Gerçek Ailem kitap kapağı

4. bölüm / 5

Gerçek Ailem

4. Bölüm - Kırık Kalp

Vaveyla Yazarı: cemoss derler

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 4. Bölüm - Kırık Kalp

"Olacak şey değil!" dedi Güven öfkeyle. Arkasını döndüğünde Harun Uluöz`ün tam önünde durdu. "Kızımı size hiç vermemeliydim." dedi sakince. Keskin sesi sakinliğini koruyamadığını gösteriyordu. Yakalarından tutulup duvara yapıştığında ne olduğunu kavrayamamıştı.

"O benim kızım. Ve sen kızımı benden aldın." son cümlesinin farkına vardığında Güven`e sert bir yumruk attı. "Damla benim kızım. Ondan uzak duracaksın." az önce tek yumruğuyla yere devirdiği adamı yine tek hamlede kaldırmıştı. "Anladığını var sayıyorum, Güven Aydoğdu."

"Kızım sana asla baba demeyecek, Harun Uluöz. Çünkü o babasının kızı, benim kızım."

Öfke, şiddet, nefret.

Her iki tarafta birbirinin arasında kalmıştı. Ama olaylar dönüp dolaşıp Damla`yı buluyordu.

Çünkü önemli olan.

Damla`nın ne düşündüğüydü.

*

Karnımdaki acıyla gözlerimi açtım. Gözlerimi ovalayıp etrafa baktığımda, hastane de olduğumu görmüştüm. Ve yani başımdaki koltukta oturan Batıkan`ı.

Kardeşimi.

Kitlenmiş bir şekilde karşısındaki duvarı izliyordu. Defalarca kez mırıldandığı bir kelime vardı.

"Abla."

"Batıkan." dedim kısık sesle. Fakat o duymuş gibi elleriyle kulaklarını kapatıp sağa sola sallanmaya devam etti. Ellerimi kaldırıp bileklerini tuttuğumda kafasını ellerinden zar zor kurtarmıştım.

Ellerimi geri itmeye çalıştı. Ama o kadar güçlü değildi. Benden 3 kat büyük duran küçük kardeşim, şuan bana karşı koyamıyordu.

Bir kez daha "Batıkan." dedim. Bu sefer hiç beklemediğim bir anda, Batıkan`ın kollarını bedenimde hissetmiştim.

Ona sarılmama fırsat vermeden omzumda ağlamaya başlamıştı.

"Batıkan..." dedim tekrar "İyi misin?" kafası hala omzumdayken başını iki yana salladı.

"Çok korktum..." elleri belimi bulduğunda hıçkırıkları artmış, kafasını omzuma daha da gömmüştü. "Çok korkuttun beni..." kelimeleri anlamasınlar karıştığı için tam seçemiyordum.

Ama bu cümle canımı yakmıştı.

Onu ise 2. kez korkutmuştum.

"Batıkan..." dedim ama cümlenin sonu gelmeyecek gibiydi. Duygusal bir insan mıyım bilmem. Ama gözlerim dolmuştu.

"Sadece sarıl lütfen..." sesi en az benimki kadar kısıktı. Onun bana yaptığı gibi saçlarını okşadım. Artık hıçkırıklarını duyamıyordum. Ortam bir anda sessizleşmişti.

Ne o beni duyuyordu, ne de ben onu.

Beni biraz daha kendine çektiğinde karnımdaki yara sızlamıştı. Ağzımdan çıkan iniltiyle Batıkan bana baktı. "Özür dilerim..." dedi. Tişörtümü sıyırıp acıyan bölgeye baktığımda Batıkan da oraya bakmıştı. Ben bir şey anlamamıştım.

Ama o, anlamış gibi yutkundu. "Özür dilerim... Çok özür dilerim..." dedi.

"Bu nasıl oldu?" dedim karnımdaki yarayı göstererek. Bir kaç gündür hiçbir şey yolunda değildi. Acaba şuan ne olmuştu!

Ağzını açtığı an kapının açılması bir oldu. Harun Bey gelmişti. Ama arkasında yaklaşık üç tane doktor, ve diğer aile üyeleri vardı.

