Gölge Atlası kitap kapağı

1. bölüm / 1

Gölge Atlası

Giriş

Vaveyla Yazarı: raufv Mecidov

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Giriş
  1. 1 Giriş2.008 kelime · Okuduğun bölüm

Karanlık, kütüphanenin yüksek tavanlarından bir mürekkep gibi damlıyordu. Elara, nefesini tutarak son tozlu rafın arkasına sindi. Elindeki gümüş cımbızla, kristal bir kavanozun içindeki titrek, mor ışığı bir dükün en mahrem ihanet anısını sabitlemeye çalışıyordu.

Birden, ortamdaki tek ışık kaynağı olan feneri cızırtıyla söndü.

"Lanet olsun," diye fısıldadı. Karanlık burada sadece bir ışık yokluğu değildi; tenine sürtünen, fısıldayan ve kemiklerini üşüten bir varlıktı. Koridordan gelen pençe sesleri, zemindeki mermerleri kazıyordu. Gölge Yaratıkları (Umbraklar) kokusunu almıştı.

Elara, az önce çaldığı anıyı ceketinin iç cebine yerleştirdi. Anı, göğsünde sıcak bir nabız gibi atıyordu. Eğer yakalanırsa, yaratıklar sadece etini değil, o anının içindeki tüm duyguları da söküp alacaktı. İlk gölge, köşeden bir duman gibi süzülerek belirdi; gözleri yoktu ama açlığı her yerden hissediliyordu. Elara belindeki kısa hançeri çekti, ancak hançer çelikten değil, donmuş bir kış sabahının hatırasından dövülmüştü.

"Gel bakalım," dedi Elara, hançeri havada savururken küçük bir kıvılcım çaktırarak. "Bu anı senin için fazla ağır gelecek."Elara’nın nefesi, buz kesmiş havada küçük beyaz bulutlar oluşturuyordu. Karşısındaki Umbrak, bir gölgeden ziyade, yoğunlaşmış bir nefretti. Yaratık, kütüphanenin yüksek raflarından birine bir örümcek hızıyla tırmandı ve Elara’nın üzerine doğru çığlık atarak atıldı.

Elara son anda yana yuvarlandı. Dev mermer sütun, yaratığın pençeleri altında bir kağıt gibi parçalandı.

"Hadi ama," diye hırıldadı Elara, göğsündeki kristal şişenin ısındığını hissederek. "Beni sadece bir anı için mi istiyorsun, yoksa içimdeki tüm geçmişi mi?"

Yaratık durmadı. Bu kez üç taneydiler. Karanlığın içinden süzülen pençeler, Elara’nın omzunu sıyırdı; kumaş yırtıldı, deri çatladı. Ancak yarasından kan değil, soluk mavi bir duman yükseliyordu. Bu dünyada yaralanmak, fiziksel bir acıdan fazlasıydı; ruhun sızmasıydı. Kan yoktu... Ölen herkes, mavi dumana dönüşerek yok olub bulutların içlerine sızardılar, ve yeniden doğmayı beklerdiler , ruhları toz halini almış şekilde bir üyüktür.

Elara köşeye sıkışmıştı. Sırtı, binlerce yıllık unutulmuş kitapların olduğu rafa dayandı. Kaçacak yer yoktu. Umbraklar ağır ağır yaklaşıyor, her adımda etraftaki gerçekliği emiyordu.

"Tamam," dedi Elara dişlerini sıkarak. Elini ceketinin içindeki yasak şişeye attı. "Eğer bu anı bu kadar değerliyse, tadına bak bakalım!"

Şişenin tıpasını dişleriyle çekip çıkardı ve içindeki mor ışığı, doğrudan en öndeki yaratığın o boş, karanlık suratına doğru fırlattı.

O an her şey durdu.

Kütüphane, bir dükün ihanetine uğradığı o fırtınalı gecenin görüntüsüyle doldu. Duvarlardan yağmur sesleri gelmeye başladı, havada paslı bir demir kokusu yayıldı. Umbraklar, bu saf duygu patlaması karşısında sarsıldılar. Bir anı, onlar için zehirli bir ziyafetti. Işık, yaratıkların içine doldukça onları içeriden parçalamaya başladı.

