3. bölüm / 5
Gölge DüğümKayıpla Olgunlaşmak
Bölümler 5Şu an: Kayıpla Olgunlaşmak
- 1 Giriş863 kelime
- 2 Kötü Gün Dostu2.154 kelime
- 3 Kayıpla Olgunlaşmak1.209 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Benimde Babam Öldü1.077 kelime
- 5 İstisna754 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İnsan mutlulukla değilde daha çok acıyla olgunlaşırdı. Acıyı sadece bir kez yaşadığımızı düşünürdük ancak onu düşündükçe daha çok acı çekerdik.
Sarp bana sevilmeyi, sevmeyi ve mutluluğu öğretmişti. Çocukluğum pek iç açıcı değildi. Gençliğimde öyle...
Küçükken sadece bir defa kaçırılmıştım. O kaçırılma bende travma yaratmamıştı ama çok acıtmıştı canımı. Bana fiziksel olmasada ruhsal bir çok şey aşılamışlardı kaçırıldığımda.
Bir çocuktum daha küçücüktüm ama bana o yaşta kimseyi güvenmemeyi fazla bağlanmamayı öğretmişlerdi. Babam o gün kaçırıldığımda duyduğuma göre hiçbir şey yapmamıştı. 'Ne de olsa geri getirirler' diyerekten...
Bir insan bir çocuk bu kadar mı sevilmezdi diye düşündüm o gün ama aslında babam eğer benim peşime düşseydi yaşama şansım yarı yarıya kaybolucaktı. Ama anlam veremiyordum çünkü eve geldiğimde bile babam yüzüme bakmamıştı annem benimle konuşmaya çalıştığında da 'bırak onu ne hali varsa görsün' diye söyleyip annemi yanımdan kovuyordu.
Gerçekten de ben nasıl bir ailede büyümüştüm?
***
Çarptığım yerden yavaşca geriye doğru gittim ama yine gidemedim çünkü bir şeye daha çarpmıştım önümdeki duvardı ve galiba arkamdaki de Barut'tu...
Böyle yaptıkça daha çok yerin dibine giriyordum. Artık buna bir son verilmeliydi. Arkamı döndüm ve Barut'a söylenmeye başladım, "Ne diye hemen arkamda duruyorsun?"
"Bilmem senin bu komik hallerini izlemek eğlenceli geldi."
Ben sinirlenerek "buradan gideceğim artık sıktın sen iyice, madem beni yanlışlıkla kaçırdın o zaman bırak beni gideyim" dedim.
Barut iki kaşını alayla havaya kaldırıp "seni yanlışlıkla kaçırdığımı kim söyledi?" dedi.
Barut sanki beni yanlışlıkla kaçırmadığını söylüyordu. Tabi benim bildiğimden haberi yoktu.
"Nerden mi biliyorum? Neydi isimleri? Hmm... Heh hatırladım Samet ve Efe aralarında konuşuyorlardı, ben çok iyi bir dinleyiciyim canım, bunu alışsan iyi edersin."
Ne demiştim ben?
Canım mı?
Canım....
Hayır rezil olmuştum dünyaca ünlü bir adama canım mı denilirdi?
Denilmezdi?!?
Kendimi daha çok rezil etmeden odadan çıkacaktım ama aklıma dahiyane bir fikir gelmişti. Bu fikirle arkamı dönüp konuştum.
" Odanı boşalt."
"Ne?"
"Odanı boşalt dedim nesini anlamıyorsun?"
"Ben niye odamı boşaltıyorum?"
Hızla Barut'un hir nefes kadar uzağına gelip işaret parmağımla göğsüne iki kez vurdum.
"Misafirini iyi ağırlamak istemez misin?"
"Misafirim değilsin!"
"Peki, misafirin değilim, yanlışlıkla kaçırdığın kız değilim, ben o zaman neyinim?"
Yüzünde yarı gülümseme yarı alay vardı ama beni asıl şok eden bunlar değildi söylediği sözlerdi...
"Sana hiç bir şeyimsin demek isterdim ama malum evleneceğim kadına hiç bir şeyim olmuyorsun diyemem"
Ne?
Evleneceği kadın mı?
Lütfen şaka yapıyor olsun...
Lütfen...
Barut ne kadar çekici, zengin, yakışıklı, güçlü ve en önemlisi karizmatik olsa da ben onunla evlenmezdim.
