1. bölüm / 5
Gideroğlu sorunsalı (isteksiz popüler)1. Bölüm
Bölümler 5Şu an: 1. Bölüm
- 1 1. Bölüm3.803 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. BÖLÜM2.349 kelime
- 3 3.BÖLÜM832 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.332 kelime
- 5 5.BÖLÜM847 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Tuana hadi geç kalıyorsun tatlım! Kahvaltında soğuyor." bu hayatta en çok sevdiğim insanın sesiyle uyanmaya bayılıyordum. Bu arada ben Tuana Mavi ve sende benim içi sesim olmalısın değil mi? Sana kısaca kendimden bahsediyim istersen. 18 yaşında bir lise son öğrencisiyim (Ne yazık ki) derslerimle aram çok kötüdür hatta berbat bile denilebilir. Düzeltmek için çok çabalasamda asla istediğim gibi sonuçlar alamıyorum! Okulda ve sınıfta istemesemde güzelliğimle nam salmış durumdayım. Bu elbette bazı kişilere göre mükemmel olabilirdi ama benim için değildi. Ben her zaman görünmez olmak istemişimdir, bir ortamda birilerinin ben yokmuşum gibi davrabmalarını ve bana göz ucuyla bile bakmamalarını çok isterdim. Şimdi neden kendimi çirkinleştirmek için bir şey yapmadığımı sorucaksın değil mi? "Tuana hadi!" "Geliyorum anne." ben okul formamı giyerken sana bu sorunun cevabını vericem merak etme. Yataktan kalktım ve hemen sağ tarafımda ki gardrobumu açarak anneciğimin yeni ütülediği formamı çıkardım. Sorunun cevabı şu canım benim... DENEMEDİM Mİ SANIYORSUN! bir keresinde komple ten rengimi değiştirerek, daha sonrasında ise kendime özen vermeyerek yada okula resmen yataktan kalkmış halimle bile gelsem herkes bana iltifat etmeye devam ediyor! Ben sana bunları anlatırken formamı giyinmiş bir vaziyette mutfağa doğru ilerliyordum. Anneciğimin pamuk ellerinden yemek yemek en sevdiğim şeylerden biri olabilirdi kesinlikle! Tüm anneler mi böyle güzel yemek yapıyor yoksa bu özellik benim anneme ait bir özellik miydi acaba? Hoplaya zıplaya mutfağa girerek anneme sıkıca sarıldım. "Günaydın canısı!" güzel kokusunu ciğerlerime hapsederken yanaklarına ıslak öpücükler kondurdum. "Günaydın güzel kızım. Hadi yemeğin soğuyor geç çabuk sofraya." lafını ikiletmeden mutfağın balkonuna geçtim ve çoktan yemeye başlayan babamı gördüm. Babacığım ailecek sofraya oturmadan şu canım yemekleri koca göbeğine indirmesen olmuyor mu? Babamın yanına gittim ve yangına bir öpücük kondurmadan önce "Sanda günaydın yemek canavarı baba!" ikimizde gülerek birbirimize baktık. "Günaydın serçe! Hadi gelin artık sofraya
yoksa ben hepsini silip süpürücem." hızlıca yerime geçtim ve tabağımı kahvaltılıklarla doldurmaya başladım. Tabi kahvaltılık dediysem zeytin dışında ki kahvaltılıklaradan bahsediyoryum! Zeytin benim şu hayatta ağazıma sürmeyeceğim tek şey olabilir, ha bide balık! İkisini de hiç yememiş olsamda kokuları çok kötü ve bana kalırsa katlanılmaz olduğu için yakınımda durmalarını bile istemiyorum. Annemde çaydanlıkla birlikte sofraya oturarak tabağını doldurmaya başladı. "Anne bu gün okulda fazla kalmak zorundayım malesef ki, matemetik hocamız kütüphanede ders çalışmamı istedi de." annem ağazına peynir attıktan sonra bana dönerek "Tamam kızım, derslerine dikkat etmelisin. Biliyorsun bu seneden sonra Üniversite sınavlarına gidiceksin. Derslerini sıkı tut başarabileceğini biliyorum." umarım derslerim konusunda ailemi hayel kırıklığına uğuratmazdım. Matematik hocamız Cansel hanıma kızmıyordum, matematikte bana baya yardımcı olmaya çalışıyordu şu aralar. Tabi bende evde boş durmamaya, soru çözmeye gayet ediyordum. Ama tek kötü olan dersim matematik değildi; tarih, fizik ve kimya konusunda da pek iyi olduğum söylenemezdi. Ama tabi ki de matematikte daha fenaydım, çözdüğüm soruların yarısından fazlası yanlış çıkıyor, beni sinir etmekle birlikte kitabı parçalama isteğiyle