5. bölüm · Gölgeler Şehri
5| Barut ve Gözyaşı
Mutfaktaki büyük masanın etrafında banka soygunundan bile daha zorlu bir sınav veriliyordu. Kiraz’ın binbir emekle hazırladığı yemeklerin buharı tüterken, masanın başköşesinde birbirine kelepçelenmiş Burak ve Elif oturuyordu.
Senem yerinde duramayan bir çocuk gibi ellerini çırparak masaya geldi. Normalde ciddi olan hali gitmiş yerine gözleri parlayan bir enerji gelmişti. Burak ve Elif’in tam karşısına oturdu ve ellerini çenesinin altında birleştirdi. "Ay gerçekten inanamıyorum! Kader mi desem, kelepçe mi desem? Ama ikisi de sizi birbirinize düğümlemiş resmen!" dedi, gözlerinden kalp fışkırarak.
Elif, Senem’e ölümcül bir bakış attı. "Senem, eğer o kelimeyi bir daha kullanırsan bu kelepçeli elimle senin ağzına bir kaşık sıcak çorba tıkarım."
Burak ise kendini kurtarmaya çalışıyordu. "Senem, biz burada işkence çekiyoruz sen ne anlatıyorsun? Elif su içmeye kalksa benim kolum havaya kalkıyor. Az önce burnuma çarptı ya!"
Cemre, elindeki ekmeği bölüp havaya kaldırdı. "Bu ilişki bence çok 'bağlayıcı' bir noktaya gidiyor. Hahaha! Bağlayıcı! Kelepçe yani, anladınız mı?"
Sahra, Cemre’nin yanındaki sandalyeye sertçe oturdu. "Cemre, bir daha 'anladınız mı' dersen o ekmeği sana bütün yuttururum. Zaten açım, bir de senin soğuk kutuplarını çekemem!" Sonra hırsla Kiraz’ın tabağına uzandı. "Kiraz! Bu köfteler niye bu kadar az? Ben stresliyken on tane yerim, biliyorsun!"
Kiraz her zamanki sakinliğiyle Sahra’nın tabağına takviye yaptı. "Tamam Sahra, sakin ol canım. Bak hassas noktamdayım, yemeklerimi aceleyle yiyip tadını bozmayın."
Senem hiç geri adım atmadı aksine daha da neşelenerek Ayşe Gül ve Berra’ya döndü. "Kızlar, sizce de öyle değil mi? En büyük kavgalar en büyük aşklardan doğarmış. Ben diyorum ki bunlar bu gece bu kelepçeyle kalsınlar, sabaha yüzükle çıkarlar!"
Ayşe Gül güldü. "Valla Senem haklısın bence de yüzükle çıkmalıyla."
Berra saatine baktı. "Şu an saat 21:00. Bence gece yarısına kadar Elif, Burak’ın saçını başını yolar sabaha da barışırlar."
Oğuz, bir elinde telefon bir elinde çatalla masaya yaslandı. "Ben şahsen bu durumdan çok memnunum. İkisinin senkronizasyon hatasını izlemek bir devlet bankasının güvenlik duvarını kırmaktan daha eğlenceli." Sonra telefonu Burak’a çevirdi. "Burak, biraz Elif’e doğru eğilsene kadrajdan çıkıyorsunuz. Sosyal medyada 'Kelepçeli Aşıklar' diye paylaşsam beğeni rekoru kırarız."
Aynur, elindeki tabletten verileri kontrol ederken başını kaldırdı. "Oğuz, teknik olarak konuşursak bu ikisinin arasındaki gerilim evin statik enerjisini yükseltiyor. Burak’ın hırsı ile Elif’in nefreti birleşince ortaya garip bir uyum çıkmış. Bilimsel olarak 'zıt kutuplar birbirini çeker' teorisinin canlı kanıtısınız."
Bihter, Aynur’un lafını havada kaptı. "Ay ağzın bal yesin Aynur! Bak bilim bile konuşuyor! Burak hadi bakayım, Elif'in sol eli bağlı tabağına uzanamıyor. Uzat şu tabağı ona, nazik ol biraz lider bozuntusu!"
"Bihter, kaşınıyorsun!" dedi Burak ama Elif’in zorlandığını görünce istemeye istemeye tabağı onun önüne doğru itti.
Elif, Burak’a bakmadan "Gerek yoktu." diye mırıldandı ama yüzü hafifçe kızarmıştı.
Uzaylı Zeynep masanın diğer ucundan gülmeye başladı. "Bak bak kızardı bile! Elif, bankada polisleri bile böyle titretmedin Burak’ın yanında mum oldun mum!"
Cemre hemen atıldı. "Mum demişken bence bu yemeği karanlıkta 'mum ışığında' yemeliydik! Hahaha! Romantik hırsızlar!"
Sahra masaya yumruğunu vurdu. "Cemre! Yeter!"
