3. bölüm · Gıcık Çocuk
Bölüm 3: “Kalbim, Sessiz Ol Lütfen”
Kahve buluşmasından sonraki gün okula giderken içimde garip bir his vardı.
Sanki dün yaşananlar gerçekten olmamıştı.
Yani… o kadar gülmemiştim, o kadar eğlenmemiştim, o kadar—
“Sabahın bu saatinde bile aklında ben varım, değil mi?”
Sanki düşüncelerimi okumuş gibi, Arda arkamda belirdi. Elinde kahve, yüzünde o tanıdık gülümseme.
— Korkutma insanı!
— Korkmadın ki, sadece utandın.
— Ne utancından bahsediyorsun sen ya?
— Yanağın kızardı.
Bir elimi yanağıma götürdüm. Evet, biraz sıcak.
— Güneşten oldu.
— Güneş okul koridorunda mı?
— Susturayım mı seni?
— Nasıl?
O sırıtınca ben de çantamla dürttüm.
— Böyle.
---
O gün teneffüste Nil’in yanına oturdum.
— Arda dün sana çok bakıyordu, fark ettin mi?
— Bana mı? Hayır tabii! Belki de arkamdaki duvara bakıyordu.
Nil kıkırdadı.
— Arda seninle ilgileniyor bence.
— O, sinir etmek için yaşıyor Nil. Başka açıklaması yok.
Ama sonra kapı açıldı, Arda içeri girdi. Yeni bir kızla konuşuyordu.
Uzun saçlı, kahkahası yankılanan, parfümü uzaktan bile hissedilen biri.
İçim garip bir şekilde sıkıştı.
Niye umursuyorum ki? O kimle konuşursa konuşsun!
Ama gözlerimi onlardan alamadım. Arda, kızın saçına takılmış bir kalemi çıkarırken ikisi aynı anda gülüyordu. Nil dirseğiyle beni dürttü.
— “Umursamıyorum” ifadesini biraz daha çalışmamız lazım.
---
Öğle arası geldiğinde bahçeye çıktım. Rüzgâr esiyor, saçlarımı savuruyordu. Gözümü kapatıp derin nefes aldım.
Derken biri arkamdan konuştu:
— Bana mı trip atıyorsun yoksa rüzgâra mı?
Dönüp baktım, tabii ki Arda.
— Ne tribi? Ben sadece nefes alıyorum.
— Beş dakika önce sınıfta beni görmemiş gibi yaptın.
— Görmemişimdir.
— Peki. O zaman aynı havayı da paylaşmamamız gerekiyor herhalde.
Bunu deyip yanımdaki banka oturdu. Elinde küçük bir not defteri vardı.
— Bu ne?
— Proje fikirleri.
— O kadar ciddiye alacağını düşünmemiştim.
— Seninle yapıyorum, mecbur ciddiyim.
Bir an sessizlik oldu. Sonra defteri bana uzattı.
Üstünde “Karışık duygular” yazıyordu.
Altında da minicik bir not:
«“Belki de bu duygunun adı sensin.”»
Kalbim duracak gibi oldu.
— Bu… şaka mı?
— Gülmüyorum.
— Arda…
— Nisa. — dedi, adımı öyle yavaş söyledi ki kalbim tamamen sustu. — Eğer birini seviyorsam, onun bana gülmesini isterim. Ve sen gülünce… her şey daha kolay oluyor.
Tam o anda zil çaldı.
Sanki evren “fazla duygusallaştınız” diyerek bizi dağıttı.
Ben yerimden kalkarken o arkamdan mırıldandı:
— Kahve borcun hâlâ duruyor, biliyorsun değil mi?
— Hangi kahve?
— “Seni sinirlendirmediğim” ilk kahve.
Gülmemi engelleyemedim.
Kalbim, sessiz ol lütfen.
---
Devam edecek…
