1. bölüm / 1
Gölgede~geri dönüş~
Bölümler 1Şu an: ~geri dönüş~
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sıla'nın yemek yapmasına o kadar odaklanmışım ki bana seslendiğini bile fark etmemişim. "Ne oldu, ne kaçırdım? Dalmışım" dedim. Ben yemek yapma konusunda o kadar iyi değildim Sıla aşçıydı ve genelde evdeki yemekler ondayd
"Telefon çalıyor sanırım, ekranı açılıp kapanıyor" dedi. Masanın üzerindeki telefona elimi uzattım. Gruptan mesajlar ve gürültülü arama bildirimleri vardı.
ABİM DAMAT OLUYOR, SIRADA BANA GELİYOO
• Defne ablam: Esi açsana kızım.
• Alp abim: Esi bu saatte dışarıda mısın?
• Defne ablam: Sanki kız evden dışarı çıkıyor. Okuldan eve evden okula
• Alaz abim: Artık evde.
• Alp abim: Niye?
• Defne ablam: Ay ne olmuş kız baksana mesajlara.
• Alper abim: Gitmeyin güzelimin üzerine.
Birkaç tane de cevapsız arama vardı. 3 gündür evdeydim. Anasınıfı öğretmeniyim ve iş artık çok uzak gelmeye başlamıştı. İki dolmuş değiştiriyordum ve oturduğum şehirden taşınmak istiyordum.
"Kimmiş arayan?" Sıla'nın sorusuyla ona döndüm. "Ablamgil..."
"Taşınma kararını biliyorlar mı?"
"Öf, daha söylemedim. Alper abimin düğününden sonra söyleyeceğim ama kesin değil."
Ben konuştuktan sonra gülmeye başladı. Ben de niye gülüyorsun der gibi baktım. "Canım odandaki her şeyi toplamışsın. Sadece birkaç günlük yetecek kıyafet bırakmışsın. İşten de çıktın."
Aslında evet gitmeye hazırlanıyordum. Ablamgil "Gel" dediği an gidecektim. Sıla ile bu konu üzerine biraz daha konuştuk. Sonra o salata yapmaya başladı, benim telefonum yine çaldı. Gruptan bir görüntülü arama çağrısıydı. İçimden bir bismillah çekip açtım.
Aramada sadece ablam vardı ama yüzü görünmüyordu sadece birbirine karışmış sesler geliyordu. Sonra yeğenlerimin tatlı yüzleri göründü. Ablama çok benziyorlardı; koyu kahve saçları ve açık kahve gözleri vardı. Umay beni görünce, sanki çok mümkünmüş gibi daha da gülümsedi.
"Teyze!" dedi Umay. Umut sözünü kesti: "Teyzem bir şey diyeceğim sana."
"Söyle bakalım kuzum" dedim. Tam ağzını açıyordu ki Alp abim aramaya girdi. Yanında Alaz abim vardı, aynı telefondan konuşuyorlardı.
"Güzelim sen neredesin ulaşamıyoruz sana?"
"Evdeyim Alaz abi. Duymamışım canlı yemek videosu izliyordum dalmışım."
Sıla ile göz göze geldik. "Sıla'ya söyle bana o yaptığı limonlu kurabiyenin tarifini versin" dedi ablam kamerayı çevirerek.
"Tamam Defne abla atarım birazdan" dedi Sıla.
Benim aklım ise Umut'un ne diyeceğinde kalmıştı. Ne söyleyecekse gözleri parlıyordu. "Abla Umut ne diyecekti? Alaz abim böldü kuzumu" dedim tatlı bir tebessümle.
"Ha o mu? Bekle söylesin. Siz de sessiz olun!" Abimlerin arkasında birkaç farklı ses daha vardı ve ortam çok uğultuluydu.
"Şişt, biraz sessiz olun. Kusura bakma abla, Esi aramada olunca bir girelim dedik. Alaz ile Görkemgildeyiz, çaya geldik," dedi Alp abim ablama açıklama yaparak. Şu an onların ortamı oldukça kalabalıktı. Alp abim özel kuvetlerde askerdi, Görkem abi de bildiğim kadarıyla abimin timindendi. Böyle çok sessiz bir ortam olunca herkes bizi dinliyormuş gibi hissediyordum.
