10. bölüm · GİZLİ SAKLI, YALANLAR VE GERCEKER

10. Görev

Mevina 💙💓

Gökhan

Gökhan, cebindeki yedek şarjörleri son kez kontrol edip silahını kılıfına yerleştirdi.

Grubun en sert, en dik duran kişisiydi. ama bana bakarken gözlerindeki o korumacı şefkat hemen kendini belli ederdi.

Yanımıza gelip Cem’le ikimizi birden güçlü kollarıyla sardı. Kurşun gibi ağır ama güven veren sesiyle kulağıma fısıldadı

"Eğer orada işler sarpa sararsa ne yapman gerektiğini biliyorsun.

Kendi güvenliğini tehlikeye atacak hiçbir şey yapma. Biz birbirimizi bir şekilde oradan çıkarırız, bizi düşünme."

Gökhan Atmaca

O zamanlar Gökhan... Gökhan Atmaca'yla tanıştığımızda o 18 yaşındaydı. Kaba, sert, ciddi görevden Başka bir şey düşünmeyen Cem'den daha kötü durumdaydı.

Çok resmiyetci biriydi ilk zamanlar ona abi demem için beni o kadar çok zorlamamıştıki aramızda sadece 3 yaş vardı ona abi dememi istiyordu ama bende ona inat abi demiyordum. İçimden gelmiyordu. Bana emir veremeyeceğini kanıtlamak ekibin liderinin kim olduğu göstermek istiyordum.

İlk yılımız pek iyi geçmedi kavgalar, tartışmalar Cem'in geçmişi derken bir buçuk yıl anlayamadım Gökhan’ın derdinin ne olduğunu

İkici yılımız öğrendim geçmişini Gökhan aslında bir Aşiret çocuğuymuş 15 yaşından beri sevdiği bir kız varmış. Heja düşman Aşiret çocuklarıymış. Heja on 18'e girer girmez evleneceklermiş Gökhan’ın 18'e girmesine 2 ay kala

Heja ve Abisi'nin birlikte olduğunu Heja'nın onu aldattığını öğrenince

Abisini vurmuş...

Heja'ya kıyamamış

Sonrada Uzar abiyle tanışmışlar. Gökhan Uraz abiyle tanıştıktan 2 gün sonra gelmiş buraya

O zamanlar kimseye güvenmiyordu ama alıştık. Birimize bir şey olsa dünyayı yakacak hale geldik. Birbirimize o kadar bağlandık.

Abisi..

En son Abisi yaklaştı. Aramızdaki bağ hepsinden farklıydı, gözlerindeki o buruk ve derin ağırlığı hemen anladım.

Taşıdığımız ölümcül riskin hepimiz farkındaydık ama birbirimize güç vermek zorundaydık.

Elini yanağıma koydu, baş parmağıyla hafifçe dokunarak gitme vaktinin geldiğini hatırlattı.

"Merak etme kolay bir operasyon bir şey olmayacak" diye fısıldadı Bora. "Döndüğümüzde o çok sevdiğim kahveden yapacaksın bana, söz mü?"

Bora Turan

Buraya geldiğimde bana en iyi hisetiren Cem ve Gökhan’ın soğuk duvarları yerine beni her gördüğünde Kahve getiren bana kahve tarifleri veren O sıcak adam

İçide kendi gibi sıcaktı ne yaşamış olursa olsun yıkılmayan hayatın aksine dik duran mutlu olan o adama

Abisi insan sarafıydı ilk tanıştığımızda bana çok sıcak davranıştı onun geçmişini öğrenmek diğerlerinin geçmişini öğrenmek kadar zor olmamıştı.

Bora’nın ailesi teşkilata çalışıyormuş o zamanlar. Ailesi bi operasyon sırasında şehit düşmüş Abisi, Bora o zamanlar 15,16 yaşlarındaymış dik durmuş ailem bu vatan , millet uğruna şehit oldu demiş.