Elara fırsatı kaçırmadı. Hançerini ters tutarak fırladı. İlk yaratığın boğazına hançerini sapladı. Hançerindeki "kış sabahı hatırası" serbest kaldı; yaratık anında donarak simsiyah bir heykele dönüştü ve binlerce parçaya ayrıldı.

Ancak tam çıkış kapısına hamle yapmıştı ki, kütüphanenin dev kapıları büyük bir gürültüyle kapandı. Karanlığın içinden, Umbraklardan çok daha korkunç, insana benzeyen ama gözleri tamamen gümüş rengi bir figür süzülerek çıktı.

"Güzel numara küçük hırsız," dedi figür, sesi binlerce fısıltının birleşimi gibiydi. "Ama o çaldığın anı sana ait değil. O, Güneş'in nasıl söndüğüne dair tek kanıt." dedi büyük bedeniyle, ağır adimlarla yürürken.

🗝️

Kütüphanenin tavanından sarkan dev avizeler, dışarıdaki fırtınanın uğultusuyla sallanırken, Gümüş Gözlü Adam elini yavaşça havaya kaldırdı. Etrafındaki karanlık, onun emriyle katı bir maddeye, simsiyah bir pelerine dönüştü. O, bu dünyanın en büyük korkusuydu: Bir "Kimsesizleşen". Binlerce güçlü anısını büyü uğruna yakmış, geriye sadece buz gibi bir irade ve gümüş rengi boş bakışlar kalmıştı.

"Bir anlaşma," dedi adam, sesi boş bir mezarın içinden geliyormuş gibi yankılandı. "Eğer beni bu kütüphanenin zeminine serebilirsen, o anıyla birlikte gölgelere karışabilirsin. Ama yenilirsen Elara... Ruhunun o parıldayan küçük parçalarını tek tek söküp koleksiyonuma katacağım. Sonsuza dek benim gölgem olacaksın."

Elara’nın kalbi göğüs kafesini parçalamak istercesine çarpıyordu. "Kabul," diye fısıldadı. Şartlar ağırdı, ama kaçış yolu kapalıydı.

⚔️
Elara ilk hamleyi yaptı. Hançerini, içinde sakladığı "ilk kar tanesinin soğuğu" hatırasıyla bileyerek ileri atıldı. Ancak Kimsesizleşen Adam yerinden bile kıpırdamadı. Sadece parmaklarını şıklattı.

Birden Elara’nın zihni acıyla sarsıldı. Adam, Elara’nın en mutlu çocukluk anısına saldırmıştı. Elara, sanki beyninin içinden bir parça et koparılıyormuş gibi bir acıyla dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinden yaş yerine gri bir duman süzülüyordu. Yaş yoktu...

"Bu neydi böyle?" diye inledi Elara.

"Ben acıyla savaşmam hırsız," dedi Gümüş Gözlü Adam, ağır adımlarla yaklaşarak. "Ben senin varlığınla savaşırım. Hatırladığın her gülümseme, benim için bir silahtır." dedi, acımasız sırıtarak. Söylediği her bir kelime Elara'nın iliklerine kadar hissetmesine ve acınacak hale getirmesine sebeb oluyordu.

Adamın eli Elara’nın boğazına dolandı. Elara’nın bedeni havaya kalktı. Adamın parmakları dokunduğu her santimi yakıyor, Elara’nın derisinin altındaki anıları emiyordu. Elara, annesinin sesini, taze ekmek kokusunu, güneşin tenindeki sıcaklığını kaybettiğini hissetti. Her saniye, zihnindeki bir oda karanlığa gömülüyordu.

Anı yoktu...

Acı tarif edilemezdi. Bu kemik kırılmasına benzemiyordu; bu, kendini parça parça kaybetmekti. Elara bir hiçliğe dönüşüyordu.