Dikkatimi ekrandaki yeğenime verdim. "Söyle bakalım kuzum." Ablam ekranı Umut'a çevirmişti. Umut da ekrana tatlı tatlı gülümsüyordu.
"Siktir lan, en son lojmanda gördüğü kız böyle bakıyordu " diye bir ses gelince kendimi tutamadım ve küçük bir kahkaha attım.
"Teyze, Alper dayımın düğününde benim dans eder misin?" Çok tatlı ve centilmen bir çocuktu.
"Tabii ki olurum, centilmen yeğenim benim."
Alaz abim güldü, Alp abimin ise kaşları çatıldı. "Kızım sen sana her kibarca bir şey söyleyenin dediğini yapıyor musun, hayırdır?"
Abim böyle söyleyince ben de kaşlarımı çattım. "Ben öyle biri miyim abi? Sen desen kabul etmezdim mesela."
Ben böyle deyince ablam ve Alaz abim kıkırdadı. "Ne varmış bende prenses?"
"Sana kalkıp Dans edelim' mi desem 'Öf ne dansı be' derdin. Ben dans etme şansımı Alper abim, Alaz abim ve Umut'tan yana kullanıyorum. Seninle de birlikte bir ara boks yaparız," dedim.
Alp abim küçükken boks kursuna gidiyordu ve öğrendiği şeyleri bende deniyordu çünkü evin en küçüğü bendim. Alaz ve Alp abim ikizlerdi; yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi ama karakterleri çok zıttı. Alaz abim çok kibardı, sanki bir kitap karakteri gibiydi. Alp abim ise daha sertti, ailesinden kimseyi paylaşmak istemezdi. Bazen Umay'ı kucağına alır, kendi abisine bile vermezdi.
"Ciddi misin? Bak kendimi çok geliştirdim. En son 15 yaşındaydın boks yaptığımızda," dedi Alp abim.
"Siz boks yapmıyordunuz ki Alp! Sen Esi'yi dövüyordun kız yerde iki büklüm kalıyordu. Bir de hayır da diyemiyordu," dedi ablam. Ben de kıkırdadım.
"Abla istediğim kitapları alıyordu. Yoksa niye dayak yiyeyim salak mıyım ben?"
Ben öyle deyince Alaz güldü. "Onu bunu boş ver Esi ne zaman geliyorsun?" diye bir ses geldi. Abim kamerayı çevirdi Azra ablaydı, Alp abimin sevgilisi.
"Merhaba Azra abla. Şey, yarın sabah saat 08.00'de bineceğim uçağa. 09.20 gibi gelirim. Bu arada burdan bir şey istiyor musunuz?"
Valizim hazırdı. Birkaç günlük kıyafet ayarlamıştım dolabıma. Evdeki eşyalarımın hepsi koli içindeydi ve oraya götüreceğim valiz şimdiden kapının önündeydi.
"Yok güzelim sen gel yeter."
Aslında birbirimizi tam tanımıyorduk. Ben en çok Alaz abim ve Alper abim ile konuşurdum. En son abimlerimi ablamı Umut ve Umay'ı 2. yaş doğum günlerinde gördüm. 3 yıl önce yüz yüze görüşmüştük.
Azra abla bana tatlı tatlı gülümserken ben de ona gülümsedim. "İyi geceler" dileyip aramayı kapattım. Odada derin bir sessizlik oldu. Sıla salatayı sofraya koydu, ben de ayağa kalkıp tabak ve kaşıkları masaya yerleştirdim.
"Gitrene üzüldüm ama senin adına mutluyum. Yıllardır telefon ekranından görüyorsunuz birbirinizi Esi" dedi Sıla. Öyleydi çünkü Alp ve Alaz abim 18 yaşına girince Çanakkale'ye babamın yanına gitmişlerdi, ben de babaannemle bir başıma kalmıştım.
