1. bölüm · Girdap Mührü;Kayıp Ruhların Çağrısı
Mutluluğun Son Sofrası
Nerina Vale
"Deniz korkmayanların adını fısıldar ve deniz beni çağırıyordu."
Elimdeki ağır balık dolu kova yüzünden belim çok ağrıyordu. Kovayı barakamıza götürmem gerekiyordu. Ofladım ve yokuşu çıkmaya devam ettim. Köyümüz harika bir yerdi, insanların hepsi iyi anlaşıldı. Doğaya ve denize minnetlerini belli ederler ve saygı duyarlardı. Denizin ve yemyeşil ormanın tam ortasındaki Sarlazai köyü tam bir cenneti. Burada yaşamaktan oldukça memnundum, on sekiz yaşıma girip gerçek anlamda buraya ait olmayı çok istiyordum. On sekiz yaşıma girmeme iki gün kalmıştı, tüm doğum günleri özeldi ama on sekizinci yaş günü oldukça önemliydi. Kovayı yere bıraktım, soluklanmaya ihtiyacım vardı. Kalçamın altında biten kızıl saçlarımı geriye savurdum, annem onları toplamam gerektiğini söylediğinde onu dinlemeliydim. Soluklanırken en yakın arkadaşım Melda'nın karşıdan geldiğini gördüm. Beni görünce gülümsedi ve el salladı. Ben de ona el salladım , yanıma geldi ve sıcak havalar yüzünden ellerini kullanarak rüzgâr oluşturmaya çalıştı. Gülümsedim "Akşama doğru tepede buluşalım mı?" diye bir soru yöneltti. Başımı salladım "Annem izin verirse gelirim" dedim. Ailem tehilke olmadığı için beni kısıtlamıyorlardı ama on sekizime kadar onlardan habersiz hiçbir şey yapmazdım. Gerçi on sekizimden sonra da izin alacağımdan
emindim. "Tamam. O zaman görüşürüz" dedi Melda. Ardından dönüp geldiği yöne yürümeye başladı. Gece kadar siyah saçları, bembeyaz teni ve mücevheri andıran mavi gözleriyle köydeki tüm erkeklerin dikkatini üzerine çekiyordu. O ise tam aksini benim daha güzel olduğumu söylüyordu, buradaki her şeyi sevdiğim gibi kendimi de seviyor ve beğeniyordum. Kalçamın altında biten kızıl saçlarım, bembeyaz tenim ve mavi gözlerimi seviyordum ama en sevdiğim yerim çillerimdi. Çillerime bayılıyordum, babamın da en sevdiği yerim çillerimdi. Kovayı aldım ve hızlı adımlarla barakaların olduğu yere ilerledim. Güneşin batmasına bir saat vardı ve ben hâlâ işlerimi bitirememiştim. Nymeria'yı beslenen gerekiyordu bir de küçük kardeşim Vera'yla ilgilenmem gerekiyordu. Barakamızın önüne vardığımda kovayı tekrar yere bıraktım. Temiz havayı derince soludum. Annem ve Vera barakadan gülümseyerek çıktı. Vera daha üç yaşında bir kızdı, tıpkı bana benziyordu, abim ise babamın aynısıydı. Fiziksel olarak kopyamdı ama huy olarak ablama daha çok benziyordu."Vera ablacığım" dedim iki kolumu açtım. Vera kıkırdayarak kucağıma atıldı. Kokusunu içime çektim, saçlarının üstünden öptüm. "Abya" dedi o pamuk sesiyle. "Ablam" dedim bir kez daha öptüm. O benim kırmızı çizgimdi. Ona bir şey olursa yaşayamazdım. Anneme döndüm "Anne Melda ile tepeye çıkabilir miyiz" diye sordum. Annem düşünmeden "Git ama geç olmadan gel kızım" dedi. Henüz çok büyük olmayan karnını okşadı. Hamileliğinin beşinci ayındaydı. Kovayı almaya yeltenince ileriye atıldım "Anne sen bırak ben alırım." kovayı aldım ve etrafıma baktım. Babam etrafta görünmüyordu, neredeydi acaba? Kovayla birlikte barakamıza,yuvamıza girdim. Kovayı mutfak olarak kullanılan bölmeye koydum. Barakanın içinde dört odacık vardı. Birisinde ben, ablam ve Vera kalıyordu. Diğerinde annem ve babam kalıyordu, diğerinde ise abim kalıyordu. Abim ve Melda birbirlerine deli gibi âşıktılar. Onların arasını yapmıştım, yakında nişanlanacaklardı. Ailelerimiz bu işe çok olumlu bakıyordu. Bende onlar adına çok mutluydum, hem abim hem de en yakın arkadaşım mutluydu. Kovayı bıraktım ve dışarıya çıktım, annem Vera'yla, Melda'nın annesinin yanına gitmişti. İki adım attım ama ayağına değen yumuşak kılı şey yüzünden çığlık attım. Çığlık atığım ve koştuğum için ayağım burkuldu, düştüm. Kalçamın üzerine çok sert düşmüştüm, düştüğüm için