"Dur..." diye inledi Elara. Ama vazgeçmeyecekti. Son bir güçle, kalbinin en derininde sakladığı, kimseye satmadığı o en karanlık, en travmatik anısını uyandırdı: Yalnız kaldığı o ilk gece. Elara, bu acı dolu anıyı bir patlama gibi dışarı vurdu. Kütüphane sarsıldı. Elara’nın elindeki hançer, saf bir kederle parladı ve Kimsesizleşen Adam’ın gümüş gözlerinin tam ortasına bir ışık oku gibi saplandı.

Gümüş Gözlü Adam ilk kez bir ses çıkardı; bu bir çığlıktı ama içinde hiç ses yoktu. Geriye savruldu, elindeki karanlık pelerin dağıldı. Elara yere çakıldı, ciğerlerine giren hava bıçak gibi batıyordu. Vücudu titriyor, zihni bomboş bir harabe gibi sızlıyordu. En değerli üç hatırasını bu hamle için feda etmişti; artık kim olduğunu hatırlamakta zorlanıyordu. Hatıralar bir anıdan ibaretse, anını yaşamak için aşikar olmalıydı.

Elara, kanayan avucuyla yerdeki kristal şişeyi Güneş'in sönüş anısını kavradı. Gümüş Gözlü Adam dizlerinin üzerinde doğrulmaya çalışırken, Elara sendeleyerek kapıya yöneldi. Kazanmıştı ama ödediği bedel onu artık eski Elara yapmayacaktı.

Dövüşün seyri bir anda tersine döndü. Elara’nın feda ettiği o karanlık keder patlaması, Gümüş Gözlü Adam’ı sadece birkaç saniye durdurabilmişti. Toz ve duman dağılırken, adamın gümüş gözleri kütüphanenin zifiri karanlığında iki soğuk yıldız gibi parladı. O, bir "Kimsesizleşen"di; kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış birinin yenilmesi imkansızdı.

Elara kapıya doğru bir hamle yaptı, ancak ayakları yere çakılmış gibi kaskatı kesildi. Gümüş Gözlü Adam parmağını havada bir yay gibi çizdi ve kütüphanenin zeminindeki gölgeler, Elara’nın ayak bileklerine dolanan simsiyah zincirlere dönüştü.

"Kederini bana fırlattın hırsız," dedi adam, sesi artık bir fısıltı değil, zihninin içinde yankılanan bir çekiç darbesiydi. "Ama unuttun; ben kederle beslenirim. Ben boşluğun kendisiyim."

Adam bir anda Elara'nın dibinde bitti. Hızı insanüstüydü. Soğuk, mermer gibi sert eliyle Elara'nın yüzünü kavradı. Elara çığlık atmak istedi ama sesi boğazında düğümlendi.

Acı, bu kez bir patlama değil, bir sızıntıydı.

Elara, zihnindeki o son kalelerin de yıkıldığını hissetti. İlk evinin kapısının rengini unuttu. Annesinin ona fısıldadığı ninninin ezgisi kulaklarından silindi. En yakın dostunun yüzü, ıslak bir tuvaldeki boya gibi akıp gitti. Her bir anı silindikçe, Elara’nın bedeni ağırlaşıyor, sanki kemikleri eriyip yerine kurşun doluyordu.

"Dur" diye inleyebildi sadece. Gözlerinden akan yaşlar artık şeffaf değil, gümüş rengi bir metale dönüşmüştü.

Gümüş Gözlü Adam, Elara’yı tek hamlede havaya kaldırdı ve sırtını dev kütüphane rafına çarptı. Raflardaki binlerce yıllık kitaplar üzerlerine devrildi ama adamın umurunda değildi. Elara'nın göğsündeki kristal şişeyi, kızın titreyen parmaklarının arasından tereyağından kıl çeker gibi aldı.

"Anlaşma, anlaşmadır," dedi adam, Elara’nın kulağına eğilerek. "Kazandım. Artık ne bir ismin var, ne de bir geçmişin. Sen sadece benim gölgemsin."

