3. bölüm · Gölge

3. Bölüm

Lavinia Cyln

RÜZGAR EREN DEMİR'DEN

İçimdeki ateş gitgide daha da çoğalıyordu. Derin bir nefes alarak başımı sola çevirdim. Gözleri kapalıydı. Nefes alış verişi düzenliydi. Uykusu hafifti. Birkaç dakika geçtikten sonra yavaşça kafasını omzuma doydum. İnledi acıyla ama gözlerini açmadı. Uyumaya devam etti. Canı yanıyordu. Hemde çok bunun farkındaydım. Koruyamamıştım. En savunmasız halinde koruyamamıştım.

2 gündür buradaydık. İlaçlarla uyutuyorlardı itler. Konuşmam için ona zarar veriyorlardı. Biliyorlardı. Eğer ilaç vermezlerse burayı başlarına yıkacaktı. Ne yaptığını tam çözemezsem de bildiğim tek bir şey vardı. Adı bile yetiyordu titremeleri için. Nasıl başarmıştı bunu bilmiyorum ama kolay değildi bunu başarmak.

Derin bir nefes aldım. Elimi boynundaki yaraya attım. Ufak dokunuşlarla yaranın üstünde gezindi parmaklarım. Elime bulaşan sıvıyla geri çekildi parmaklarım. Daha tam uyumamıştı. Ellerim bu sefer kucağındaki ellerine gitti. Ellerini alıp kucağıma çektim. Bakışlarım ellerindeydi. Elinin tersinde ufak bir çizik vardı. Sarmıştım. Parmaklarım sargının üstünde gezindi. İçim yandı. İki saat önce yandığı gibi yandı.

Bana işkence etmek için açılmıştı bu yaralar. Bu çizikler pek önemli değildi aslında ama boynundaki yara kolay geçmeyecekti buna emindim. Parmaklarım parmaklarıyla oynadı. İçimdeki ateş az da olsa sönmüştü biraz. Karşımdaki duvara baktım. Kirden belli olmuyordu.

"Sana yemin ediyorum yanlarına koymayacağım bunu. Ölürken hepsinin boynunda senin ki gibi derin bir bıçak yarasıyla acıyla ölecekler." derken buldum kendimi. İzlemek istiyordum amaçsızca. Ama canı yanar diye kıpırdayamıyorum. 15 yıl önceydi onu ilk görüşüm. Son olur sanmıştım ama yanılmıştım.

•••••••••••••••••••

15 Yıl Önce

(Yazarın anlatımıyla)

Küçücüktü Kumru. Daha yeni on yaşına gireli 2 gün olmuştu. Babası şehit düşmüştü doğum gününde. Annesi gibisi babası da gitmişti. İç sesi o gün bu son bekleyiş Kumru demişti. Kötü günler bitmiş demişti ama yanılmıştı ilk defa. Ne kötü günler bitmişti ne de bekleyişler.

Yetimhane kapısından bu sabah girmişti. Canı yanıyordu ama ağlayamıyordu. Çünkü ağlayacak vakti yoktu. Cenazeden sonra kimse ona sahip çıkmamıştı. Onu buraya atmışlardı. Yatağında uzanıyordu Kumru. Bugün kahvaltıya gitmemişti. Aç değildi.

Tam uyuyacakten yanına gelen bir kız çocuğuyla irkildi Kumru. Kendisinden büyüktü. Açık kahverengi saçları vardı. Gözleri gökyüzü gibiydi. Masmavi. Kumru kıskandı içten içe. Onun gözleri lacivertti. Siyah gibi. Ama bunu ona söylemedi Eda'dan gördüğü gibi tip tip baktı sadece.

Kız gülümsedi bu bakışlara. "Yenisin sanırım baban şehit düşmüş duyduğuma göre." deyip sustu bir süre sonra devam etti. "Üzüldüm. Ama bak üzülme. Sen en azından babanın kim olduğunu biliyorsun." deyip burukça gülümsedi.

