1. bölüm / 1
Gizli yüz1. Bölüm
Bölümler 1Şu an: 1. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Daniel Harper aynalardan her zaman nefret etmişti.
Bunun için mantıklı bir sebep yoktu. Çocukluğunda yaşadığı bir travma, karanlık bir anı ya da açıklanabilir bir fobi değildi bu. Sadece… aynalara baktığında, karşısındaki şeyin her zaman kendisi olduğundan emin olamıyordu.
Bu düşünceyi bastırarak yaşıyordu.
Ta ki o geceye kadar.
Saat 00:47’de, eski apartmanın üçüncü katındaki dairesine geldiğinde, koridorun sonundaki floresan lambanın titrediğini fark etti. Apartman yönetimi aylardır lambayı değiştirmiyordu. Işık her sönüp yandığında duvarlardaki gölgeler yer değiştiriyor, sanki birileri yürüyormuş gibi uzayıp kısalıyordu.
Daniel anahtarını cebinden çıkardı ama kapıyı açmadan durdu.
Kapının tam ortasında, bantlanmış bir zarf vardı.
Zarf yeni görünüyordu. Beyazdı. Fazla beyaz.
Üzerinde adres yoktu. Gönderen yoktu. Sadece siyah mürekkeple yazılmış iki kelime:
LOOK CLOSER
Daniel zarfı eline aldığında, kağıdın soğuk olduğunu fark etti. Soğuk ama nemli değil. Sanki uzun süre karanlıkta beklemişti. Kapıyı açıp içeri girdi, kapıyı kilitledi ve zarfı mutfak masasına bıraktı.
Dakikalarca dokunmadı.
Sonunda zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğraf, kendi yatak odasında çekilmişti. Daniel, yatağın kenarında ayakta duruyordu. Fotoğraf arkadan çekilmişti ama odanın detayları kusursuzdu: perdedeki küçük yırtık, duvardaki çatlak, yerdeki eski kitap.
Fotoğrafın sağ alt köşesinde tarih vardı.
Bugün.
Daniel’ın boğazı kurudu.
O sırada evde yalnızdı.
II
O gece uyumadı.
Her küçük ses, beyninde yankılandı. Buzdolabının motoru, saatinin tik takları, dışarıdan gelen uzak bir Karanlık Daniel’ın gözlerini kör etmişti. Nefesi hızlandı, kalbinin sesi kulaklarında davul gibi çınlıyordu. Aynada gördüğü yüz—kendi yüzü—onu izliyordu. Ama bakışlarında Daniel’a ait olmayan bir bilinç vardı. Sanki aynanın içinden değil de derisinin altından bakıyordu.
“Bu… gerçek değil,” dedi Daniel. Sesi odada yankılandı ama yankı bile ona ait değilmiş gibi geldi.
Aynadaki varlık başını hafifçe yana eğdi. Daniel bu hareketi çok iyi tanıyordu. Düşünürken hep böyle yapardı.
“Gerçeklik,” dedi yansıma, “senin sandığın kadar sağlam bir şey değil.”
Işık aniden geri geldi. Daniel refleksle gözlerini kapattı. Açtığında aynada yine sadece kendisi vardı. Yorgun, solgun ve korkmuş. Dizlerinin bağı çözüldü, yere çöktü.
Telefonu tekrar çaldı.
Bu kez açması birkaç saniye sürdü.
“Emily?” dedi.
“Daniel… kapımın önünde biri vardı,” dedi Emily fısıltıyla. “Ama baktığımda… aynadaki yansımam bana göz kırptı.”
Daniel’ın içi buz kesti. “Kapıyı kilitle. Perdeleri kapat. Kimseye bakma.”
“Daniel,” dedi Emily, sesi çatlayarak, “aynada ben yokum.”
Hat kesildi.
Daniel sokağa çıktığında hava ağırdı. Şehrin sesi boğuklaşmış, sirenler uzaktan boğuluyormuş gibi geliyordu. Apartmanların camları karanlıktı ama Daniel yürürken her camda bir şey fark etti: Yansımalar… hep bir an geç kalıyordu.
Bir vitrinin önünde durdu. Kendi yansıması yürümeyi sürdürdü.
“Hayır,” diye mırıldandı.
Yansıma vitrin camında durdu, Daniel’a döndü ve camın içinden konuştu.
“Beni artık herkes görebilir.”
Daniel koşmaya başladı.
Emily’nin evine vardığında kapı aralıktı. İçeriden loş bir ışık sızıyordu. Adını seslendi ama cevap alamadı. Eve girdiğinde ağır bir metal kokusu vardı; pas ve kan karışımı.
Salonun ortasında büyük bir ayna vardı. Daniel bu aynayı daha önce hiç görmemişti.
Aynanın karşısında Emily duruyordu. Ya da duruyordu sanıyordu. Çünkü yüzü… yoktu. Derisi pürüzsüzdü, göz, burun, ağız yoktu. Sadece insana benzeyen boş bir yüzey.
“Emily!” diye bağırdı Daniel.
Vücut yavaşça ona döndü. Boş yüzeyde bir çatlak oluştu. Çatlak genişledi, bir ağız şekli aldı.
“Beni geç fark ettin,” dedi ses. “Ama hep buradaydım.”
Daniel geriye doğru sendeledi. “Sen… sen Emily değilsin.”
“Hayır,” dedi varlık. “Ben onun gizli yüzüyüm. Seninki gibi.”
Ayna titredi. İçinden başka siluetler belirmeye başladı. Daniel onları tanıyordu. Komşuları. Eski öğretmeni. Sokakta her gün gördüğü insanlar. Hepsinin yüzü vardı… ama yüzler onlara ait değildi.
“İnsanlar yüzlerini sakladıkça,” dedi aynadaki Daniel, “biz büyüdük.”
Daniel kafasını tuttu. Anılar zihnine hücum etti. Söyleyemediği sözler. Bastırdığı öfke. Kimseye göstermediği korkular. Aynadaki varlık, onun içinden beslenmişti.
“Benden ne istiyorsun?” diye haykırdı.
Aynadaki Daniel gülümsedi.
“Yer değiştirmek.”
Ayna aniden patladı.
Cam parçaları havada asılı kaldı. Zaman durmuş gibiydi. Daniel hareket edemiyordu. Aynadaki varlık camların arasından yürüyerek çıktı. Her adım attığında Daniel’ın bedeninde bir uyuşma hissi yayılıyordu.
“Artık insanlar bana bakacak,” dedi varlık. “Ve sen… beni izleyen olacaksın.”
Bir anda her şey karardı.
Daniel gözlerini açtığında bir camın içindeydi. Soğuk, sert bir yüzeyin arkasından dünyayı izliyordu. İnsanlar önünden geçiyor, aynaya bakıyor, saçlarını düzeltiyorlardı.
Ama aynadaki yüz… Daniel’a ait değildi.
Yeni Daniel insanlara gülümsüyordu.
Ve kimse, aynada kendilerine bakmadıklarını fark etmiyordu.
DEVAM EDECEK
Bölüm etkileşimi
