümeyra içten içe titriyordu ama geri dönüş yoktu. Artık her şeyin geri dönülmez şekilde değişeceğini biliyordu.

Ve belki de bu, onun için en büyük kurtuluş olacaktı.

Yengesi olduğu yerde taş kesilmişti. Koyu kahverengi gözleri öfkeyle parlıyordu. Birkaç saniyelik şokun ardından hızla toparlandı, yüzü öfke ve tiksintiyle buruştu.

"Sen... Ne halt ettiğinin farkında mısın, kız?" diye tısladı. "Yavuz Mustafazade mi dedin? O soğuk, kibirli adamı mı?"

Hümeyra yutkundu ama dik durmaya devam etti. Geri adım atarsa, yengesinin onu nasıl bir çıkmaza sokacağını biliyordu. Bu yalanı sonuna kadar sürdürmek zorundaydı.

"Evet" dedi kendinden emin bir sesle. "Onunla beraber oldum."

Yengesi dişlerini sıktı. "Eğer doğru söylüyorsan, bu mesele burada bitmez. O adamın kapısını çalar, hesap sorarız."

İşte en büyük tehlike buydu. Yalanı öyle bir noktaya taşımıştı ki artık geri dönemezdi. Ama Hümeyra, blöf yapmayı biliyordu. Gözlerini yengesinden ayırmadan omuz silkti.

"Git sor o zaman" dedi meydan okurcasına. "Bakalım ne diyecek?"

Yengesi tereddüt etti. Yavuz Mustafazade gibi bir adamın kapısını çalmak, hele ki böyle bir mesele için, kolay iş değildi. Adamın ne kadar tehlikeli olduğunu herkes bilirdi. Ama bu iftirayı duyduğunda öfkeleneceği kesindi. Ve eğer Hümeyra yalan söylüyorsa...

Dayısı o anda kapıda belirdi. Orta yaşlı, vakur duruşlu adam, kaşlarını çatarak içeri girdi. "Nedir bu gürültü?"

Yengesi hışımla ona döndü. "Dayın da duysun bakalım!" dedi hışımla. "Bu kız, bir adamla beraber olduğunu söylüyor! Üstelik kim biliyor musun? Yavuz Mustafazade!"

Odanın içindeki hava ağırlaştı. Hümeyra nefesini tuttu. Dayısının gözleri onu sorgularcasına süzdü.

"Doğru mu bu?" diye sordu sertçe.

Hümeyra dudaklarını araladı. Bir an "Hayır!" diye bağırmak istedi ama artık geri dönüş yoktu.

Başını salladı. "Evet, dayı."

Adam bir süre konuşmadı. Sadece gözlerini kısıp onu süzdü. Sonra derin bir nefes alıp yavaşça başını salladı.

"O halde yapılacak tek bir şey var" dedi nihayet. "Sabah ilk iş, Yavuz Mustafazadenin kapısını çalacağız."

Hümeyranın içi ürperdi.

Şimdi ne olacaktı?

Ertesi sabah, Hümeyra ve dayısı, Üsküdar'ın dar sokaklarında ilerlerken yüreği güm güm atıyordu. Yengesi de arkalarından geliyordu, yüzünde sert bir ifade vardı.

Yavuz Mustafazadenin konağına vardıklarında, kapıda bir asker onları karşıladı. Dayısı kendini tanıtıp Yavuzla görüşmek istediğini söylediğinde, asker tereddüt etmeden onları içeri aldı.

Hümeyranın ayakları titriyordu ama belli etmemeye çalıştı. Yavuz Mustafazade ile daha önce hiç konuşmamıştı. Uzakta, soğuk bakışlarını gördüğü birkaç an dışında onu tanımıyordu bile. Ama şimdi, bu oyunun içine hapsolmuştu.

Birkaç dakika sonra, Yavuz karşılarına çıktığında, Hümeyra olduğu yere çakıldı.

Adam, tahmin ettiğinden de ürkütücüydü. Uzun boylu, sert hatlı, keskin bakışlıydı. Gözleri buz mavisiydi ve ifadesinde en ufak bir sıcaklık kırıntısı yoktu. Üzerinde sade ama şık bir kıyafet vardı, ama bir asker olduğu her halinden belliydi.

Dayısı, Yavuzun önünde dimdik durarak konuya girdi. "Subayım" dedi saygılı ama net bir sesle. "Kızım saydığım yeğenim Hümeyra, dün akşam, seninle birlikte olduğunu söyledi."

Yavuz kaşlarını hafifçe kaldırdı. Sadece birkaç saniye boyunca Hümeyra'ya baktı. O bakış, onun içini delip geçti.

Sonra yavaşça başını eğip soğuk bir sesle sordu.

"Öyle mi?"

Hümeyranın ağzı kurudu. Yalanının karşısında duran adam, onu paramparça edecekmiş gibi bakıyordu.

Ve şimdi, bu oyunu sürdürmek ya da her şeyi mahvetmek tamamen ona kalmıştı.

Hümeyranın içi titredi ama dışarıdan belli etmemeye çalıştı. Bu, onun başlattığı bir oyundu ve şimdi blöfünü sürdürmek zorundaydı. Yutkundu, derin bir nefes aldı ve gözlerini Yavuzun buz gibi bakışlarına dikti.

"Evet" dedi, sesi titremesin diye kendini zorlayarak. "Ben seninleydim."

Odadaki hava o kadar ağırlaştı ki nefes almak bile güçleşti. Yengesi kollarını göğsünde kavuşturmuş, öfkeyle başını sallıyordu. Dayısı, Yavuzun tepkisini ölçmeye çalışarak kaşlarını çatmıştı. Ama en korkuncu, Yavuzun ifadesiydi.

Adamın yüzü donuktu. Gözlerinde tek bir duygu belirtisi yoktu. O kadar sakindi ki bu, Hümeyrayı daha da tedirgin ediyordu.