"Ben de senden ayrılacağım için üzülüyorum ama belki babam beni görmek istemez ve geri gelirim düğünden sonra" dedim.
"Allah korusun Esi senin üzülmeni istemiyorum. İnşallah kalbinden geçen olur."
"Amin hadi soğumadan yiyelim. Daha seninle film izleyeceğiz."
Yemeğimiz bittikten sonra Sıla sevdiği için bir komedi filmi açtık. Film bitti etrafı toplayıp uyuduk.
Sabahın köründe alarmım çaldı hemen hazırlanmaya başladım. Uçakta rahat etmek için geniş paça siyah bir pantolon ince uzun kollu bir tişört ve üzerime bir mont giydim. Odadan çıkıp kapının önündeki valizimi aldım. Havalimanına vardığımda saat henüz 07.30'du. Kalabalığın arasında süzülüp uçağa bindiğimde pencere kenarındaki koltuğuma yerleştim.
Saat tam 09.20'de tekerlekler piste değdi. Yaklaşık 13-14 dakika sonra uçaktan indim, valizimi aldım ve telefonumu uçak modundan çıkardım. Sıla'dan ve gruptan mesaj gelmişti. Önce gruba girdim
• Defne ablam: Esila indin mi?
• Alaz abim: Kapıdayız güzelim.
• Defne ablam: Esila hadi Umay ve Umut seni bekliyor.
• Siz: İndim geliyorum.
Çıkış kapısına doğru yürümeye başladım, adımlarımı hızlandırdım. Döner kapıdan geçtiğim an onları görecek olmanın heyecanıyla kalbim çok hızlı çarpmaya başladı. Etrafa göz gezdirdim. İleride Alaz abimi fark ettim. Yanlarına doğru yürürken Umut beni görüp gülümsedi sonra Umay'ı dürttü. İkisi birden bana doğru koşmaya başladılar. Umay gelip bacağıma sarıldı, Umut da hemen yanında bekledi. Umay çekildikten sonra hemen eğilip ikisine birden sarıldım.
"Ne kadar uzamışsınız siz böyle!" dedim.
Umay kıkırdadı. Soğuktan kızarmış yanaklarını elimle okşadım ve ikisinin de yanağına birer öpücük bıraktım. "Çok özledim sizi ballarım " dedim.
Çocukların arkasından bize bakan ablam ve abime baktım; abim bana göz kırptı.
"Biz de seni özledik teyzoş," dedi Umay.
"Umay, versene hediyeyi artık," dedi Umut. Umay, Umut'un uyarısıyla kollarımın arasından çıktı. Ben ayağa kalkarken cebinden küçük bir hediye paketi çıkarıp bana uzattı. Paketi açtığımda içinden iki tane boncuk bileklik çıktı biri kahverengi biri maviydi. Çok güzellerdi.
"Teşekkür ederim çok güzeller" diyerek önlerinde tekrar eğildim.
"Kahverengi olanı ben yaptım, gözlerin gibi," dedi Umut. Önce Umut'un, sonra da Umay'ın küçük ellerinden öptüm.
Ayağa kalkıp ellerinden tuttum ve ablamgilin yanına yürüdük. Önce ablama, sonra Alaz abime sarıldım.
"Ne kadar güzel olmuşsun öyle Esi Tıpkı annemize benziyorsun," dedi Alaz abim. Evet anneme benziyordum. Babaannemde birkaç düğün fotoğraflarını görmüştüm adeta onun fotokopisi gibiydim.
"Teşekkür ederim abi sen de her zamanki gibi çok yakışıklısın" dedim ve tekrar ablama sarıldım. Ablamı çok özlemiştim. Ayrıldığımızda abim, "Ver valizini bana arabaya geçelim güzelim" dedi. Valizi abime verip arabaya doğru yürüdük bu sırada kimse konuşmadı.
Arka koltuğa geçtim bir yanıma Umay bir yanıma Umut oturdu. Abim arabayı çalıştırdı.
"Anne, teyzem nerede kalacak? Bizde kalsın mı?" diye sordu Umut. Benim de merak ettiğim soruyu sormuştu.
