Gloria kitap kapağı

1. bölüm / 1

Gloria

Bölüm 1

Vaveyla Yazarı: elif bodur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Bölüm 1
  1. 1 Bölüm 12.528 kelime · Okuduğun bölüm

GLORİA

BÖLÜM 1:

Miya, yasaya karşı gelip yargı önüne çıktığında henüz yedi yaşında bir çocuktu. Herkes bunun ilk ve son olacağına inanmıştı çünkü Miya gayet uyumlu, neşeli ve sevecen bir çocuktu. Fakat öyle olmadı.

Sabaha karşı güneş henüz kendini göstermemişken, gökyüzü mavi bir ışık dalgalanması ile aydınlandı. Bulutların arasından bir silüet yeryüzüne doğru süzüldü. Silüet, yeryüzüne inene dek etrafında üç karga da onunla hava boşluğu boyunca ilerledi.

Aniden yağmur bastırdı, ardından şimşeğin peşinden gelen şiddetli bir gök gürültüsü havayı ağırlaştırdı. Yağmur pencerelere çarptı ve bir yol izleyerek aşağı süzüldü.

Genç kız sıkıntı ile ofladı, tüm gece boyunca gözlerini kırpmamıştı ruhu sıkışıyordu içindeki kasvet git gide büyüyordu. Bu yasaya ilk karşı gelişi değildi ama ilk defa korkuyordu.

Yatağından yavaşça kalktı ve çıplak ayaklarını soğuk tahta zemine bastırdı. İçinde bir irkilme peyda oldu ama soğuk onu kendine getirdi ve biraz olsun bilincinin açılmasına yardımcı oldu. Kendine gelme ihtiyacı içinde odada birkaç tur attı. İşte şimdi kimsesi kalmamıştı. Başının çaresine bakmak zorundaydı. Penceresinin önüne geldi, usulca perdeyi aralayarak etrafa göz gezdirdi. Yalnızca bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, şiddetli şimşekler ardından gelen gök gürültüleri vardı. Bu fırtınada kendini koruması zor olacaktı fakat onu bulmaları da doğru orantılı olarak güçleşecekti. Güvende görünüyordu. Hisleri onu yanıltmazdı. Fakat bu içindeki kasvetten anlıyordu ki burası uzun süre güvenli kalmayacaktı.

Yatağının yanındaki komodinin üzerinde, son gücüyle yanan mumun titrek ışığı dikkatini çekti. Erimiş mum gözyaşları misali süzülüp mumu koyduğu bakır kabın içine doluyordu. Ve mum Miya’nın bakışları eşliğinde kendi gözyaşları içinde boğularak söndü. Miya hemen komodininden yeni bir mum çıkarıp hızlıca kibriti çaktı. Saniyeler içinde hoş bir cıvıltıyla kibrit tutuştu ve alev usulca büyüdü. Miya yeni çıkardığı mumu yaktı ve az evvel sönen mumu kaldırdı. Yeniden yatağına oturarak bağdaş kurduğu bir pozisyon aldı. Yeni yanan mumun güçlü ışığı altında kendine sakinleşmek adına birkaç dakika tanıdı. Büyüyüp duvara yansıyan gölgesi titreşti, titreşti sonunda açık pencereden gelen rüzgârla sönmeye yüz tuttu.

Miya yüzünü avuçları içine alarak kendine tanıdığı zamanı uzattı. Fakat kalbi küt küt atmaya devam ediyordu. Ne pahasına olursa olsun kendini korumaya hazırdı. Ama önce kendine gelmeliydi. Yatağından tekrar kalktı az evvel açık bıraktığı penceresini kapattı. Doğruca banyoya ilerledi. Soğuk suyu yüzüne çarptı, çarptı bunu birkaç defa sürdürdü. Lavabonun kenarlarına tutunarak büyünün olumsuz izlerini zihninden atmaya çalıştı. Başını kaldırıp aynadaki yansıması ile göz göze geldiği an ruhu çekiliyormuş gibi hissetti. Bu kendisi değildi halüsinasyon görüyor olmalıydı. Geri doğru birkaç adım attı ayna tam karsısında duruyordu. Sırtı çoktan ahşap duvara dayanmıştı. Sanki hava daha da soğumuştu. Lanet kendini gerçekleştiriyordu.