Ağlamamış aksine başını dik tutup ailesinin annesinin babasının başkanı Uraz abiyle tanışmış ona ailesi gibi bir kahraman olmak istediğini söylemiş. Uraz abide onu yanına almış.

iki yıl sonrada bizimle tanıştı beraber atlatik her için beraber büyüdük
Boğazımdaki düğümü yutup dik durmaya çalıştım. Gözlerim dolarak çocukluğumda bana abi olan bu üç adama baktım.

Sonrada Canımı vereceğim gözüm kapalı kan bağıyla değil Can bağıyla olan o üç adama

"Yolunuz açık olsun," dedim, sesimin güçlü çıkmasına özen göstererek. "Hepinizi sağ salim burada bekliyorum. Dikkatli olun. Rast gelsin."

Arka kapıya doğru ilerlediler. Cem önde, Gökhan ortada, Bora en arkada... Karanlığın içinde, küçüklüğümden beri ne zaman başımı çevirsem orada olan o üç güvenli gölge minibüse bindi.

Kapı büyük bir gürültüyle kapandı ve motor sesi gecenin içinde yavaşça kayboldu.

Onlar operasyonun kalbine doğru giderken, ben derin bir nefes alıp kulaklığımı taktım ve ekranların başına geçtim.

Şimdi telsizin diğer ucunda onlara siper olma zamanıydı.

Bende üstüme siyah bir crop alta rahat siyah bir eşofman üstümden bir tane hırka giydim..

Artık hazırdım Bu görev çok önemliydi yasa dışı iş yapan Teo Sevk'i canlı elle geçirip devlete teslim etmeliydik.

Teo sevk üç buçuk yıldır. Yakalamaya çalıştığımız bir teröristi yılardır. Çoluk çocuk demeden mal satar gibi masum çocukları satan adi bir oruspu çocuğuydu.

İstanbula gelme sebeplerimden biride buydu zaten Teo Sevk piçini yakalayıp adalete teslim etmek.

Ama ondan önce güzel bir dayak olacaktı. Onun hakkı

Bizimkiler malikaneden çıkınca Teo'nun kaldığı ormanlık alandaki eve girdiler. Yaklaşık bir buçuk aydır takip ediyorduk Teo piçini

Ve sonunda o Piçi ele geçirebileçektik. Bizimkiler depoya saldırırken ben farklı bir araçla gidip orda dronlarla ve ormanın farklı bölgelerine yerleştirdiğimiz kameralarla takip edeçektim.

Çünkü bu kokmuş evin bjr tane çıkışı olmadığını biliyordum. Teo işini her zaman garantiye anlan adı bir canavardı.

Artık hazırdım. Bu görev sadece benim için değil, bu canavarın hayattan kopardığı her çocuk için, adaletin ta kendisi için hayati bir önem taşıyıyordu.

Yıllardır gölgesini kovaladığımız yasa dışı işlerin baronu, insan müsfettesi Teo Sevk’i canlı ele geçirip devlete teslim etmeliydik ,decektikte

Tam üç buçuk yıldır her köşe başında izini sürdüğümüz, her defasında elimizden kayıp giden bir teröristti. Çoluk çocuk demeden, masum ruhları birer mal gibi satan, insanlığın yüz karası adi bir pisliği

Benim İstanbul’a gelme, hayatımı, düzenimi değiştirme sebebimin tam merkezini bu operasyonda.

O piçi yakalayıp adalete teslim etmek, gözlerindeki o sahte korkunç gücün yok oluşunu izlemek istiyordum.

Ama adaletten önce, benim ellerimden çıkacak güzel bir dayak olacaktı.

Onun asıl hakkı oydu; kemiklerinin kırılma sesini duymadan içimdeki öfke dinmeyecekti.

Bizimkiler Teo’nun saklandığı o karanlık, tecrit edilmiş ormanlık alandaki eve doğru girdiklerinde. Yaklaşık bir buçuk aydır, nefesimizin ensesinde olan adamı saklandığı delikten çıkartıp canını okumak için sabırsızlanıyordum.

Attığı her adımı, aldığı her nefesi izlemiştik. Ve sonunda, o odanın içinde sıkışıp kalmıştı.

Nihayet o pisliği ele geçirebilecektik.

Ekip depoya ve ana binaya doğru sızarken, ben planlandığı gibi onlardan ayrıldım.