"Hayır annecim, bizde kalmayacak. Dedenin yanında kalacak" dedi ablam.
Ablamın cevabıyla gözlerimi şaşkınlıkla açtım. Babamda mı kalacaktım? Ama o beni istemiyordu ki...
"Esila, endişeni anlıyorum güzelim. Ben de orada kalıyorum, yanında olacağım. Hiç korkma," dedi Alaz abim.
Abime buruk bir gülümsemeyle döndüm. Ablam da "Ben de karşı apartmanda kalıyorum, bir şey olursa ya da sıkılırsan gelirsin," diye ekledi. Kararlarını çoktan vermişlerdi. Ablamın zaten kendi evi ve düzeni vardı, onda kalamazdım. Korkumun nedeni ise annemin beni doğururken ölmüş olması ve babamın beni hiç istememesiydi. Bu yüzden beni babaannem büyütmüştü. Ablamlar her yaz tatilinde Kastamonu'ya gelirdi ama Alaz ve Alp abim 18 yaşına girdikten sonra bir daha hiç gelmemişlerdi. Ben babaannemle tek kalmıştım.
Babaanneme 8 ay önce bir araba çarpmıştı. Bir buçuk ay komada kaldıktan sonra uyandığında unutkanlıkları başladı. Doktora götürdüğümde Alzheimer başlangıcı olduğunu öğrendim. Babaannemi yalnız bırakmak istemiyordum ama Alper abim babaannem Çanakkale'ye gelmesi için otobüs bileti aldığını ona orada bakacaklarını söylemişti. Haftada birkaç kez arayıp babaannemin sesini duyuyordum.
Sonunda araba lojmanın önünde durdu, hepimiz indik. Alaz abim valizimi alırken "Alp abim nerede?" diye sordum.
"Onun birkaç işi var akşama doğru gelir" dedi abim.
"Tamam," dedim. Sitenin bahçesi çok güzel ve büyüktü. Hava soğuk olmasına rağmen dışarıda birkaç çocuk vardı.
"Ayaz! Hadi yukarı yemek hazır."
İkinci kattaki bir kadın oğluna sesleniyordu. "Lorin'i de al abisi akşam gelecek, bugün bizde kalsın" dedi. Kadın çok güzeldi; dalgalı sarı saçları ve kemikli bir yüzü vardı.
"Tamam anne geliyoruz" dedi kaydıraktan kayan çocuk. Küçük bir kızın elinden tutup koşarak bina kapısına girdi. Çocukların yüzlerini görememiştim .
Oğluna seslenen kadının gözleri bize döndü. "Defne abla, nereden böyle?" diye sordu.
"Kardeşimi almaya havaalanına gittik," dedi ablam.
Kadının gözleri bana kaydı ve gülümsedi. "Merhaba, hoş geldin."
"Hoş bulduk," dedim gülümseyerek.
"Hadi içeri girin Esila üşüyecek," dedi ablam. İçeri girip 7. kata çıktık. Abim anahtarla kapıyı açtı. Ev çok geniş değildi 3+1 kadardı ama güneş gören ferah bir evdi.
Abim valizimi kapının yanına koydu. "Gel sana evi gezdiririm" dedi. Giriş kapısının önündeki odaya girdi ben de arkasından ilerledim. Oda orta büyüklükte beyaz dolaplar vardı abim neyin nerede olduğunu söyledi.
"Çekinmeden kullan tamam mı Esi?" dedi. Sanmıyorum ama "Tamam," dedim. Sonra bana odamın ve kendi odasının yerini söyledi. Birlikte salon olduğunu düşündüğüm odaya ilerledik. Kapıdan içeri girdiğimde koltukta oturan babaannemi gördüm. Kalbim heyecandan yerinden çıkacaktı. Hemen yanına gittim ve sımsıkı sarıldım. O da benim saçlarımı sevmeye başladı.
"Esen ne oldu kızım? Serhat ile mi kavga ettin yoksa?"
Beni annem sanmıştı. Gözlerimden bir yaş düştü. "Anne" dedim. Sesimi ben bile duymuyordum. Babaannem benim annem sayılırdı ve beni hatırlamadı.