Yavuzun gözleri kısıldı. Adımlarını ağır ağır ona doğru attı. Hümeyra, onun yaklaşmasını izlerken içgüdüsel olarak nefesini tuttu.

Adam sonunda tam önünde durdu. Boyu uzun olduğu için ona yukarıdan bakıyordu. Bakışları, buz gibi bir hançer gibi keskin ve acımasızdı.

"Ne dediğinin farkında mısın?" diye sordu, sesi alçak ama tehditkârdı.

Hümeyra yutkundu. Ama geri adım atmadı.

"Evet" dedi inatla.

Yavuz bir an duraksadı. Sanki onu tartıyormuş gibi süzdü. Sonra başını yana eğdi, ince bir alayla gülümsedi.

"İlginç" dedi yavaşça. "Beni tanımadığın hâlde nasıl böyle bir şey söyleyebildin, merak ediyorum."

Hümeyra dişlerini sıktı. Onun bu kadar sakin olması sinir bozucuydu. Bütün Üsküdarı ayağa kaldıracak bir öfke patlaması bekliyordu ama Yavuz, ona sanki küçük bir çocukmuş gibi bakıyordu.

Ama oyunu tamamlamak zorundaydı. "Seninleydim" diye tekrarladı.

Yavuz başını eğip gözlerini onun gözlerine dikti. O kadar yakındılar ki Hümeyra, adamın sert çenesini, düzgün çizilmiş dudaklarını, kirpiklerinin uzunluğunu bile fark etti. Ama en çok gözlerine takıldı.

O gözlerde, nefret vardı.

Ve bir an, Hümeyra gerçekten korktu.

Ama Yavuz bir şey yapmadı. Sadece başını kaldırdı, derin bir nefes aldı ve dayısına döndü.

"Bu kızı bana getirme sebebiniz nedir?" diye sordu.

Dayısı, boğazını temizledi. "Subayım, biz namusuna düşkün bir aileyiz. Eğer bu doğruysa, bunun bir bedeli olmalı."

Yavuzun yüzü kasıldı. O an, Hümeyra bir şeylerin ters gittiğini anladı. Bu adamdan yardım beklemek hataydı.

Ve gerçekten de, Yavuzun bir kahkaha attığını duyduğunda irkildi.

Adam gülmüyordu aslında. Sadece kuru, soğuk bir sesle güldü ve dayısına döndü.

"Yani?" dedi küçümseyici bir ifadeyle. "Benden ne bekliyorsunuz? Evlilik mi?"

Yengesi hemen atıldı. "Elbette! Kızımızın şerefini lekelediniz. Onunla evleneceksiniz!"

Yavuzun gülümsemesi silindi. Gözleri daha da soğudu.

"Ben kimseyle evlenmem" dedi sertçe.

Dayısı öne çıktı. "Eğer bu doğruysa, subayım, bunun bir bedeli olmalı."

Yavuz duraksadı. Gözleri yeniden Hümeyra'ya döndü. O an, kadının blöf yaptığını anlamış gibi bakıyordu.

Ve Hümeyra, tam her şeyin mahvolacağını düşündüğü anda, Yavuzun sesi duyuldu.

"Pekâlâ" dedi yavaşça. "Madem bana bu iftirayı attınız, o zaman ben de kendi şartlarımı koyarım."

Hümeyra, yengesi ve dayısı şaşkınlıkla ona baktı.

Yavuz derin bir nefes aldı. "Eğer bu oyunu sürdüreceksek, altı aylık bir evlilik yaparız. Ama bu evlilik sadece kâğıt üzerinde olur. Benden bir koca, bir aşık ya da bir koruyucu beklemeyin."

Hümeyranın kalbi hızlandı. Bu, beklemediği bir hamleydi.

Yengesi sevinçle başını salladı. "Bu, kızımızın şerefini kurtarır."

Ama Hümeyra, Yavuzun gözlerine baktığında bir şey fark etti.

Bu adam, ona hayatı dar edecek biriydi.

Ve şimdi, altı ay boyunca onun eşi olmak zorundaydı.

Üsküdarın dar sokaklarında, kaderin sert düğümü atılmıştı.

Hümeyra, Yavuzun evlilik teklifi gibi görünen ama aslında bir anlaşma olan sözlerini sindirmeye çalışırken, odadaki herkes farklı bir tepki veriyordu.

Yengesi, Yavuzun şartlarını duyunca hızla başını sallamış, "Elbette, elbette! Yeter ki bu rezalet temizlensin" diye onay vermişti bile.

Dayısı sessizdi. Yüzünde ciddi bir ifade vardı, sanki hâlâ durumu tartıyordu. Ama belli ki o da bu çözümü mantıklı bulmuştu.

Hümeyra ise hâlâ şoktaydı. Yalan söylemişti, evet. Ama Yavuzun bunu kabul edeceğini düşünmemişti!

Bu adam... Neden kabul etti?

Onun gibi bir adam, bu kadar büyük bir iftirayı duyduğunda öfkeden deliye döner, onu herkesin içinde rezil eder, belki de cezasını kendi elleriyle keserdi. Ama hayır. O, ürkütücü bir sükûnetle şartlarını sunmuştu.

Ve şimdi, Hümeyra altı ay boyunca bu adamın eşi olacaktı.

Bir kâğıt üzerinde.

Ama o kağıt, Hümeyra'nın hayatını sonsuza dek değiştirekcekti.

Günler hızlı geçmişti. Her şey, Hümeyranın kontrolünden çıkmıştı.

Yavuz, hiç tereddüt etmeden kadıya haber göndermiş, nikâh için tarih belirlenmişti. Üsküdarın dedikoducu kadınları, "Mustafazade, o kızla nasıl evlenmeyi kabul etti?" diye fısıldaşıyor, kimileri ise "Demek ne kadar kadınlardan nefret etse de en sonunda biri onu tuzağa düşürdü" diye alay ediyordu.