Kız devam etti konuşmaya. "Ben bilmiyorum babamın kim olduğunu neyse. Ben Anka senin adın ne?" diye sordu merakla. Kumru merak etmişti bu kızı. Nedense yanında sanki babası varmış gibi huzurluydu. Yattığı yerden doğrulup "Kumru" dedi sadece.

Anka tam ağzını açmış konuşacakken yatakhanenin kapısı açıldı. İçeriye bir kadın girdi. Sert bakışlarını Anka'ya çevirdi. "Anka hazırladın mı eşyalarını? Seni bekliyorlar haydi." dedi sinirle. Anka güldü.

Kumru'ya dönüp "Bugün benim buradaki son günümdü. Seninle tanıştığıma memnun oldum Kumru. Kendine iyi bak. Görüşmek üzere." dedi ve uzaklaştı. Kadının yanına gidip "Hazırım ben." dedi buruk bir neşeyle. Sonra tekrar Kumru'ya dönüp elini salladı. Kadınla beraber odadan çıktılar.

Kumru bakakalmıştı. Arkadan gelen bir sesle kendine geldi. "Yeni ailesine gidiyor." demişti erkek bir çocuk. İki yatak ötesinde ondan büyük koyu kahverengi bir çocuk vardı. Gözlerine bakakalmıştı bu sefer Kumru. Çünkü bu renkte daha önce bir göz görmemişti. Gözleri griydi. Hemde çok güzel bir gri.

Bunu dile getiremeden duramadı. "Gözlerin çok güzel." dedi hayran hayran. Çocuk bunu beklemiyordu şaşkınlıkla kız çocuğuna baktı. Ama bakmaz olsaydı. İçinden bir küfür savurdu. Kendi gözlerinden haberdarı var mı acaba? diye düşündü.

Lacivertti gözleri Kumru'nun. İçinde nokta nokta siyahlıklar bulunurdu. "Adın ne?" diye soruverdi Kumru. Utanmıştı. Bu yüzden gözlerini kaçırmıştı onu izleyen gözlerden. Bu soruyla kendine gelmişti çocukta. Bakışlarını karşısındaki duvara çevirdi. "Rüzgar." dedi sadece.

"Hmm güzelmiş." dedi Kumru. İlk defa biriyle konuşmak istiyordu. "Sen neden burdasın?" diye sordu bu defa. "Cezalıyım o yüzden burdayım. Yarın gidiyorum." dedi soğuk bir sesle.

O gün Kumru hiç konuşmadığı kadar konuştu. Rüzgar da bir yerden sonra konuşmaya başladı. Hayaller kurdular birlikte. Oyunlar oynadılar. Yarın ise ikisi de çok uzaklara gittiler. Kumru ajan olmak için eğitime gitti. Rüzgar nefret ettiği babasının yanına gitti. Anka'nın yolu ise zorlu bir hayattan sonra mutlu bir hayata gidiyordu.

Üçü de bilmedi ama bugünü yüreklerin en derin köşesine işlediler. Üçü de aynı hayali kurdu o gün. Asker olmak. Uzun yıllar bekliyordu onları. Ama bugünü sadece üç kişiden biri hatırladı.

•••••••••••••••••••

ANKA MAVİ PUSAT'TAN

Ağzımdaki kan tadıyla yüzümü buruşturdum ama canım yandı. En son ne olmuştu? Vücudumun her yeri ağrıyordu. Gözlerimi açmaya çalıştım. Işık yüzünden açamamıştım. Birkaç denemeden sonra başarmıştım. Tavandaki beyaz ışığın kaynağı olan lamba ile bakıştık bir kaç saniye. Sonra beyaz duvarlarla.

Neredeydim ben? ne işim vardı benim burda? Sonradan gelen farkındalıkla aydınlandım. Hastane odasındaydım. Koluma bağlı bir serum, kalp atışlarımı kontrol eden bir monitör vardı. Üstümde hastane elbiseleri vardı. Ne olmuştu bana?

Zihnim bana son yaşattıklarımı sundu. Köydeydik. 2 gün önce Hakkari'den Iğdır'a gelmiştik. Tayinimiz çıkmıştı Rüzgar'la. Aynı yerde görev yapacaktık yıllardır olduğu gibi. Geldiğimizde acil bir operasyon olduğunu öğrenmiştik. Gönüllü olarak yardım timine girmiştik.