"Esen ne oldu kızım?" dedi telaşla.
"Bir şey olmadı anne" dedim ve daha çok sarıldım. Sonra geri çekildim gözlerimdeki yaşları sildim ve abime baktım.
"Gel buraya güzelim" dedi. Ayağa kalktım ve abime sarıldım.
"Beni hatırlamıyor abi. Beni hatırlamıyor, benimle olan hiçbir şeyi hatırlamıyor" dedim hıçkırarak. Abim bana daha sıkı sarıldı. Birkaç dakika sonra elini yanağıma götürdü ve gözyaşlarımı temizlemeye başladı.
"Yorgun değilsen bugün abi kardeş günü yapalım mı? Hem kendini biraz olsun iyi hissedersin" dedi. Babaanneme baktım.
"O evde yalnız mı kalıyor?" diye sordum. Çünkü şu an evde kimse yoktu abimler beni almaya geldiğinde evde tek mi kalmıştı?
"Hayır hayır tabii ki o düşünceleri unut. Bakıcısı var. Ablam araba sürmeyi bilmiyor seni ben almak zorundaydım. Umay ve umut da gelmek isteyince Defne ablam da geldi. Bakıcı 2 saate gelecek o zamana kadar ben ilgileneceğim" dedi. "Hadi şimdi seninle kahvaltı hazırlayalım. Babaannem de yer hem" dedi. Onaylayıp mutfağa girdik.
"Omlet yapalım mı?" diye sorduğunda elimde olmadan burun kıvırdım. "İçinde yumurta olmayan bir şey olursa olur mu?" diye sordum. O da tamam dedi. Dolaptan domates aldı ve soymaya başladı. Bana da iki soğan verdi, ben de onları soyuyordum. Aradan kaç dakika geçti bilmiyorum ama kahvaltıyı hazırladık. Ben çay doldururken abim babaannemi getiriyordu. Sofraya yerleştik. Babaannem bir ekmeğe portakal reçeli sürdü.
"Esen kızım al hele bunu ye. Sen pek seversin bunu" dedi ve bana uzattı. Aldım ve yemeye başladım. Beni her zaman elleriyle beslerdi. "Kuş kadar kalmışsın balam" dedi. Ama yesem bile kilo almıyordum aynı zamanda çok obur biriyimdir.
Kahvaltıdan sonra babaannemin bakıcısı geldi. Biz de Alaz abimle sofrayı topladık. O kahvaltılıkları dolaba koyuyordu, ben de soğuk suyun altında bulaşıkları yıkıyordum. Fazla bulaşık yoktu yarısından fazlasını bitirmiştim. Abimin işi bitmiş olacak ki oturuyordu. Telefonum çalmaya başladığında musluğu kapattım ve elimi mutfak havlusuna sildim. Telefonun yanına gittim Sıla arıyordu. Hemen açtım.
"Özür dilerim mesajını gördüm ama cevap vermeyi unuttum." Cidden aklımdan çıkmıştı.
"Sorun değil iyi misin? Nasıl gidiyor? Sabah yolcu edemedim kusura bakma. Keşke beni de uyandırsaydın."
"Saçmalama Sıla niye uykunu böleyim?" dedim.
"Oralar nasıl?"
Bilmiyordum. "Yeni geldim Sıla."
"Tamam Esi bir şey demiyorum. Babaanneni gördün mü?"
Bu soruya karşı sustum. Boğazım düğümlendi, sanki konuşamadım. "Gördüm," dedim burukça. Sıla sanırım sesimdeki burukluğu hissetti veya hissettirdim.
"Esila" dedi.
"Sıla beni hatırlamadı. Bana Esen dedi, annem sandı beni." Gözüm doldu. Sıla'dan hiç ses çıkmadı. Abim de telefonla konuştuğumu fark edince odadan gitmişti. Ağlamak istemediğim için derin bir nefes aldım.
"Sen nasılsın peki balım gerçekten iyi misin?"
"İyiyim Alaz abim yanımda" dedim. Bunları söylerken bile küçük bir tebessüm oluyordu yüzümde.
