4. bölüm / 5
GÖLGELERİN ARDINDABÖLÜM 4 - EVDE
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 4 - EVDE
Okuldan çıktığında hava daha da soğumuştu. Gri bulutların altından sızan loş ışık, sanki günün geri kalanına da isteksizmiş gibi zorla etrafa yayılıyordu. Raven montunun fermuarını çekip yürümeye başladı. Adımlarını hızlı atıyor gibi görünse de içinde hiç acele yoktu. Sadece, durursa düşünmeye başlayacağını biliyordu—ve bugün düşünmek istemiyordu.
Evine giden yol her zamanki gibi sessizdi. Ara sokaklar, eskimiş duvarlar, hafifçe paslanmış demir merdivenler… hepsi Raven’ın tanıdığı, her gün geçtiği manzaraydı. Ama aklının bir köşesinde hâlâ Aiden vardı. Onun gözleri. O anlık bakış. Soğuk olması gerekiyordu, ama değildi.
Raven istemsizce kaşlarını çattı.
Neden umursuyordu ki?
Kapıya ulaştığında anahtarı çıkardı, kilit sesi boş apartman koridorunda yankılandı. Kapıyı açınca alıştığı sessizlik onu karşıladı. Evin içi her zaman olduğu gibi düzenli ama renksizdi. Sanki bir ev değil de, dinlenmek için girilen geçici bir oda gibiydi. Fazla eşya yoktu; fazla anı da yoktu.
Çantasını koltuğun yanına bıraktı. Montunu askılığa astı. Ayakkabılarını çıkardı. Sessizlik, hareketleriyle birlikte ağır ağır odaya çökmeye başladı.
Telefonu masaya bıraktığında ekran yine titredi. Bildirime bakmadı.
Bakmayınca yokmuş gibi hissediyordu.
Ama yok olmadığını da biliyordu.
Mutfağa gidip su doldurdu. Camdan dışarı baktı; şehir yavaş yavaş kararıyordu. Gün bitiyordu. Raven’ın içi de günle birlikte daha çok gölgeleniyordu sanki.
Koltukta oturdu, dizlerini kendine çekip başını yasladı. Günün sahneleri kafasında birer birer belirmeye başladı. Özellikle biri…
Koridordaki o an. Aiden’la göz göze geldikleri o saniye.
Raven o anı istemeden hatırladı.
Sanki o bakış bir şeyi tetiklemişti ama ne olduğunu bilmiyordu.
Kendine kızarak başını yana çevirdi.
“Salak,” diye fısıldadı. “Tanımadığın biri için düşünmenin ne anlamı var?”
Ama yine de kendi kendine söylediği bu cümlenin içi bomboş geliyordu. Çünkü uzun zamandır ilk defa biri, onun bakışının perdelediği duvarın ardına doğru bakmış gibi hissettirmişti.
Raven bunun tehlikeli olduğunu biliyordu.
Ve bu tehlike, tuhaf bir şekilde onu huzursuz etmiyordu.
Sadece… rahatsız bir merak gibi içini kaşıyordu.
Yavaşça ayağa kalktı, odasına doğru yürüdü. Kapının yanında asılı duran aynaya istemeden göz ucuyla baktı. Kendi yansıması her zamanki gibiydi: ifadesiz, sakin ama içten içe çatlaklarla dolu. İnsanlar onu “umursamaz” diye tanımlardı. Oysa o sadece… fazla şey hissediyordu. Ve hissettiklerini kimse görmesin diye tümünü susturmayı öğrenmişti.
Masasına oturup lambayı açtı. Sıcak sarı ışık odaya yayıldı. Not defterinin sayfalarına baktı—kısa cümleler, yarım kalan fikirler, karalamalar…
Parmakları bir sayfaya dokundu. Boş bir sayfa.
Tam yazmaya başlayacakken durdu.
Aiden’ın bakışları, sanki beyninde kendi kendine tekrar eden bir görüntü gibi bir anlığına zihninin ortasına düştü. Raven kaşlarını hafifçe kaldırdı.
Bu saçmalık burada bitmeli.
Bir yabancıyı düşünmenin anlamı yok.
Kalemi eline aldı.
Ama kelimeler gelmedi.
Kalemi yavaşça bıraktı, başını avuçlarının arasına aldı. Derin bir nefes aldı ve aynı derinlikte bıraktı.
Kafasının içi sessiz değildi ama ev sessizdi.
Belki de bu yüzden düşünceler daha yüksek konuşuyordu.
Saat ilerlerken Raven pencerenin önüne geçti. Şehrin ışıkları, gece karanlığında küçük küçük parlıyordu. Aşağıdaki yollar araba farlarıyla çizilmiş gibi görünüyordu. İnsanlar aceleyle bir yerlere gidiyor, bir şeylere yetişiyordu.
Raven ise olduğun yerde duruyordu. Her zaman yaptığı gibi.
Ama bugün bir şey farklıydı.
Sebebini bilmiyordu.
Sadece… hissediyordu.
O karşılaşmanın bir tesadüf olmadığını.
Bugünün sıradan bir gün olmadığını.
Aiden’ın hayatına öylesine dahil olmayacağını.
Bilmediği şey ise şuydu:
Aiden da o anı unutamamıştı.
Ama bunu ikisi de henüz bilmiyordu.
Bölüm etkileşimi
