2. bölüm · Gölge Ardında: Karanlıkta Kalan Son İz

1. BÖLÜM: ELA HARELERİN

Zümra Tunçay

DÜZENLENECEK!
(Selim ve murat aynı kişi.)

Evvet, selam!

Arkadaşlar normalde 1. Bölüm yayımlanmıştı ama ben düzenlemeye aldığım için en baştan karşımıza geri geliyor haberiniz olsun...

Ve geçmeden, buraya minik bir teşekkür bırakmak istiyorum...

Annem, melek olmuş olsan da, hep yanımda olduğun ve olacağın, bana her zaman destek olacağın içim çok teşekkür ederim. Bak, kızın büyüdü ve hayallerine adım atıyor...

Fazla uzatmadan geçmek istiyorum, bölümümüzün değerini bilelim, bir oy ve yorumlarımızı eksik etmeyelim...

Olmak istediği kişi uğruna vazgeçmeyenlere...

1. BÖLÜM: ELA HARELERİN

13. Yıl önce,
Yazar anlatımıyla...

Kuşların cıvıltıları, çocuk kahkahaları ve büyüklerin sıkıcı, ciddi olan konuşmaları dolduruyordu avluyu.

Çocuklar koşuyor, düşüyor ve kalkıyordu. Hepsi kendi dünyasında eğleniyordu. Aileleri onları bu karanlık evrene sokmamak için büyük bir çaba sarf ediyordu.

13 yaşında ki Çağla, yine sıkılmıştı arkadaşlarının oyunlarından. Seksek, kovalamaca, saklambaç...

Saçma geliyordu Çağla'ya, ressim çizmek, paten sürmek varken neden koştursaydı ki?

Çağla arkadaşlarına bir açıklama yapmak istemediği için küçük adımlarla kenarı çekildi. Arkadaşı Ahmet ve Sude ip atlıyordu. O yüzden Çağla'yı fark edemezlerdi.

Çağla arkadaşlarının yanından ayrıldığında malikaneye girdi ve direkt merdivenlere yöneldi. Koşar adımlarla merdivenlerden en üst kata çıktı. Koridorun sonundaki en güzel odaya girdi.

Masasına oturup kağıt kalemini aldı. Hep yaptığı gibi başladı annesini çizmeye. Tüm yüz hatlarını heyecanla çizdi. Emekler harcadı. Elleri kalemden lekelerle doldu. Bilseydi olacakları annesinin yanında olmaz mıydı?

2 Saat sonra...

Ezgi hanım kahvesini içerken bir yandan da arkadaşlarını dinliyordu. Büyükler avluya bir masa getirtmiş, mezelerden içkilere kadar dizmişlerdi. Bir tek Ezgi hanım içmiyordu içki. O yüzden elinde kahve vardı.

Elif hanım ile Ali bey küçük küçük atışıyor, Kerem bey masada ki mezelere dadanıyor, Selim ise, aşık gözlerle karısı Ezgi'yi izliyordu.

Büyüklerin sohbeti iyice sarmışken, heyecanlı, hevesli bir çocuk sesi yankılandı.

"Anne! Anne, bak seni çizdim!"

Çağla yine annesine koşturuyordu. Tek sığınağı oydu sanki. Her derdine deva oluyordu annesi. Sevgiyi eksik etmiyordu, etmezdi. Çağla onsuz bir hayatı göz önünde dahi bulunduramazdı.

Ezgi hanım sevecen bir şekilde baktı kızına, Mavi gözleri yumuşacık, sıcacık bakıyordu. Kızı yanına gelince gülümseyip sordu.

"Benim kuzum, yine ne şaheserler çıkarmış. Göster bakalım!" Dedi. Sesinden şefkat akıyordu.

Çağla'nın o küçük hevesi biraz daha arttı. Annesi de heyecanlansın diye ters tuttuğu kağıdı yavaşça çevirip, bir sevinç nidası kopardı.

Ezgi hanım resmi gördüğünde konuşamadı. Yine büyülenmişti, kızı o kadar güzel çiziyordu ki, insan gözlerini ayıramıyordu. Kızının bu yaşta bu kadar yetenekli olması onlar için bir gurur kaynağıydı.