"İyi o zaman canım, ben kapatıyorum. Bir şey olursa yaz bana" dedi ve kapattı.
Sıla ile konuşmamızın üzerinden 2 gün geçmişti. İki gün boyunca ablamlar hep yanıma geldi. Beni üzen iki şey oldu Babam beni görünce donakaldı sonra da yüzüme bile bakmadı. Babaannem ise arada bana hâlâ Esen diyordu. Kafama takmamaya çalışıyordum ama geceleri odamın balkonunda ağlıyordum. Babam yüzüme bakmıyor babaannem beni hatırlamıyor Kocaman şehirde tek kalmış gibi hissediyordum. Aklıma geldikçe bile gözlerim doluyordu.
Kafamı dağıtmak için telefonu elime aldım. Saat dokuz buçuktu hatta geçmişti bile. Telefon sessizde olduğu için bildirimlerin sesi gelmemişti. Abimlerin olduğu grup ve Kastamonu'dan birkaç arkadaşım yazmıştı.
ABİM DAMAT OLUYOR, SIRADA BANA GELİYOO
• Defne ablam: Esi sen abiye getirdin mi? Ben bugün almaya gideceğim, almadıysan gel, sana da değişiklik olur.
Aradan yarım saat sonra birkaç mesaj daha vardı:
• Alper abim: Esila kusura bakma, geldiğinden beri göremedim yüzünü. Düğün ve ev hazırlığı bir de kaynana var tabii 😒
• Alaz abim: Geçmiş olsun birader.
• Alper abim: Sağ ol birader.
• Alper abim: Esila özür hediyesi abiye benden. Hadi yine iyisin 🫠
• Alp abim: Esi valla ben de fazla ilgilenemedim işlerden dolayı akşamdan akşama
• Alaz abim: Esila değerimi bil, işten izin aldım.
• Defne ablam: Esi hâlâ uyuyor mu?
• Siz: Yok abla almadım.
• Siz: Alper abi ne kusuru düğünün var normal böyle şeyler. Abiye için param var sizin gönderdikleriniz ve babamın gönderdikleri duruyor.
• Siz: Bilmez miyim Alaz abicim 🤍
Mesajlara cevap verdim ve yataktan kalktım. Yatağımı topladım banyoya girdim. Sonra ablamla haberleşip abiye bakmaya gittik. Tüm hevesim kaçmıştı.
"Abla ayaklarım ağrıdı, acaba almasak mı? Zaten çok kötüler." 4-5 tane dükkan gezdik ve altıncıyı arıyorduk.
"Çocuk gibisin bu ne ya 5 tane dükkan gezdik, ne olmuş?"
Ablam bordo modellere bakıyordu ve şu zamana kadar baktığı modeller çok kusurluydu. Şimdi de gözünü sokağın karşısındaki dükkana dikti. Karşıya geçtik. Dükkanın kapısını açınca içeri sıcaklık girdi. İçerisi hem sıcak hem de portakal kokuyordu burada saatlerce kalabilirdim. Bir çalışan ablama yardımcı olurken ben de bir koltuk buldum ve oturdum. Şu an zafer kazanmış gibi mutluydum. Ablam da zafer kazanmıştı hayalindeki gibi olmasa da burada onun tarzına uygun bordo abiyeler vardı.
"Siz hangi renk bakacaksınız? Bence size adaçayı yeşili çok yakışır gözleriniz ve saçınız koyu kumral teniniz bembeyaz" dedi bir çalışan.
Kafamı çevirip çalışana baktım. "Olabilir ben kahverengi veya mavi bakıyordum aslında ama adaçayı yeşiline de hayır demem" dedim ve tebessüm ettim. Kadının eli bilekliklerimi gösterdi. Umay ve Ayaz yapmıştı bunları bana ben de bana verdikleri günden beri saklıyordum.
"Yeşil ve kahverengi sevdiğinizi düşündüm" dedi kibarca.
"Yeğenlerim yapmış. Yeşil sevmem aslında ama emek var çok güzeller" dedim.