Birde, abimin arkadaşı.

En büyük abimin arkadaşı.

Gözleri direkt beni ve yanımda oturan Batıkan'ı buldu. İyi değil gibiydi. Gerçi onu gördüğümden beri hiç iyi değildi. Bedensel olarak da, ruhsal olarak da. "Odanıza geri dönün Harun Bey." kapıdan bir doktor daha girmişti. Bunu o söylemişti.

Bir dakika, odanıza? Harun Bey'e ne olmuştu?

Batıkan ayağa kalktığında Harun Bey'e yaklaştı. Bana sarıldığında gibi ona da sıkıca sarıldı. Tek bir sorun vardı.

Harun Bey, ona sarılmamıştı.

"İyi misin?" dedi Batıkan. Burukça gülümseyip saçlarını karıştırdı. Kafasını göğsüne bastırması kimsenin beklemediği bir şeydi.

"Çok iyiyim ben oğlum, endişe etme." saçlarının arasına minik bir öpücük kondurdu. Ayrıldıklarında ise, bana baktı. Arkaya kısa bir bakış attığında herkesin orada olduğunu gördü.

Kapıyı kapatıp yanımdaki koltuğa oturdu. O konuşmadı bende konuşmuyordum. Ama ona ne olduğunu da merak ediyordum. "Ne oldu size?"

"Size ne olduysa..." elini kalbine koydu. "Aynısı kalbime oldu."

Bana ne olmuştu?

Ve aynı zamanda onun kalbine olmuştu?

4 GÜN SONRA

Odamdaydım. Olaylardan hala haberim yoktu. Sadece içimdeki nefretin git gide büyüdüğünü hissediyordum. Bütün bu olanlar benim için bardağı taşıran son damlaydı. Vurulduğumu öğrenmiştim.

Evet, vurulduğumu.

Bir silahla!

Düşündükçe deli oluyordum. Bu nasıl olabilirdi. En büyük abim, kısaca Baran Bey amcasına kavga ederken ona doğrulttuğu silahı bana ateşlemişti!

Onun kadar gıcık birini tanımamıştım zaten. Neymiş beni kardeşi olarak görmüyormuş. Sanki ben seni abim olarak görüyorum, manyak! Telefonumun çalmasıyla bakışlarım telefonun ekranını buldu.

Ceyhun'du.

Akay değildi.

Bu olanlardan Akay'ın haberi yoktu sanırım. Yani, olsaydı arardı herhalde.

Herhalde.

Ceyhun: Naber?

Sesinin mutlu çıkmasını bekliyordum. Gerçi 3 gün önce hastaneden çıktığım gün, abim olacak manyakla kavga etmişlerdi. Karşı tarafın biraz hasar aldığı bir kavgaydı. Ama dediğim gibi, karşı taraf.

Damla: İyi işte, öyle.

Umursamaz tavrım onu sinir ediyordu. Homurdanmasından anlamıştım.

Ceyhun: Gerçekten iyi misin Damla? O psikopatların arasında iyi misin?

Tahmin ettiğim gibi sinirliydi. Sakin olmak mümkün değildi gerçi.

Damla: Deme öyle hepsi öyle değil.

Alayla karışık bir gülüş sesi geldi kulağıma. İçinde yoğun sinir barındırıyordu.

Ceyhun: Sana ne oldu ya? Benden önce sen dalardın bunlara? Yüreğini falan mı okşadılar?

Bu sözleri biraz da olsa kırıcıydı.

Damla: Öyle bir şey yok Ceyhun.

Sinirlendiğimden biraz sert söylemiştim kelimeleri.

Ceyhun: Sende sinirlisin, bilmiyorum sanma. Kaç yıldır tanıyorum ben seni? Anlamaz mıyım?

Bazen en yakınların bile, senin hakkında hiçbir şey bilmez.

Damla: Biraz olabilirim. Ufacık.

Ceyhun: Biliyordum.

Dedi gururla.