Hümeyranın içi içini yiyordu. Onu tuzağa düşürmek gibi bir niyeti yoktu! Sadece çaresizdi. Ama bu evliliğin neye dönüşeceğini kestiremiyordu.

Ve şimdi... O an gelip çatmıştı.

Başında ince duvağı, üzerinde zarif ama sade bir gelinliğiyle odanın ortasında oturuyordu. Kapının hemen ardında, yengesi ve birkaç kadın dedikodu yapıyordu. Ama onun kulakları, başka bir sesi arıyordu.

Yavuzun sesini.

Acaba bu evlilik konusunda pişman mıydı? Acaba onunla evlenmeyi gerçekten istiyor muydu, yoksa sadece gururunu korumak için mi kabul etmişti?

Bu sorular aklında dönerken, kapı sertçe açıldı.

Başını hızla çevirdi ve onu gördü.

Yavuz Mustafazade.

Bugün her zamanki gibi sert ve ciddi görünüyordu. Ama Hümeyranın içini ürperten şey, yüzündeki soğuk ifadesiydi.

Ona bakarken, sanki bu nikâh masasındaki kadın onun karısı değilmiş gibi ilgisizdi.

Hümeyranın içi daraldı.

Bu adamın eşi olacaktı. Ama karısı olmayacaktı.

Ona yaklaşırken, bir an bile gözlerini ondan ayırmadı. Sonra, eğildi ve alçak bir sesle fısıldadı.

"Bundan sonra ne olursa olsun... Bana gerçekten karım gibi davranmaya kalkma."

Hümeyra irkildi.

Ve tam o an, içeriden kadının sesi yükseldi.

'Gelinle damat, şahitler huzurunda bu nikâhı kabul eder mi?"

Hümeyra gözlerini kapadı.

Bu bir başlangıç mıydı, yoksa sonun başlangıcı mı?

Derin bir nefes aldı ve cevap verdi.

"Evet."

Nikâh kıyıldığında, Üsküdarın dar sokaklarında akşam ezanı okunuyordu.

Hümeyra, kadının "Hayırlı olsun" sözlerini duyduğunda içinde garip bir boşluk hissetti. Normalde bir gelin için bu an, mutluluk gözyaşları ve sevinçle dolu olurdu. Ama onun gözleri kuruydu.

Çünkü bu bir evlilik değildi.

Bu, bir anlaşmaydı.

Şahitler dağılırken, Yavuz sessizce ayağa kalktı ve kapıya yöneldi. Ne Hümeyranın elini tuttu ne de gözlerinin içine baktı. Bunu fark eden yengesi, kaşlarını çatıp mırıldandı.

"Bari gelininin koluna girseydin."

Yavuz durdu ama geriye dönmedi. Sadece, keskin ve kısa bir cevap verdi.

"Gereksiz."

Hümeyranın yüzü gerildi. Bu kadar da sert olmak zorunda mıydı?

Ama şaşırmıyordu. Bu adamın sevgisi yoktu, merhameti yoktu. O sadece bir subaydı. Katı kurallar ve disiplin içinde büyümüştü. Şimdi bir de üstüne istemediği bir evlilik eklenmişti.

Derin bir nefes alıp duvağını çıkardı ve usulca ayağa kalktı.

"Gidelim" dedi, sesi soğuktu. Ondan sıcaklık beklemeyecekti.

Yavuz, bir an başını yana eğdi. Sanki onun meydan okuyan tonunu fark etmişti. Ama hiçbir şey söylemedi. Sessizce önden yürüdü.

~°•°•°•°~

Hümeyra, yeni yuvasına geldiğinde, içinde bir ürperti hissetti.

Burası Yavuz Mustafazadenin eviydi. Ama sanki bir evden çok, bir karargâh gibiydi. Soğuk, düzenli, fazlasıyla disiplinli.

Salona girdiklerinde bir hizmetçi eğilip "Hayırlı olsun" diye fısıldadı ama Yavuz ona bile cevap vermedi.

Hümeyra, etrafına bakındı. Konağın içinde kadın eli değmemiş gibiydi.

Bu adam gerçekten de yalnız yaşamaya alışkındı.

Tam düşüncelerine dalmışken, Yavuz aniden durdu ve ona döndü.

"Soğukta daha fazla dikilme" dedi. "Odana çık."

Hümeyra kaşlarını çattı. "Benim odam hangisi?"

Yavuz gözlerini kıstı. "Soldaki."

Kendi odasını sormak istedi ama sonra gerek olmadığını fark etti. Elbette ki aynı odayı paylaşmayacaklardı.

Yavaşça başını salladı ve merdivenlere yöneldi. Ama daha birkaç adım atmıştı ki Yavuz'un sesi tekrar duyuldu.

"Bir şey daha."

Durdu, geriye döndü. Adamın yüzü gölgeler içinde kalıyordu ama gözleri belirgin bir şekilde ona odaklanmıştı.

"Altı ay boyunca bu evlilik sürecek" dedi buz gibi bir sesle. "Ama unutma, Hümeyra, ben senin kocan değilim. Sen de benim karım değilsin."

Sanki bu gerçeği ona tekrar hatırlatması gerekiyormuş gibi söylemişti.

Hümeyra, içinde yükselen inatçı öfkeyi bastırarak gülümsedi.

"Merak etme, Yavuz Mustafazade" dedi hafif bir alayla. "Bunu unutacak değilim."

Ve o an, aralarındaki savaşın yeni başladığını ikisi de biliyordu.

Yavuz karşısındaki kadına boş gözlerle bakarken, Hümeyra ona sırtını dönüp uzaklaştı.

Hümeyra, odasına adımını attığında derin bir nefes aldı.

Burası onun yeni odasıydı. Yeni evi.

Ama içinde sıcaklıktan eser yoktu.

Yavuzun konağı gibi odası da disiplinli ve sertti. Fazla süs yoktu, duvarlar boğucu bir sadelikteydi. Sadece bir yatak, bir dolap, küçük bir sehpa ve loş ışık veren bir kandil vardı.