dolduruyordu. "Eee anne işyerinde herşey yolunda mı? En son iki kadın çok pis birbirine girmişti diye hatırlıyorum." annem bir dantel fabrikasında 2 yada 3 makinaya bakan sıradan bir işçiydi, babamda kumaş fabrikasında boyanede kumaşları boyayıp kurutuyordu. Ama annemin işyerinde ki insanlar hayvanat bahçesinden özenle seçilmiş hayvanlara benziyorlardı bana kalırsa. "Valla bu gün birbirlerine girecek gibilerdi ama vardiya amiri işin içine girince pek cesaret edemediler olay çıkarmaya. Makineleri kafalarına göre açıp kapatıyorlar sürekli, bu yüzden de şirket zarara uğurayabilir ama onlar bu şekilde düşünmüyorlar işte." annem babama iş yerinde olan geçmiş olayları anlatırken bende telefonumu elime aldım. Eylül'den mesaj gelmişti. 'Knk mat ödevini yaptın mı?' ÖDEV Mİ?! Ödev mi vardı ki?! Hemen cevap yazmaya başladım. 'Nerden vardı ki?' gönderdiğim mesaja saniyeler içinde cevap geldi. 'Ders kitabından 100 - 110 arası' hay ben böyle işin... Hemen ağazımı peçeteme silip ayağa kalktım. "Şerife bacı benim erken çıkmamda bir sorun var mı? Eylül benimle buluşmak istiyormuşta?" annem kafasını aşağa yukarı sallayarak "Elbette tatlım! Dikkatli ol hava soğuk bu günlerde kalın montunu giyin." anne ve babamı öperek çantamı aldım ve evimizden ayrıldım. Bazen evden çıktığım zaman tekrar geri dönemeyeceğimi düşünüyorum, başıma bu korkunç ve karanlık dünyada bir şey gelicek diye çok korkuyorum. Ailemi bir daha görememek benim için on binanın altında kalmaktan daha beter bir acı yaşatırdı, belki de daha fazla kim bilir. Okul eve o kadar da uzak değildi bu yüzden sabahları yürüyerek gitmeyi tercih ediyordum. Hem temiz havayı ciğerlerime doldurmak, yoldan geçen kedilerin başını okşamak ve kuş seslerinin arasında Hedi gibi zıplayarak neşe içinde yürümeyi çok seviyorum! Bana resmen hayatta olduğumu hatırlatan şeylerden birkaçı bu minik aktivitelerdi. Okulum Türkiye'de ki en iyi özle okullardan biriydi, pek çok eğlence aktivitesi, çeşit çeşit kurslar ve özel dersler, çok boyutlu dil seçenekleri (İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca...) ve her hafta kitap okuma saatleri yapılıyordu. Bunun yanında devasa bir bahçesi, kapalı yüzme havuzu ve spor salonu bulunuyordu. Her gün yemek çeşitlerini yenileyen bir yemekhanesi de vardı tabi ama ordan yararlanmak için ekstra bir ücret verilmesi gerekiyordu ve bunların hepsi bir yıllık dönem içindi. Ailemi zorlamamak ve yiyeceğim şeylere güvenemediğim için ben yemekhaneden yararlanmamıştım tabi ki. Okulun en sevdiğim yanı kesinlikle 10 kişiyi geçmeyen sınıflardı, kafa ütüleyen 40 kişilik sınıftansa kafa ütüleyen 10 kişilik sınıfı tercih ederdim! Ama malesef ki bu sınıflar çoğunlukta olsa bile benim sınıfım 15 kişiydi. Şimdi sorucaksın değil mi? "Alttarafı 5 kişilik bir fark var yine saydığın özellikler bulunamaz mı?" malesef ki bulunamıyordu. Dersi sürekli bölen, her boş zamanında saçma sapan şarkılar söyleyerek kafa ütüleyen, her yerden sesi eksik olmayan, camdan atlamaya çalışan ve tabi ki de beyinleri 3 yaşında ki çocuklarla eşdeğer nitelikte insanlar vardı. Neyse ki sınıfta bu özelliklere sahip kişiler belliydi. Neva, Hira, İpek, Cemre ve Irmak... Bu kişiler kesinlikle ya sınıftan atılmalıydı, yada birilerinin onlara haddini bildirmesi gerekiyordu. İlk seçenek pek mümkün olmadığı için sınıf hocamızın onlara bir ders vermesini çok isterdim. Neyse ki sınıfta kafa dengi bir iki arkadaşım vardı. Eylül, Ayşe ve Rabia! Hepsi tam bir kitap kurduydu ama ben kitap okumaya pek alışkın değildim. Eylül Harry Potter hayranıydı, bıraksak hiç susmadan Harry Potterla ilgili konuşabilirdi. Ayşe ise tam bir ponçik! Çok tatlı ve güzel bir kızdı, çocuklarla vakit geçirmeye bayılır! Rabia ise biraz delidir aslında. Bize