Damla: Ama sende sinir olmaz mıydın? Sadece onların hayatı değişmiş gibi davranıyorlar. Normal mi bu?

Derin bir nefes aldı.

Ceyhun: Dürüst olacağım. Yaklaşık bir aydır etrafındaki kimse normal değil. Ve başına gelenler de.

Damla: Sonuçta ben haklıyım.

Ceyhun: Zaten Damla. Benim hayatımda senden değerli kimse yok.

Damla: Bilmediğim bir şey söyle.

Dedim gülerek.

Ceyhun: Bunu bilmiyorsun sanmıştım.

Damla: Belli ediyorsunuz Ceyhun Bey.

İkimizden güldüğümüzde Ceyhun bir an duraksayıp sordu.

Ceyhun: Sen o evde gerçekten iyi misin Damla?

Bende duraksadım. Boğazıma takılan yumru, dolan gözlerim her şeyi anlatıyordu.

Damla: İyi değilim Ceyhun. Hiç iyi değilim hemde. Bir anda babam, abim, anne diyemediğim annem, hayatım değişti. Ve hiç iyi değilim gerçek anlamda.

Bir süre duraksadı. Ama konuşacaktı elbet.

Ceyhun: Ben Güven amcaya ısınmıştım aslında. Birde hastaneye geldiğimde fark ettim ki, ikisi de baya farklı karakterler. Aralarında uçurum var resmen.

Farkındaydım.

Damla: Ben babamı istiyorum Ceyhun. Harun Bey'e de üzülüyorum ama. Bu kimsenin suçu değil. Beni o büyütmedi. Ona baba demedim bunca zaman. Ve şimdi de diyemem, cesaret edemem.

Bir süre sessiz kaldı.

Ceyhun: Ama en çok şu Baran'a gıcık oldum.

Damla: Ne dedi bana biliyor musun? Kardeşi olarak görmüyormuş beni. Sanki ben seni abim olarak görüyorum, manyak! Ona asla abi demeyeceğim. Ondan uzak duracakmışım, sanki yakınlaşmaya meraklıydık. O kadar abim var, ona kalmadım.

Ceyhun: Birde üstüme yürüdü şerefsiz!

Damla: Harbi ya! Şok oldum. Diyorum bu ne yapıyor. Anlayamadım da.Tiksiniyorum yani o kadar iğrenç bir insan ki.

Ceyhun: Dışarı çıkalım mı? Hava alırsın biraz?

Damla: Şuan hiçbir şey yapmak istemiyorum. Sadece...

Ceyhun: Uyumak istiyorsun.

Doğru bilmişti.

Damla: Aynen... Şey, yani...

Ceyhun: Kapatırsan ayıp olmaz Damla.

Damla: Haa, tamam. Görüşürüz.

Ceyhun: Görüşürüz.

Telefon kapandı.

*

Merdivenlerden aşağı indim. Bir kaç gündür evdekiler yüzünden yataktan çıkamamıştım. Bu yüzden de canım çok sıkılmıştı. Yavaş adımlarla mutfağa ilerledim. Kapının eşiğinde durduğumda, Baran'ı gördüm. İçeride bir şey arıyordu.

"Ne arıyorsun?" dedim beni görmezden gelmesini umursamayarak.

O da beni umursamadı.

Yine beni görmezden geldi.

"Sana sordum?"

"Ve bende cevap vermedim. Çünkü umrumda bile değilsin." önündeki bardağa su doldurdu.

"Olanlar benim suçum değil biliyorsun değil mi?"

"Benimle konuşma, seninle konuşmak istemiyorum." elindeki hapı ağzına bırakıp, suyu kafasına dikti.

"Neden?"

"Konuşmak için bir sebebim yok. Hiçbir şeyim değilsin."

"Neden bu evde olduğumu açıkla o zaman..." yanına gidip tam önünde durduğumda göğsüyle burun burunaydım. "Neden beni buraya getirdiniz? Neden kurtardınız beni? Bıraksa-"

"Ölseydin keşke Damla. Keşke Boran seni kurtarmasaydı ve ölseydin." söylediği her cümle bu sefer beynime değil, kalbime saplanmıştı.