Ezgi hanım kızıyla daha iyi ilgilenebilmek için ayağa kalktı ve hala mavi gözlerindeki büyülenmiş ifade ile dudaklarını araladı. Kızına teşekkür edip övmeyi planlıyordu, ama planının dışında, Ezgi hanımın sesi dışında başka bir ses yankılandı.

Bir vızıltı.

Hayır, sil. bir kurşun. Bir silah.

O kurşun hedefine isabet etti.

Ezgi hanımın dudakları kızına bir şey söylemek için aralanmışken, gözlerindeki büyülenmiş ifadenin yerini acı aldı.

Ezgi hanım ellerini yavaşça karnına bastırdı, ve acı ağır bastı. Kendine hakim olamayıp dizlerinin üzerine sertçe düştü. Gözlerindeki duygular çok hızlı geçiyordu. Sevgi, acı, hüzün...

Ama sabit kalan ve hiç değişmeyen tek bir ifade vardı.

Veda.

Masada ki herkes ayaklanmış, çığlık çığlığa hem Ezgi'ye bakmaya çalışıyor, hem de çocuklarına bakıp sakinleştirmeye çalışıyordu. Koşarak gelen tek isim Selim'di.

"Ezgi'm! Dayan güzelim, lütfen! Ambulans geliyor! Dayan." Selim, karısını hayatta tutturmak için elinden geleni yapıyordu. Gömleğini çıkartıp karısının yarasına bastırdı. Bir yandan ise, kaskatı kesilmiş, gözleri sadece annesinin oluk oluk kan akan karnına bakan kızını buradan göndermeye çalışıyordu.

"Çağla'm babacım, git kızım! Hadi, gelecek annen!" Diyordu.

Sanki tüm sesler kesilmişti Çağla için. Herşey boğuk geliyordu. Tüm sesler, bağırışlar, feryatlar...

Ezgi hanım kendinde bulduğu son güç kırıntıları ile gülümseyip baktı kızına, sanki veda ediyordu, sanki gülüyordu, sanki onu çok sevdiğini ve seveceğini söylüyordu. Sadece bunları kelimeye dökmüyordu.

Ezgi hanım kızının elindeki resmine dokundu, parmaklarındaki kan bulaştı resme. Artık resimde kanlandı. Ezgi hanım dokunacaktı kızına, ama düşündü. Kızına dokunaaydı o da kan olacaktı. O lekelenmemeliydi, o bu evrenden ırak güzel bir hayat geçirmeliydi.

"K-kızım benim, çok güzel yapmışsın." Dedi Ezgi hanım. Kızına veya eşine başka şeylerde söyleyebilirdi. Ama o, son gücünü kızının ona armağan edeceği resmine harcanmıştı. Nedeni vardı.

Çünkü resmi getirdiğinde Çağla çok hevesliydi, annesinden bir yorum bekliyordu. Annesi ise onu yüzüstü bırakmazdı...

Ezgi hanım ağzına yayılan bakırımsı tat ile vücudunun kalan hakimiyetini kaybetti, göz kapakları o canlı mavi gözlerini kapattı. Ve Ezgi hanım kocasının kollarına yığıldı. Kalbi son bir umut ile çarptı. Son nefesini, kan kokusu ile verdi.

Selim bey, feryat figan ağlıyor, bağırıyordu.

Çağla için ise artık herşey son bulmuştu sanki. Hayatında ki tüm renkler, siyaha dönüşmüştü. Annesini gözleri önünde kaybetmişti. Belki de annesi ile duygularıda gitmişti...

Artık hem bir aile eksilmişti, hem bir çocuğun renkleri solmuştu, hem de bir baba değişmişti...

GÜNÜMÜZ,
ÇAĞLA SARCAM...

İz, yaraya benzer ama kalıcıdır. İz, lekeye benzer ama doğuştan gelmez.

İz belki fiziksel belki de ruhsal olanındandır. Peki ya bizim izimiz karanlıktan gelen bir İz ise?

Ben Çağla Sarcam. Buzun üstünde süzülen bir siyah kuğu, hayata getirdiği çizimleri ile sergilerde konuşulan Çağla Sarcam.

Benim hayatımı herkes farklı bilir. Toz Pembe bir masala benzetirler.

Benim hayat defterimin kapağı toz pembeydi çünkü. Ama kimse gelip demedi ki, bu defterin içi nasıl? Neden bakmıyoruz? Herkes dış kapağına aldandı.