sürekli eski sevgililerinden ve onların ona ne çileler çektirdiği ile ilgili konuşmaya bayılıyor. Ama benim anladığım kadarıyla çok fazla sevgilisi olmamıştı, Emre diye birinden daha çok bahsediyordu ama sanki biraz abartarak anlatıyordu. Ama özünde iyi kızdır aslında, cicibici biri ya seviyorum Rabişi! Kızlar demişken aklıma birlikte sinemaya gideceğimiz geldi. Sanırım Zootropolis 2 ye gidicektik! En sevdiğim animasyonlardan biriydi kesinlikle şiddetle tavsiye ediyorum! Doğum günümde alınacklar listesinin başına kesinlikle Zootropolisin büyük anahtarlık kutusu geliyordu, gerçi başka bir şeyde yoktu aslında. Okuldan içeri girdim ve hızlıca sınıfıma girdim "Bir gün ödevlerimi düzenli yapıcam inşallah! Keşke biraz olsun matemetiği sevseydim." sırma geçtim ve hızlıca matematik kitabımı çıkardım "Kaçtan kaçaydı ya?! Offf man kafam!" telefonumu cebinden çıkardım ve Eylül'ü tekrardan aradım "Efendim knk?" salak gibi sırıtarak "knkcığımmm! Şey biliyorsun ki bende B12 eksikliği var ve..." Eylül anında lafımı kesti "Analdım senin karın ağarının sebebini! Sayfa 100 - 110 arası canım benim, biraz daha böyle devam ederse sana koca bir eczane dolusu B12 hapı alıcam!" ikimizde kahkahalarla gülmeye başladık, yapabilirdi gerçekten! Bana Harry Potterla ilgili sorduğu bir soruyu yanlış cevaplayınca öyle bir vurdu ki sırtım düştü sandım! "Bir daha sorarsam iki olsun knkcığım! Hadi seni çok öpüyorum ben şu ödevi yapayım yoksa Cansel hoca benim Kellemi uçuracak!" gülerek "Tamam hadi görüşürüz ayaklanmış üşengeçlik!" bu sefer gülen taraf ben oldum "Görüşürüz Hermione Granger!" telefonu kapattıktan sonra hızlıca kalem kutumu da çıkardım ve sayfa 100 ü açtım. Bu sorular biraz fazla uzun değil mi? Sanki abartılmış gibi (!) Off yapacak bir şey yok, yumurta kapıya dayanalı çok olmuştu. Lacivert uçlu kalemimi elime alarak telefondan kitabın cevap anahtarının bulunduğu siteyi açtım ve ne yazıyorsa en ufak detayına kadar geçirmeye başladım. Elim kopsa bile bana durmak yok! Bide ilk dersimiz matematikti! Aradan geçen çok yavaş bir on dakikanın ardından sınıfa Rabia girdi ve beni görünce otuz iki diş sırıtarak bide hoplayarak yanıma oturdu "Tuana! Erken gelmişsin baya hayırdır dicemde harıl harıl birşeyler yazdığına göre matematik ödevi geçiriyorsun değil mi?" neden tüm arkadaşlarım beni bu kadar iyi tanıyordu!? "Klasik ben işte ne yaparsın! Sen neden bu saatte geldin? Normalde bu kadar erken gelmezsin sende hayırdır?" iyice bana yanaşarak sanki sır verirmiş gibi "Dedikodu yapacak birilerini bulmak için erken geldim tabi ki!" şaşmaz klasik Rabiş işte "Tamam dedikodu seviyorsun anladım da neden erken geldin ki birini bulucam diye?" şeytani bir gülüş kuşanarak dik dik yüzüme baktı "Şimdi canım arkadaşım! Benim seni ne kadar iyi tanıdığımı bilirsin değil mi?" başımı olumlu anlamda salladım. Şu an sorsam donumun rengini bile bilicek kapasiteye sahiptir kendileri! "Ben bu matematik ödevini yapmayı unutacağını ve yetiştirmek için buraya sabahın köründe geleceğini bildiğim için bende şu an buradayım!" cidden sırf benimle dedikodu yapmak için mi bu saatte buraya kadar gelmişti? Evleri de okula baya bir uzakta bide! "Canım benim bunu tenefüs saatleri içinde de yapamazmıydın yani? Neyin yada kimin dedikodusu bu da sabahın bu saatinde buraya kadar uçarak geldin acaba?" kıkırdayarak omzuma hafifçe vurarak "Çünkü bizim kızların dışında kimsenin tek kelimesini bile duymasını istemiyorum ve ilk başta sana anlatmaya karar verdim çünkü en sakin kalabilicek kişinin sen olduğuna karar verdim." bak sen bizim küçük şeytana! Umarım kafamın tasını attıracak bir dedikodu değildir yoksa çok fena olur. Bir yandan son kalan iki sayfayı da geçirirken "Anlat bakalım yine nasıl bir dedikodu bu."