Miya, panik halinde koşarak çıktı banyodan, ahşap merdivenleri hızla indi. Koridorun sonundaki gaz lambasını eline alıp bir daha dönmemek üzere çıktı evinden. Evinin kapısını bile kapatma gereği duymadı. Biliyordu öğrenmişlerdi ve bulacaklardı onu. Sadece kendi değil bütün soyu Miya’nın hatası yüzünden cezalandırılacaktı.

Yağmur şiddetle yağmaya devam ederken Miya elindeki lambayı hırkasının içine alarak sönmemesi için çabaladı daha güneşin doğmasına iki üç saat kadar vardı yolunu görmesi için ışık gerekiyordu. Önündeki sıralı ağaçların bulunduğu ormana koşarak girdi ve patika yol boyunca ilerledi. Dallar kollarını çiziyor, çalılar eteklerini yırtıyordu sanki doğa bile sinirliydi ona. Bir an soluklanmak için durdu elbisesi kir toprak içinde kalmıştı. Bileklerini süsleyen manşetleri yer yer kopmuş, çamur yeşil kıyafetini doğanın bir parçası haline getirmişti. Oysa dün akşamki baloda nasıl da hoş görünüyordu elbisesi.

Ağaçlar sanki olması gerekenden çok daha koyu bir yeşildi. Kısa bir an durdu ve etrafındaki kargaları fark etti. Kargalar her zaman kötü ruhlarla çalışır ve sadakatleriyle bilinirlerdi. Birileri Miya’yı izliyordu…

Yaptığının yanına kalmayacağını elbette biliyordu. Ama o ana dek korkması gereken yaratıkların onlar olduğunu düşünmemişti. Korkması gereken kişiler belli ki cadılar değildi.

Miya, kargaların bakışları eşliğinde yavaşlattığı adımlarıyla yürümeye başladı kaçamayacağını kabullenmişti belki de. Derken bir karga ürkütücü sesiyle gagladı. Korkuyla yerinde sıçrasa da sakinliğini korumayı başardı. Miya, babasının güçlü küçük cadısıydı uğursuz bir karga korkutamayacaktı onu. Bütün emekleri boşa gitmeyecekti. Boşuna ihanet etmemişti. Artık her şey için çok geçti zamanı geri alamazdı zaten almak da isteyeceği son şeydi. O hiçbir cadının cesaret edemeyeceği bir şeyi yapmıştı ve başarmıştı da. Bu işin sonunda herkes ona kötü biri diyebilirdi. Karşısına aldığı tek tür cadılar değildi artık insanlarda buna katılacaktı, öğrendiklerinde… Umurunda bile değildi. Gerekirse kötü olmaktan asla çekinmezdi.

Sabah ışıkları bulutların arasından kendine bir yol bulup yeryüzüne şeritler halinde süzülmeye başladı. Güneş ilk ışıklarıyla toprağı ısıttı. Sanki bir an için tüm gece boyunca hâkim olan soğuk dindi ve Miya rahat bir nefes aldı. Bedeni sıcak güneşle biraz gevşedi.

Yeterince uzaklaştığı düşüncesiyle ateş yakmaya karar verdi. Büyüsünü kullanmak konusunda bazı tereddütleri vardı. Ki buna gerek de kalmadı hemen ileride bacası tüten bir çatı dikkatini çekti ve ağaçların arasından çıkıp o yöne ilerledi.

Ev minik ama yeşillikler içinde olan yaşamın kendisiymiş gibi görünen bir evdi. Miya kendi evinden sık sık çıkardı, ormanda yürüyüş yapmaya da bayılırdı. Fakat bu ev hiç dikkatini çekmemişti. Evin bahçesinin çit kapısını yavaşça ittirerek açtı. Yeşillikler içindeki birkaç adım atarak evin merdivenlerine dek yürüdü. Yalnızca üç merdiven sonra ev kapısı yer alıyordu. Miya, hızlıca merdivenleri de çıkıp kapının önünde soluklandı.

Kapıya tıklarken sordu. “Merhaba, kimse var mı?” evden gelen adım seslerini işitti.