Yavaşça aynanın karşısına geçti ve kendine baktı.

Hümeyra Mustafazade.

Bu isme alışabilecek miydi?

Bir kağıt üzerinde evliydi ama kocası onu görmek bile istemiyordu. Ve belki de bu işin en zor yanı buydu. Yavuz, Hümeyranın varlığını bile kabullenmek istemiyordu.

Ama ne bekliyordu ki? Adam açıkça onu istemediğini söylemişti.

'Ben senin kocan değilim. Sen de benim karım değilsin.'

Bu sözler kulaklarında yankılandı.

O an, içinde tuhaf bir his kabardı. Öfke mi, kırgınlık mı, yoksa inat mıydı bilmiyordu. Ama bildiği bir şey vardı, Yavuz'un ona böyle davranmasına izin vermeyecekti.

Onun karısı olmayabilirdi. Ama bu evlilikte bir tarafın ezildiği bir oyun oynanmayacaktı.

Hümeyra iç çekti, ağır bindallısını üzerinden çıkarıp yatağa bıraktı. Çarşafları kaldırıp yatağa uzandığında, kendini bir yabancının evinde gibi hissetti.

Burası onun evi değildi.

Ve Yavuz... O da onun kocası değildi.

Ama kader, onların yollarını altı ay boyunca aynı çatı altında düğümlemişti.

~°•°○°•°~

Güneş ışıkları odasına sızarken, Hümeyra gözlerini açtı.

Bir an nerede olduğunu hatırlayamadı. Tavanı inceledi, odanın sessizliğini dinledi ve sonra gerçekler zihnine hücum etti.

Evlendi.

Ve artık Yavuzun evindeydi.

İçini garip bir tedirginlik kapladı. Biraz daha yatakta oyalanmak istese de, konağın sessizliği onu huzursuz etti.

Kalktı, üzerine sade bir elbise geçirdi ve odadan çıktı.

Koridor bomboştu. Adımlarını yavaşça attı, merdivenleri inerken kulaklarını açtı ama hâlâ hiçbir ses yoktu.

Tam salona geçerken, içeriden gelen ağır ve otoriter sesi duydu.

Yavuz.

Bir an duraksadı ama sonra merakına yenilip içeri süzüldü.

Yavuz, konaktaki birkaç adamla konuşuyordu. Üzerinde koyu renkli bir ceket vardı, belindeki kılıcı dikkat çekiyordu. Tavrı her zamanki gibi sertti.

Onu fark ettiğinde, gözleri hafifçe kısıldı ama herhangi bir tepki vermedi.

Hümeyranın içinde bir şeyler kıpırdadı. Onun bu ilgisiz tavrı, adeta varlığını yok sayması, sinirini bozuyordu.

Kollarını göğsünde bağladı ve kapıya yaslandı. "Kocamı ilk günden iş başında görmek ne hoş."

Yavuz, göz ucuyla ona baktı. "Ne yapmamı bekliyordun? Konağın önünde çiçek mi toplayayım?"

Hümeyra hafifçe gülümsedi. "Senin gibi bir adamın çiçek topladığına şahit olmayı isterdim."

Yavuz cevap vermedi ama yanındaki adamlar, Hümeyra'nın lafına şaşkınlıkla bakıp başlarını eğdiler.

Belli ki bu konakta kimse Yavuza meydan okumaya cesaret edemiyordu.

Ama Hümeyra edecek.

Çünkü o, altı ay boyunca bu adamla aynı çatının altındaydı. Ve eğer Yavuz ona soğuk davranacaksa, o da bu evliliği Yavuz için bir sınav haline getirecekti.

Kendi kurallarına göre oynayacaktı.

Ve kim bilir.

Belki de bu oyunu kazanan o olacaktı.

GEÇİCİ BİR EVLİLİK, KALICI BİR SAVAŞ!

Yavuz, Hümeyranın meydan okuyan bakışlarına birkaç saniye boyunca sessizce karşılık verdi. Adamları ise odadaki gerilimi fark edip hızla başlarını eğdiler ve konaktan çıkmak için bahaneler uydurarak birer birer kayboldular.

Kapı kapanır kapanmaz, Yavuz kollarını bağladı ve alaycı bir ifadeyle Hümeyraya döndü.

"Sabah sabah laf sokmaya başlamışsın bile. Umarım bu evlilik boyunca beni eğlendirme gibi bir niyetin yoktur."

Hümeyra gülümsedi ama bu gülümsemenin içinde tatlı hiçbir şey yoktu. "Benim tek niyetim var, Yavuz Mustafazade. Şayet beni bu eve getirdiysen, burada bir gölge değil, gerçek bir insan olduğumu bilmen gerek."

Yavuz kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Senin gerçek bir insan olup olmaman umurumda değil. Tek umurumda olan, bu evliliğin usulüne uygun şekilde sürdürülmesi ve altı ayın sonunda herkesin kendi yoluna gitmesi."

Hümeyranın içi hafiften cız etti ama belli etmedi.

Bu adam, ona gerçekten de bir taş parçası gibi davranıyordu. Ne merak, ne ilgi, ne de öfke... Sadece umursamazlık.

İçinde bir meydan okuma isteği kabardı. Eğer Yavuz bu evliliğin sadece bir zorunluluk olduğunu düşünüyorsa, ona işlerin o kadar kolay gitmeyeceğini gösterecekti.

"Usulüne uygun diyorsun..." diye mırıldandı ve Yavuzun gözlerine dik dik baktı. "Peki, ben bu evin hanımıysam, hanımlığımı yapayım."

Yavuz kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun?"

Hümeyra omuz silkti. "Bu konağın bir düzeni var mı? Yemek saatleri nasıl? Kim hangi işlerle ilgileniyor? Bir hanım olarak bazı şeyleri bilmem gerek, değil mi?"

Yavuz gözlerini kıstı. "Senin tek yapman gereken, odanda oturup bu altı ayın geçmesini beklemek."