Elimde patenlerimle piste yaklaşıyordum. Siyah patenlerim beni daha güçlü gösteriyordu. Yani ben öyle düşünüyordum. Daha rahattı, asildi sanki. Siyah benim hayatımın bir parçası haline gelmişti.

Yavaşça patenlerimizi giymemiz için bırakılan banka doğru yürüdüm. Bugün her zamanki gibi pist boştu. Çünkü pisti kapattırmıştım. Genellikle huzur bulayım, rahatsız olmayayım diye yapardım bunu. Yoksa rahatça kayamaz, huzursuzluğumu atamazdım.

Banka varıp oturdum. Yine kendimi huzurlu hissetmek için gelmiştim. Çünkü buz, benim için huzur ve mutluluk kaynağıydı.

Patenlerimi giydikten sonra alt aparatını çıkartıp piste ilk adımımı attım. Patenlerim pist ile buluştuğu an adapte olmuştu. İşte şimdi ruhumu bulmuştum.

Piste girip yavaş yavaş etrafı turladım. Bunu birkaç defa yaptıktan sonra hafif dönüşlere geçtim...

Küçük yaştan beri buza geldiğim için bu konudaki bilgim çok iyiydi. Annem, ben ve Damla gelirdik piste. Her zaman ilk annem geçer süzülürdü o pistte. Bizde ona özenirdik. Ardından Damla girerdi piste, o güzel süremezdi. Sarsak bir şekilde tutuna tutuna ilerlerdi. Annem ve ben ne kadar yardım etsekte öğrenemiyordu. Annem gülüp geçerdi sonra kollarını bana açardı. Bende hemen piste girer, çıkabileceğim tüm hızıyla anneme sürerdim pateni.

İşin değişik yanı Damla kıskanmazdı. O bize göz süzer ardından kendi çabalarıyla devam ederdi. Bizde annem ile bir çok hareket yapardık.

Ama hepsi mazide kalmıştı işte.

Yaklaşık yarım saat bir sürüşün ardından geri banka gelip patenlerimin bağını açtım. Çıkartıp spor ayakkabılarımı giydim, çantamı alıp çıkışa yöneldim.

Kapı otomatik olarak açılınca yüzüme vuran soğuk esinti ile ürperdim. Biraz soğuk havayı içime çektikten sonra arabaya yöneldim. İyi gelmişti.

Arabamın kapısına vardığımda korumam açmaya kalkışınca onu durdurdum.

"Gerek yok, hoşuma gitmiyor biliyorsunuz." Dedim ve kapı kolunu kavrayıp açtım.

Hiç hoşuma gitmiyordu böyle mevzular. Yani kapımı açmasalardı da olurdu. Her varlıklı insan bunu yaptırıyordu. Bence gereksiz ve saygıdan yoksun bir olaydı.

Arabanın arka koltuğuna yerleşince soförüm de bindi.
"Nereye Çağla hanım?" Dedi Ali.

"Eve gidiyoruz Ali." Dedim ve kafamı cama yasladım. Bugün yorulmuştum. Bu yüzden direnmeden kendimi uykunun kollarına bıraktım.

🔥⛸️

"Çağla hanım geldik." Bir ses ile gözlerimi araladım. Uykum olduğu için toparlanman birkaç saniye sürdü ama sonra nerde olduğumuzu anladım.

Eve gelmiştik. Ali'ye başımı sallayıp teşekkür ettim ve arabadan indim. Dizlerimde katlanılmaz bir ağrı vardı ve malikane bana çok uzak geliyordu.

Arada on adım olmasaydı kendi dediğime inanırdım tabii.

Yavaş ve tembel adımlarla malikaneye yol aldım. Bir yandan homurdanıyor bir yandan çantamdan telefonumu çıkarmaya çalışıyordum. Dip bucak bakmama rağmen yoktu.

En sonunda sinirle adımlarımı durdurup çantama göz gezdirdim. Gördüğüm telefonumla sinirle homurdandım. En derinine girmesi benim sorunum değildi!

Malikaneye girip hemen odama yöneldim. Sohbet edecek havamda değildim. Odama geçip telefonuma bakmak, resim çizmek ve uyumak istiyordum. Bu isteğimi gerçekleştirmek için odama giden merdivenlere basarken arkamdan bir ses duymam ile durup döndüm.