Operasyonun başında Gölge timinin komutanı Kumru Pusat vardı. Kim miydi? Kumru Pusat yıllardır kimsenin yapamadığını yapmıştı kısa bir sürede. Terörün korkulu rüyası olmuştu. Çıktığı görevlerde kısa bir sürede Kıdemli üsteğmen olmuştu.

Bir çok lakap takılmıştı kendisine. Pusat, Komutan Gölge, Gölge, Kumru Gölge, Komutan Pusat gibi bir çok lakabı vardı. Ama en çok bilinen ise Gölge olmuştu tartışılmaz. Şanı daha bizim oraya kadar gelmişti.

Bir ara sınırda bir operasyonda esir alınmıştı. Hiç bir iz bulunmamıştı. Bize yakın olduğu için görev emri gelen bir timdeydik. Tam çıkacakken haber gelmişti daha doğrusu kendisi. Elinde örgüt için önemli olan iki adamla girmişti askeriyeye. 3 saat geçmişti oysa esir alındığından. Şaşırıp kalmıştık çoğumuz.

Sonradan öğrendiğime göre esir alınmamıştı aslında hepsi bir oyundan ibaretti. Götürüldüğü yer bir silah deposuymuş. İçeridelerin üstüne patlatmıştı depoyu . Üstüne örgüt için önemli iki lideri eline geçirmişti. Biri kaçmıştı elinde yolda. Yakınlardaki bir konsolosa saklanmıştı. Devlet, savaş dinlemeden girip almıştı iti.

O adamın geldiği hali unutmamıştım hala. Eli parçalanmıştı. Sol bacağında iki kurşun vardı. Kolunda ve omzunda ise birer kurşun çıkmıştı. Yüzü ise darmadağın. Kaşlar, dudaklar patlamıştı. Yüzünde derin bir bıçak izi ve moraran yerler vardı. Şükretmeliydi. Bir yerleri koparıp verilmediğine.

Gülmüştüm o gün. Kumru Pusat esir alınmayacağını o gün herkese göstermişti. Timiyle birçok operasyona çıkmıştı. Her birinde ise başarılarına başarı katmıştı. Herkesin dillerindeydiler. Gölge timine girmek isteyen bir çok asker vardı. Gölge timi kim miydi?

Kıdemli Üsteğmen Kumru PUSAT
Astsubay Kıdemli Başçavuş Kutay ÇETİN
Astsubay Kıdemli Başçavuş Pamir KUZGUN
Astsubay Başçavuş Toprak ARSAL
Astsubay Kıdemli Üstçavuş Alaca YILDIZ
Astsubay Kıdemli Üstçavuş Kaan ŞİMŞEK
Astsubay Üstçavuş Ulaş TEPE
Astsubay Üstçavuş Emir KARAN
Astsubay Kıdemli Çavuş Atlas Ateş KESKİN
Astsubay Çavuş Kamelya OLİVER

Gölge timiydiler.

Kardeş gibiydiler. Birbirine bağımlı gibi.

Tek bir kere görmüştüm Kumru Pusat'ı. Sertti. Bakışlarıyla bile öldürürdü düşmanını. Bir yandan anlıyordum örgütü de. İnsan hiç bakışlarıyla adam öldürebilir miydi? Bu öldürüyordu hem de tek bakışıyla. Ben bile korkmuştum.

Derin düşüncelerimi içeriye giren bir askerle bölündü. Siyah saçlarla sahip beyaz tenli bir askerdi. Yeşil gözleri bir ormanı andırıyordu. İri yapılı 1.90 boylarındaydı. Askeri üniformanın içindeydi.

"Sonunda uyandın. Ağrın var mı?" dedi.
"Hayır yok." dedim doğrulmaya çalışarak.

Yanıma yaklaşıp "Kendini zorlama."deyip yatırdı beni tekrar yatağa. "Doktoru çağırıp geliyorum. " deyip çıktı.

Bir kere daha doğrulmaya çalıştım ama bu sefer acıyla inledim. Karnımda keskin bir ağrı vardı.