Hümeyra başını yana eğdi. "Hayır. Benim yapmam gereken, bu konağın bir hanımı olarak sorumluluklarımı yerine getirmek. Sana söylüyorum Yavuz, ben bu evin içinde bir süs eşyası gibi oturup zamanın geçmesini beklemeyeceğim."

Yavuz bir adım yaklaştı. Gözleri soğuktu ama içinde belli belirsiz bir kıvılcım vardı.

"Beni kızdırmaya mı çalışıyorsun?" diye sordu, sesi tehditkârdı.

Hümeyra başını iki yana salladı. "Sana bir şeyleri kanıtlamaya çalışıyorum, Yavuz."

Yavuz derin bir nefes aldı ve arkasına yaslandı. "Peki madem, buyur o zaman. Konağı istediğin gibi yönet. Ama benim işlerime burnunu sokma."

Hümeyra gözlerini kıstı. "Bakalım, Yavuz. Gerçekten bakalım."

Yavuz, Hümeyra'nın bu meydan okuyan tavrını görmezden gelmeye çalışıyordu ama içinde tuhaf bir his vardı.

Bu kadın, gerçekten de başına bela olacaktı.

Ama işin en kötüsü, bundan biraz da hoşlanıyor gibiydi.

Gün ilerledikçe, Hümeyra konağın işleyişini öğrenmeye başladı. Hizmetçiler başta ondan çekinse de, onun sıcak tavrını görünce yavaş yavaş ona alıştılar.

Ama asıl mesele, Yavuz ile olan gerilimiydi.

Adam ne zaman konağa gelse, Hümeyra onu bir şekilde köşeye sıkıştırıyordu.

Bazen yemek masasında ona laf sokuyor, bazen de konaktaki işleri bahane edip onunla daha fazla vakit geçirmek için yollar buluyordu.

Bir akşam, Yavuz yemek masasının başına oturduğunda, Hümeyra da tam karşısına geçti.

Adam kaşlarını çattı. "Beni burada rahat bırakır mısın?"

Hümeyra çatalını eline aldı. "Ben bu evin hanımı değil miyim? O zaman sofrada da oturmalıyım."

Yavuz iç çekti. "Bu kadar inatçı olacağını bilseydim, seni Üsküdar'da bırakırdım."

Hümeyra sırıttı. "Ama bırakmadın."

Yavuz başını iki yana salladı. "Çünkü senin başlattığın bu rezaleti temizlemek zorundaydım."

Hümeyra bıçağını yavaşça ekmeğe sürdü ve alaycı bir şekilde mırıldandı. "Demek öyle"

İçindeki hisleri bastırmaya çalışıyordu ama ne kadar uğraşsa da, Yavuz'un varlığı onu altüst ediyordu.

Ve en kötüsü...

Yavuzun da ona kayıtsız olmadığını fark etmeye başlamıştı.

Her ne kadar ilgisizmiş gibi davransa da, Hümeyra konuştuğunda gözlerini kaçırması, sinirlenip ona laf yetiştirmesi. Bunların hepsi bir işaretti.

Ama Yavuz, kendine bile itiraf edemiyordu.

Bu evlilik bir oyundu, evet. Ama bu oyunun kuralları zamanla değişecekti.

Çünkü bazen nefretle başlayan şeyler, beklenmedik bir şekilde tutkuya dönüşebilirdi.

Yavuz, masadaki ekmeği ağır bir hareketle böldü. Parmakları biraz fazla sıkmış olacak ki, ekmeğin kenarları ufalandı.

Bu kadın gerçekten de sabrını zorluyordu.

Bütün gün işlerinin peşinde koşturduktan sonra, konağa gelip huzur bulmak istemişti. Ama ne zaman eve adımını atsa, Hümeyra bir şekilde onun sinir uçlarına dokunmayı başarıyordu.

Karşısında sakince yemek yiyen kadına sert bir bakış attı. "Beni gerçekten sınadığını düşünüyor musun?"

Hümeyra çatalını bırakıp hafifçe başını yana eğdi. "Ben sadece karım gibi davranıyorum, Yavuz Mustafazade. Senin gibi bir adamın bunu garipseyeceğini bilseydim, baştan sormadan hareket ederdim."

Yavuzun çenesi gerildi. "Bu evlilik sadece bir anlaşma. Kendini gerçekten benim karım sanma."

Hümeyra tebessüm etti ama gözleri ciddiyetle parlıyordu. "Öyleyse, bu evliliğin bir parçası olan kadın olarak burada oturup yemek yememde bir sakınca yok, değil mi?"

Yavuz bir şey söylemeden bıçağını masaya koydu ve sandalyesini hafifçe geriye çekti.

Buna bir son verecekti.

"Sana bir şey soracağım" dedi, gözlerini onun gözlerinden ayırmadan.

Hümeyra ona meydan okur gibi kaşlarını kaldırdı. "Sor bakalım."

Yavuz, eğilip masaya dirseklerini dayadı. "Gerçekten ne yapmaya çalışıyorsun?"

Kadın başını yana eğdi. "Ne demek istiyorsun?"

Yavuz'un sesi soğuktu. "Bana yaklaşmaya mı çalışıyorsun? Yoksa bu sadece oyun mu?"

Hümeyra'nın içinden bir kahkaha yükseldi ama kendini tuttu. Masumca gözlerini kırpıştırarak, "Ne o Yavuz? Yoksa senden hoşlandığımı mı düşünüyorsun?" diye sordu, sesine tatlı bir alay katarak.

Yavuz kaşlarını çattı. "Ben böyle bir şeyi ima etmedim."

Hümeyra sandalyesine yaslandı. "Öyleyse neden bu kadar geriliyorsun?"

Yavuz cevap vermedi. Çünkü gerçekten de geriliyordu.

Bu kadın onu delirtmek için burada gibiydi. Ama daha kötüsü, Yavuzun kendini hiç istemediği bir şekilde hissetmeye başlamasıydı.