"Çağla gel." diyen babamın sesi ile oturma odasına yöneldim. Odam biraz daha beklemeliydi. Salonda babam oturmuş beni bekliyordu.

Yanına gidip oturunca istemsizce gerildim. Babam ise baba buzu andıran bakışlarını attı ve soğuk bir ses ile konuştu.

"Çağla konuyu uzatmak istemiyorum, yarın yeraltı üyelerinden Kurlakların yalısında balo düzenlenecek ve oraya davetliyiz." deyince bir anlığına kaskatı kesildim. Kurlaklar mı? Onlar biz Sarcamların düşmanları değil miydi?

Ve baba, el insaf be. Çat diye söylenir mi?

Babamda aklımdaki soruyu anlamış olacak ki, ben sormadan cevapladı.

"Evet, Kurlaklarla aramızda düşmanlık var. Ve bu yüzden baloya gidiyoruz. Oraya gidip korkmadığımızı, güçlü olduğumuzu göstereceğiz." dediğinde bütün taşlar oturdu zihnimde. Gözdağı verecektik onlara. Umarım.

Babamı kafamla onayladım ve ayaklandım.

"Tamam." dediğimde kafa salladı ve bende kapıya doğru yöneldim. Artık cidden odama gitmek istiyordum.

Merdivenleri ikişer üçer çıkarak koridorun en sonundaki odaya yani odama geçtim. Derin bir nefes alıp kendimi sırt üstü yatağa bıraktım. Elimdeki telefonun şifresini girerek yatakta karnımın üstüne döndüm ve biraz sosyal medyada takıldım.

Aradan belki 2 belki de 3 saat geçmişti. Saat 8'e geliyordu ve şuan akşam yemeği hazır olmalıydı. Yataktan kalkınca tutulan vücudumu gerdim ve kalkıp giyinme odama yöneldim.

Hava biraz serindi. Malikane sıcak olsa da yine de işimi garantiye bırakmadan uzun kollu çok kalın olmayan gri bir sweat, altına ise siyah bir eşofman giydim.

Zenginim diye evde elbise ile gezmeyeceğim.

🔥⛸️

Resim çizmek istiyordum ama saat ikiye geliyordu ve yorulmuştum. Daha fazla oturmanın bir manası yoktu.

Ayaklanıp üstümü değişmek için dolabıma yöneldim. Kendime siyah bir pijama takımı alıp giyindim, yatağımı açıp arasına girdim.

Yarını düşündüm. Düşmanımızın balosuna gidecektim. Nasıl geçecekti?

Biraz düşündüm. Hal ve hareketlerimi, gözlemlerimi, kıyafetlerimi...

"Kıyafetler!" deyip dehşet içinde ayağa fırladım. Kombinimi yapmamıştım!

Hemen ayaklanıp odamdan çıktım. Yan odamdaki kıyafet odama yönelirken homurdanıyordum.

Odaya çat kapı girip elbiselerin olduğu bölüme ilerledim. Yarın siyah bir şey giymek istiyordum. Biraz siyahların olduğu bölüme göz gezdirdikten sonra aklıma benim için özel tasarım yapılan elbiseye yöneldim.

Elbisemi seçmiştim. Bakalım yarın benden gözünü alabilecek var mı?

Daha fazla oyalanmayıp odadan çıktım, odama geçtim ve yatağa gömüldüm.

🔥⛸️

Ter içinde yataktan fırladım. Yine ele geçirmişti bedenimi, zihnimi ve ruhumu kabuslar.

Nefeslerimi düzene koymaya çalışıyordum
Kalbim delicesine çarpıyordu.

Aklıma gelen şey ile yataktan kalktım ve çizimler için olan masama yöneldim.

Kabusumda bir çift ela göz görmüştüm. Sadece göz.

Rüyalarımı unutan biri olduğum için hemen unutmadan karalamaya başladım.

Göz taslağı, çerçevesi, göz kapakları, göz pınarı, kirpikleri, kaşları, göz bebekleri ve sadece resimde renk alan ela gözleri...

Yaklaşıp üç saat süren resmin ardından nefeslerim düzene girmiş, toparlanmıştım. Daha fazla uyumak istemediğim için bir saat daha telefon ile oyalanıp saat yedide spora çıktım.