yine çığlık attım. Ellerime küçük taşlar batmıştı onlara yüzümü buluşturarak bakarken Nymeria yüzümü yaladı. Kuyruğunu deli gibi salayarak üzerine atladı. Altı aylık bir kurt olmasına rağmen tüm köpeklerimizden büyüktü, ağırlığıyla yere uzandım. "Nymeria dur!" dediğimde üzerimden indi ve yere yattı. Dirseklerimden destek alarak doğruldum. Tam Nymeria'ya kızacaken bir erkek sesi duyuldu. Alfred tam karşımda dikiliyordu "Nerina konuşabilir miyiz?" dediğinde kaşlarımı çattım. Sakinlik buraya kadardı, Alfred bir yıldır beni rahatsız ediyordu. "Ne istiyorsun Alfred?" dedim ve ellerimi belime koydum. Alfred uzun bir süre yüzüme baktı. Gözleri dudaklarımda fazla oyalanınca sinirim artı "Alfred olanları babama söylememi ister misin? O da sonra babana söyler" dedigimde ifadesi değişti. Korkuyordu ve ben de bunu biliyordum. Gülümsedim "Bence istemezsin" dedim. Alfred cevap vermedi, ama öne doğru iki adım attı. Nymeria önüme geçti ve hırladı. Bembeyaz kürkü çok güzeldi, onu ormanda buldugunda henüz gözleri kapalı bir yavruydu. Alfred "Nerina lütfen bana bir şans ver. Babam zengin seni çok mutlu ederim" dedi. Babası gerçekten de köyümüzün en zenginiydi ama benim parayla işim yoktu. "Hayır. Nymeria'nın dişleri vücuduna girsin istemiyorsan git" dedim. Alfred iç çekti , geldiği yöne döndü ve gitti. "Nymeria sana kaç kere dedim kimseye hırlama diye" dediğimde Nymeria yine yere yattı. Nymeria son günlerde oldukça agrasif davranıyordu, geçenlerde Vera'yı tartaklayan iki çocuğu ısırmıştı. Bunu tekrarlarsa onu benden alabilirlerdi. Yürümeye başladım, tepeye doğru gidiyordum. Nymeria tam arkamdaydı. Ona kızamıyordum bile , ben buydum işte. Kimseye kızamayan, kendini korumaktan bile aciz bir kız. Eğer Alfred'i babasına şikayet etseydim tüm bu rahatsız edici davranışı yapmazdı. Tepeye vardığımda nefes nefeseydim. Melda henüz gelmemişti. Yere oturdum ve nefeslendim, Nymeria yanıma yattı. Dakikalarca bekledim ama kimse gelmedi, hava karardığı için tepeden indim ve barakamıza gittim. Melda neden böyle yapmıştı anlamamıştım. Nymeria'yı da besleyip eve girdim. Evdekiler uyumuştu , ablamın yanındaki yatağıma kıvrıldım. Göz kapaklarım gittikçe ağırlaşıyordu. En sonunda uykuya yenildim.
🐚
Bu gün doğum günümdü ve ben çok heyecanlıydım. Üzerimdeki ipek elbiseye hayranlıkla baktım. Annem doğum günüm için özel diktirmişti. Elbise diz kapağımın biraz altında bitiyordu, üst kısmı beyaz, alt kısmı kahverengiydi. Geniş bir eteği vardı , üst kısmının ise omzu açıktı ve koları dökümlüydü,elbise kendinden korseliydi belime tam oturmuştu. Ablam buklelerimi daha da belirginleştirmiş, aralara küçük örgüler yapmıştı ve öndeki tutamlarımı kıvırarak arkada birleştirmişti. Melda'yı o günden sonra görmemiştim, aramızda bir sorun yoktu acaba abim ile mi tartışmışlardı. Annem Vera'ya da benim elbisenin benzeri bir elbise almıştı. Ablam her zamanki gibi tercihini siyah renkten kullanmıştı. Hava kararmıştı doğum günü kutlamamı şimdi yapacaktık. Birlikte barakadan çıktık, babam ve abim kapıdaydı. Babam gülümsüyordu, kollarını açtı . Minik adımlarla gittim ve kendimi babamın kollarına bıraktım. Geri çekilirken alnımı öptü "Çok güzel olmuşsun prensesim" dedi babam. Onu çok severdim, babaları tarafından değer gören kızların sırtınım yere gelmeyeceğini düşünürdüm. Parmak uçlarımda yükseldim ve babamın yanağına öpücük kondurdum. Elini tutum ve kutlamayı yapacağımız alana doğru ilerledik. Annem babamın diğer yanında babamın elini tutmuştu , Vera da annemin elini tutmuş ilerliyordu. Ablam ise benim yanımdaydı, abim de onun. Birlikte mutlu bir şekilde ilerlerken Nymeria'nın nerede olduğunu düşündüm. Tam geri dönüp onu alacakken Nymeria karşıdan kuyruğunu sallayarak geldi, bazı köpek davranışları gösterse de hiç havlamamıştı.