Öfkeli, huzursuz, tetikte ve bir şekilde ona karşı çekildiğini hissediyordu.

Bu mümkün değildi.

Kadınlara güvenmezdi. Asla.

Ama Hümeyra onun ezberini bozuyordu.

~°•°○●○°•°~

Hümeyra, odasına çekildiğinde içten içe kendini zafer kazanmış gibi hissetti.

Evet, Yavuzun dengesini bozmuştu.

Onun kolay lokma olmadığını anlamasını istiyordu. Bu evlilik sadece bir anlaşma olabilir ama bu, Yavuzun sürekli ona mesafeli ve ilgisiz davranacağı anlamına gelmiyordu.

Ona bu evde var olduğunu hatırlatacaktı.

Ama...

Yatağına uzandığında, farkında olmadan kendi kalbinin de biraz hızlı attığını hissetti.

Yavuza meydan okumak kolaydı, ama ona karşı hissettiği bu garip kıpırtıyı bastırmak o kadar da kolay olmayacaktı.

Bu evlilik geçiciydi. Altı ay sonra yolları ayrılacaktı.

Peki ya o zamana kadar birbirlerini yakıp kül ederlerse?

Hümeyra, gece boyunca dönüp durdu. Her ne kadar Yavuzu alt ettiğini düşünse de, içindeki huzursuzluk bir türlü dinmek bilmiyordu.

Neden onun ilgisini çekmek bu kadar hoşuna gidiyordu?

Bu evlilik bir zorunluluktu. Altı ay sonra herkes kendi yoluna gidecekti. Yani... Öyle olması gerekiyordu.

Ama Yavuzun gözlerindeki o öfkeyle karışık karmaşayı görmek, Hümeyranın içindeki mücadeleci ruhu harekete geçiriyordu.

Onun kendisine karşı kayıtsız olmadığını hissediyordu. Belki Yavuz bunu asla kabul etmezdi ama... Kadınlardan nefret eden o adam, ona her baktığında sanki kendisiyle savaş veriyordu.

Gözlerini tavana dikip derin bir nefes aldı.

"Ne yapıyorum ben?" diye mırıldandı kendi kendine.

Ama ne yaparsa yapsın, içindeki inat, bu oyunun kurallarını değiştirmesi için onu zorluyordu.

○●○•°•~○●○•°•~○●○

Hümeyra konağın içinde dolaşırken, Yavuzun erkenden çıkıp gittiğini öğrendi. Görünüşe göre dün akşam ona fazla gelmişti.

Bir tebessüm dudaklarına yerleşti. Benden kaçıyor musun, Yavuz?

Hizmetçilerin hazırladığı kahvaltıyı almak yerine, mutfağa kendisi girdi. Yemek konusunda pek yetenekli değildi ama en azından kendi elleriyle yaptığı bir şeyi Yavuzun önüne koymak istiyordu.

Belki onu sinir etmek için.

Belki de gerçekten onun tepkisini görmek için.

Yumurta kırarken mutfaktaki yardımcı kadınlardan biri yanaşıp kısık sesle sordu.

"Hanımefendi, siz mutfağa pek girmezsiniz... Bir şey mi yapıyorsunuz?"

Hümeyra gülümsedi. "Kocam için kahvaltı hazırlıyorum."

Kadın gözlerini şaşkınlıkla büyüttü. Yavuz gibi sert bir adamın, karısının hazırladığı yemeği yiyeceğini düşünmüyordu belli ki.

Ama Hümeyra bunu yapacaktı.

Akşam saatleriydi, Yavuz konağa döndüğünde, kapıdan içeri girer girmez ağır bir yemek kokusu aldı.

Kaşlarını çattı. Konağa girerken, hizmetçi kadınlardan biri başını öne eğip geçiştirmeye çalıştı ama Yavuz bunu fark etti.

"Ne oluyor burada?"

Kadın kekeleyerek cevap verdi. "Hanım... şey... mutfağa girdi efendim."

Yavuz'un gözleri kısıldı. "Ne?"

O sırada Hümeyra, mutfaktan elinde bir tepsiyle çıktı.

Üzerinde ince bir şal vardı, saçları hafifçe dağılmıştı ve yanağında küçük bir un lekesi vardı.

Ama en önemlisi... Yüzünde şeytani bir gülümseme vardı.

"Hoş geldin, Yavuz."

Yavuz kollarını bağladı. "Bana ne yaptığını söyle, Hümeyra."

Kadın, tepsiyi masaya koyup içindeki yemeği işaret etti. "Senin için yemek hazırladım."

Yavuz bir an sessiz kaldı. Sonra başını yana eğip alaycı bir kahkaha attı.

"Benim için mi?"

Hümeyra başını salladı. "Evet. Ne de olsa bu evliliği gerçekçi göstermek zorundayız, değil mi?"

Yavuz tepsiye baktı. Görünüş olarak fena durmuyordu ama tadının nasıl olduğunu bilemezdi.

Şüpheli gözlerle Hümeyra'ya döndü. "Bunu neden yapıyorsun?"

Hümeyra kaşlarını kaldırdı. "Sana söylemiştim. Bu evin içinde bir süs eşyası gibi durmayacağım. Kocamın yemeğini de yaparım, konağı da yönetirim."

Yavuz iç çekti. Bu kadın cidden aklını kaçırmış olmalıydı.

Ama ne kadar kızsa da, onun gözlerindeki o meydan okumayı görmezden gelmek imkansızdı.

Ve işin en kötüsü...

Bu durum, Yavuz'un hoşuna gidiyordu.

Yemekten bir lokma aldı. Hümeyra dikkatle onu izliyordu.

Yavuz sakince çiğnedi ve sonunda başını kaldırıp Hümeyraya baktı.

"Bu... yenilebilir gibi."

Hümeyra gözlerini kısıp ellerini beline koydu. "Yani güzel?"