Kapı tekrar açıldı. Bu sefer doktorla o asker gelmişti. Doktor yirmili yaşların sonundaydı. Erkekti. Boyu en fazla 1.75'di. Esmer kara gözlüydü.

Yanlış hatırlamıyorsam bu asker köyde de vardı.

Doktor "Nasılsın? Ağrın var mı?" deyip muayeneye başladı. Muayene bitince " Çabuk iyileşiyorsun birkaç güne böyle ilerlersen taburcu olursun." deyip askere döndü. "Hala haber yok mu Pamir?" diye sordu merakla.

Asker bakışlarını benden çekip doktora çevirdi. "İki saat önce Kumru iletişime geçmiş. Fakat bunun dışında haber yok. Araştırıyoruz." dedi sakin ama sabırsız bir dille.

Bende meraklı bakışlarımı ona çevirdim. Büyük ihtimalle Gölge timindeydi. Bildiğime göre Kumru; Pamir ve timdeki herkesten üstündü. Neden komutan demek yerine ismiyle hitap etmişti? Bu yasaktı.

Doktor "Haberi ulaştıysa yakında burda olur demektir. Merak etmeyin. Kumru güçlüdür. " dedi Pamir'in omzunu sıvazlayarak. Belliydi o da merak ediyordu.

Doktor "Neyse benim bakmam gereken hastalarım var. Sonra konuşuruz." deyip bana döndü. " Sana da görüşmek üzere." deyip çıkışa doğru ilerledi.

Bir kaç adım sonra ise durdu. "Biz tanışmadık senle." deyip yanıma geldi. Elini uzatıp "Kerem ben. Bu hastanede doktorum." dedi.

Bende elimi elinin içine bırakıp "Anka. Bende buralarda askerim. " dediğimde güldü.

Elini çekmeden "Sonunda beni anlayan bir asker." diyerek Pamir'e döndü sonra yine bana. " Tanıştığımıza sevindim komutan. " dedi elime serbest bırakarak.

Arkada duran Pamir'i işaret ederek "Bakma sen bizim oğlana biraz serttir ama pamuk gibidir." dedi alayla.

Pamir Kerem'in ensesini kavrayıp "Pamuk ne lan? Daha düzgün bir şey diyemezsin değil mi ? Olmadı bir de minnoş deseydin. " dedi sinirle.

Kerem güldü. "Ha aferim böyle neşen yerine gelsin koçum. İki gündür asık suratla yanımda bütün enerjimi sömürdün." dedi alayla.

Pamir zorla Kerem'i kapıya sürükledi. "Doktor yine keyfin yerinde anlaşılan. Benle uğraşma git Ulaş'la falan uğraş. Canım zaten sıkkın. Haydi hasta bekletilmez. Bir de başımıza doktor oldun çıktın. Yeter." deyip kovdu.

Kerem yüzündeki gülümseme ile öpücük atınca kapıyı da yüzüne çarptı. "En son çok pis dayak yiyecek o olacak" dedi sinirle.

"Birşey sorabilir miyim?" dediğimde bakışları bana döndü. Sonradan gelen farkındalıkla hazır ol duruşuna geçip "Emredersiniz komutanım." dedi. Bu hali gülmemi sağladı. "Az önce nasıl rahatsan o hale geç. En son ne oldu?" dedim merakla.

Duruşunu bozmadan " Köy temizlendi. Ama Komutan Kumru Pusat ve Komutan Rüzgar Eren Demir esir alındı. Kendilerinden haber yok. İki saat önce Komutan Kumru iletişime geçti lakin yer tespit edilemedi ve şu an kendilerine ulaşılamıyor." dedi tek nefesle.

Nasıl ulaşılamıyordu. "Kaç gündür haber alınamıyor ve ben ne zamandan beri burdayım?" dedim endişeyle. " İki gündür burdasınız ve iki gündür esirler." dedi.

"Bana kıyafet bulabilir misin?" dediğimde soru soran bakışlarla "Anlamadım?" dedi. Derin ve sıkıntılı bir nefes bırakıp "Bu kıyafetlerle askeriyeye gidemem değil mi?" dedim imayla. "Ama-" lafını kesip "Bu bir emirdir." dedim sert bir sesle.