Koşu bandında koşarken baloyu düşünmeye devam ediyordum. Her şeyim hazırdı. Daha düşünülecek bir şey yoktu ama benim içim rahat etmiyordu. Sanki bir şey olacaktı.

Baloya gidiyordum. En fazla ne olabilirdi ki?

spor salonunda yaklaşık iki saat geçirdikten sonra kahvaltı için çağrıldım. Yemek salonuna yavaş ve sakin adımlarla ilerlerken acıktığımı fark ettim.

Yemek odasına girdiğimde masa her zamanki gibi donatılmıştı. İçli bir nefes alıp hemen yerime geçtim. Masanın en başında babam oturuyordu. Yemeğine başlamamış her günkü, her sabah ki gibi beni beklemişti.

Daha fazla bekletmemek adına masada bulunan -ki bulunmayan şey yok- şeylerden tabağıma aldım. Peynirler, zeytinler, reçeller, sucuklar, unlu mamuller derken tabağım dolmuştu. Tabağıma iç açıcı bir bakış attıktan sonra babama baktım ve kahvaltıyı başlatmasını bekledim.

Babamda bu beklentimi anlayıp tebessüm etti ve başını küçük bir açıyla sallayarak başlayabileceğimi sessiz bir şekilde onaylamış oldu. Birkaç dakika sessizce geçti aramızdan. Yemeklerimiz bitime yaklaşıyordu ve ben, babamın bir şeyler söyleyeceğinin veya soracağının farkındaydım. Çünkü babam kahvaltısının son kalann lokmasını yemiş, elinde çayıyla bana bakıyordu. Yemeğimi bitirmemi bekliyordu. Ne söyleyeceğini merak ettiğim için hızlıca tabağımda sona kalanları da yedim, ve bende arkamı yaslandım.

Babam da boğazını temizledi ve küçük bir gülümsemeyle konuşmaya başladı.

"Çağla, kızım, biliyorsun ki bu akşam baloya gideceğiz. elbiselerin ve planların hazır mı güzelim?" diye konuşmasını sonlandırdı. Düşününce elbisem hazırdı ve herhangi bir plan yapmayı düşünmüyordum. Doğaçlama hareket edecektik. Zaten oraya saldırı için değil, gözlem için gidiyorduk. Mavi gözlerimi babama dikip dudaklarımı araladım.

"Evet baba, elbisem hazır. Ama plan yapma gereği duymuyorum. Sonuçta oraya saldırıya değil, gözlem yapmaya gidiyoruz değil mi?" diye sorunca babam başını salladı bende devam ettim.

"İşte bak, bu nedenle gerek duymuyorum plan yapmaya. Ve sormayı unuttum baloya kaçta gidecektik? ona göre hazırlıklara başlayacağım da." babam gözlerini kısıp birkaç saniye düşünmek için karşısına baktı.

"Balo saat 7'de başlıyor, ama biz saat 8'de orada olacağız. Ona göre hazırla kendini." diye bitirdi sözlerini. Gözlerini bana çevirdi ve gideceğini belli ederek salon kapısına doğru yürüdü. Kapıyı açan hizmetçilerle saniyeler içinde ortadan kayboldu.

Derin bir nefes alıp ayağa kalktım ve telefonumdan saate bakıp odama yöneldim. Saat daha 10'du ve vaktim çok vardı.

Odama girip ardımdan ayağımla kapıyı kapattım ve direkt masama yöneldim. Yaptığım resmi incelemek istiyordum. O gözler aklımdan çıkmıyordu, beni meraka düşürüyordu. Sandalyemi çekip oturdum. Ela gözlerin süslediği kağıdı elime alıp baktım.

Bu gözler bir kadına ait değildi. Göz yapısından, keskinliğinden anlaşılıyordu. Etrafımdaki insanları düşündüm. Ela gözlü bir yakınım, hatta tanıdığım dahi yoktu. Peki kimindi bu gözler?

Hangi silüet bu ela harelere ev sahipliği yapıyordu?

Peki ya, neden beni bulmuştu bu gözler?

🔥⛸️

Saatler birbirini kovalıyordu sanki. Ama şaka değil cidden o kadar hızlı geçti ki zaman saatin 6 olduğunu yeni fark ediyorum.

Daha fazla oyalanmamın bir anlamı yoktu çünkü, birazdan balo başlayacaktı ve benim artık hazırlanmam gerekiyordu. Yoksa geç kalacaktım. Oturduğun yerden ayaklanıp giyinme odama geçtim.