Ve sanırım ilk defa bu kadar canım yanmıştı.

Beni istemediğini biliyordum da, bu kadarını tahmin etmemiştim.

Kulağıma gelen sesler beni uyandırmıştı. Gittiğini o zaman anlamıştım. Evet, sözleri canımı yakmıştı. Ama ağlamıyordum. Hiçbir zaman kolay ağlayan biri olmamıştım. En fazla gözlerim dolardı.

Ama ben anne diyemediğim kadın saçlarımı zorla kestiğinde çok ağlamıştım.

Buraya neden geldiğimi hatırladığımda malzemeleri çıkarmaya başladım. Canım sıkıldığı için mutfağa bir şeyler hazırlamaya inmiştim. Daha doğrusu eskiden de çok yaptığım keki yapmak için inmiştim.

Tarçınlı kek.

Önüme dizdiğim malzemeleri sırayla kaba boşaltmaya başladım. Arkada ise açtığım müzik çalıyordu.

Yedinci ev - Sevsene beni

Bir yandan keki çırpıyor, aynı zamanda da şarkıya eşlik ediyordum. Bir şeylerle uğraşmak gerçekten kafamı dağıtıyordu. Önüme gelen perçemlerimi kulağımın arkasına sıkıştırdım.

"Daha iyi misin?" arkamdan gelen sesle o tarafa döndüm. Adını hala bilmediğim abimin arkadaşı buradaydı.

"İyiyim..." dedim arkamı dönüp önümdeki keki çırpmaya devam ettim. "Sorduğun için sağol." bir kaç adım attığını gelen seslerden anlamıştım.

"Hemen ayaklanmaman gerekiyordu..." dedi sıcak nefesini ensemde hissettiğimde sıcaklamaya başlamıştım. "Yaran iyileşene kadar yatsaydın en azından."

"O kadar ağrımıyor, zaten canım da sıkıldı." köşede duran havuçu alıp önümdeki kaba boşalttım.

"Senin tarçınlı alerjin yok mu?" kaba koymak için hazırladığım tarçını gösterdi. Bunu nereden biliyordu? Söylememiştim de.

"Sen, nereden biliyorsun bunu?" arkamı döndüğümde kollarının arasında kalmıştım. Kafasını biraz eğdiğinde kafalarımız arasında pek mesafe kalmamıştı. Daha da kötüsü onunla tezgah arasında sıkışıp kalmıştım. Ve gittikçe sıcaklıyordum.

"Biliyorum işte, sorgulama." az önce enseme çarpan nefesi şuan dudaklarıma çarpıyordu.

"Ne oluyor lan?!" diye bir ses duyduğumda karşımdaki kişi yavaşça çekildi. Biraz ben itmiş olabilirim. Bu haldeyken birine yakalanmak oldukça utanç vericiydi. Kapıda bize seslenen kişiye baktım. "Lan Berat!"

Doruk Uluöz'dü.

Kaşları çatık bir şekilde, bana ve yanımdaki adama bakıyordu. Yavaşça yanımdaki adama doğru ilerledi. Bir anda ensesine vurduğunda çıkan ses Doruk'un yanındaki adamı da bu tarafa döndürmüştü.

Kulağına yaklaşıp bir şeyler söylemeye başladığında bende keki çırpmaya devam ettim.

"Kardeşimden uzak dur, beni deli etme."

"Abi falan demem çakarım yumruğu suratına haberin olsun."

Hiçbir şey duymamış gibi keki çırpmaya devam ettim. "Kolay gelsin." deyip çıktı Berat mutfaktan. Başımı hafif eğdim, teşekkür edercesine.

"Ne yapıyorsun?"

"Tarçınlı kek."

"Oha."

"Niye oha?" dedim.

"Ben severim de." yanında getirdiği adam konuşmuştu. Kuzeni, kuzenimiz yani. Adı, yanlış bilmiyorsam Boran'dı.

"Bende severim!" dedi Doruk hemen. Gülmüştüm. Gülmüştü. Boran Bey gülmemişti. "Ama sadece anneminkini." gülüşüm yavaş yavaş soldu.