Endişeli ve korku dolu bir ses tonuyla "Şey... Ben yine bi bok yedim." lafını keserek "Orada bur bakalım Rabia hanım!" elimde ki kalemi kağadı bırakarak yönümü ona doğru çevirdim "Sakın bana şu 3 harfli her seferinde değişen ve sonu saçma sapan mutsuzluklarla biten duygudan olduğunu söyleme." gözlerimi kısarak dikkatlice hareketlerini gözlemledim. Elini şalına attarak sanki saçı açıktaymış gibi kaşımaya gözlerini de kaçırmaya başlayınca "Allah seni bildiği gibi yapsın Rabia! Yine mi aşık oldun!?" bu sert çıkışıma şaşırmadan "Sanırım daha sakin birine anlatmalıydım. Neyse sen ödev yapmaya devam et ben sırama geçeyim." ayağa kaltığı anda kolunu seetçe tutarak aşağa çektim ve geri yerine oturmasını sağladım. "Hiçbir yere gidemezsin Rabia! Anlat çabuk yine hangi salağa aşık oldun?" başını aşağa eğerek "Şeyy... Karşı sınıfta ki Eren varya." dişlerimi sıkarak "Evet!" dedim ve devam etmesini bekledim "Galiba ona aşık oluyorum ben!" Allahım sen bana sabır arkadaşıma da beyin nasip eyle Yarabbim! Aşık olduğu çocuk ben hariç bütün okulla çıkmış bir bed boy'un vücut bulmuş haliydi! "Rabiacım izninle sana bir soru sormak istiyorum." Rabia meraklı bir şekilde. "Sor bakalım ne soracaksın?" bu kızın meydan okumacı tavırlarına hastayım. "Sen mal mısın yoksa gerizekalı mı?" bir anda üzerime atılınca ister istemez çığılık atarak ellerimi havaya kaldırarak kendimi korumaya çalıştım. "Senin gerizekalı! Senide aşık olunca görücem ben, bakalım ilk aşkını nasıl bulacaksın." benim çığılığımı duyan biri olmadığı için şanslıydık, duyan herkse kesin kavga var diye buraya toplanırdı. "Ben aşık olmak istiyorum ki! Çok gereksiz ve vıcık vıcık bir duygu ve asla benlik değil çünkü bu duyguda herkse ilk başta dış görünüşe bakıyor." Rabia bana tokat atmaya çalışınca bileğini kavrayarak geriye doğru ittirdim. "Sensin be vıcık vıcık! Kitaplarda hep ben aşık olmam ki diyen kızlar aşık oluyor haberin var mı!" daha fazla güçüm kalmayınca sitem eder gibi bir ses tonuyla. "Rabia lütfen bu tartışmaya üstümden indikten sonra mı devam etsek? Ani bir hareket yaparsak yere toslayacağız bak!" kaşlarını çatarak durduğumuz pozisyona baktı. Bacakları kendi oturduğu sandalyede ve sandalye bir iki karış kadar uzağımızdaydı, geriye kalan bütün ben seni benim üzerimdeydi ve ben uzaklaşayım diye geriye gitmek için yaptığım hareket yüzünden sandalye arka iki bacağını üzerinde duruyordu! Biraz daha kayarsak cidden düşecek kıvamdaydık yani. Rabia en sonunda korkuyla geri çekildiğinde derin bir nefes alarak sandalyemi eski haline geri getirdim. Kalemimi elime aldım ve kalan bir buçuk sayfayı geçirirken Rabiayla dedikoduya devam ettim. "Şaka maka çocuk bu okulda ben ve sen haricinde herkese yürüdü resmen farkında mısın? Sanada yürüdüğüne göre bir tek ben kaldım ama benden uzak Allah'a yakın olsun!" dediğimde ikimizde gülmeye başladık. Aradan çok geçmeden diğer kızlarda gelmişti, bende en sonunda ödevi bitirebilmiştim. Son soruya soru işareti koymuştum çünkü cevabı çok uzundu. Rabia yerine geçince Eylül geldi ve yanıma kurulmaya başladı. "Knk neler oldu neler haberin var mı?" meraklı bir ses tonuyla. "Hayırdır ne oldu, buraya beyaz bir baykuş gelip Hogwarts mektubumu bıraktı?" dedim size tam bir Harry Potter hastası diye! Göz devirerek yarı alaylı