Yavuz gülümsemeden kaşığı masaya bıraktı. "Buna 'güzel' demem için biraz daha uğraşman gerek."

Hümeyra kaşlarını çattı. "Ne yani? Kötü mü olmuş?"

Yavuz omuz silkti. "Ölmedim en azından."

Hümeyra gözlerini devirip hızla yanına yaklaştı ve kaşığı alıp ağzına bir lokma attı.

Sonra duraksadı.

Gözleri hafifçe büyüdü.

Çünkü... Yemek gerçekten de kötü olmuştu.

Tadı o kadar dengesizdi ki, ağzına acı ve tuz bir arada hücum etti. Ama Yavuzun karşısında ezilmemek için yutkundu ve hiçbir şey olmamış gibi başını salladı.

"Harika olmuş."

Yavuz kollarını bağlayıp ona bakarken hafifçe sırıttı. "Belli oluyor."

Hümeyra, boğazında yanmaya başlayan acıyı bastırmak için hızla su içti. Ama gururu her şeyden önemliydi.

Yavuz başını iki yana salladı. "Seninle yaşamak gerçekten büyük bir sınav olacak, Hümeyra."

Hümeyra, sürahiye uzanırken hırsla mırıldandı. "Senin için de öyle, Yavuz."

Ve ikisi de o anda fark etti ki

Bu oyun, artık sadece bir anlaşma olmaktan çıkıyordu.

Hümeyra, Yavuz'un gözlerindeki alaycı parıltıyı gördüğünde içindeki öfkeyi bastırmak için dişlerini sıktı.

Evet, kabul ediyordu. Yemeği mahvetmişti.
Ama bu adamın karşısında küçük düşmeyi kendine yediremezdi!

"Ne o, Yavuz? Kendi karısının yaptığı yemeği beğenmemek biraz ayıp olmuyor mu?" dedi, kollarını bağlayarak.

Yavuz, sandalyesine yaslanıp onu baştan aşağı süzdü. Gözlerindeki o umursamaz ifade Hümeyranın sinirlerini bozuyordu.

"Öncelikle," dedi adam ağır bir sesle, "sen benim karım değilsin, bu sadece bir anlaşma. Ve ikincisi... Eğer bir savaş açmaya çalışıyorsan, Hümeyra, çok yanlış bir rakip seçiyorsun."

Hümeyranın içinde bir şeyler kıpırdadı. Meydan okuma.

O her zaman, kendisine sınır koymaya çalışan insanlara karşı daha da güçlenmişti. Ve Yavuzun da diğerlerinden farkı yoktu.

Yavaşça masaya eğildi, gözlerini onun gözlerinden ayırmadan, alaycı bir fısıltıyla konuştu.

"Beni alt edebileceğini mi sanıyorsun, Yavuz?"

Yavuz'un çenesi gerildi ama ifadesi bozulmadı.

"Ben sadece sonunu düşünmeni öneriyorum," dedi, sesi soğuk ama tehditkârdı.

Hümeyra başını yana eğdi, dudaklarında sinsice bir tebessüm vardı.

Bu adam ona sınır çizmeye çalışıyordu...
Ve bu, onun için bir davet gibiydi.

°•°•°•°

Hümeyra, yatağında uzanırken tavanı izliyordu.

İçindeki huzursuzluk gittikçe büyüyordu.

Bu adam onu delirtiyordu.

Hem öfkeleniyor hem de içinde anlam veremediği bir merak büyüyordu. Yavuzun duvarlarının ardında ne vardı? Gerçekten bu kadar umursamaz mıydı, yoksa içinde sakladığı bambaşka bir şey mi vardı?

Aklını kaçırmış olmalıydı. Bu sadece bir anlaşmaydı. Bu sadece bir oyun olmalıydı.

Ama neden Yavuzun onu fark etmesini bu kadar istiyordu?

Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Dikkatli ol, Hümeyra.
Çünkü bazen ateşle oynarken, farkında olmadan yanarsın.

°•°•°•°

Güneş Üsküdar sokaklarını aydınlatırken, Yavuz konağın avlusunda atına binmeye hazırlanıyordu. Üzerinde her zamanki gibi muntazam bir üniforma vardı, ciddi ve soğuk bir ifadeyle eyerini kontrol ediyordu.

Ama Hümeyra onu görür görmez, içine bir kıpırtı yayıldı.

Bugün onu biraz daha zorlama vaktiydi.

Yavaşça ona doğru yürüyüp kollarını arkasında bağladı.

"Sabahın köründe nereye gidiyorsun, koca bey?"

Yavuz, kısa bir bakış attı ama ilgilenmiyormuş gibi yapmaya devam etti. "Sana hesap vermem gerektiğini sanmıyorum."

Hümeyra iç çekti. "Ne kadar kaba bir kocasın. Ben sadece sohbet etmeye çalışıyorum."

Yavuz, ona dönüp atının üzerine çıkmadan önce gözlerini kısarak baktı. "Benimle oyun oynama, Hümeyra."

Kadın dudaklarını büzerek başını yana eğdi. "Ben sadece konuşuyorum, Yavuz. Eğer bu sana oyun gibi geliyorsa, belki de senin için gerçekten bir oyun olmuştur."

Yavuzun kaşları çatıldı. "Ne demek istiyorsun?"

Hümeyra hafifçe gülümsedi. "Sen kadınlardan nefret ediyorsun, değil mi? Öyleyse neden her lafımı bu kadar ciddiye alıyorsun?"

Yavuzun çenesinin kasıldığını fark etti. Tam isabet.

Adam bir an sessiz kaldı, sonra atına bindi. "Çünkü seni tahmin edemiyorum."

Hümeyra şaşırdı. "Bu kötü bir şey mi?"

Yavuz atının dizginlerini çekti, gözlerini onun gözlerine kilitleyerek soğukça konuştu.

"Bu, beni tetikte tutmam gerektiği anlamına geliyor."

Ve ardından hızla konağın avlusundan uzaklaştı.

