8. bölüm · Gölge ve Gün Işığı
8. BÖLÜM — GÖLGELERİN ARASINDA
8. BÖLÜM — GÖLGELERİN ARASINDA
Kael’in “Benimle gelmelisin,” sözleri mağaranın taş duvarlarında yankılandı.Elena ona birkaç saniye boyunca sadece baktı.Uzun boyluydu. Siyah pelerini omuzlarından aşağı ağır bir gölge gibi sarkıyordu. Saçları dağınık, yüzünün bir kısmı karanlıkta kalmıştı. Fakat Elena’nın dikkatini çeken şey bunların hiçbiri değildi.Gözleriydi.Soğuk görünüyordu.Ama Elena, o bakışların altında saklanan başka bir şey olduğunu hissediyordu.Sanki Kael onu ilk kez görmüyordu.Sanki onu yıllardır bekliyordu.“Ben seninle hiçbir yere gelmiyorum.”Kael’in kaşı hafifçe kalktı.“Bunu söyleyeceğini biliyordum.”“Öyleyse neden hâlâ burada duruyorsun?”“Çünkü birazdan fikrini değiştireceksin.”Elena küçümseyerek güldü.“Kendine fazla güveniyorsun.”“Hayır.”Kael bir adım attı.“Senin ne kadar inatçı olduğunu biliyorum.”Karen hemen araya girdi.“Bir adım daha atarsan kılıcımı kullanırım.”Kael ona bile bakmadı.“Biliyorum.”“Biliyorsan neden hâlâ yaklaşıyorsun?”“Çünkü kılıcından korksaydım buraya gelmezdim.”Elena istemsizce Kael’e baktı.Adamın sakinliği sinir bozucuydu.Dışarıda onlarca asker vardı. Mağaranın girişinden ayak sesleri geliyordu. Her saniye biraz daha yaklaşıyorlardı.Kael başını Elena’ya çevirdi.“Beni sevmek zorunda değilsin.”“Zaten sevmiyorum.”Kael’in dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.“Henüz.”Elena’nın kalbi bir anlığına tekledi.“Ne dedin?”“Hiç.”“Hayır. Bir şey söyledin.”Kael arkasını döndü.“Vakit kaybediyoruz.”Elena onun arkasından bakarken dişlerini sıktı.Bu adam…Daha ilk dakikadan beri onu çileden çıkarıyordu.Gizli tünelden ilerlemeye başladılar.Kael önde, Karen hemen arkasında, Elena ise onların arasında yürüyordu.Tünel dardı.Bazı yerlerde duvarlar omuzlarına değiyordu.Elena birkaç kez Kael’e çarpmamak için geri çekildi.Fakat her seferinde Kael bunu fark ediyordu.“Yaklaş.”Elena kaşlarını çattı.“Ne?”“Duvarın kenarından yürüme.”“Ben gayet iyiyim.”“Değilsin.”Elena sinirlendi.“Bana ne yapacağımı söylemeyi bırak.”Kael durdu.Elena da istemeden durmak zorunda kaldı.Kael ona döndü.Aralarındaki mesafe yalnızca birkaç adım kadardı.“Bana kızabilirsin.”Elena sustu.“Ama seni kaybetmeyi göze alamam.”Bu kez Elena cevap veremedi.Kael’in sesi ilk kez sert değildi.Gerçekti.Elena bakışlarını kaçırdı.“Beni neden bu kadar önemsiyorsun?”Kael birkaç saniye sustu.“Çünkü seni korumaya söz verdim.”“Kime?”Kael’in yüzündeki ifade değişti.“Annen.”Elena’nın nefesi kesildi.“Annemi tanıyordun.”“Tanıyordum.”“Onu nerede bulabilirim?”Kael cevap vermedi.“Elena.”İlk kez adını böyle söylemişti.Yumuşak.Elena başını kaldırdı.Kael’in gözlerinde bir anlığına acı gördü.