2. bölüm · GÖLGELERİN TAHTI "Küller Altında Doğanlar"
Bölüm 2 : Averonya Şehri
Selamlar canlarım, ve yeni bir bölümle gene buradayım umarım okurken keyif alırsınız iyi okumalar diler ve tatliş yorumlarınızı bekliyorum 💕🌷🩷
********************
Gözde, Averonya’ya geleli yalnızca birkaç ay olmuştu. Ama bu kısa sürede, bu kadim başkentin sert yüzünü görmeye yetmişti. Burada adalet, yalnızca güçlü olana aitti. Zayıfların sesi, tozla birlikte silinir; kimse dönüp bakmazdı.
Gözde, dikenli yollardan geçmişti.
Annesinin içini kemiren suskunluk…
Babasının ihanetiyle yıkılan bir aile…
Bir başka kadının gölgesinde yok olan masumiyetler…
Ve ardından gelen ölümün soğuk haberi.
Babası gitmişti.
Ama ardında bıraktığı yangın hâlâ Gözde’nin içinde yanıyordu.
Artık o yangın intikam için değil, yas için hiç değil…
Mücadele içindi.
Kendini var etme arzusu için.
Averonya, her yıl “Sonsuz Taht Oyunları” adı verilen turnuvalarla sarsılırdı. Bu oyunlar yalnızca dövüş gücünü değil; zekâyı, stratejiyi ve takım uyumunu da ölçerdi. Kıtanın dört bir yanından gelen savaşçılar bu arenalarda buluşur, kazananlar yalnızca ün değil, Averonya’nın iç saraylarına giriş hakkı ve yönetici sınıfın dikkatini çekme fırsatı elde ederdi.
Gözde, adını ilk kez Kozmadyum Arenası’nın parlak taş döşemelerinde yankılanırken duydu.
Burası; binlerce kişinin çığlıklarıyla inleyen, üst kademedekilerin özel loncalardan izlediği, kanla zaferin birbirine karıştığı devasa bir savaş meydanıydı.
Turnuvanın ilk aşamasında takımlar kura ile belirleniyordu.
Gözde’nin kalbi hızla atıyordu. Savaş onun için alışıldık bir şey değildi. Ama ruhundaki karanlık, onu cesur kılıyordu.
Kendisini, Gölgelerin Takımı adı verilen rastgele oluşturulmuş bir grubun içinde buldu. Yanında dört kişi vardı:
Pantolon Mehmet:
Garip lakabıyla ün salmıştı. Herkese ters cevap verir, burnunun dikine giderdi. Ama dövüşte kurnazdı; sezgileri güçlüydü.
Meryem:
Sessizdi. Ok atışlarında neredeyse kusursuzdu. İçine kapanıklığı, bakışlarına sinmişti.
Mustafa:
Eski bir saray muhafızıydı. Geçmişteki bir suç yüzünden rütbesi elinden alınmıştı.
Melisa:
Taktik zekâsıyla öne çıkıyordu. Liderliğe soyunmaya niyetliydi.
Ve Gözde…
Sessiz, soğukkanlı ve gözlerinde ateş taşıyan bir yabancı.
İlk gün, tanışma tam bir felaketti.
“Sen kimsin ki bizimle aynı safta savaşıyorsun?” dedi Pantolon Mehmet, gözlerini Gözde’ye dikerek.
“Senin gibi boş konuşanların yerine,” dedi Gözde gözünü bile kırpmadan,
“geçmişimde çok şey biriktirdim.”
“Demek dilin iyi çalışıyor… Bakalım kılıcın da aynı mı?”
“Zamanı geldiğinde cevabını alırsın.”
Bu sözlerle aralarında görünmez bir ip gerildi.
Gergin, dikenli… ama bir o kadar da merak dolu bir bağ.
İlk arenada düşman takımı darmadağın ederlerken, Gözde ve Mehmet istemeden de olsa kusursuz bir uyum yakaladı. Mehmet saldırıyı yönlendiriyor, Gözde savunmadaki boşlukları kapatıyordu. Meryem uzaktan koruma sağlıyor, Mustafa ve Melisa destek hamleleriyle dengeyi kuruyordu.
Seyirciler hayranlıkla izliyordu.
Özellikle biri…
Gariban Ahmet.
Averonya’nın arka sokaklarında yaşayan sıradan bir gençti. Elinde eski bir dürbünle en üst sıralardan arenayı izliyor, her savaşta gözlerini Gözde’den ayıramıyordu.
“Kim bu kız…
Ne dövüştü be…
Aklım kaldı vallahi,” diye mırıldandı.
“Keşke tanışabilsem… Ama o kadar kişi peşinde. Ben kimim ki…”
Zaferden sonra Gözde’ye yaklaşan hayranları, teklifler sunan zenginleri, saraydan gelen zarfları umursamadı.
Ahmet gibilerini ise fark etmedi bile.
Gözde mesafeliydi.
Kimseye güvenmiyordu.
Çünkü hayat ona bir şeyi çok net öğretmişti:
En büyük tehlike, insanın en yakınından gelirdi.
Ama herkesin gözü sadece Gözde’de değildi.
Şeymoş…
Zengin bir ailenin kızı, önceden ün kazanmış bir savaşçı. Her turnuvada Gözde’yi geçmek için elinden geleni yapıyordu. Zarafetine zehir karışmıştı; her tebessümünün ardında keskin bir hançer saklıydı.
Ve Averonya Sarayı…
Janeryu: Sert ve kindar bir üst rütbeli asker. Gözde’nin yükselişini bir tehdit olarak görüyordu.
Mikasa: Güzelliği ve zekâsıyla tanınan Prenses. Halk arasındaki şöhreti, onu rahatsız ediyordu.
Reyiz G: Sınır muhafızı. Hakkında bilinen tek şey; krallığın en sadık savaşçısı olduğu ve bir zamanlar bozkırlarda at koşturmuş bir efsaneydi.
Gölgelerin Takımı, her turu geçti.
Başlarda birbirine güvenmeyen bu beş kişi, zamanla sırtlarını birbirine dayamayı, hayatlarını emanet etmeyi öğrendi.
Gözde ve Mehmet’in atışmaları dostluğa, zorluklar ortak hatıralara dönüştü.
Ama Averonya, kolay kazanımları affetmezdi.
Bir sonraki aşamada savaş, yalnızca düşmanlarla değil…
saray entrikalarıyla da olacaktı.
Ve Gözde’nin gözü, uzaklardaki o yüksek kulelerdeydi.