Kısa bir süre sonra kapı gıcırdayarak açıldı. Miya karşısındaki kızı görür görmez paniğe kapıldı birkaç adım geriledi. Kendisiyle aynı yaşlarda görünen genç bir kızdı kapıyı açan. Ama onunla bu sabah aynadaki yansıması dolayısıyla tanışmıştı.

“Merhaba, size nasıl yardımcı olabilirim?”

Kız, sıradan biriydi cadılar kendilerinden olanları hissederdi. Bu iyiye işaretti. Fakat acele edip saklanması gerekiyordu, nazik ve masum bir kız edasıyla konuştu, “Uzak bir kasabadan geliyorum lütfen beni içeri alır mısın, çok yorgunum.”

Anna, öyle pamuk kalpli bir kızdı ki, Miya'yı ormanda, sabahın erken saatlerinde, bir başına bırakamazdı. Usulca kenara çekilip genç kızı içeri davet etti.

Miya, her ne kadar sabah aynada gördükleri yüzünden tedirgin olsa da başka bir çaresi olmadığını düşünüp ona evini açan bu kıza güvendi. Miya, kızın salonuna geçtiğinde bakışlarını önce kızın evinde sonra kızın üzerinde gezdirdi. Kız, sarışın kıvır kıvır saçlara sahipti çilleri yüzünün her bir tarafına yayılmış, orta boylarda, yaklaşık yirmilerinin başında görünüyordu. Ve oldukça zayıftı. Üzerinde, Miya'nın elbisesine nazaran daha sade ve gösterişsiz bir elbise vardı. Enerjik ve sempatik havası Miya'nın gergin ve kasvetli havasıyla hiç uyuşmuyordu. Miya aksine düz siyah saçlara, beyaz bir tene ve uzun bir boya sahipti. Daima güzel elbiselerinin içinde olur ve herkesi güzelliğiyle ve zekasıyla büyülerdi. Tıpkı dün gece olduğu gibi. Bütün dükleri kendine hayran bırakmış baloda parlayan bir ışıktı adeta. Dün akşam mükemmel görünen koyu yeşil, kolları manşetli etek boyu uzun elbisesi hala üzerindeydi. Fakat toz ve çamur içinde kalmıştı. Bunla da kalmamış, elbisesi ormanda koşarken çalılar tarafından yer yer koparılmıştı. Perişan bir haldeydi.

"İsmin nedir?" diye sordu Anna. Miya bir an şüphe duydu ve kendi ismini söylememeye karar verdi.

"Gloria."

"Ah, çok hoş bir isim, özellikle de anlamı." diye konuştu Anna.

Miya gülümsedi. "Evet, zafer ve güç demek."

Anna, adeta süzülerek genç kızı salonda bıraktı ve koridorun sağındaki odaya girdi. Birkaç dakika sonra döndüğünde elinde yine yeşil ve Anna’nın elbisesine bakarak gösterişli olan bir elbise tutuyordu. Anna, Miya’ya elindeki en güzel elbisesini getirmişti. Elbise kol manşetleri ve etek uçları kat kat dantellerden oluşan bir elbiseydi. Miya’nın elbisesi gibi kabarık bir elbise değildi. Rahat da edebilecekti.

Anna, elbiseyi Miya’ya uzattı.

“Zorlu bir yolculuk geçirmiş olmalısın. Sana temiz elbise getirdim dilersen banyoyu da kullanabilirsin. Bende bu sürede sana bir yatak hazırlarım.” Dedi.

Miya dudaklarına samimi olmasını umduğu bir tebessüm koydu. “Çok naziksin teşekkür ederim” dedi ve Anna’nın ona gösterdiği banyoya doğru ilerledi. Miya duş alana dek, Anna çoktan yatağı hazırlamıştı ve temiz çarşafları sermişti. Miya duştan çıkar çıkmaz yatağına uzandı ve yorgunluktan saniyeler içinde uyuyakaldı.

Anna, o sabah Miya’nın karnını doyurdu ve önümüzdeki birkaç gün için ona kalacak yer sağlamış oldu. Ve yalnızca bunla da kalmadı aralarında bu kısacık zamanda bir dostluk doğdu. Miya evde kaldığı üç gün boyunca ev işlerinde Anna’ya yardım ediyor ve ona karşı garip bir bağ hissediyordu.