"Emredersiniz komutanım. 8
İznizle. " deyip çıkışa doğru ilerledi. "Kumru şu an iyi ki burda değil yoksa beni gebertirdi." diye söylendi.

Ben Anka Mavi Pusat'tım. Üsteğmendim. Altımdaki askerler emirlerimi yerine getirmek zorundaydı. Çünkü kendinden üstün bir komutanın emirlerini yerine getirmek zorundaydılar. Yani kısaca emir demiri keserdi ya da öyle bir şeydi. Tam hatırlayamıyorum.

2 Saat Sonra

Askeriyenin kapısından içeriye girdiğimde büyük bir kargaşa vardı. Herkes bir şeylere koşuyordu. Yatakhaneye gidip üniformamı giydim. Sonra soluğu Selim Albay'ın odasında aldım. Kapıyı iki kere tıkladım. İçeriden gelen gel sesiyle kapıyı açtım. Hazır ol konuma geçtim.

"Komutanım bir haber var mı?" diye sorduğumda açılan kapıyla kapıya döndük. İçeriye giren asker hazır ol duruşuna geçip " Kumru Komutan'dan haber var." dedi telâşlı bir sesle.

Selim Albay koltuğundan kalkıp çıktığında bende peşinden gittim. Pamir'den öğrendiğime göre köyün son durumu iyidi. Son istihbarat sayesinde çok yaralı olmamıştı ama yine de çok kan verilmişti. Muhtar örgütün adamlarındandı. Düğün kına hepsi tuzaktı. İntikam için böyle bir oyun kurmuşlardı ama hala Rüzgar'ı almalarının nedenini bilmiyordum.

Kumru Komutanı bir yere kadar anlayabilirdik ama Rüzgar ne alakaydı? Onu çözebilmiş değildim. Daha yeni gelmişti ve bu yüzden çok tanıdık değildi. Ama her ne olduysa onu da esir almışlardı. En son hatırladıklarım beni bir nedene sürüklüyordu ama çok saçma.

Rüzgar en son Kumru Komutanı kurtarmaya gitmişti. Her ne yaptıysa çok sinirlenmişlerdi ve onu esir almışlardı. Ama böyle olsaydı tek bir kurşunla beynini dağıtmak daha mantıklı geliyordu.

Ana odaya geldiğimizde Selim Albay'ın bir baş hareketi sayesinde görüşme başladı. Karşı taraftan " Gölge 1'den Gökyıldız'a " gelen ses Kumru Komutanındı. Selim Albay "Gökyıldız dinlemede. "

Karşı taraftan nefes sesleri geliyordu. "İki saat içinde buraya bir ekip yollamalısınız. Apo bir saate burada olacak. Bu bir fırsat. Apo'yu elimize geçirebiliriz. " dedi tek nefesle. Sesi iyi geliyordu.

"Bu riskli " dedi Selim Albay. Karşıdan gelen sıkıntılı bir nefesten sonra "Komutanım ister timi yollayın ister yollamayın ama ben bu fırsatı değerlendireceğim. Her ne olursa olsun." dediğinde yutkundum.

Bir albayla böyle konuşamazdın. Selim Albay derin bir nefes bıraktı. "Koordinatları söyle. Timin yola çıkıyor şimdi. " dediğinde şaşırmıştım. Sinirlenmişti.

Sonra bir askere dönüp " Gölge'yi çağır." dedi. Karşıdan gelen ses zafer kazandığını sesine de yansıtıp "Sınırdayız komutanım. " dedi ve koordinatları söyledi. Ardından "Komutanım sizden bir ricada bulunabilir mıyım?" sordu. "Dinliyorum."

"İki silah deposunun yerini öğrendik de. Tumturaklı'ya haber salsanız da zahmet olmasın patlatsın. " dedi eğlenir bir sesle. Askerlerden biri "Başka emrin var mı?" dediğinde karşıdan gelen kahkaha sesi bütün odayı doldurdu.