Tamamen farklı, modifiye edilmiş, dışarıdan fark edilmesi imkansız mobil komuta aracımla ormanın derinliklerindeki kör bir noktaya çekildim.

Araçta yalnızdım ama etrafımdaki ekranlar bana tüm dünyayı sunuyordu.

Ormanın farklı bölgelerine haftalar önce büyük bir titizlikle yerleştirdiğimiz gizli kameraları aktif ettim.

Ardından, gece görüş özelliğine sahip termal dronlarımı gökyüzüne saldım.

Çünkü bu kokmuş, çürümüş evin sadece bir tane çıkışı olmadığını çok iyi biliyordum dediğim gibi . Teo, adiliğinin yanında işini her zaman garantiye alan, arkasında hep bir kaçış tüneli, hep bir B planı barındıran fare kılıklı bir pislikti.

Fare deliğini önceden kapatmazsanız, kedinin avlanması imkansızlaşırdı.

Benim görevim, o deliğin ağzında beklemekti.

"Gökhan, Cem, Bora... Sesimi alıyor musunuz?" Kulaklığın mandalına basarak fısıldadım.

Sesim, gecenin karanlığında bir bıçak gibi keskindi.

"Net, Gece," dedi Gökhan. Sesi her zamanki gibi sakin ama ölümcül bir kararlılıkla doluydu.

"Hedef binanın batı sınırındayız. Giriş için son hazırlıklar tamam."

"Cem, Bora, sizde durum ne?" diye sordum, gözlerimi termal ekrandaki üç parlak insan siluetine dikerek.

"Doğu kanadındayız Prenses," diye yanıtladı Bora. Teo'yu yakalayaçağımız ve ona yapacaklarımız için heyecanlı olduğunu ama silahını tutan ellerinin titremediğini biliyordum.

Cem ise sadece telsize iki kez tıklatarak hazır olduğunun işaretini verdi. Cem konuşmayı sevmezdi, o icraat adamıydı.

"Güzel," dedim ekranları hızla tarayarak. "Dron üç numaralı bölgede, çatının üzerinde devriyede.İçeride termal kameraya takılan yedi canlı ibare var."

"İkisi koridorda, üçü ana salonda kumar masasında. Teo ise en arkadaki korunaklı odada, tek başına. Hareket hızı sıfır, muhtemelen uyuyor ya da sızmış." Dedim

"Evin altından ormanın güney yamacına doğru uzanan zayıf bir ısı dalgası var. Tahmin ettiğimiz gibi, bodrumdaki tünel aktif. Kaçmaya yeltenirse doğrudan benim kucağıma düşecek. Giriş serbest, temiz çalışın."

"Anlaşıldı. Başlıyoruz," dedi Gökhan.

O andan sonra zaman yavaşladı. Kalbimin ritmini kulaklarımda duyabiliyordum.

Ekrandan bizimkilerin bahçe çitlerini birer gölge gibi aşıp ana kapıya ve pencerelere konuşlanmasını izledim.

Saniyeler asır gibi geldi. Ve sonra, ilk patlama sesi kulaklığımdan içeri sızdı.

Cem’in yerleştirdiği hafif patlayıcı, deponun yan kapısını menteşelerinden fırlatmıştı.

Ekranlarda ani bir hareketlilik başladı. Kumar masasındaki üç termal siluet panikle ayağa kalktı.

Koridordakiler silahlara davrandı ama Gökhan ve Bora içeri sis bombalarını fırlatmıştı bile.

"Teslim olun! Devlet geldi silahlarını almayanlara acımam!" Bora’nın kükreyişi telsizden yankılandı.

"Sanki silahını atanlara açıyaçaksın.! "Dedim yalandan bir sinirle

Hemen ardından susturuculu silahların o tok, boğuk sesleri odayı doldurdu.

Çatışma kısa ama şiddetliydi. Teo’nun adamları neye uğradıklarını şaşırmıştı.

Kumar masasının etrafındaki siluetlerin teker teker yere yığılışını izledim.

Cem, koridordan gelen iki kişiyi saniyeler içinde etkisiz hale getirmişti.

