8. bölüm · Gökyüzü ve Tanrılar

8

Nilay Akkaya

Cadı, geldiği karanlık ormanın derinliklerinden Lydia'ya seslendi.
Sesi ağaçların arasından yankılanarak tüm diyara yayıldı.
“Ya ölümü seç... ya da bu diyardan sonsuza dek git.”
Cadının kahkahası gökyüzünü doldurdu.
Fakat Lydia geri adım atmadı.
Çünkü o anda, uzak diyarlardan gelen cevaplar birer birer gökyüzünde yankılanmaya başladı.
Tanrılar birleşmişti.
Lydia'nın çağrısını duyan tarikatlar ve tanrılar, yıllardır süren ayrılıklarını bir kenara bırakmıştı.
Gökyüzü yavaş yavaş aydınlandı.
Karanlığın yerini yıldızların ışığı aldı.
Diyarın halkı ise uzun zamandır ilk kez umut hissetmeye başladı. Yavaş yavaş huzura ve refaha kavuşuyorlardı.
Cadı ise bu ışığın karşısında değişmeye başladı.
Başını eğdi.
Beyaz saçları rüzgârda savrulurken, bir zamanlar taşıdığı bütün ihtişam yavaş yavaş kayboldu.
Çünkü karanlık, sonunda onu kendi içine çekmişti.
Lydia ona baktığında bir gerçeği anladı.
Gerçek güzellik dışarıda değil, insanın ruhunda yaşardı.
Ve ruhunu karanlığa teslim eden biri, ne kadar güçlü görünürse görünsün, sonunda kendi ışığını kaybederdi.
Tam herkes zaferin yaklaştığını düşünürken...
Lydia'nın zihninde bir düşünce belirdi.
Bu düşünce ne cadıya ne de Demokritus'a aitti.
Çok daha güçlü birinin sesi vardı.
Ve o ses yalnızca şunu söyledi:
“Savaş daha yeni başladı, Lydia.”