" Gel beni al burdan. Beraber patlatalım. " dedi neşeyle. Sonra yine odayı sen bir kahkahası doldurdu. Tumturaklı denen adam " Güzel fikir. En son beraber patlattığımızdan bu yana iki ay geçti. " dedi o da neşeyle.

Albay gülerek başını iki yana salladı. "Sizden adam madam olmaz." dediğinde Kumru Komutanın sesi duyuldu yine. " Hiç itiraz etmeyin komutanım. Siz bizi böyle seviyorsunuz."

Tumturaklı "Başlama şimdi yalakalığa da söyle ne zaman orda olayım. Eğlenceyi kaçırmayı sevmem bilirsin. Orayı da patlatalım. " dediğinde içeriye Gölge timi girdi.

Kumru Komutan "Çok boş yaptık Tumturaklı. Haydi ekibi topla gel de eğlence başlasın. " deyip kapattı. Tumturaklı başını iki yana sallayıp güldü.

"Komutanım size kaç kere dedim bir kontrol yapalım dedim. Ama beni dinlemiyorsunuz. Bu kız deli. Tahtaları falan eksik. Esir alınmış gel bomba patlatalım diyor. " dedi yarı alay yarı ciddiyetle. Sonra devam etti. " Bence şu sınırdaki operasyonda helikopterden inerken düşüp kafayı çarptı. " dedi ciddiyetle.

Esmer kahve gözlü 185 boylarında gölge timinden biri "Yanlış hatırlamıyorsam orda kafayı çarpan sizdiniz komutanım. " dediğinde herkes şen bir kahkaha attı.

Tumturaklı sinirli bir sesle "Bu kızıl yüzünden oldu." deyip kızıl kıvırcık bir askeri gösterdi. O da gölge timindendi.

"Komutanım beni yanlış anlamayın ama hepsi sizin yüzünüzden oldu. Benim yükseklik korkum olduğunu söylemiştim daha önce ama siz direttiniz beni. Bilmem korkularımın üstüne yürüyemesem korkularımı hiç bir zaman aşamam da dediniz. Sonra beni aşağıya attınız. Paraşütünüzü almayı unutan sizdiniz."

Tumturaklı "Akıl mı bıraktın lan." diye yükseldiğinde kızıl olan " Komutanım sizi kurtaracağım diye ölüyordum ben az daha." dediğinde ensesine bir şaplak yedi. Esmer çocuktu.

"Ne kurtarması ağlamaktan başka bir şey mi yaptın? Sizi kurtaran Atlas ile Kumru komutandı. Birde sizin yüzünüzden bütün sürpriz bozuldu ben hala ordayım. " dediğinde Kızıl ve Tumturaklı bir şey demek için ağızlarını açtılar ama Selim Albay'ın sesi yüzünden sustular.

"Yeter. Bırakın artık goygoyu da işimize bakalım. Ben sizi çok şımarttım. " deyip sert bakışlarıyla hepsini süzdü.

"Neyse cezanız sonra verilecek. Şimdi helikopterle alana gidip Apo'yu alın. Sonra depoları patlatın da kimle uğraştıklarını görsünler. " dedi sert bir sesle.

Herkesden emredersiniz komutanım sesleri yükseldi. "Tamam şimdi hazırlanın 10 dakikaya çıkıyorsunuz. " dedi.

"Komutanım izninizle bende katılmak istiyorum. " dediğimde bütün bakışlar bana döndü. Selim Albay beni süzüp "Yaralısın sen " dediğinde "Ufak bir yara önemli değil." dedim.

"Ben anlamadım. Herkes bir bana karşı çıkıyor. " dedi kırgın bir sesle. Sonra "Neyse ben size karşı çıkmayı göstereceğim. Sende gidebilirsin. Komuta sende Kumru'nun yanına gidene kadar. " deyip çıktı.

Herkesin bakışları bendeydi. "Tamam haydi çıkalım o zaman " dedim ve çıktım. Benim sabahtan beri orda olduğumu farketmemişlerdi.

•••••••••••••••••••

Yorumlarınızı merak ediyorum. Bu yüzden yorum yaparsanız bence bir şey olmaz..