Ancak gözüm en arkadaki odadaydı. Teo Sevk.

İlk silah sesini duyar duymaz ekrandaki silueti yataktan fırlamıştı.

Beklediğim gibi, panikle kapıya koşmak yerine odanın tabanına doğru eğildi.

Gizli kapağı açıyordu.

"Gökhan! Teo tünele girdi! Bodruma yönelin ama tünele girmeyin, orası tuzaklı olabilir. Ben çıkıştayım!" diye bağırdım.

Hemen oturduğum koltuktan fırladım. Belimdeki yerli üretim beylik tabancamı çektim, namluya mermiyi sürdüm.

Aracın kapısını sessizce açıp kendimi ormanın buz gibi havasına bıraktım.

Çam kokusuyla karışık barut kokusu uzaktan uzağa burnuma geliyordu. Ağaçların arasından neredeyse hiç ses çıkarmadan, tünelin çıkışı olarak tespit ettiğim eski, kurumuş su kuyusunun olduğu bölgeye doğru koştum.

Gözlerimde gece görüş gözlüğü vardı, etrafı yeşilin tonlarında net bir şekilde görebiliyordum.

Kuyunun yanındaki çalıların arasına çöktüm. Nefesimi kontrol altına aldım.

Kulaklıktan bizimkilerin içerideki son adamları da temizlediğini ve bodrum katına indiklerini duyabiliyordum.

"Gece, bodrum kapısı kilitli, demir kapı. Kırmamız birkaç dakika sürer," dedi Cem nefes nefese.

"Acele etmeyin," dedim gözümü kuyunun altındaki karanlık dehlize dikerek. "Fare deliğinden çıkmak üzere zaten."

Birkaç saniye sonra, kuyunun içinden gelen öksürük ve zemin tırmalama seslerini duydum.

Toprak dökülüyordu. Nefes nefese kalmış, korku dolu hırıltılar ormanın sessizliğinde yankılandı.

Ve sonunda, o kirli, kana ve pisliğe bulanmış surat kuyunun kenarından dışarı uzandı.

Teo Sevk, tüm acizliğiyle karşımdaydı. Elinde tuttuğu küçük el çantasını dışarı fırlatıp, kendisini yukarı çekmeye çalıştı.

Tam o sırada çalıların arasından dikildim ve tam tepesine çöktüm. Göz göze geldik.

Gece görüş gözlüğümün arkasındaki gözlerimi gördüğünde, ölümün soğukluğunu hissettiğine eminim.

"Nereye böyle Teo? Yolculuk erken bitti," dedim.

Daha silahına davranmaya fırsat bulamadan, botumun tabanını tam suratının ortasına indirdim.

Burnunun kırılma sesi ormanda çatırdadı. Çığlık atarak kuyunun içine geri yuvarlandı.

Arkasından ben de tünele atladım. Üzerine çöktüm. Yılların biriktirdiği öfkeyle, masum çocukların çığlıklarını düşünerek yumruklarımı yüzüne indirmeye başladım.

Sol, sağ, bir daha... Yüzü darmadağın olana kadar durmadım. Ağzından sızan kanlar toprağa karışırken inliyordu.

"Yalvarırım... Vurma..." diye fısıldadı o güçlü, dokunulmaz sandığı sesiyle. şimdi bir solucandan farkı yoktu.

Saçlarından tutup kafasını arkaya doğru çektim. "Sattığın o küçük çocuklar da sana yalvarmıştı Teo. Şimdi adalete hesap verme vakti," dedim ve arkadan kelepçeyi bileklerine sertçe geçirdim.

Telsizin mandalına bastım, derin bir nefes aldım: "Gökhan, Cem, Bora... Paket tamam. Paket canlı. Bahçede buluşalım."

İçimde tarif edilemez bir huzur, arkamda ise adalete teslim edilmeyi bekleyen bir pislik vardı. İstanbul artık bir nebze de olsa daha temizdi..

Bölümü nasıl buldunuz ?

Beğenip yorum yazmayı unutmayın lütfen

Yeni çıkan karadenizli kitabıma bakın lütfen

Öpüldünüz 😘🌸

(Kelime 1621)