Evlenmememin sebebi hayallerimi gerçekleştirmeden evlilik düşünmemem ve bu evliliği yapacak olsam Sarp'la yapacak olmam.
Ne teklif ederse etsin asla kabul etmezdim çünkü benim daha polis olma hayalim vardı!
Hem ben onu sevmiyordum gidip onu seven birisiyle olmadı gerekiyordu.
Evlilik dediğin böyle olurdu!
Sakinliğimi koruyarak "seninle evlenmeyeceğim git seni isteyen biriyle ol" dedim.
Barut kabul edeceğimden emindi bu yüzden aldığı cevapla yüz ifadesi bozuldu ama geri topladı. "Bana evlenmek istemeyeceğini söylüyorsun öyle mi?"
"Öyle."
"Madem öyle benim teklifimi kabul edesiye kadar buradasın"
"Ne demek buradasın ya benim ailem, arkadaşlarım, sevgilim ve okulum var nasıl buradasın?"
"O benim sorunum değil."
Daha fazla katlanamadığım için aşağı indim. Samet'le konuşmam gerekiyordu.
Bahçeye çıktığımda Samet bahçede yoktu. Nerede olabilirdi?
Sonuçta buraya yeni gelmiştim nerede olduğunu nerden bilebilirdim ki...
Gözüme bir koruma iliştiğinde yanına gittim. Belki de Samet'in nerede olduğunu bana söylerdi.
"Merhaba."
"Merhaba size nasıl yardımcı olabilirim Yaren Hanım?"
"Sen benim ismimi nereden biliyorsun?"
"Az önce Samet Bey söyledi"
"Peki bu Samet Beyiniz nerede?"
"Büyük bi ihtimal Sıla Hanımı almaya gitmiştir."
Sıla mı? Sıla da kimdi? Ablası veya kardeşi miydi?
Yoksa sevgilisi?
Ama sevgilisi olsa bana evlenme teklifi etmezdi.
Büyük bi ihtimal kardeşiydi...
"Peki, ne zaman gelir bu Samet?"
"Yaklaşık yarım saat sonra gelebilir Yaren Hanım"
Ben yarım saat bekleyemezdim hemen bir yolunu bulup gitmem gerekiyordu.
Nasıl çıkacaktım buradan?
***
Barut bana evlenme teklifi etmişti. Beni daha tanımıyordu.
Bu bir intikam için olabilir miydi?
Ya da bana oynanan bir oyun?
Ben onunla evlenemezdim onun gücü, tanınırlığı bile bana çok fazlaydı. Ben sakin bir hayat istiyorum.
Düşüncelerim beni sık boğaz ederken suyu tek yudumda içtim. Samet hala gelmemişti. Kaç saattir de çıkacak bir yol arıyordum aklıma türlü türlü fikir gelmişti ama bunca koruma varken bu planları uygulamam neredeyse imkansızdı...
Mutfaktan çıktım ve salona girdim Barut buradaydı. Bu yüzden burada duramazdım. Girişten geri dönerken Barut'un sesini duydum.
"Buraya gel, kaçma, sana bir şey söylemem lazım"
Küçük adımlarla yanına gittim ve konuşmaya başladım.
"Birincisi, ben kaçmıyorum ikincisi, senin bana söyleyeceklerinin umurumda olmaması."
"Ama duyacağın haber seni çok üzecek."
"Beni üzebileceğini düşünmüyorum Barut Alaca."
"Babanın ölümü bile mi seni üzmez?"
"Babam mı? Ölmüş mü?"
"Evet."
"Bi siktir git ya"
"Yaren, biliyorum babanın ölmesini istemiyorsun ama seni kaçırdığım gün yani seni kaçırdığımı öğrendiğim gün bu acıya ikinci kez dayanamamış ve kalp krizi geçirmiş."
"Hayır, babam ölemez, beni bırakamaz, beni çok seviyor o, bırakmaz. Bırakamaz beni. "
"Maalesef Yaren, başın sağ olsun."
Bir anda kriz geçirip etraftaki vazoları kırmaya başladım her taraf kırık cam parçalarıyla dolmuştu. Yorulduğumda yere oturdum ve ağlamaya devam ettim.