Sabah uyandığımda seçtiğim elbiseyi elime aldım ve aynanın karşısında kendime tuttum. Oyalanmadan kabinime girip giyinmeye başladım. Üstündeki fazlalıklardan kurtulup, elbiseyi Zarif ve yavaş bir şekilde üzerime geçirdim. Şu an, çok güzel göründüğüme emindim ve bunu kendime kanıtlamak için kabinden dışarı çıktım. Aynanın karşısından kendime baktım. Lendimi keyifli bakışlarla süzüyordum çünkü gerçekten harika olmuştu.

Elbisenin kolları yoktu, elbisenin başlangıcı üstümde tutmak için boynumdan başlıyor, belime doğru açılıyor, kalçamı biraz altında ise derin ve zarif yırtmaç başlıyordu. Elbiseyi biraz daha süzüp yeterince güzel olduğunu kabul ettikten sonra geçici dövmelerimden birine uzandım.

Elime aldığım dövmeyi, sol omzuma yapmak istediğim için ambalajını çıkardım ve sol omzuma bastırdım. Dövme bir çift melek kanadının, etrafını Demir zincirle sarılmış haliyle karşımıza geliyordu. Dövmedeki bir çift melek kanadı Sanki o Demir zincirlerden kurtulmak istiyormuş gibi görünüyordu, ama o Demir zincirler onu sıkıştırıyordu. Bu dövmeyi çok seviyordum ve bunu yapmanın en doğru karar olduğunu iyi ki düşünmüştüm.

Dövmenin kağıdını çıkardığımda omzumda istediği yere dövmem geçmişti ve artık daha da güzel görünüyordu.

Kendime boya aynasını baştan sonra bir bakış atınca, ayakkabılarımın eksik olduğunu gördüm. Topuklu ayakkabılarımı bulunduğu bölüme yani, sağ reyona geldiğimde gözüme siyah bir çarptı. Bu ayakkabı parmaklarıma kadar ayağımı kapatıyordu.

Yaklaşık 9-10 santimetre uzunluğundaki topuğu, beni olduğum boydan daha uzun gösteriyordu. Topuğun ise altın renkti, ama sade bir topuk değildi. V, S ve L harflerinin birleşimiydi.

Zamanımın daraldığını fark edince ayağıma ayakkabılarımı geçirip, bu sefer odama saçlarımı yapmaya yöneldim.

Odama girdiğimde makyaj aynamdan kendime baktım. Kızıl saçlarımı dalgalı yapmanın güzel olacağını düşünüp makyaj dolabımın kapağını açtın ve için içinden yanık koruyucu spreyimi çıkardım. Spreyimi saçlarıma yanmasın diye sıktım ve yaydım. Şu an saç yanması gibi bir durumla uğraşabileceğimi sanmıyordum.

Saçlarıma sprey yeterince yaydığımdan emin olunca maşamı aldım ve saçlarımı teker teker tutamlara böldüm. Böldüğüm tutamları makinenin içine sıkıştırıp, birkaç saniye aralıklarla serbest bıraktım.

Yaklaşık yarım saatin sonunda, tüm saçlarımı dalgalandırmıştım ve çok güzel görünüyordu. Ama ben biraz daha doğal görünmesi için, parmaklarımı saçlarımın diplerinin arasından uçlarıma kadar daldırdım ve saçlarım hafif bir tonla karıştırmaya başladım.

Saçlarımın daha doğal gözüktüğünden emin olduktan sonra saçlarım bozulmasın diye spreyimi aldım ve saçlarımın üstünden sıktım. Saçlarımı da bozulmayacağına emin olduktan sonra sıra makyajıma gelmişti. Makyajım için makyaj masama oturdum ve şeffaf makyaj malzemelerimin bulunduğu çekmecelerimi açtım.

İlk olarak elime tenimle en uygun renkte bulunan fondötenimi aldım ve yüzümü her noktasına yaymaya başladım. Çok abartı olmayacak şekilde yüzüme bir katman yaptıktan sonra Göz altlarım dikkatimi çekti. Yorgunluktan dolayı morarmaya başlamışlardı ve hiç güzel bir görüntü yaratmıyordu bu.