bir ses tonuyla. "Hayır ama eminim o baykuş sırf sen sus diye sana o mektubu verecektir emin ol." kıkırdadığında bende gülümsemeden edemedim, İnsanları güldürmeyi çok seviyorum. Sırf çevremde ki insanlar mutlu olsun diye hayatımın sonuna kadar mutsuz olabilirim. "Ne oldu şaka maka, okulda tek başına ne yaşamış olabilirsin ki?" neler oldu neler. Kulağına doğru yaklaştığımda bana iyice sokularak dikkatini bana verdi. "Rabia yan sınıfta ki Erenden hoşlandığını söyledi bana." şok içinde birden geri çekilince ister istemez benide korkutmuştu. Gözlerinde ki şok ifadesi tamda beklediğim türdendi, olması beklenen ama hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkan olayım ardından yaşanan şoktu bu. "Sen ciddi misin? Lütfen yalan de!" ne yazık ki herşye gerçekti. Rabia yine birini bulmuş ama bu sefer sert kaya'ya çartığının farkında değildi. Tam olarak olayı anlatmaya başlayacakken Matematik hocamız Canselin sınıfa girmesiyle konuyu kapatmak zorunda kalmıştık. Herkes saniyesinde ayağa kalkmıştı bile, herkesin saygı duyduğu sert görünümlü ama aslı karakteri çok tatlı ve sempatikti. Sınıfa giriş yaparak yapmaz ellerinde ki kalın matematik kitaplarını kürsünün üzerine bırakarak sınıfa döndü. "Otura bilirsiniz gençler." yerime oturur oturmaz kaşla göz arası çantama tıktığım matematik kitabımı sanki daha yeni çıkarıyormuş gibi davranmaya başladım. "Nasılsınız bakalım bu gün?" ben hariç herkes iyiyiz gibisinden laflar etmeye başlayınca göz devirdim, her seferinde aynı soruyu sormaktan bıkmıyorlar mıydı? Ben şahsen cevaplamaktan çok sıkılmıştım. Bu tavırımın hocayla bir ilgisi yoktu tabi ki, sadece günlerin birbiriyle aynı geçmesi benim en büyük korkularımdan biri olduğu için bu tip kalıplaşmış sorulara pek sıcak bakmıyordum. Cansel hoca sanki o kadar kişi arasında benim hiçbir şey söylemediğimi farak etmiş gibi gözlerimin içine gülümseyerek baktı. Bende ona aynı şekilde karşılık verince göz kırparak derse giriş yaptı, o sırada Eylül sıranın üzerine okumam için bir şeyler yazmakla meşguldü. Bu sıraların yüzeyi biraz garip olduğu için yazı yazması biraz zordu, sanırım yağlı yapısı yüzündendi. Elini çektiğinde yazdıklarını okuyabilmek için sıraya eğildim. 'Sırf sana hislerini söylemek için erken mi geldi cidden?' benim şaşırdığım durumda buydu zaten ama Rabia işte ne yaparsın. Elime kalemimi alarak bir yandan sıraya yazı yazıyor bir yandan da hocanın ders kitabından ödev verdiği sayfayı tahmini olarak açmaya çalışıyordum. 'Benim daha sakin karşılayacağımı düşünmüş, bide üzerine ödevimi yapmadığımı düşünerek bu kadar erken gelmiş!' Cansel hocanın bize doğru yaklaştığını fark edince hemen kitabıma döndüm, bakmadan yüzüncü sayfayı açmaya çalıştığım için yanlış sayfaya baktığımı hoca yanımıza gelene kadar anlamamıştım. El çabukluğumu kullanamaya çalışarak tahmini şekilde bir kaç sayfa atladığımda bu sefer doğru sayfayı açabilmiştim. Cansel hoca Eylül'ün ödevini kontrol ederken başımı geriye doğru atarak ortaya dizilmiş olan sıralardan en arkanın bir önünde ki Ayşe'ye baktım. Sınıfımzda ki ikinci kapalı kız olabilirdi ama en tatlımız olduğuna kalıbımı basabilirdim, aynı benimki gibi siyah yuvarlak gözlükleri ve tombiş yanakları vardı. İtiraf edeyim arada bir o pamuk şeker gibi görünen yanaklarını