Fakat bu da uzun sürmedi…

Bir sabah Miya uyandı, pencereden dışarı baktı ve o felaketle karşılaştı. Hava ilkbahar gelmesine rağmen çok soğuktu. Zaten bir şeyler olacağını hissediyordu ama bu kadarını asla beklememişti. Toprak derin çatlaklarla dolmuştu bir gecede. Bunla da kalmamış, Anna’nın bahçesindeki bütün yeşillikler çiçekler, çimler, evinin kapısına dek ulaşan sarmaşılar; bahçesindeki sebze fidanları, yeni yeni çiçek açan ağaçları hepsi kurumuştu. Etraf turuncu, kahverengi ve sarıdan oluşuyordu artık. Bu bir felaketti. Evet yaptığı iyi bir şey değildi ama bu kadar da büyük biz ceza sebebi miydi? Büyük annesiyle bir anlaşma yapmışlardı. Daha çok güç karşılığında, büyük annesi için bir ayindi yaptığı yalnızca. Gücü üç çağ cadısından istemesi miydi dünyayı bu hale sokan? İyi de bunu daha önce yaptığında böyle olmamıştı.

Anna Miya’nın odasının kapısını tıklatarak içeri girdi. Gözlerinden korku okunuyordu. Soğuk soğuk terliyor ve stresten sol göz kapağı seğiriyordu. Miya yetenekleri sayesinde kızın gerginliğini ve korkusunu bir sayfaymışçasına okuyordu.

“Miya! Bahçeme bir şeyler olmuş, her yer kurumuş, her şey solmuş.” Miya derin bir nefes alma ihtiyacı hissetti pencereden uzaklaşıp yatağına doğru adımladı.

“Az evvel fark ettim neler olduğunu anlamak için yürüyüşe çıkacağım, sen kesinlikle evde kal.” Miya üzerine pelerinini alıp koşar adım çıktı odadan. Hemen çıkış kapısına yöneldi ve merdivenleri indi, akışlarını fazla oyalamadan bahçede hızlıca gezdirdi ve kurtarılabilecek bir şey var mı diye göz attı. Ne yazıktı hiçbir şey yoktu. Üç gün kadar evvel girdiği bahçe kapısından bu sefer çıktı ve ormanın içine doğru adımladı. Neler olduğunu öğrenmek için yakınlarda yer alan göle gitmeliydi. Su ona doğru cevabı verecekti. Bir an nerede olduğundan tam olarak emin olamadığı için olduğu yerde kafa karışıklığı içinde döndü. Tek bildiği kuzeye gitmesi gerektiğiydi. Buraya gelirken güneye batıya doğru yürüdüğüne göre kuzey yaklaşık olarak şurası olmalı diye düşündü. Gelirken yemyeşil olan ağaçlar şimdi kuru ve griydi. Sanki yavaş yavaş toza dönüşüp yok olacaklarmış gibi bir enerji yayıyorlardı.

Rüzgar pelerininin eteklerini havalandırdı. Miya, pelerinine biraz daha sıkı sarıldı ve adımlamaya devam etti. Sonunda tanıdık bir ağaç kütüğüne rastladı ve dakikalar sonra göle ulaştı.

Dizleri üzerine çöktü. Ellerini gölün üzerinde sabit tutup gözlerini kapattı. Odaklanmakta eskiye göre zorluk yaşıyordu. İlk defa suyun cıvıltısını hissedememişti. Su sanki artık yalnızca bir sıvıydı, enerjisi kalmamış gibi. Suyu canlandırma umudu içinde zamanında annesinden öğrendiği o sözcüğü fısıldadı.

“floreff!” Suyun gri rengi tekrar canlandı ve eski maviliğine kavuştu. Elleri hala gölün üzerinde sabit bir şekilde duruyordu. Çok geçmeden zihnine birkaç kesik görü belirdi.