Saçlarım yolunmuştu, çok acıyorlardı. Ama bunu umursamadım kafamı duvara vuruyordum yavaş yavaş. Barut buna dayanamayarak yanıma geldi ve "Yaren, yapma böyle ne kadar ağlasanda, kendine zarar versende baban gelmeyecek."
Aptalca gülmeye başladım ve "bana yaşamam için bir sebep söyle" dedim.
Barut'sa sadece tek bir şey söyledi.
"Hayalin, polis olman..."
Ben ona bunu sorduğumda 'ben varım bir yere gidemezsin' diyeceğini düşünmüştüm.
Ama o beni düşünmüştü.
Geleceğimi düşünmüştü...
Geleceğimi...
Bu anlamasızca gelmişti ama bunu umursamadım ayağa kalkıp burnumu çektim. Barut'a bir şey demeden ilk önce evden sonrada bahçeden çıktım.
Korumalar bir şey dememişti. Kendimi parçalayacak bir durumdayken yağmur başladı.Aniden hava kararmış gök gürlemeye başlamıştı. Sanki hava benim durumumu anlamıştı ve ona göre haraket ediyordu. Bense yağmura aldırmadan yürüyerek nereye gittiğimi bilmeden gidiyordum.
Babam artık yanımda değildi...
Ne kadar küçüklüğümde bela bizi babam yüzünden bırakmasada babamı seviyordum...
Her şeyden çok...
Bilmediğim bir yerdeydim belkide bilmediğim hiç gitmediğim bir şehirde,hiç bilmediğim bir sokaktaydım.Daha hangi şehirde olduğumu bile bilmiyordum.
Acaba babamın cenazesine gidebilir miydim?
Ya kaçacaktım ya da Barut'tan izin alıp gidecektim.
Hangisini yapmalıydım?
Yorgunca bir kaldırıma oturdum ve kafamı duvara yasladım artık yağmur damlaları yüzüme doğrudan geliyordu.
Sessiz sessiz ağlarken yanıma birisi oturdu. Kim diye bakmadım.
Ama kokusundan tanımıştım...
Barut Alaca.
Biraz deniz,birazda ismi gibi barut kokuyordu...
Üstümüzdeki sokak lambası sönünce karanlıkta kalmıştık.
"Kalkmalısın."
"Kalkmalıyım ama bu halde mi?"
"Gerekirse evet."
"Islandın git evine otur niye peşimden geldin?"
"Bilmem"
"Bilmediysen neden geldin? Git evine otur işte beni yanlız bırak."
"Seni yanlız bırakmayacağım."
"Bırakacaksın. Ben hep olduğu gibi yanlız kalacağım."
"Hayır, bu sefer yanlız kalmayacaksın ben yanında olacağım."
"Her zaman mı?"
"Her zaman..."
"Teşekkür ederim."
"Teşekküre gerek yok."
"Peki, öyle olsun."
Barut ayağa kalkıp bana elini uzattı ve "haydi,babanı son kez görmek istemez misin?"
"Gidecek miyim cenazeye?"
"Gideceğiz,bende yanında olacağım ama bir şartla."
"Neymiş şartın?"
"Evlenme teklifini kabul etmen"
Biliyordum.Biliyordum BİLİYORDUM!!!
Bu adam beni cenazeye götüreckese kesin bir şey isteyeceğini biliyordum.
İyi de neden?
Ben onunla evlenmek zorunda değildim...
"Kabul etmezsem?"
"Babanı son kez dahi göremezsin"
Ne yapacaktım?
Kabul etmeli miydim?
Yoksa babamı son kez de olsa görmemeli miydim?
"Peki,kabul ediyorum.ancak benimde bir şartım var çatı katını benim odam yapacaksın."
"Yaren,farkında mısın? Biz evleneceğiz sana ayrı bir oda mı yaptırcağım bir de...Karımın yeri benim yanımdır..."
Ne diyordu ya böyle?
Karım falan?
Ben onunla aynı odada kalmazdım!
⛓️
selam kartanelerim
nasılsınız?
iyi misiniz? İnşallah iyisinizdir bu benim sabahlayarak yazdığım ilk bölümüm inşallah sevmişsinizdir.
Bu bölüm hakkında sevdiğiniz sevmediğiniz ne varsa hepsini söyleyebilirsiniz.🖤
Sizleri çok seviyorum🤭
Fazla uzatmadan görüşmek üzere hoşcakalın👋❤️🥰
Bölüm etkileşimi
