1. bölüm / 2
GÖLGE FIRTINASIBÖLÜM 1: "BARBAR"
Bölümler 2Şu an: BÖLÜM 1: "BARBAR"
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Öncelikle bu açıklamayı yapma mecburiyetindeyim.
Kurguda Türk ve Rum halkını daha belirgin kılmak amacıyla, bazı karakterlerin şive farkından dolayı Türkçe dilinde bozulmalar vardır. Bu bozulmalar kurguyu daha gerçekçi kılmak amacıyla yapılmıştır. Bunun dışında herhangi bir yazım ve noktama sorunu varsa (yapıcı bir tutumla) bunu paylaşmaktan çekinmeyin! Öte yandan tüm okuyuculara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Başlama tarihini buraya alalım...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
6 Eylül 1993
Kardelia
Türkler ve Rumların soyu çok eskiye dayanıyordu. Fanilerin dünyasından süre gelen bir düşmanlık söz konusuydu. Bilmediğimiz atalarımızın devam eden bilinmez soyları... Buraya 1980 yılında göç etmişiz. Sırf diğerleri gibi sıradan bir yaşam süremediğimiz için kendi milletimiz bize sırt çevirmiş. Ata topraklarımızdan sürüldüğümüz bu kıtanın adı Atlantis. Şu dünya denilen yerin iki kayıp kıtasından biridir.
İlk olarak kendimi taktim edeyim, adım Aris Laskaris. Kimliğimde ise çok saçma bir ad kayıtlara geçmiş. Çak bir beşlik demek kadar saçma bir şey bu. Okulda ve resmi kurumlarda bu ismin telaffuz edilmesi, cidden çok can sıkıcı. İnsanlar neden anlamını bilmediği şeyleri hayata geçirir ki, hem ayrıca bizim Rumca'da böyle bir kelime söz konusu bile değil! Türkçe bir kelime olduğu da söylenemez zira Ali ağabeye sorduğumda, o da bu kelimenin anlamını bilmediğini dile getirdi.
Burada bazı şeyler çok havada, bir şeyler ters. Yaşım bu kadar küçük olmasa belki bu anlamlandıramadığım ülkemin gizemini çözebilirim. Mesela olaya ilk şuradan başlamalı:
Doğmadan önce nasıl bir yaşamımız vardı?
Buraya nasıl geldik?
Niçin tarihimizi bu kadar benimsemeyen bizler, sadece kin ve nefretle bize çok benzeyen bir ırka karşı bu kadar gaddarız?
Bunu öğretmenime söylesem beni vatan haini ilan eder. Düşünmeden edemiyorum. Sanki bir şeyler ya eksik ya da doğru anlatılmıyor.
Meydandan sola sapınca, kuytu bir dar sokağın esrarlı bir fırınında çalışıyorum. Tek fırın burada olduğu için insanların buraya rağbet etmesi çok doğal. Henüz on yaşında olmama bakmayınız. Yüreğim sert ve pektir. Kendimi bildim bileli hep sokakta yaşar idim. Ta ki, Ali abi bana sahip çıkana dek. Evet evet doğru işittiniz, sözde barbar dedikleri o Türk hayatımı kurtardı. Yedirdi, içirdi, giydirdi, bu da yetmezmiş gibi beni okula yazdırıp, her gün türlü hikaye ve romanları elime tutuşturdu. Onun gibi babacan bir ağabeye sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Sokakta köpeklerle yemek mücadelesi vermenin, insanların hele ki kendi insanının seni görünmez kılmasından daha kötüsü; anlamadan, dinlemeden, hor görülüp aşağılanmanın nasıl bir şey olduğunu bilemezsiniz. Onun hakkını ömrüm billah ödeyemem. Ona büyük bir hayranlıkla gıpta ediyorum. Ben de büyüyünce Ali ağabey gibi bir kahraman olacağım. Gerçi şu ağabey lafını çıkar ağzından, ben senin baban sayılırım dese de, bunu ona söylemenin laubali bir davranış olarak sergilemekten ya da böyle algılamasından korkuyorum.
Bugün bu anı defterini yazma sebebim tarih dersindeki bir söyleşiydi. Öğretmenimiz okulun ilk dersinde önce kendini sonra bizleri tanıma fırsatı verdi. Her şey çok güzeldi, ikinci derse kadar...