ısırasım geliyor! Tabi kendimi tutuyordum ama bir gün aşırı tatlı olmaya başlarsa bu sefer kesinlikle ısıracaktım onları! Benim ona baktığımı fark edince kafasını bana doğru çevirip kocaman arkadaş canlısı gülümsemesini gözler önüne sundu. Ben bizim gurupta ki herkesi bir çizgi film karakterine benzetiyorum biliyor musun iç ses? Eylülü biliyorsun zaten, gık demiş Hermione'nin burnundan düşmüş. Ayşe kesinlikle kungfu panda'nın kadın versiyonuydu. Rabia için emin değilim ama herkese aşık olup sonra vaz geçen bir çizgi film karakteri varsa kesinlikle ona benzetirdim. Ben mi? Kendim hakkında da bir fikrim yok ama dış görünüş olarak kesinlikle Disney prenseslerinden Belle aynı sayılırdım. Durup dururken neden bunları anlattığım hakkında en ufak bir fikrim yok, umarım beni deli falan sanmamışsındır. Değil mi? Bende ona aynı şekilde gülümseyerek el salladım, insanlara el sallamaya neden bu kadar çok meraklıyım bilmiyorum ama vardır bundada bir hayır. Bu sırada Cansel hoca Eylül'ün ödevini bırakmış bana bakıyordu, sanırım kime el salladığımı merak ediyordu. Ders kitabımı Cansel hocama uzattığımda gözlerini kısarak ödevimi incelemeye başladı. Umarım çok üzerine düşmeden sadece imza atıp geçer yoksa eminim bu işlemlerin bana ait olmadığını anlardı! Ellerimi aşağıya indirerek avuşturmaya başladığımda Eylül bunu fark edip ellerimi birbirinden ayırarak birini sertçe tutup kendine çekti. Ne yazık ki benim gibi sitrese girdiğinde ellerini aşındırana kadar okşayan insanlar için yapılacak en doğru hamleydi. Bu huyumdan her ne kadar çok kurtulmak istesemde bir türlü beceremiyordum, nedense konu dersler ve en önemlisi matematik olduğu zaman sürekli bu böyle oluyordu. Sanırım kendimde bir özelliği değiştirecek olsam kesinlikle bu hareketimi değiştirmek isterdim, sonra acı çeken yine ben oluyordum çünkü. Cansel hoca bana kitabımı uzatarak önde doğru eğildi. "Yine internetten bakarak yapmışsın Tuana. Bu işlemeleri senin yapmadığın o kadar bariz ki, sayılar biz buradayız ama içimiz boş diyor. Neden kendin çabalamak yerine geçirme yöntemini terçih ediyorsun?" işte şimdi yanım, duygusalığımdan ödün vermeden başımı aşağı çevirdim. Dolan gözlerimi kimsenin görmesini istemiyorum. Bir kaç saniyede toparlanıp tekrar kitabıma bakarak. "Unuttum hocam. Sabah Eylül haber vermeseydi hiç yapmamış olucaktım. Özür dilerim." Cansel hoca kibarca gülümseyerek yüzüme bakmaya çalışsada izin vermedim, yanaklarım hafiften kızardığı için bakmak istemedim. Sırtımı sıvazlayarak tekrar öğretmen kürsüsüne geçtiğinde başımı yukarı kaldırdığımda bana gizlice bakmaya çalışsan bir çift gözle karşılaştım. Hayret bu çocuğu uyanık görmek fil taşıyan karınca görmekten bile daha zordur oysa ki. Selahattin Gideroğlu. Okul müdürünün biricik pasaklı ve uykucu oğlu. Her derste uyumasına rağmen nasıl edebiyat haricinde ki tüm derslerde iyi olabiliyor hiçbir fikirimiz yok. Sanırım evde özel eğitim gibi bir şey alıyordu, başka türlü bir açıklamsı olamazdı çünkü. Sarı ve kahverengi karışımı saçları her zaman ki Amazon ormanları gibi darma dağınıktı. Ela olduğunu düşündüğüm gözleri ise hafif kanlanmıştı. Bu durum çok uyumasına mı yoksa evde hiç uyumamasına mı bağlıydı bilmiyorum ama sanırım çok fazla uyuduğu için olabilirdi. Garip olan kısmı ise film