Kadın gitti aradan birkaç dakika geçti ve elinde bir elbise kılıfıyla geldi. "Bu tam sizlik denemenizi isterim. Eminim size çok yakışacak hem yeşil bileklikle aynı renk" dedi. Renk tonları konusunda iyi değilimdir ama bileklik açık yeşildi ve benim için sadece yeşildi. Kadın adaçayı yeşili rengindeki elbiseyi kılıftan çıkardı. Askılıuzun ve tahmini diz kapağıma kadar gelen bir yırtmacı vardı.
"Çok güzelmiş" dedim. Ayağa kalktım ve parmaklarımı elbisenin üzerinde gezdirdim.
"Soyunma kabinlerimiz şu tarafta" dedi çalışan kadın ve elbiseyi bana uzattı. Elbiseyi elime aldım ve gösterdiği yere ilerledim.
Üstümdekileri çıkardım ve elbiseyi giydim. "Giyindiyseniz fermuarı çekmek için girebilir miyim?" diyen kadını onayladım içeri girdi ve fermuarı çekti. "Çok yakışmış size" dedi tebessümle. Ben de karşılık verdim"Teşekkür ederim" dedim kibarca.
Kabinden çıktım ve ablamın yanına doğru ilerledim. Elinde iki bordo abiye tutuyordu ve ikisi de çok şıktı. Sonra gözleri benim üzerimdekine çarptı. "Esi çok yakışmış" dedi. Elindekileri sandalyenin üstüne bıraktı ve bana doğru yürümeye başladı. Elimden tuttu ve beni kendi etrafımda döndürdü. "Peri gibi olmuşsun çok güzelsin" deyince tebessüm ettim. "Teşekkür ederim Ben bunu çıkarayım ödeyip seninle ilgilenirim" dedim.
Benimle ilgilenen kadınla kabine girdik. Fermuarımı açtı ve çıktı kıyafetlerimi giydim. Sonra kadın abiyeyi paketledi ben de ödedim. Ablamın yanına gittiğimde hâlâ o iki abiyeye bakıyordu. "Sence hangisi daha güzel?" dedi. Alıcı gözüyle ikisine de baktım. Biri çok dikkat çekiciydi bordo mürdüm tonlarında hafif kendinden desenli uzun bir elbiseydi. Üst kısmı korse kesimine sahip omuzları açıkta bırakan ve kollardan dökülen zarif bir yaka detayına sahip bir abiyeydi. Ablama onu gösterdim. "Bence bu sana çok yakışır abla" dedim. "Olabilir bir deneyim ben o zaman" dedi ve kabine yöneldi.
Birkaç dakika sonra elbiseleri alıp dükkandan çıktık. Lojmana gitmek için bir taksiye bindik. Takside fazla konuşmadık. Lojmana vardığımızda saat beşe geliyordu abiye ararken bayağı zaman harcamıştık. Ablam kendi evine geçti ben de eve çıktım. Alaz abim bugün Alper abime yardıma gitmişti o yüzden akşam evde olmayacaktı. Düğüne bir gün kalmıştı. Evde olmayacağı için Alaz abimi aramaya karar verdim. Telefonu çıkardım ve "Alaz Abim" yazısının üstüne tıkladım. Birkaç saniye sonra telefonu açtı.
"Efendim Elisa" dedi.
"Nasılsın abi?"
"İyiyim abim işimiz daha yeni bitti. Bu düğün olayı ne zormuş böyle Eve eşyaları yerleştirdik yerlerini değiştirdik falan. Sen ne yaptın seçtin mi abiye?" dedi abim.
İstemsizce elimdeki abiye paketine baktım. "Seçtim çok güzel bu arada. Abi babamın en sevdiği yemek ne? Bu akşam siz yoksunuz ya yemek yapmam lazım" dedim. "Hiç uğraşma bence abicim. Ablam yaptığı yemekten size göndersin" dedi. "Sen söyle Sıla bana tarifini verir" dedim.