Kendini görüyordu. Bugünden yalnızca dört gün evvele ait bir görüydü bu. Gözyaşlarını andıran eriyen mum damlaları, pencerelere çarpan yağmur, gökyüzündeki Dolunay, karanlıkta süzülen birkaç karga ve işte orada yüzüne yansımış korku ıle banyodan koşarak çıkan kendisi.

Miya, kafasını kaldırıp gökyüzüne çevirdi. Neler olduğunu hala anlamamıştı neden bu görü ona kendisini gösteriyordu. O neler olduğunu öğrenmek istiyordu. Bu görüler arasındaki bağlantıyı kurmakta zorlanıyordu. Son olaylara kendi sebep olmuştu ama ne yaparak yalnızca bir ayin miydi dünyayı solduran?

Gözlerini tekrar kapadı ve odaklandı.

İşte şimdi farklı bir şeyler doldu zihnine, yine kendisi ayin yapıyordu. Balo’nun yapıldığı salonun üst katındaki karanlık odada. Kazanına sıra sıra attı malzemelerini bir şeyler mırıldanıyor kitapta okuduğu sözcükleri tek tek söylüyordu. Tam da o anda son malzeme olan pelincik otunu kazanına attı. Pelincik otu, ruhlarla iletişim kurmaya yarayan çok eski bir bitkiydi, diğer ismi Artemisia.

İşte bu eski çağ cadılarıyla iletişim kurmanın son adımıydı.

Görüler birden yok oldu. Ama Miya istediği bilgiye ulaşabilmiş değildi. Sabırsızlıkla tekrar denedi.

Ve işte aradığı şeyi buldu. Bir genç gökyüzünde, elektik yüklü bulutlar arasında süzülüyordu. Birkaç karga da onu yere inene dek takip etti. Görü burada kesildi ve başka bir görü zihninde canlandı.

Yine kendisini gördü son eklediği pelincik otunu karıştırdı ve güneşte kuruttuğu belladonnaların birkaç yaprağını önündeki aynaya serpti hemen ardından da kazanındaki sıvıdan birkaç damla aynaya damlattı. Büyük annesinin defterinde yazan eski Farsça kelimeleri dikkatli bir şekilde okudu.

Aynada gördüğü kendi görüntüsü bulanıklaşarak kayboldu ve beklediği yüz ile göz göze geldi. Dudaklarına yayılan şeytani tebessümü hayretler içinde seyretti. Ve görü sonlandı.

Ne kadar vahşi ve büyüleyici görünüyordum diye düşündü kendi kendine, dudakları belli belirsiz kıvrıldı ama bu uzun sürmedi. Yeryüzüne süzülen bu genç kimse dünyanın solmasında en az Miya kadar payı vardı. Ve Miya o adamın kim olduğunu öğrenmeli ve neden böyle bir felakete yol açtığını bilmeliydi.

Geldiği yolu aynen takip ederek eve doğru adımladı. Az evvel geçtiği kurumuş gri ağaç kütüğü, yanındaki solmuş papatyaları seyretti. Miya hala büyü yapabilmek için bitkilere ihtiyaç duyuyordu. Büyük annesi zamanla buna gerek kalmayacağını söylemişti ama henüz bu gerçekleşmemişti. Hala gerekli anlarda kullanabileceği birkaç bitkisi hala vardı. Ama uzun süre idare etmeyecekti. Artık kendi bitkilerini kendi yetiştirmek zorundaydı.

Miya eve geldiğinde saat öğleyi çoktan geçmişti Anna’nın sorularına düzgün cevaplar veremediği için Anna biraz garipsese de üzerinde durmamıştı. Miya sonunda soru yağmurundan kurtulup odasında yalnız kalabilmişti. Şimdi yeni bir sorunu vardı. Eve dönüp elindeki bitkileri alması gerekiyordu. Gelirken yanına belladonnadan ve pelin otundan başka bir bitki almamıştı. Belladonna güvende olup olmadığından emin olmasını sağlıyordu. Arada yakıp dumanını gözlerine yaklaştırıyor ve görü yeteneğiyle etrafı kolaçan ediyordu. Su yalnızca geçmiş anılar üzerinden gerekli gördüğü görüleri verirdi. Ama belladonna geleceği de sunardı.