O yüzden kapatıcımı alıp göz altlarımı kapattım ve yüzümde bir kusur kalmadığını emin oluncaya dek bu işleme devam ettim.

Sıra göz makyajıma gelmişti, mavi gözlerime en uyabilecek renkte olan farlarımı masanın üstüne dizdim ve göz gezdirmeye başladım. Gri, bej, bronz ve kahverengi renklerden oluşan farlarıma baktım, en iç açıcı gelen renk olan yani gri rengi elime aldım.

Gri farımı iki göz kapağıma da en güzel şekilde yaydım, ardından farklı tonlarda da gri farlar aldım ve göz kapağımın üstüne yaydım.

Güzel bir tonlama oluşturana kadar devam ettim. Sonuç hoşuma gittiğinde farları bıraktım. Şimdi de eyeliner çekmeye gelmişti sıra

Siyah eyeliner mı elime aldım ve kirpiklerimin dip noktasından zarif, az da olsa uzun bir çizgi çektim. Ardından göz makyajıma uyuşabilecek bir şekilde eyeliner'ın kalınlığını ayarladım.

Göz makyajımın bittiği kanaatine vardığımda kaşlarımı çok yoğun olmayacak şekilde şekillendirdim ve yüzümün üst bölgesinin makyajını hallettiğimi anladım.

Yanaklarım, daha canlı görünsün diye elime allık aldım ve yeteri kadar yanaklarıma yaydım. İki yanağımı da eşit oranda yer yayınca, elmacık kemiklerim belirgin olsun diye kontörümü de sürdüm.

Şu ana kadar gayet iyi ilerliyordu.

Sıra dudaklarıma geldiğinde aynada kendimi süzdüm ve dudaklarıma bordo rujun yakışabileceğini düşündüm. Bunu kendi çapımda onayladığımda rujumun, yarı koyu tonlamasında bir dudak kalemi aldım ve dudağımın üstünden geçmeye başladım.

Dudaklarımda ki keskin olan çizgileri, bir mendil yardımıyla sildim. Dudak kaleminin güzel olduğu zamana geldiğimde bordo rujumu aldım ve iki dudağıma da eşit şekilde yaymaya başladım.

Rujlarımı da yaydığımda makyajın tamamen bitmişti. Son noktası olarak yüzüme makyajımın bozulmaması için spreyimi sıktım ve makyajımı da tamamladım.

Sıra takı ve çantaya gelmişti. El çantası olarak siyah sade bir çanta seçtim. Açma yerinin ucunda yine topuklu ayakkabımın topuğundaki, desenler ile aynı modele sahip olan altın renkli bir şey duruyordu. Bu çanta kombinime uymuştu.

Takı olarak küpelerimi, altın orta boy halka küpeler seçtim. Boynumun boş olduğunu fark ettiğimde, boynuma altın zincirlerden oluşan bir kolye taktım. Sade bir kolyeydi, sadece altın renkti.

Saate baktığımda saatin 7.30 olduğunu gördüm.
"Ah be Çağla, hızlı be kızım." Diye söylendim ve hemen eşyalarımı alıp kapıya koştum.

Aşağı indiğimde babam arabanın önünde beni bekliyordu. Beni baştan aşağı süzdü, küçük bir tebessüm etti ve arabaya bindi. Arkasından ben de bindiğimde şoförümüz de yerine yerleşti ve arabayı çalıştırdı.

"Çağla'm bu ne güzellik?" Diye sorunca babam dudaklarımda bir kıvrım meydana geldi. Babam ise sözlerine devam etti.

"Kızım, baloda çok uzun durmayacağız. Ben sadece baloya gelen üyeler ile sohbet edip bizim tarafımıza çekmeye çalışacağım." Dedi babam. Bu konuda pek bir yorum yapmak istemediğim için kafamı sallayarak onayladım. Sanırım şu balo bitmeden normal konuşmamız olmayacaktı.

🔥⛸️

Araba durunca geldiğimizi fark edip etrafı süzdüm.
Güzel, ihtişamlı bir yalıya gelmiştik. Burası Kurlakların yalısıydı.

Kendimi biraz esnettim ve babam inince bende indim. Gerilmemem gerekiyordu, ama nedense içimde bir huzursuzluk vardı.
Çok umursamamaya karar verip babamın koluna girdim ve konuşmadan yürümeye başladık.

