1. bölüm / 2
Gölgem1.BÖLÜM
Bölümler 2Şu an: 1.BÖLÜM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah uyanıp okula gitmek için hazırlanıyordum. Genellikle erken uyanırım ve evdekilere görünmeden çıkardım ama bu sabah öyle olmadı, abimin bağırma sesleri ile uyandım. Yanıma gelip “paramı sen mi aldın” diye bağırdı. Yüzünden öfke fışkırıyordu. Abim 1 yıldır gece gündüz çalışıp para biriktiriyordu ve parası yerinde yoktu, tabi ki benden şüpheleniyordu. “Hayır ben neden alayım ki abi” dedim. Yeni uyandığım için çok anlayamamıştım durumu ama abim “senden başka kim alabilir, başımıza kaldın sen yüzsüz müsün, istemiyor bu evde kimse seni, defolup git artık evden” diye bağırdı. Onun her zamanki haliydi, alışıktım ama parasını ben almamıştım. Eren abim bana bağırmaya devam ederken odaya Mert abim geldi, o da yeni uyanmıştı, yüzünden belliydi. “Noluyor olum sabah sabah ne bağırıyosun yine” diye Eren abime baktı. “Bu hırsız yememiş içmemiş paramı çalmış, sanki ona verdiğimiz yetmemiş gibi kim bilir nelere harcadı parayı” diye bağırdı. Bunun üstüne Mert abim bana baktı, “doğru mu” dercesine bir bakış attı. “Ben almadım diyorum, kıt mısın, ne yapayım senin paranı” deyince o sinirle yüzüme bir tokat attı. “O para iki gün içinde elimde olmazsa seni mahvederim, duydun mu gerizekalı” diye bağırdı, kapıyı vurup çıktı. Eren abim beni hiç sevmemişti doğduğum andan beri, beni annemin katil olarak gördü. Mert abim de beni çok sevmezdi ama bana hiç vurmamıştı, vuran olursa da karışmazdı, o da beni sevmiyordu açıkça belliydi ama sonuç olarak onun kardeşiydim ve ikizi ilede ters düşmemek için ona bir şey demiyordu. İkisi de odadan çıkınca kalkıp hazırlandım, bu sene sınav senemdi ama çalışacak bir durumum da yoktu. Okula hazırlanıp evden çıktım. Okula geldiğimde ders başlamak üzereydi, sırama geçip oturdum. Sıra arkadaşım İlknur “Günaydın” diye gülümseyerek karşıladı. Sınıfta tek onunla konuşuyordum, arada ona içimi döküyor, yaşadıklarımı anlatıyordum. “Günaydın” diye cevap verdim ve ders başladı. Öğle arası gelince beraber sınıfta oturuyorduk, bana ailesi ile yazın gideceği yerleri anlatıyordu; yok annesi onu çok seviyormuş, babası öpmelere kıyamıyormuş. Artık dayanamayıp “Yeter artık sus İlknur, aynı şeyi elli kere anlatma” diye bağırdım. İlknur hemen yanımdan kalkıp “Çekemiyorsun dimi, benim ailem hayatta ve babam beni çok seviyor, seni kim seviyor? O ailede herkes senden nefret ediyor, sen o aileye verilmiş bir lanetsin, duyuyor musun beni” dedi. Böyle deyince onu ittirdim, kafasını sıraya vurdu. Herkes başımıza toplandı, o arada İlknur’un alnı kanıyordu. Arkama bile bakmadan okuldan çıktım. Her şey sanki beni buluyordu. Evimin az ilerisindeki sahile gidip oturdum. Saatin nasıl geçtiğini anlamamıştım, eve doğru gitmeye başladım, bir yandan da okulda bıraktıklarımı merak ediyordum. Telefonumu hâlâ açmamıştım, arayan var mı bilmiyordum. Eve geldiğimde kapının önünde eşyalarımı gördüm. Hemen kapıyı açmaya çalıştım ama