Elara’nın bilinci bulanıklaştı. Dünyanın renkleri griye döndü. Son gördüğü şey, adamın gümüş gözlerindeki o uçsuz bucaksız, hissiz boşluktu. Dizleri bağı çözüldü ve adamın ayaklarının dibine, bir gölge gibi serildi. Artık acı çekmiyordu, çünkü acı çekecek bir "kendisi" kalmamıştı.
Kütüphanenin soğuk mermerleri üzerinde Elara, efendisinin ayak ucunda bir gölge gibi büzülmüştü. Adını, çocukluğunu, rüzgarın kokusunu unutmuştu. Zihni, bembeyaz ve uçsuz bucaksız bir kâğıt gibi bomboştu. Ancak bir şey vardı ki, ne gümüş gözlerin büyüsü ne de anı simyası onu söküp atabilmişti: O iğrenç, buz gibi dokunuşun bıraktığı iz.

Gümüş Gözlü Adam, Elara’nın çenesini o mermer soğukluğundaki parmaklarıyla kavrayıp yüzünü kendine doğru kaldırdığında, Elara’nın tüm bedeni istemsizce sarsıldı.

Acı değildi bu; acıdan çok daha derin, ruhsal bir bulantıydı. Adamın teni tenine her değdiğinde, Elara’nın içinde bir yerlerde binlerce cam kırığı aynı anda dönmeye başlıyordu. Hiçbir şeyi hatırlamıyordu ama bu dokunuş ona "yanlış" olduğunu, "kirli" olduğunu haykırıyordu. Bu, gümüşün karanlığa hapsolmuş bir ruh üzerindeki duygusal sömürüsüydü.

"Bana bak, küçük gölgem," dedi adam. Sesi artık Elara’nın dünyasındaki tek sesti. "İçindeki o sızıyı hissediyor musun? O sızı, bana ait olduğunun tek kanıtı. Ben senin hem sahibin hem de hatırlayabildiğin tek şeyim."

Elara’nın gözlerinden sessizce süzülen yaşlar, adamın parmaklarına damlıyordu. Elara neden ağladığını bilmiyordu. İçinde bir boşluk vardı ve o boşluk, bu adamın varlığıyla doluyordu. Adam ona her yaklaştığında Elara hem kaçmak istiyor hem de gidecek başka hiçbir yeri olmadığı için ona daha sıkı sarılmak zorunda kalıyordu.

Bu, dünyanın gördüğü en karanlık hapis hayatıydı. Elara’nın elinde kalan tek şey, bu adamın ona hissettirdiği o ağır, karanlık nefret-muhtaçlık duygusuydu. Adam onu bir silah gibi kullanmaya hazırlanırken, Elara’nın içindeki o küçük sızı, farkında olmadan dev bir çığlığa dönüşmek üzere bekliyordu.

Elara’nın boşalmış zihni, o buz gibi dokunuşun altında aniden sarsıldı. Kimsesizleşen Adam'ın parmakları çenesini sıkarken, Elara’nın içinde binlerce yıldır uyuyan bir volkan uyandı. Gümüş rengi yaşlar durdu. Gözpınarlarından yukarı doğru, safir bir mavilik değil, taze kan ve ıslak toprak renginde bir fırtına yükseldi.

Yasak Bakış: Toprak ve Kan

Elara başını yavaşça kaldırdı. Gözleri artık birer insan organı değil; kadim bir mezarlığın toprağıyla, savaş meydanının taze kanının harmanlandığı karanlık birer kozmos gibiydi. Gümüş Gözlü Adam, bu bakışla karşılaştığı an duraksadı. Kibir dolu ifadesi yerini saf bir dehşete bıraktı.

Bir saniye... Adamın gümüş bakışları titredi.
Beş saniye... Adamın yüzündeki deri, görünmez bir asitle yanıyormuş gibi grileşmeye başladı.
Dokuz saniye... "Bu... bu imkansız..." diye inledi adam. Onuncu saniyeye ulaşıldığında, adamın gümüş gözleri birer cam bilye gibi çatladı. Çığlık atarak geri çekildi; artık sadece kör bir karanlığa mahkumdu.

Güneş’in Dönüşü
Elara, kontrol edemediği bu yeni ve vahşi güçle sendeledi. Gözleri yanıyordu, sanki tüm dünyanın kederi o iki küreye sığdırılmıştı. Titreyen eliyle masanın üzerindeki o yasak kristal şişeye Güneş’in Sönüşü anısına dokundu.