Tahmin edersin ki konu, Türk ve Rumlarla ilgili; neymiş Türkler bizim kültür ve medeniyetimize dil uzatmış, yok efendim ilerde Türk ve Rum çarpık aile ilişkisine dönüşürse bir facia olurmuş, Türkler kendi baskın özelliklerini (barbarlıklarını) bize aşılarmış. Bunları anlatırken öyle hararetli ve sert tutumu vardı ki, bunu kavramamızı ve idrak etmemizi kesin bir dille emrediyordu. Dayanamadım öğretmenime bu barbarlıktan kastının ne olduğunu sorma gafletinde bulundum. Ne dese beğenirsin; acımasız, vahşi, zalim ve gaddar, bu gibi tabirlere geliyormuş barbarlık. Herkes böyle mi peki dediğimde, hepsi olmasa da çoğunluk böyle demez mi?
Düşünebiliyor musun?
Ali Ağabey'in birçok Rum ve Türk arkadaşı varken bile bu bahsi geçen, dile getirmekten bile utanç duyduğum, yazmaya çekindiğim bu kelimeye layık görülmesi çok canımı sıktı. Keşke böyle bir soru yöneltmek yerine savunma yapsaydım. Kendimi ihanet etmiş bir hain gibi hissediyorum.
Eğer şayet bir daha böyle bir şey olursa ki, muhtemelen olacak gibi görünüyor; şu vaziyette birçok akranım bu zırvalıkları teneffüste boylu boyunca konuşmasından, kimisinin korktuğunu, kimisinin hemen gaza geldiğini görebiliyordum. Umursamayanlarda vardı elbet ama bunlarında pek yakında ciddiye alacağına, başımızdaki nemrut adamın tutumundan ilerde doğruluğu tasdiklenmemiş mevzular yüzünden beni göğsüne basan Ayşe ablaya, yanımda çınar gibi dört bir yanımı koruyan Ali ağabeyi karşıma alacak yürek; ne bugün ne de yarın olmayacaktır.
Aleksi, ben, Ziya, Giorgios, Hilal, Leyla, Angeliki ve Tahsin'in karşı karşıya geldiğini düşünsene, saçmalığın daniskası bu başka bir şey değil! Ben bu okul işini sevmedim arkadaş. Bunu diğerleriyle de paylaştım.
Aleksi, "Yaa hiç sorma arkidiş, benim bu işe aklim kesmedi bir türlü. Madem duşmaniz e niye o vakit annemin en yakin arkadaşi Ayşe abla, hem babamin da arkidişlarinda Türkler var ama hıc böyle bir şey söylemedi bugune kadar. Söylemeyi birak, atiştigi ya da kavga ettigi insanlarda su bahsi gecen barbarliktan yapsa, cümle alem duyar, ayaklanirdi degil mi ama."
"Bizde arada sirada atisip kavga ederiz," dedi Angeliki araya girerek. "Ama sonra tatliya baglariz degil mi kizlar."
"Doğru dedin."
"Sizin derslerde de böyle şeyler mi anlatiliyor Ziya?"
"Bizim öğretmenimiz Cadı ve Kurtların ilk nesli olarak tarihi bizim yazacağımızı söyledi. Bize geldiğimiz ülkeyi, hangi tarihte ve nasıl başladığımızı, son 10 yılın verileriyle açıkladı o kadar..."
"Yerinde bir konuşma olmuş, benimde bilmek istediğim bunlar... Yok Türkler şöyle, yok Türkler böyle sanki mahalle karılarının asılsız dedikodusu mübarek." bir ara söylediğim söze ilaveten güldük, Ziya her zamanki gibi biraz cıvıttı.
"Ne guzel, keske bizim muallım da bu kadar dostane olsaydi."
"Şu bazı büyükleri anlaması çok güç."
"Onlarında senin şu hayalindeki dijital kenti anlaması çok güç Aris." hepimiz gülmeye başladık. Elimi o an boynuma atınca, utangaç bakışlarımı Leyla'dan kaçırdım. Arkadaşlarımı çok seviyorum. Hepimiz mahalleden tanışıyoruz zaten, bir tek Hilal ile Aleksi aynı sokakta olduklarından ekibe beş- on dakika geç katılıyorlar. Okul dönüşü Ayşe abla yerimi aldığından arkadaşlarımla çatıda birer diyet kola ile günü batırdık.
İçimdeki kara bulutlar bir nebze olsun dağıldı fakat bu huzursuzluk bir türlü geçmek bilmiyor. Güneş batarken de bunu düşündüm. Hepimiz diyet kolalarımızı tokuştururken, birbirimizle şakalaşıp kahkaha atarken, anlatması güç bir duygu içine kapıldım. Çok yakında bu birlik ve beraberliğin bozulup, işlerin sarpa saracağı bir hissiyat, madalyonun öteki yüzü.
Bölüm etkileşimi