Hümeyra, Yavuzun uzaklaşan siluetine bakarken içindeki kıpırtının ne olduğunu anlamaya çalıştı.

O adam...

Kendisini tahmin edemediğini söylemişti.

Bu, Hümeyra için bir zafer miydi, yoksa farkında olmadan bir tuzağa mı düşüyordu?

Belki de Yavuzun onu tetikte tuttuğu kadar, o da kendini tetikte tutmalıydı.

Hümeyra, Yavuzun uzaklaşan siluetine bakarken içindeki o tanıdık kıpırtıyı bastırmaya çalıştı.

Bunu bir zafer gibi görmemeliydi.

Ama kendini tutamıyordu. Yavuzun sınırlarını zorladıkça, onun ne kadar kırılmaz olduğunu görmek istiyordu. Bir yerlerde, o sert kabuğun altında bambaşka bir adam olduğunu hissediyordu.

Ve belki de en büyük hatası buydu.

Çünkü Yavuz, onun gibi biri değildi.

O, kadınlara güvenmeyen, soğuk ve mesafeli bir adamdı. Onu çözmeye çalışmak, bıçak sırtında yürümek gibiydi.

Hümeyra derin bir nefes aldı ve konaktan çıkıp çarşıya doğru ilerledi. Bugün, biraz kendine vakit ayırmalıydı.

Ama sokağa adım attığında, insanların alçak sesle konuştuklarını fark etti.

Ve konu... onlar hakkındaydı.

"Duydun mu? Yavuz Subaşı, karısını zorla aldı diyorlar."

"Öyle değilmiş! Kadın iftira atmış da, adam mecbur kalmış!"

"Yazık... O kadar da vakur bir adamdı. Kim bilir ne kadar öfkelidir?"

Hümeyranın yüzü asıldı. Söylentiler başlamıştı.

Yavuzun en çok nefret ettiği şeylerden biri, insanların hakkında konuşmasıydı.

Ve şimdi herkes onları konuşuyordu.

İçini garip bir huzursuzluk sardı. Yavuz ne yaparsa yapsın, onuruna düşkün bir adamdı.

Bu evlilik onun için bir anlaşmadan ibaretti ama dışarıdaki insanlar için öyle değildi.

Ve Hümeyra, farkında olmadan Yavuzun dünyasına bir fırtına getirmişti.

°•°•°•°•°•°•°

Kapının sertçe açıldığını duyduğunda, Hümeyra yerinde irkildi.

Yavuz, konağa her zamankinden daha sert adımlarla girdi. Üniformasının düğmeleri gevşemiş, yüzü öfkeyle gölgelenmişti.

Ve gözleri,

Gözleri, öfkeyle yanıyordu.

Hümeyra, ilk defa Yavuzun bu kadar öfkeli olduğunu görüyordu.

Adam hiç konuşmadan hızla ona doğru yürüdü.

O kadar yakındılar ki, Hümeyra geriye çekilmek zorunda kaldı. Ama Yavuz ona bir adım daha yaklaştı.

"Biliyor musun, Hümeyra?" dedi alçak ve tehditkâr bir sesle. "Bugün ben sokaklarda yürürken insanlar arkamdan fısıldaşıyordu."

Hümeyra yutkundu. Bu iyiye işaret değildi.

Yavuzun yüzü ona o kadar yakındı ki, nefesini hissedebiliyordu.

"İftiraya uğramayı bilirim" dedi adam, sesi sertti. "Ama bir kadının beni mecbur ettiğini söylemeleri? İşte bu, beni öldürür."

Hümeyra, içinde büyüyen suçluluğa rağmen dik durmaya çalıştı.

"Benim suçum mu şimdi bu?" diye meydan okudu.

Yavuz bir kahkaha attı. Ama bu, öfkeli bir kahkahaydı.

"Senin suçun olduğunu ikimiz de biliyoruz, Hümeyra."

Kadın dudaklarını sıktı. "Eğer bu kadar rahatsızsan, neden hâlâ buradasın? Neden bu oyunu sürdürüyorsun?"

Yavuzun gözleri kısıldı.

Ve birdenbire, Hümeyranın bile beklemediği bir şey yaptı.

Adam hızla eğildi ve ellerini kadının beline dolayarak onu sertçe kendine çekti.

Hümeyranın nefesi kesildi.

Göğsü Yavuzun sert göğsüne çarpınca, içinde bir sıcaklık yayıldı.

Ama Yavuz, sadece gözlerinin içine bakarak konuştu.

"Çünkü, Hümeyra... Bir yangın çıkardın. Ve şimdi, onun içinde yanmaya mahkûmsun."

Hümeyranın kalbi deli gibi çarpıyordu.

Ama gözlerini kaçırmadı.

Kendi nefesi titriyordu ama inadını kaybetmedi.

"Senin ateşinde yanmam, Yavuz" diye fısıldadı.

Yavuzun dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi.

"Elinde değil, Hümeyra."

Ve ardından, onu bir anlığına daha sıkıca tutup aniden bıraktı.

Kadın, dengesini bulmak için birkaç adım geri çekildi.

Yavuz, hiçbir şey olmamış gibi ceketini düzeltti.

Ve sonra, arkasını dönüp odasına doğru ilerledi.

Ama son anda, başını hafifçe çevirip kısık bir sesle ekledi.

"Unutma. Yangını sen başlattın."

Ve sonra, hiçbir şey olmamış gibi uzaklaştı.

Hümeyra, olduğu yerde donup kaldı.

Ama kalbinin atışları...

Savaş tam olarak şimdi başlıyordu.

Devam edecek....

Tam 4894 kelime oldu.

Dünden bu yana başparmaklarımı hisetmiyorum. Emeğimin karışılığını verirseniz mutlu olurum.❤️

TAKİP EDERSENİZ DAHA MUTLU OLURUM

Wattpad kitabıdır!

GÖRÜŞÜRÜZ❤️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

132okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18