Asansörün kapısı açıldı, indim. Cebimdeki anahtarı çıkardım dairenin kapısını açtım ve içeri girdim. "Sen bilirsin Esila. Mercimek çorbası ve biber dolması... İnternetten bak istersen" dedi abim. "Yapmayı biliyorum babaannem öğretmişti" dedim. Babaannem mutfağa pek girmemi istemezdi elim yanar ya da keserim diye ama bazı şeyleri öğretmişti. Mercimek çorbasını çok severdi, onu yapmayı öğretmişti; bir de sarma, kısır falan yapmayı öğretmişti. Sıla ile dört yıldır yaşıyordum ve o da bana yemek yapmayı öğretiyordu ama yine de bu konularda iyi değildim.
"Peki bana da ayır biraz tadına bakayım" dedi. Alaz abim ile biraz daha konuştuk. Ben yemeği yapmaya başlayınca kapattı.
Yemekler oldu, sofrayı kurdum. Babaannemin içeri gelmesine yardım ettim. Birkaç dakika sonra babam içeri geldi sofraya oturdu. "Yemekleri sen mi yaptın?" dedi sert bir sesle. "Evet baba ben yaptım. Abim en sevdiğin yemeklerin bunlar olduğunu söyledi" dedim.
Babam bir anda ayağa kalktı. "Boşuna yapmışsın. Sen ne zaman gidiyorsun?" diyince şok oldum benim burada kalma planım vardı ve sanırım istenmiyordum. "Düğünden sonra gideceğim" dedim. Sonra bana baktı, arkasını döndü ve gitti.
Arkasında bir harabe bırakmıştı. Gözyaşlarımı tuttum ya da tutmaya çalıştım çünkü bazıları yüzüme süzülüyordu. Kendimi oyalamak için babaanneme yemek yedirdim. Sofrayı toplayıp bulaşıkları yıkadım. Sonra babaannemi yatırdım ve odama geçtim.
Balkonun kapısını örttüm. Balkon fazla büyük değildi, hatta boştu. Yan komşu ile balkonu ayıran bir duvar vardı. Sırtımı o duvara yasladım soğuk zemine oturdum ve ağlamaya başladım. İçimde ne tuttuysam gözyaşıma döktüm. Sonra bir adım sesi geldi kulağıma. Hemen balkon kapısına baktım ama bizim balkonda benden başka kimse yoktu ya üst kat ya alt kattıhemen arkamdaki duvarın arkasından sonra kalın bir sesle irkildim. Kafamı sol tarafa çevirip kaldırdım. "İyi misiniz? Birkaç gündür sesinizi duyuyorum," dedi kalın bir erkek sesi.
"İyiyim şey rahatsız ettiysem çok özür dilerim" dedim. Adam karanlıkta kalıyordu ve yüzü görünmüyordu. "İstersen Alp veya Alaz'ı arayabilirim" dedi.
Hemen kafamı hayır anlamında salladım ama görmeyeceğini biliyordum. "Hayır aramayın" dedim ve ekledim "Sizden bir şey isteyebilir miyim?" Kibar olmaya çalışarak konuşuyordum.
"Ne gibi?" diye sordu adam.
"Ağladığımı Alaz abim ve Alp abime söyleme, olur mu?" dedim.
"Sen onların kardeşi misin?" dedi şaşkın bir ses ile Onaylayan bir mırıltı çıkardım. "Peki, ama bir daha duyarsam söylerim," dedi sert bir sesle.
"Peki," dedim.
"Şimdi içeri gir hava soğuk. Lori sende kızım Ayağında çorap da yok," dedi adam.
"Teşekkür ederim, rahatsız ettiğim için özür dilerim" dedim ve ayağa kalktım.
"İyi geceler" dedi adam. Ben de "İyi geceler" dedim ve içeri geçtim.
Sözlerim gözlerime etki etmemişti, yaşlar benden bağımsız dökülüyordu. Odaya girdim kapıyı kapattım. Yatağa geçtim, yorganı kaldırıp altına girdim ve olanları düşündüm. Burada kalamazdım. Burada kalmak beni üzmekten başka bir şeye yaramıyordu. Düğünden sonra gidecektim. Bunları düşünmekten vazgeçtim ve uykuya daldım.
Bölüm etkileşimi
