3. bölüm · GÖKYÜZÜNÜN KOKUSU | Omegaverse

Bölüm 3 | Nefret.

rumiss Ss

Yazar. LİYAT

“Bayım başınızı yana yatırın.” Vensa eline beyaz eldivenlerini ve önlüğünü giymiş, işinin başına geçmişti. Önünde boğazında morluklar olan hastayı kaşları çatık kontrol ediyordu.

“Bu nasıl bir şey?” Kendi kendine fısıldadı. Açıkçası bir anlam veremedi hastanın morluklarına. “Ne zamandır böyle?” Dedi usulca önünde ki alfaya. “İki gündür, her geçen gün daha çok morardı ve ağrıyor.” Vensa dikkatle adamı dinliyordu. “Bana ağrısının nasıl olduğunu biraz anlatır mısınız?” Başını salladı hasta alfa. “İlk önce bıçak saplanmış gibi bir ağrı girdi. Sonra kızardı. Geçer sandım, dün gece nefes anlamadım bir süre. Sonra morarınca korkup geldim… acısı damarlarımda dolanan bir tür… kara büyü gibi. Keskin.” Acıyla yutkundu. Vensa o an bir şeylerin ters gittiğini anladı. Hemen telefonunu alıp Hendiyi aradı. Olup biteni anlattı. “Aynı belirtilerle bir çok hasta geldi bugün Vensa. Neler oluyor?”

Vensanın annesi bir büyücü kurttu. Böyle şeylere hakimdi. Az çok bilirdi. Doktorasını bile yapmıştı aslında Vensa ama bir hemşire olarak çalışmak istemişti. Normalde bir çok doktordan daha çok bilgi birikimine sahipti. “Hendi…” Vensa serum bağlı alfaya baktı, “Bu bir kara büyü… ormanın her yerinde.” Diye fısıldadı.

Kalbi hızla çarpıyordu. Kasabalı uyarılmazsa ve büyü bozulmazsa, bir çok kili hayatını kaybedebilirdi. Hendinin sertçe yutkunuşu duyuldu. “Bulaşıcı mı?”

“Evet.”

📽️

“Tak! Herkes maskesini taksın! Hastanın yanına yaklaşmayın!” Vensa kısa bir süre içinde hastaları temiz olduğunu düşündüklerini evine yolladı. Hemen Fab’a haber vermişti. Kasabalıyı evinden çıkmaması için uyarmışlardı… fakat bir sürü kurt aynı şikayetle gelmeye başlamıştı bile. Vensa çaresizlikle yatan ve acıyla bağıran kurtlara baktı, eli saçlarına gitti. “Büyüyü bozmam lazım.” Hemen yanında ki hemşirelerden birini çevirdi. “Hastaların hepsine, antibiyotik serum takın. Ağrı kesici verin, saat başı küçük dozda panzehir verin.” Deyip eşyalarını topladı ve çıktı.

Telefonu çaldığında arayanın Hendi olduğunu gördü. “Ne yapacağım!? Herkes ölüyor Vensa!” Vensanın içi yandı. Sertçe yutkundu, gözünden bir damla yaş süzüldü. “Büyüyü bulup bozacağım Hendi. O zamana kadar elinden geleni yap.” Hendi endişe ile ayaklandı. “Olmaz! Vensa bu çok tehlikeli! Ölebilirsin!” Bir yandan da ağlıyordu. “Hastalarımı öylece bırakamam Hendi.” Dedi ve telefonu kapattı.

Waltone.

“Tanrım! Sen yardım et!” Hendi mosmor kesilen hastalara müdahale etme çalışıyor ama durum çok vahimdi! Saatler geçtikçe hasta ve ölü sayısı artıyordu. “Doktor hanım nabız yok!”

Dakikalar sonra bir ölü daha…

Hendi kafayı yemek üzereydi. Elleri saçlarına gitti, göz yaşlarını tutamıyordu. Saat başı hasta kaybetmekten yorulmuştu.

Nasıl bir kara büyü ise lanetliydi adeta. Herkese bulaşıyordu.

