1. bölüm · Gölgeler
1. Sezon – 1. Bölüm: “Sokakların Aslanı”
Yeraltı dövüş arenasında hava ağırdı… Metal kapının ardında, paslı zincirlerin birbirine çarpma sesi yankılanıyor, tribünlerden gelen bağırışlar her saniye artıyordu. Havasız bodrum, ter ve kan kokusuyla doluydu. Üst katlarda sıradan insanlar eğlenirken, bu katın karanlığında sadece vahşet vardı.
Demir kapı gıcırdayarak açıldı.
İçeriye, 1.90 boylarında, omuzları geniş, adımlarını sanki zemin bile taşıyamıyormuş gibi atan bir genç girdi. Üzerinde siyah kapüşonlu, başı hafif öne eğik… Yüzünde en ufak bir heyecan yoktu. Bu, Yiğit Aslan’dı.
— “Rakibin bu gece kolay lokma değil Yiğit, dikkat et…” dedi kenarda duran, yüzü yara izleriyle dolu yaşlı bir adam.
Yiğit başını bile çevirmedi, sadece kapüşonunu indirip ringin ortasına yürüdü.
Karşısındaki adam, 120 kiloluk dev gibi bir dövüşçüydü. Kolları, bir insanın bacak kalınlığındaydı. Lakabı “Gergedan”dı. Seyirciler onun adını haykırıyordu. Ama Yiğit’in bakışları değişmedi.
Hakem ellerini havaya kaldırdı.
— “Dövüş başlasın!”
Gergedan öfkeyle koştu, yumruğunu koca bir top gibi savurdu. Ama Yiğit, sanki zamanı yavaşlatmış gibi yana çekildi, dev adamın bileğini kavrayıp sertçe büktü. Kemik sesi tribüne kadar ulaştı. Adam acıyla bağırdı, ama Yiğit bırakmadı; tam tersine, onu dengesiz bir şekilde yere çekip dizini suratına indirdi.
Kan, beton zemine sıçradı.
Tribünler çılgına dönmüştü.
Yiğit ise hâlâ nefesini hızlandırmamıştı.
Rakibi sendeleyerek ayağa kalkmaya çalışırken Yiğit sessizce yaklaştı, omzundan kavrayıp kafasını yan tarafa çevirdi ve sert bir dirsek geçirdi. Adamın bilinci anında gitti, yere yığıldı.
Hakem kolunu kaldırdı.
— “Kazanan… Yiğit Aslan!”
Ama Yiğit, zaferini kutlamadı. Seyircilere bakmadı. Yavaşça ringden indi ve arka koridora doğru yürüdü. Orada bekleyen bir başka adam ona bir tomar para uzattı.
— “Bunu hak ettin, genç aslan.”
Yiğit parayı aldı, tek kelime etmeden cebine attı. Ardından arka çıkışa yöneldi. Dışarı çıktığında yağmur yağıyordu. Gecenin karanlığında, sokak lambalarının loş ışığı altında yürürken kendi kendine mırıldandı:
— “Burası sadece başlangıç…”
Yağmur damlaları yüzüne düşerken, gözlerinde farklı bir parıltı vardı. Yiğit Aslan’ın hikâyesi daha yeni başlıyordu.