Oğuz sırıttı. "Bence Senem’e bırakalım. Senem, plan ne? Yarın sabah bunları böylece operasyona mı göndereceğiz?"
Senem heyecanla yerinden kalktı. "Operasyon falan yok yarın! Yarın bu ikiliyi böylece arka bahçeye oturtacağım, birbirlerine tahammül etmeyi öğrenecekler. Aşkın yolu sabırdan geçer!"
Burak ve Elif aynı anda, "Asla!" diye bağırdılar. Seslerinin uyumu tüm evi inletti.
Senem ellerini çırptı. "Bakın! Aynı anda bağırıyorsunuz! İşte bu ruh eşisiniz demektir!"
Aren "Kesinlikle ruh eşisiniz!" dedi.
Yemek boyunca Senem, her fırsatta ikilinin birbirine ne kadar yaklaştığını, ses tonlarının bile değiştiğini (aslında sinirden değişiyordu ama Senem’e göre aşktandı) söyleyip durdu.
👮🏻♀️
Polis ekibi, uzun süredir takibinde oldukları bir mafya yapılanmasına baskın düzenliyordu. Ancak işler beklendiği gibi gitmemiş, ekip bir çapraz ateşin ortasında kalmıştı.
"Siper alın!" diye bağırdı Yusuf. Sesi silah seslerinin arasında zar zor duyuluyordu. Maria, Yusuf’un hemen yanında bir konteynerin arkasına çökmüş, soğukkanlılıkla karşılık veriyordu.
Demir ve Sümeyra, deponun sol tarafında yan yana siper almışlardı. Sümeyra mermisi bittiğinde panikle şarjör değiştirirken Demir onu bedeniyle korumaya çalışıyordu. "Sakın kafanı çıkarma Sümeyra!" diye bağırdı Demir. Sümeyra'nın o her zamanki alaycı halinden eser yoktu sadece titreyen elleriyle Demir’in koluna tutundu.
Ali Kemal, deponun üst katındaki metal platformda Selen ile birlikte ilerliyordu. Ali Kemal, sporcu çevikliğiyle mermilerden kaçarken bir yandan da mermilerin ıslığını duyuyordu.
"Selen sağ tarafı ben alıyorum, sen solu kontrol et!" dedi Ali Kemal. Selen tam cevap verecekken karanlığın içinden bir namlu parladı ve bir anda Selen'in göğüs tarafına geçerek sapladı.
"S-Selen!"
Zaman yavaşladı. Selen göğsüne aldığı darbeyle geriye doğru sendeleyerek metal korkuluklara çarptı. Ali Kemal’in dünyası o saniyede sessizliğe gömüldü. Neşeli şakaları, egosu... Hepsi bir anda yok olmuştu.
Selen yere yığılırken Ali Kemal, mermilerin üzerine yağmasına aldırmadan ona doğru koştu. Selen’in yanına diz çöktüğünde elleri titriyordu. "Selen... Bak bana. Selen güzelim buradayım!"
Selen’in gözleri bulanıklaşıyordu, Ali Kemal’in yüzüne bakmaya çalıştı ama gücü tükeniyordu. Ali Kemal, hayatında hiç olmadığı kadar savunmasız bir şekilde hıçkırarak ağlamaya başladı. Gözyaşları Selen’in solgun yanağına düşüyordu.
"Özür dilerim... Hepsi benim suçum. Seni ne kadar çok sevdiğimi söyleyemedim bile. Selen güzelim, lütfen gitme! Daha seninle iddiaya girecektik seni spor salonuna götürecektim... Lütfen!"
Deponun diğer ucunda Gönül, sinir krizi eşiğinde "Yardım edin! Selen vuruldu!" diye bağırırken Hale ve Simge onu geri tutmaya çalışıyordu. Zeynep ağlayarak ilk yardım çantasını kapmaya çalışırken Farah donup kalmıştı.
Sema, bir köşede sinirden ve üzüntüden tırnaklarını kemiriyor, kirpiklerini koparırcasına asılıyordu. "Neden o? Neden şimdi?" diye mırıldanırken midesinin bulantısıyla iki büklüm oldu. İstemsizce yanındaki İlayda'ya bağırdı. "Bir şey yapsana! Öylece bakacak mısın?" Ama aslında kendi çaresizliğine öfkeleniyordu.
Büşra ve Gökçe, Selen’i ordan çıkarmak için ateşi yoğunlaştırırken; Ali Kemal, Selen’in elini sıkıca tutmuş, başını onun göğsüne yaslamıştı. "Seni seviyorum Selen... Duyuyor musun? Seni çok seviyorum."
O sırada deponun dışında siren sesleri yankılandı ama Ali Kemal için dünya o platformun üzerinde, Selen’in kapanmak üzere olan gözlerinde durmuştu.
Çok sarsıcı bir bölüm oldu. Beklemiyordunuz di mi?
Sizce Selen ölecek mi?
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum ✨