“Bunu şimdi öğrenmen senin için iyi olmaz.”“Benim için neyin iyi olduğuna sen karar veremezsin.”“Biliyorum.”“Öyleyse söyle.”Kael ona yaklaştı.“Henüz değil.”Elena öfkeyle başını çevirdi.“Benden sürekli bir şeyler saklıyorsun.”“Çünkü seni hayatta tutmaya çalışıyorum.”“Belki de sana güvenmemem gerekiyordur.”Kael’in gözleri karardı.“Belki.”Sonra arkasını döndü.“Ama yine de benim yanımda kal.”Tünelin sonuna geldiklerinde gece çoktan çökmüştü.Orman sessizdi.Kael elini kaldırdı.Herkes durdu.“Burada kalacağız.”Karen etrafına baktı.“Burada mı?”“Evet.”“Bizi bulurlar.”“Bulamayacaklar.”Kael pelerininin içinden küçük bir taş çıkardı.Taşı yere bıraktığı anda çevrelerinde soluk gri bir ışık yayıldı.Elena şaşkınlıkla etrafa baktı.“Büyü mü?”“Koruma büyüsü.”“Ne kadar dayanır?”“Sabaha kadar.”Kael ateş yakmaya çalışırken Elena onu izledi.Hareketleri sakindi.Sanki savaş, takip edilmek ve ölüm onun için sıradan şeylerdi.Bir süre sonra Kael başını kaldırdı.“Bana bakmayı bırak.”Elena irkildi.“Sana bakmıyordum.”“Bakıyordun.”“Belki de seni izliyordum.”Kael’in dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.“Aradaki fark ne?”“Bilmiyorum.”Kael ateşin karşı tarafına oturdu.“Ben biliyorum.”Elena gözlerini devirdi.“Her şeyi bildiğini sanıyorsun.”“Senin hakkında bildiklerim dışında.”Elena’nın yüzündeki ifade değişti.“Benim hakkımda ne biliyorsun?”Kael ateşe baktı.“Sandığından fazlasını.”“Mesela?”Kael gözlerini ona çevirdi.“Uyurken kaşlarını çatıyorsun.”Elena şaşırdı.“Ne?”“Bir şeyden korktuğunda sağ elini sıkıyorsun.”Elena farkında olmadan eline baktı.“Yalan.”“Ve biri sana yalan söylediğinde gözlerini kaçırmıyorsun. Tam tersine, gözlerinin içine bakıyorsun.”Elena’nın kalbi hızlandı.Kael devam etti.“Şu an yaptığın gibi.”Elena istemsizce gülümsedi.“Belki seni çözmeye çalışıyorum.”Kael’in bakışları onun dudaklarında bir saniye durdu.Sonra yeniden gözlerine çıktı.“Bunu yapma.”“Elinden geleni yaparım.”“Çünkü beni çözdüğünde…”Kael sustu.“Elena.”“Ne?”“Benden korkabilirsin.”Elena birkaç saniye ona baktı.“Ben senden korkmuyorum.”Kael başını hafifçe eğdi.“Henüz.”Gece ilerledikçe hava soğudu.Karen uykuya daldığında Elena ateşin yanında tek başına kaldı.Kael biraz uzakta, ağaca yaslanmış oturuyordu.Elena titredi.Kael bunu fark etti.Pelerinini çıkarıp ona uzattı.“Al.”“Gerek yok.”“Elena.”“Üşümüyorum.”Kael ayağa kalktı.Pelerini onun omuzlarına bıraktı.Elena itiraz etmek için ağzını açtı ama sustu.Pelerin hâlâ onun kokusunu taşıyordu.Odunsu, hafif baharatlı bir koku.Elena bunu fark ettiğinde yüzü ısındı.Kael bunu görmüş olacak ki hafifçe gülümsedi.“Şimdi daha iyi.”Elena pelerine sarıldı.“Teşekkür ederim.”Kael karşısına oturdu.Bir süre ikisi de konuşmadı.Sonra Elena sessizce sordu:“Beni gerçekten yıllardır mı koruyorsun?”