“Hendi!” İçeriye bağırarak giren Kliyi gördü. Kucağında tir tir titreyen Milen vardı! “Milen! Ona yardım et!” Hendi hemen bir sedye getirdi “Aynı belirtiler!” Hemen tedavi etmeye başladı, Klinin gözü hastanede gezindi. Halkı gözleri önünde ölüyordu…

Hendinin kolunu tuttu, “Kim!? Kim yaptı biliyor musun?” Hendinin gözünden bir damla yaş aktı. “Hayır.” Diye fısıldadı. “Bozulamaz mı!” Hendi başını iki yana salladı. “Bilimiyorum Kli… Vensa, onu bozmak için ormana gitti.” Belki de en yakın arkadaşı ölmüştü… Klinin kaşları çatıldı. Kurdunun acı ile uluduğunu hisseti içerde. “N-Ne?” Hendi başını salladı. “Annesi büyücü bir kurt. Bir şeyler biliyor.”

“Nasıl tek başına gider Hendi!” Kli öfkeyle bağırdı. “Yaşıyor mu!?” Hendi ağlarken omuzlarını çekti. “Bilmiyorum… telefonlarımı açmıyor!”

“Siktir.” Kli elini ensesine götürdü stresle. O anda koşa koşa içeri Zilen girdi. “Milene sahip çık.”

Dedi Kli Zilene hastaneden çıkarken. “Lan oğlum sen nereye?”

“Omegayı bulmaya.”

📽️

Gece çoktan olmuş sis tüm ormana çökmüştü. Karanlıklığın içinde koşa koşa dolanan koca kurt koca orman da uluyordu… büyü etkisini gösteriyor olmalıydı ki ciğerleri yanıyordu. O bir delta olmasına rağmen bu kadar kısa zaman da etkilenmeye başladıysa, o omega… belki de ölmüştü.

İhimal aklına gelince delta daha hızlı koştu. Daha çok bağırdı.

Aradan kaç saat geçti bilinmez… beliki de sabah olmak üzereydi. Deltanın artık gücü kalmamıştı, omega yoktu. Yok. Koca ormanı talan etmişti yine de bulamamıştı. Artık ormanın sonunda ki şelaleye gitti. Son çare. Gözleri hafiften bulanık görüyordu. Gür gür akan masmavi şelalenin yanına yaklaşınca hemen yerde yatan tıpkı Vensanın saçları gibi açık kızıl tüylü bir kurt gördü.

Bu oydu.

Hemşire.

Hızla koşarak yanına yaklaştı. Burnuyla küçük omegayı kokladı. Yaşıyordu! En önemlisi de burada ki büyü etkisi neredeyse yoktu! Delta etrafı kolaçan etti. Ağaçların arasında ki yok olmayı bekleyen siyah ruh silüetini görünce her şeyi anladı. Hemşire kara büyüyü bulup bozmuştu. Ruhu da serbest bırakmıştı. Kısa süre sonra ruh yok oldu. Kli artık kendini biraz daha iyi hissedince insan formuna döndü. Omeganın beyaz kızıl başını korkuyla dizlerinin üstüne aldı. “Hemşire? Uyan.” Onu kendine getirmeye çalıştı ama anlaşılan çok yorulmuş ve büyüden etkilenmişti. Ayaklanıp ortalıkta volta attı. Ne yapacağını bilmiyordu.

Sonra gözüne ağacın dibinde ki çanta ve eşyalar ilişti. Bunlar omeganın olmalıydı. Hemen çantayoı alıp içini açtı. Üstünde panzehir yazan bir şişe gördü ve hemen alıp Vensanın yanına koşup diz çöktü. “Hemşire hadi kalk. İyi olacaksın!” Şişenin kapağını açıp kurdun ağzından içine döktü yavaş yavaş.

Bir kaç dakika sonra Vensa baygın bir şekilde insan formuna döndü. Gücünü geri kazanıyordu.

“Hemşire!” Delta mutlulukla hemen Vensanın yüzünü avuçlayıp usul usul tokat attı. Kendine gelmiyordu. Vücudu buz gibiydi. Hemen kucağına alıp ağacın yanına getirdi. Üzerine montunu giydirip ateş yakmak için odunlar topladı.