Yalıya biraz daha yaklaştığımız önünün acayip kalabalık olduğunu gördüm. Hayır, gelen davetliler değildi. Magazindi.

Her zamana yaptığımız gibi korumaların yardımı ile alandan geçtik. Geçerken bir çok soruya maruz kalmıştık.

"Çağla sarcam, neden düşmanınızın balosuna geldiniz?"

"Sarcamların düzenlediği bir plan mı var?"

"Buraya gelmenizden dolayı Kurlaklar ile aranızda bir şey olduğunu düşünebilir miyiz?"

Ve daha fazlası.
Bu sorulara alışmıştım, ama yine de boğucuydu. Her an heryerden soru geliyordu.

Yalının merdivenlerini usul bir şekilde tırmanıp görevlilerin açtığı kapılardan içeri girdik.

İçeri de, dışarı da olduğu kadar büyük bir gürültü yoktu. Loş ışıklar, soft müzikler ve sahte kahkahalar eşlik ediyordu balo salonuna.

Babamın yönlendirmesi ile masamıza doğru ilerledik. İlerlerken bir garsonun elinden kırmızı şarap almayı ihmal etmemiştim.
Masamıza geldiğimiz de oturdum. Babam ise benim oturduğumu gördükten sonra kafasını küçük bir açıyla sallayıp gideceğini belli etti.

Bende kafamı sallayıp onayladım. Şuan yeraltı üyeleriyle konuşup bizin tarafımıza çekmeye çalışacaktı. Başarabileceğini düşünüyordum.

Elimdeki şarabımdan bir yudum alıp etrafı süzdüm. Herkes birbiriyle konuşuyor soft müziğe eşlik ediyordu.

Gözüme normale göre daha dolu bir masa çarptığında oraya odaklandım. Yaklaşık 10-15 kişinin bulunduğu bir masaydı. Baz kişiler ayakta kalmış bazıları oturuyordu.

Bu daha fazla ilgimi çekmediği için orayla olan göz kontağımı kestim ve etrafa bakmaya devam ettim.

Ama nedenini anlamadığım bir şekilde, içimde ki huzursuzluk devam ediyordu.

Sonuçta bir baloydu, olacak bir şey yoktu.

🔥⛸️

Aradan yaklaşık bir saat geçmişti. Babam arada masaya geliyor, beni kontrol ediyor, istediğim birşeyin olup olmadığını sorup geri gidiyordu.
Ondan duyduğum üzere birkaç üye belki bizim tarafımıza gelebilirmiş. Bu işler beni pek ilgilendirmiyordu. Ama ne kadar istemesem de babamdan sonra, Sarcamların varisi olarak ben geçecektim babamın koltuğuna.

Bunu düşünmek canımı sıktığı için makyajımı tazelemek adına elimdeki şarabımla ayağa kalktım. Kalmışken etrafı sürmeyi ihmalde etmiyordum.

O sırada birkaç metre uzağımda duran bir beden dikkatimi çekti. Orada durup biriyle konuşuyordu. Onu baştan sona süzdüm, dikkatli bakınca onu, düşmanımız olan Kurlakların varisi Ateş Kurlak olduğunu fark ettim.
Hedefimde lavaboya girmeden önce elimdeki şarap bardağını garsona teslim etmek vardı. Lakin fark ettiğim bir şey ile donup kaldım ve bardağı yere düşürdüm.

Daha dikkatli bakınca bir adım geriledim.

Bu oydu...

Kabusuma giren ela gözlerin sahibi Ateş Kurlaktı...

🔥⛸️

BÖLÜM SONU!!!

NASILDI?

BÖLÜM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ NELER?

SİZ BÖYLE BİR KARŞILAŞMA BEKLİYOR MUYDUNUZ?

Ve arkadaşlar sizden bir ricam olacak, bu kurgumun ilk bölümüdür ve desteğe ihtiyacım var...

!random yorum yazanların yorumlarını sileceğim.!

Bana ulaşmak için,

İnstagram: Zümra_booktokgram
Tiktok: zumraasq
Wattpad: zumraasq_13

Yeni bölüm hakkında spoi, soru-cevap, sohbet için ise WhatsApp kanalım:

Takip etmeyi ve destek olmayı unutmayınnn🫶🏻

İyi okumalar gölge ardında ailesi...

Seviliyorsunuz... 🔥⛸️