anahtar değiştirilmişti. Abilerime bağırdım ama kapıyı açan yoktu. Bir süre sonra merdivende babamı gördüm, orada sinirliydi, birini öldürecek gibi bakıyordu. Beni görünce hemen üstüme doğru gelerek konuşmama bile izin vermeden yüzüme yumruk attı. “Sen ne sanıyorsun kendini ha, sen kimsin ki okulda birine vuruyorsun, babası başımızı açtı haberin var mı senin” dedi. Düştüğüm yerden kalkmaya çalışırken tekme atmasıyla merdivenden yuvarlandım. İlknur’un babası bize dava açmıştı, darp raporu ve bir sürü şahitleri vardı. Düştüğüm yerden kalkıp koşmaya başladım, babam da arkamdan bağırıyordu ama umursamadım. Yüzüm kan içindeydi. Hava kararmaya başlamıştı, yürürken boş bir inşaata girdim. Burası yapılırken iflas edildiği için kaç yıldır böyle boştu. En üst katına çıktım ve orada uyudum. Sabah güneşin ışığıyla uyandığımda üstümde örtü vardı. Bir anlık paniklemiştim, hemen çantamı kontrol ettim. Elimde olan en kıymetli şey şu anda telefonumdu, onu satıp kalacak bir yer bulmalıydım. Hemen çantamı açıp baktım ve derin bir oh çektim, telefonum oradaydı. Peki o zaman beni kim örtmüştü, buraya geldiğimi kimse bilmiyordu. Çok kurcalamadan oradan çıktım ve telefonumu satmak için birkaç yer gezdim ama hiçbiri kabul etmemişti. Pes edip iş bakmaya başlamıştım ama 17 yaşında birini kim işe alsın ki? Tüm gün her yeri gezmiştim ama kocaman İstanbul’da iş bulamamıştım. Hava kararmaya başlayınca aynı inşaata dönerken yolda baygın birini gördüm, yüzü kanlar içindeydi. Yardım edecektim ama başıma bela almak istemiyordum. Yoluma devam ettim ve aynı binaya girdim. Aradan 1 saat falan geçti, aklım o yerde yatan çocukta kaldı. En sonunda yanına gitmeye karar verdim. Aynı yerde yatıyordu, gidip omzundan dürttüm ama cevap vermedi. Taşıyamayacağım bir ağırlıktaydı, o yüzden başında beklemeye karar vermiştim. Onu beklerken yanında uyuyakaldım. Uyandığımda yanımda yoktu. Demek ki iyiymiş ve kalkıp gitmiş diye düşündüm, o yüzden çok sorgulamadım. Üstümdeki kıyafetler kirlenmeye başlamıştı, eve gidip almak istemiyordum. Zaten istemem, çoktan çöptedirler. Artık acıkmaya başlamıştım, cebimde beş kuruş para yoktu. Hiçbir şey yapamayınca inşaata gittim. Telefonumu iki gündür kapalı tutuyordum, açmaya karar vermiştim. Açtığım an bir sürü mesaj geldi. Mert abimin yazdığına girdim, o tek bir paragraf yazmıştı:
“Özge okuldan atıldın, babama da sanki yeterince borcu yokmuş gibi borç yaptın, ittiğin kızın babası babama 50.000 liralık dava açtı. Elimizde olan tek şey annemin kolyesiydi, onu satıp borcu ödedik ama sen o kolyenin altında ezilirsin umarım bundan sonra hiçbirimizle iletişime geçme, nerede kalıyorsan orada kal keşke o gün annem yerine sen ölseydin senden önce bizim çok güzel bir yuvamız vardı ama sen yuva ne onu da bilmiyorsundur senin hiç bir zaman öyle bir ailen olmayacak sen bundan sonra kimsesizsin bizden uzak dur.”
Mert abim de haklıydı, ben bu aileyi mahvetmiştim. Başka kimsenin mesajını okumadan telefonu sıfırladım.
Bölüm etkileşimi