Gün boyu hemşire kendine gelmemiş, Kli ona azar azar sürekli panzehirdem içirmiş ve yaktığı ateşte ısıtmaya çalışmıştı. Hava kararmaya başlayınca kucağında büzüşüp yatan kurttan mırıltılar geldi. “Omega?” Kli yüzüne doğru fısıldadı. Vensa usul usul gözlerini açmıştı. “Delta?” Kaşları çatıldı sanki nerede olduğunu sorgular gibi. “Efendim?” Dedi Kli baş parmağını yüzünde gezdirirken. “Neredeyim?” Vensanın sesi oldukça yorgun ve bitkin çıkmıştı. “Ormanda, başardın. Büyüyü bozdun.” Vensa kuru dudakları ile gülmeye çalıştı. “Herkes iyi mi?” Dedi güçlükle öksürüp. Kli başını salladı. “Umarım.” Vensa bir an neler olduğu ve nerede kiminle ve kimin kucağında olduğu hızla zihnine nüfüs etmiş,hızla Klinin kucağından fırladı. “Dur! Ne yapıyorsun?” Dedi Kli de hemen ayaklanıp. “Sen! Senin burda ne işin var?! Beni nasıl buldun? Öldürmeye mi geldin?!” Vensa korku ile ondan uzaklaştı. Kli gözlerini kısıp elini beline koydu. “Aynen. Öldürmeye çalışıyordum seni omegacık. O yüzden tüm bu çaba.” Vensa yer de ki boş panzehir şişesini ve ateşi görünce içi rahatladı bir nebze. “İyi. Gi-gidelim o zaman!” Tam ormana doğru gidecekken Kli kolundan tuttu. “Olmaz. Gece çöktü. Çok güçsüzsün hala. Bende, ikimizi koruyamam.” Oldukça sakin ve kararlı Vensaya baktı. “Beni koruma delta! Beni koruyacak en son kişi bile değilsin sen!” Dedi nefretle Vensa. “Otur şuraya. Sabah gideceğiz.”

“Ben şimdi gideceğim!”

“Hemşire!”

“Ne var?!”

“Otur.”

Vensa oflayarak ateşin yanına geri oturdu. Zaten hava buz gibiydi. “Senden nefret ediyorum.”

“Ama ben senin aşığınım omegacık.” Alayla söylediği şeye Vensa yüzünü buruşturdu. “Beni nasıl buldun?”

“Büyüyü nasıl bozdun?”

“Sanane.” Kli gelip Vensanın yanına oturdu. “O ruhu gördüm.” Vensanın gözleri fal taşı gibi açıldı. “Ne?! O seni gördü mü!” Klinin kaşları çatıldı. “Hayır.” Vensanın eli göğsüne gitti. “Şükür.” Klinin kaşları daha da çatıldı. “Görse ne olurdu ki?“ Vensa yutkundu bunun cevabını vermek istemiyordu. “Bir sürü insan öldü omegacık. Neler oluyor anlat artık.”

Vensa kaygı ile iç çekti. “Kim… bilmiyorum ama kara büyü yapmış. Ruh aracılığı ile.” Yutkundu. “Zar zor ruhu buldum. Savaştım. “ dediği anda Klinin gözüne Vensanın moraran bacağı çarptı. “Hemşire?” Dedi tam bacağına dokunacağı an. “Sakın.” Dedi Vensa titreyen sesiyle. “Geçmesini beklemem lazım. Yoksa büyü geri gelir.” Kli çatık kaşlarla Vensayı izledi. Sonra öfkeyle ayağa kalktı. “Yapmadın değil mi?” Dedi sert çıkan sesiyle. Vensa başını öne eğdi. “Başka çarem yoktu.” Kli sinirle bağrımaya başladı. “Sen büyüyü çıkarmak için! Kendini geçit olarak mı kullandım Vensa!” İlk kez adını söyleyince Vensa ona baktı. Çok sinirlenmişti. Neden?

“İnsanlar ölüyordu.” Diye fısıldadı. “Belki de sen de öleceksin! Bunun ne kadar tehlikeli olduğunun farkında mısın!?”

Geçit, büyüyü bozmak için herhangi bir canlının kendisini ya da bir canlıyı feda edip ruhun büyüyüsünü çıkararak geçitten öbür tarafa sonsuza kadar yok olması içindi.