Annesininkini seviyordu demek.

Sevebileceği kadar kek yapmıştı ona annesi demek.

"Ne oldu ya? Abicim bu abini anlarım, gülse nadirdir de. Sana ne oldu?" derin bir iç çektim.

"Bir şey yok." dedim.

"Nasıl bir şey yok ya? Gülüyorduk az önce."

"O az önceydi." dedi Boran Bey. Baba tarafından en büyük kuzenimizdi. Bildiğim kadarıyla evli değildi. Çocuğu... Yoktur diye düşünüyorum. Mavi gözleri, siyah saçları vardı. Yaşında davranan biriydi. 35 yaşında olmanın olgunluğunu taşıyordu.

"Sen niye karıştın şimdi?"

"Zorlasan da, söylemeyecek." bu doğruydu.

"Yine de, karışmana gerek yok Boran abi." beklemediğim bir şekilde birbirlerinin üstüne yürümüşlerdi. Umarım, kavga çıkmazdı.

"Belki de, her şeye burnunu sokman canımı sıkıyordur." o da bir adım daha atmıştı. Doruk'ta bir adım atacağı sırada Boran Bey'in önüne geçtim. Kaşları anlamsızca çatılırken oldukça sinirli görünüyordu.

"Şuan yaptığınız şeye bir bakar mısınız?" dedim tam aralarına geçerken. "Size de çok saçma gelmiyor mu?" aslında kavgalarını izlemek isterdim. Ama boşu boşuna azar yiyemem.

"Ben bir şey yapmıyorum." şaşkınca Doruk'a baktım. Kafasını 'ne var?' dercesine iki yana salladı.

"Bende bir şey yapmadım."

"Ne yapıyorsanız yapın ya! Ben kekime devam edeceğim!" hızlı adımlarla tezgahın önüne yürüdüm. Bir kaç dakika kimse konuşmadı. Şarkıyı zaten kapatmıştım. Keki biraz daha çırptım.

Ardından hazırladığım kek kalıbına koymaya başladım. Harun Bey, bugünlerde pek iyi görünmemişti gözüme. Yanıma da gelmemişti. İstemeden onu kırmış olabilir miydim?

Kendisi küçük bir ergene kırılacak biri gibi durmuyordu. Dış görünüşü ve davranışları oldukça sertti. Yani, bu bana olduğu için söylemiyorum. Hastanedeki doktorlara, dışarıda bizi izleyen insanlara çok sert davranmıştı.

"Tamam, amca geliriz biz." kapta ki kekin hepsini kalıba boşalttığımda kalıbı ısıttığım fırının içine bıraktım. "Kızınla mı konuşacaksın?" dedi Boran Bey imalı bir şekilde. "Hemen veriyorum."

Arkamı döndüğüm an telefonu bana uzattı. Telefonu yavaşça alıp kulağıma koydum.

-Beni mi isteniz?

-Evet, küçük hanım.

-Size büyük olduğumu söylemiştim? Hatırladınız mı?

Ellerimdeki eldivenleri mutfağa bırakıp mutfaktan çıktım. Anlamadığım bir şekilde, kalbim inanılmaz hızlı atıyordu.

Sanki sesini duymak iyi gelmişti.

Onun hakkında endişeliyken, iyi olduğunu anlamak.

Güzel bir histi.

-Biliyorum, küçük hanım söylediniz. Merak etmeyin, henüz bunak olmayacak kadar gencim.

Güldüm.

-O anlamda söylemedim Beyfendi. Lütfen yanlış anlamayın.

-Kızım...

Bana ilk defa 'kızım' mı demişti?

Yoksa ben mi yanlış duymuştum?

-Artık siz ya da Beyfendi. Herneyse. Bana hemen baba diye hitap etmeni istemiyorum, bunu söylerken amacım bu değil. Lütfen kendini baskı altında hissetme. Eğer hissedersen de, yakınındaki bir pencerenin yanına gider misin?