yada dizilerdeki gibi bir egosu yada ona benzer bir özelliği yoktu. Bana kalırsa o da normal bir üniversite sınavına hazırlanan öğrenci profil vardı ama dağınık ve pasaklı olanından. Cansel hoca derse geçince önüne döndü ve başını kollarına yaslarak uyumaya devam etti. Garip bir çocuk. Eylül benim nereye baktığımı fark edince beni kolumdan dürterek kaşlarını bir aşağı bir yukarı kaldırarak burada neler oluyor dermişcesine gülümsedi. Ona göz devirerek önüme döndüm ve derse odaklanmaya çalıştım. Uzamlar telefona çok bakmanın odak süremizi kısaltığını söylüyorlardı ama günde 10 saaten fazla telefona bakan bir olarak kesinlikle bu söze katılmıyordum. Benim odak problemi olsaydı eğer bu bir kaç derse değil tüm derslere yansırdı değil mi? Edebiyat benim en iyi olduğum derstir ve kesinlikle odak isteyende bir dersti. Yani sorun ya bende ki başka bir şeydi yada matematik kökten bir sorundu! Dersin nasıl geçtiğini anlamdım desem yalan olur, 40 dakikalık ders bana 2 saat gibi gelmişti. En sonunda zil çaldığında derin bir nefes alarak ders kitaplarını kapatark çantama yerleştirirken kızlar etrafımıza toplanmışlardı bile. Rabia hemen önümüzde ki sıranın cam kenarına geçerek neredeyse kulaklarına varan bir gülümsemeyle herkesin yüzüne hızlıca baktıktan sonra Ayşe de onun yanına oturunca hemen lafa atladı. "Ayy kızlar size müthiş bir dedikodum var!" ben yorgunca sandalyeme yaslanarak derin bir nefes alarak gözlerimi kapattım. Başımın her yerine küçük iğineler batıyormuş gibi hissediyorum, keşke yanıma ağrı kesicimi alsaydım! Kızlar Rabia'nın hoşlandığı çocukla ilgili dedikodu yapıyorlardı ama pek katılmak istediğim söylenemezdi. Erkeklerle ilgili konuşmaktan hoşlanmıyorum, başka konuşulacak konu mu kalmadı koskoca dünyada? Diz ve filmlerin soyu mu tükendi, yada gün içinde hiçbir şey yapmadık mı da konu dönüp dolaşıp erkeklere geliyor! Çizgi filim erkekleri ile ilgiliyse başka tabi, onlarla ilgili hiç bıkmadan 10 saat konuşabilirdim. Daha önce izlemesemde sanırım mucize ye bir çizgi filmden kara kedi her açıdan benim için 10/10 bir karakteri. Şakacı, yakışıklı, centilmene benzeyen ve çok havalı bir tip! Kesinlikle peşinden koşacağım tek erkek eğer gerçek olsaydı o olurdu. En sonunda teneffüs bittiğinde kızlar yerlerine geçince yerimde doğrularak esnerken. "Bu erkek konularını bırakın artım. Ne buluyorsunuz anlamıyorum!" Eylül bana cevap vermekle meşgulken bende şimdiki dersiniz olan Edebiyat defterimi çıkarıykrdum. "Diyene bak! Okulda sana asılmayan bir okul müdürünün oğlu kaldı, bana kalırsa o da hoşlanıyor ama birşey demiyor haberin olsun." hiç acımdan kafasına bir tane geçirerek. "Ben bu durumdan memnun muyum sence? Erkek muhabbeti yapmak istemiyorum artık!" Rabia duvar kenarı en önden bize bağırarak. "O zaman daha çok konuşuruz!" diyince sinirle elime geçen ilk çismi kafasına tam onikiden vurdum. Salak! Bende pek akıllı değilim tabi ama o bambaşka bir konu onu karıştırmayalım. Canı baya bir acımış olmalı ki inleyer kocama açtığı sulanmış gözleriyle bana bakınca dayanamadım şerefsize, hem suçlu hem güçlü! Eylülün arkasından geçerek Rabia'nın yanına geldiğimde ne ara yerden aldığını bilmediğim kalemliğimi benim başıma geçirince ister istemez ufak bir çığlık atınca herkes bize dönmüştü, Selahattin'de