“Omegalar pek önemli değiller delta. Bunu sen de söylemiştin.” Vensa kızıl kızıl yaşlı gözlerle oturduğu yerden Kli ye bakıp konuştu. Kli sinirle elini ensesini götürdü. “Beni öldürmek istiyordun zaten. Boşversene neden kurtardın ki? Umrundaymış gibi,”

“Umrumda!” Kli Vensaya bakıp hiddetle bağırdı. Vensa şaşkın şaşkın ona bakıyordu. “Masumlar için canını ortaya koyan bir omega umrumda.” Dedi tekrar. Vensa gözlerini kaçırıp yere baktı. “Herkes aynı şeyi yapar-“

“Yapmazdı.” Kli öfke dolu korkunç bakışlarını Vensaya dikti. Yanına gelip tek ayağı üzerine çöktü. Çenesini kavrayıp sıkıca tuttu ve kendine çevirdi. Vensa korkuyla kendini geri çekse de izin vermiyordu. “Hiç bir büyücü bile bu kadar ileri gitmezdi.” Vensanın yüzüne fısıldadı. Gözlerinde korkunçluk aynı zaman da beğeni gördü Vensa. “Bacağın nasıl geçecek?” Derken çenesini bırakıp yanına oturdu. “Muhtemelen onu kullanamam bir süre. Morluk geçmesini bekleyeceğim. Bu kadar.” Kli başını salladı. “Tamam şimdi uyu. Yarın sabah kasabaya döneriz.” Vensa ateşi izleyen Kli ye döndü. “Ben Liyat’a gideceğim.”

“Hayır.” Dedi Kli kesin bir şekilde. “Gideceğim.”

“İzin vermiyorum.”

“İzin almıyorum.”

“Omega?”

“Sürgün edildiğim yere geri dönmem. Öldürülmeye çalıştığım yere asla.” Vensanın canı yandı. Kli elini ensesine götürdü. “Liyata gitme.” Diye fısıldadı tehlikeli bir ses tonuyla. Vensa nefret dolu gözlerle Klinin tam gözünün içine baktı. “Gideceğim. Ve sende buna ses çıkaramayacaksın.” Tükürür gibi fısıldadı deltanın yüzüne. Kli gözlerini Vensanın gözlerinden ayırmadı. “Öyle olsun omegacık. Ama halkım için kendini feda eden birini Fab gibi bir piçin eline bırakmam.”

Vensa.

Ayaklandım, nehrin yanına gidip çöktüm. “Fab’ın da halkını kurtardım delta…” arkamda dikildiğini ve fısıltımı duyduğunu biliyordum. “Bu durumda benden nefret etmen gerekmez mi?” Göz yaşımın nehire düşmesi ile su bir anda dalgalanıp duruldu. Ama buna ben pek aldırış etmedim. “Çok yakında bir savaş çıkacak omega.” Sesi oldukça ciddi çıkmıştı. Kaşlarım çatıldı, ayaklanıp yüzüne baktım sorgular gibi. “Sende şuan Fab’ın halkından biri olduğuna göre nefret etmem gerekmez.” Kaşlarım çatıldı. “Beni umursuyormuş gibi yapmayı bırak.” Yeşil gözleri ifadesiz ama her zaman ki ciddiyeti ile bakıyordu. “Halkımın akıbeti için önemlisin.” Kaşlarım çatıldı, sert rüzgar kızıl saçlarımı yalayıp geçti. “Ne?” Deltanın eli ensesine gitti etrafa bakındı, sonra tekrar bana baktı. “Savaş çıkacak dedim ya… o savaş da senin bu büyülerle ilgili olan bilgilerin gerek.” Sinirle sırıttım. “Sen benimle dalga mı geçiyorsun?!” İşaret parmağım havalandı. “Ben fanilere hizmet etmem!” Dedim dişlerimi sıkarken. O anda ağzımda çıkanlara pişman oldum! Boğazımı temizleyip gidecekken, “Sen bir fani değil misin?” Delta kolumdan tutup korkuyla sorduğu soruya endişeyle cevap vermeye çalıştım. “Ne? Ne alaka?” Ellerim eteklerime gitti. “Yani o, lafın gelişiydi. Faniyim. Faniyim tab-“

“O yüzden ruh büyüsünü bozabildin değil mi?” Yeşil gözleri fısıldarken açıldı. “Sen…ruhlar alemindensin… o yüzden o ruh beni görmemeliydi, eğer görürse… beni de öldürür ve bir ruh yapardı değil mi?!”

Ben Vensa Zai. Bir melez. Fani olmayan bir kurtadam.

Arkadaşlar hikaye oldukça normal bir omegaverse evreni gibi ama aslında öyle de değil. Karışık biraz. Yani omegaverse evreni ile diğer evrenlerin karışımı.

Umarım beğenmişsinizdirrrr….