Dokunduğu an, şişe sadece kırılmadı; adeta bir atom bombası gibi infilak etti.

BOOM!

Siyah kütüphanenin duvarları kağıt gibi yırtıldı. Kristalin içinden fışkıran ışık, bir kılıç gibi karanlığı ortadan ikiye böldü. Işık dalga dalga yayıldı; şehrin üzerindeki o sahte fenerleri söndürdü, gölgeleri buharlaştırdı, bin yıldır ışığa hasret kalan toprağı kör edici bir beyazlıkla yıkadı. Dünyanın her köşesinde insanlar başlarını gökyüzüne kaldırdı. Güneş geri dönmüştü ama bu bir lütuf değil, bir patlamaydı.

Görmemesi Gereken O Korkunç Gerçek
Işığın tam merkezinde, o beyaz körlüğün içinde Elara bir anlığına her şeyi gördü. Güneş'in neden söndüğünü, o "Gümüş Kıymık"ın aslında ne olduğunu...

Güneş bir kaza sonucu sönmemişti. Güneş, devasa bir canlının gözbebeğiydi. Elara’nın gördüğü şey, gökyüzünü kaplayan devasa, derisiz ve sonsuz bir varlığın yüzüydü. Güneş dediğimiz şey, bu varlığın bizi izlediği gözüydü ve bin yıl önce biri bu varlığı kör etmek için o gözü hançerlemişti. Şimdi ışık geri dönerken, o devasa varlık da gözünü tekrar açıyordu.

Daha da korkunç olanı; Elara, o varlığın diğer gözünün rengini gördü: Toprak ve Kan. Kendisininkiyle tıpatıp aynı.

Işık sadece karanlığı delip geçmedi; gerçekliğin dokusunu bir kâğıt gibi yaktı. Elara’nın gözlerindeki toprak ve kan rengi fırtına, gökyüzündeki o devasa gözle birleştiği an, kütüphanenin mermer duvarları sessiz bir çığlık atarak toz bulutuna dönüştü.

Ama asıl dehşet bu değildi.

Elara, önünde diz çökmüş olan Gümüş Gözlü Adam’a elini uzatmak istedi. Ancak dokunduğu an, adamın bedeni bir kum saati gibi boşaldı. Adamın kemikleri, eti ve bin yıllık büyüyle ördüğü o buz gibi varlığı, tek bir saniye içinde gri bir kül yığınına dönüştü. Çığlık atacak bir ağzı bile kalmamıştı; sadece havada asılı kalan gümüş bir parıltı ve ardından...Hiçlik.

Elara başını sokağa, şehre doğru çevirdi. Nabzı kulaklarında devasa bir davul gibi güm güm vuruyordu; güm-güm, güm-güm! Şehir sessizliğe gömülmüştü. Az önce panik içinde koşan binlerce insan, birbirine sarılan aileler, sönmekte olan fenerlerin altında ağlayan çocuklar. Hepsi bir anda, sanki biri evrenin üzerine bir silgi sürmüş gibi yok oldular. Kıyafetler boş birer kabuk gibi yere yığıldı. Binlerce ayakkabı sahipsiz kaldı. Sokaklar bir saniye içinde dev bir mezarlığa değil, kimsesiz bir sergi salonuna dönüştü.

Dünya üzerindeki her bir kalp atışı aynı anda durmuştu. Elara’dan başka.

Gökyüzündeki o derisiz devasa varlık, toprak ve kan rengi gözünü dünyaya dikmişti. Ve o gözün her bir kırpışmasında, varoluşun bir parçası daha siliniyordu. Elara, kendi ellerine baktı; parmak uçlarının şeffaflaşmaya, havada dağılan bir duman gibi titremeye başladığını gördü.

Kendi kalp atışının sesi, boş dünyada yankılanan tek melodiydi.

Güm... güm... güm...

Ve sonra, o da sustu.

Yok olan tek şey insanlar değildi.

Giriş sahnesi hakkında düşünceleriniz canlarım?????

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18