dahil! Tanrım çok utanıyorum! Yüzümü ellerimin arasına alarak kızardığımı gizlemeye çalıştım. O sırada arkamdan bir gelen sesle şok oldum. "İyimisin güzelim?" güzelim derken? Pardon da o kimse bana güzelim diyordu! Yüzümü tekrar orta yere çıkardıktan sonra sertçe arkama döndüğümde ikinci bir şok dalgasıyla karşı karşıya geldim. Eren değil miydi bu çocuk? Arkadaşımın hoşlandığı çocuk. Ne yapacağım ben şimdi? Allahım bir kaçış yolu bulmama yardım et lütfen! Gözlerim hızlıca sınıfı taradığımda kafasını kaldırmış boş gözlerle çocuğa bakan Selahattini fark edince aklıma gelen ilk planı uygulamaya koymak zorunda kaldım. "Aşkım ne diyor bu pezevenk? Gel al beni buradan!" sınıf bir anda şok nidaları atmaya başlıyınca daha da çok kızarsamda bu durumu fırsata çevirerek çaktırmadan kendimi çimdikleyerek gözlerimin dolu dolu olmasını sağladım. "Neden gelmiyorsun ela gözlüm? Sevgilin zor durumda ve sen hala uyuyorsun." burnumu çekerek duygu sömürüsü yapmaya başaladım. Selahattin dahil herkes şok olmuştu. Be adam şu an şok olmanın sırasımı gelip kurtarsana beni buradan! Kavga var desek koşarak gelirsin ama yardım diyince nedense duruyorsun yerinde! Tam bir iki laf daha edecekken yerinden kalkan Selahattini fark edince ağazımı kapatarak yardım isteyen gözlerimle ona baktım. Bu kadar iri biri olduğunu düşünmemiştim açıkcası, Emre'nin tam arkasında durarak omzunu sıktı. "Sevgilim?" dedi önce soru sorar gibi. Sonra çocuğu bir iki adım geriye iteleyerek tam önümde durdu. Boyu kaçtı bunun ya? Sanırım boylarımız aynıydı. Elimi tutuşuna hazırlıksız yakalansamda çaktırmamaya çalışarak ona ayak uydurdum. "İyi misin?" dedi. Başımı aşağı yukarı sallayarak onayladığımda hala meraklı gözlerin ve fısıldaşmaların sebebi bizdik, Allahım zaten okulda dilden dile yayılmışken bu hamleyle daha da çok konuşulacaktım! Ayağa kalktığımda elini belime koyarak beni kendisine doğru çekince çenem omuzunda denk gelmişti, evet boyarımız hemen hemen aynıymış. Başka bir zama olsa özel alanım işgal edildiği için olay çıkarabilirdim ama bu oyunu ben başlatmıştım kolları beni sardığında bende kimse bir terslik olduğunu anlamasın diye bende ona sırlmak zorunda kaldım. İster istemez soluduğum kokusu tarif edebileceğim bir şey değildi ama hafif terkediği kesindi. Kısa bir sarılmanın ardından elimi benden ayrıldı ama tekrar elimi tutarak Emre'ye döndü. "Benim sevgilime neden yavşadığını sorabilir miyim?" cidden bu olay şu an romantik komedi filmlerine dönmüştü. Cidden aklıma gelen ilk çözüm yoluna s**ayım! Emre bir kaç adım daha gerileyerek. "Özür dilerim abi bilmiyorum." bende bilmiyordum merak etme yanlız değilsin. "Artık biliyorsun. Şimdi s**git buradan, bir daha da sevgilimi rahatsız etme." bad boyum benim be! Nasılda kurudu beni ama değil mi? Normalde olsa bende bad gırl olabilirim ama tarzım değil. Damarıma basılırsa anca öyle olabiliyorum ne yapayım ya. Emre koşarak sınıftan çıkınca Selahattine doğru dönerek yalandan bir gülümsemeyle. "Teşekkür ederim aşkım! Sen olmasaydın ne yapardım bilemiyorum." öğk kendimden iğirendim şu an, cidden mi Tuana bu kadar kılişe olmam zorunda mısın? Başını sallayarak karşılık verdi ve elimi bırakarak sırasına döndü. Umarım bu dedikodu çok hızlı yayılamz, değil mi? Yayılmaz de lütfen!
Bölüm etkileşimi