Derken güneş battı ve gece karanlık örtüsünü dünyaya serdi. Fakat gece bu solmuş dünya daha ürkütücü görünmeye başlamıştı. Durmada gelen karga sesleri Anna’yı ürkütüyordu. Neler olduğunu anlamıyordu bahçesini sulamayı denemişti umutsuzca ama suyun da azalıp azalmadığını bilmiyordu ve idare etmesi gerekiyordu. Şimdilik suda bir sorun yok gibi görünüyordu.

Miya’ya bir göz attı kendine göre daha sakin görünüyordu. Ama düşünceli bir hali vardı. Miya hemen bunu sezmişti ve havayı dağıtmak için bir konu açmaya karar verdi.

“Nasılsın Anna?” diye mırıldandı.

Anna daldığı düşüncelerden hafif bir irkilmeyle sıyrıldı.

“Bilmiyorum, bütün bunlar beni korkutuyor. Sence bu bir doğa olayı mı?”

“Bilmiyorum, ama suyumuz var bugün dolaşırken yakınlarda bir göl fark ettim su çekilmemişti. Sadece pek sağlıklı durmuyordu.”

“Miya,”

“Efendim, Anna?”

“Sence bunu cadılar mı yaptı?”

Miya böyle bir soru beklemediği için afalladı. Ama bunu ustalıkla gizledi.

“Belki, bilmiyorum” diye mırıldandı adı gibi bildiği bir konuya. Hemen ardından aklına gelen bir soruyu yöneltti. “Tek başına mı yaşıyorsun.”

“Evet, yıllar evvel annem ve babamı kaybettim. Hiç kardeşim yoktu zaten o yüzden yapayalnız kaldım yaklaşık dört yıldır tek başıma yaşıyorum yiyeceğim şeyleri kendim yetiştiriyordum, iki koyunum var, Annemden kalma.” Miya koyunları birkaç gün evvel fark etmişti her gün taze sütle beslenmek güzeldi.

“Biliyorum, çok uzun süre kaldım şimdiden beş gün geçti. Fakat birkaç güne daha ihtiyacım var bu sürede dilersen koyunlarınla ilgilenebilirim”

“Çok iyi bir kızsın Miya, istediğin kadar kalabilirsin. Hatta seni sevdim kalmandan memnun olurum.” Anna samimiyetle gülümsedi bu sözler Miya’nın yüreğinde bir yerlere dokunmuştu. Babasından sonra ilk defa biri ona, onu sevdiğini söylüyordu.

Miya’nın dudakları uzun zaman sonra samimi bir gülüşle aydınlandı. Anna’ya bakıp gülümsedi.

Birlikte yemek yediler, gece ilerlediğinde ikisi de odalarına çekildi.

Derken dakikalar saatlere saatler günlere dönüştü…

Bir sabah Miya yatağının yanında öylece bekleyen Anna’nın varlığını hissederek uyandı.

“Bana yalan söyledin!” diye bağırdı Anna, sesinden net bir hayal kırıklığı okunuyordu.

Miya yataktan kalktı, bu anı daha önce düşünüp planlamıştı zamanı gelmişti. Anna gerçeği öğrenmişti. Aranan bir suçluydu, biliyordu ki uzun süre saklanamazdı.

“Beni dinle Anna,” amaç sadece kızı biraz oyalamak ve zaman kazanmaktı. Hançerini yastığının altında sıkıca kavradı.

“Sanıldığı gibi değil sakin ol.”

Ama Anna sakinleşmedi…

Evet, efsanenin bilinen kısmı buraya kadar kimse Miya ve Anna’ya ne olduğunu bilmiyor. Bunun çok da bir önemi yok her şey için zaten çok geç. Aradan geçen on yıla rağmen ne Miya ne de Anna bir daha görülmedi. Bazı insanlar Anna’nın yasadığını ve Miya'ya yardım ettiğini düşünüyor bazılarına göre ise Miya Anna’yı orada öldürdü.

Evet bu hikâyenin farklı versiyonları hala yaşamaya devam etmekte. Ama asıl hikayemiz bu değil asıl hikâyemiz bu olaylar yaşanırken henüz on iki yaşında olan Evelyn’i konu alıyor.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18