“Evet.”“Ben seni neden hatırlamıyorum?”“Çünkü seni benden uzak tuttular.”“Kim?”Kael’in çenesi gerildi.“Bunu öğrendiğinde bazı insanlardan nefret edeceksin.”“Belki zaten nefret ediyorum.”“Hayır.”Kael ona baktı.“Henüz kim olduklarını bilmiyorsun.”Elena başını eğdi.“Peki sen?”“Ben ne?”“Sen neden beni hiç unutmadın?”Kael sustu.Ateşin ışığı yüzüne vuruyordu.“Çünkü unutamadım.”Elena’nın kalbi hızlandı.Kael gözlerini kaçırdı.“Bazen bazı insanlar hafızadan silinmez.”Elena’nın sesi fısıltıya dönüştü.“Ben senin için o insan mıyım?”Kael tekrar ona baktı.Bu kez bakışlarında hiçbir mesafe yoktu.“Sen benim için…”Cümlesini tamamlamadı.Elena bekledi.Kael ayağa kalktı.“Uyumalısın.”Elena şaşkınlıkla arkasından baktı.“Kael.”Durdu.“Ne?”“Cümleni bitirmedin.”Kael birkaç saniye sessiz kaldı.Sonra ona dönmeden konuştu.“Belki bir gün bitiririm.”Sabaha karşı Elena bir sesle uyandı.Kael yoktu.Hemen ayağa kalktı.“Kael?”Ormanın içinden bir çatırtı geldi.Elena elini kılıcına götürdü.Sonra Kael ağaçların arasından çıktı.Üzerinde kan vardı.“Elbisen…”“Benim kanım değil.”Elena ona doğru yürüdü.“Ne oldu?”“İzlerini buldum.”“Kimlerin?”Kael’in yüzü sertleşti.“Gölgelerin Tazıları.”Elena’nın kalbi hızlandı.“Bizi buldular mı?”“Henüz değil.”Kael bir anda Elena’nın bileğini tuttu.“Fakat artık burada kalamayız.”Elena onun eline baktı.Kael de fark etti.Ama elini çekmedi.Bir saniye.İki saniye.Aralarında garip bir sessizlik oluştu.Sonra Elena yavaşça elini onun elinden kurtardı.“Beni bırak.”Kael’in bakışları yumuşadı.“Bırakmam gerektiğinde bırakırım.”Elena ona baktı.“Ya bırakmaman gereken zaman?”Kael’in dudaklarında çok hafif bir gülümseme belirdi.“O zaman hiç bırakmam.”Elena’nın kalbi hızla çarpmaya başladı.Fakat tam o anda ormanın derinliklerinden bir borazan sesi yükseldi.Kael’in yüzündeki bütün sıcaklık kayboldu.Kılıcını çekti.“Buraya geliyorlar.”Elena da kılıcını kaldırdı.Kael onun önüne geçti.“Arkamda kal.”Elena başını iki yana salladı.“Hayır.”“Elena.”“Ben artık saklanmayacağım.”Kael ona baktı.İlk kez gözlerinde gurura benzeyen bir ifade vardı.“Öyleyse yanımda dur.”Elena onun yanında yer aldı.Kael’in omzuyla Elena’nın omzu birbirine değdi.İkisi de kılıçlarını aynı anda kaldırdı.Ormanın içinden siyah zırhlı gölgeler çıkmaya başladı.Kael fısıldadı:“Ne olursa olsun benden uzaklaşma.”Elena ona baktı.“Sen de benden uzaklaşma.”Kael’in gözlerinde kısa bir şaşkınlık belirdi.Sonra gülümsedi.“Anlaştık.”Ve ilk Gölgelerin Tazısı saldırmak için üzerlerine atıldı.Kael ile Elena aynı anda ileri atıldı.Bu kez Elena yalnız değildi.Ve Kael’in uzun zamandır sakladığı sırların yanında, artık başka bir şey daha vardı:İkisinin de henüz adını koyamadığı bir bağ.