Bunu söylemesi iyi olmuştu. Kendimi baskı altında hissettiğimde, çok bunalıyordum ve iyi sonuçları olmuyordu. Oturma odasına doğru ilerledim. En yakın pencere oradaydı. Ben pencereyi açarken o, konuşmaya devam etti.

-Demek istediğim; Aramızda zaten yıllardır mesafe var, bu mesafeyi bir kaç adım bile aşmak hepimize çok iyi gelecek. Tabi, sende istersen.

-Sizce, ne diye hitap edelim birbirimize?

-Benim sana kızım dışında söyleyebileceğim, zamanında annene de kullandığım güzel sözcükler var. İstersen bana Harun diye seslenebilirsin.

-O olmaz ki.

-Neden güzel kızım?

-Fazla kaba değil mi?

-Bence değil. Ama dediğim gibi sen bilirsin.

-Ben... Sanırım, düşünmem gerek.

-Düşünün bakalım.

-Nasılsınız?

-İyiyim, sen kızım?

-Kalbin hala acıyor mu?

Bir süre sessiz kaldı. Bunun olacağını düşünmemiştim.

-Senin yaran acıyor mu?

Bunu soracağına tahmin etmeliydim.

-İlk ben sordum.

Derin bir nefes aldı.

-Sizin ki nasılsa, benimki de öyledir.

-Yani, canınız acımıyor.

-Dediğim gibi sizin ki nasılsa.

-Eee, ne zaman eve geleceksin?

Bunu sorarken fazla çekingendim.

-Aslında bir iş yemeğim var. Bu yüzden ailecek oraya gideceğiz. Sizi evin önünde bekleyecektim kızım.

-Haa, tamam anladım. Peki, ben gelmesem?

-Gece sonunda sana bir sürprizim vardı ama.

-Nasıl bir sürpriz?

-Hoşuna gidecek bir sürpriz bence.

-Hmm...

Bunu dışımdan yapmamalıydım. Şuan çok utanıyorum.

-Neden sustun?

-Telefonu kapayabilir miyim?

-Tabi ki. Görüşürüz.

-Görüşürüz.

Telefon kapandığında yanaklarıma dokundum. Kızarmıştım. Önce Berat sonra Harun Bey. Ne yapacaktım ben?

Hızlı adımlarla salondan çıktım ve karşımda Boran Bey'i gördüm. Elimdeki telefonunu uzattım. "Sağol."

"Bir şey değil." merdivenleri koşarak gibi çıkmaya başladım. Acaba... Hediyem neydi?

"Harun amca yarım saate gelecek haberin olsun."

İki katı nefes nefese çıkmama pek iyi olmamıştı. Biraz durup nefes aldıktan sonra odama doğru gittim. Baran'da geliyordu kesin.

Sonuçta ben yokken o vardı.

Dolabımın kapağını açtım. Eşyalarım hala burada değildi. Bu yüzden de hazır bir kombinim yoktu. Gözümü kıyafetlerin üstünde gezdirdim. Ne giyecektim ya?!

Hava soğuk gibiydi. Elime gelen ilk kazağı üstüme geçirdim. Krem tonlarındaydı ve oldukça yumuşaktı. Bunun altına bir etek iyi giderdi aslında. Dolabın içini altı üstüne getirdim. Burada siyah bir etek olacaktı ama ya!

Etek giymekten vazgeçip ayağa kalktım. Ve o an, eteğin askıda asılı olduğunu gördüm. Ben biraz salaktım sanki?!

Eteği de altıma geçirdikten sonra makyaj masasına doğru ilerledim. Allah'ıma şükürler olsun bunları yanıma almıştım. Fırçayı elime alıp yanaklarıma sürmeye başladım. Çok makyaj yapmak istemiyordum.

Zaten ne yapabilirdim en fazla?

Kirpik kıvırıcıyı elime alıp kirpiklerimi arasına sıkıştırdım. Tam o sırada kapım açıldı. Kapıda Batıkan ve Kaan vardı.

"Abi ya müsait olmasaydı ablam."

"Koçum görmüyor musun? Ablanın bize ihtiyacı var. Kirpiğini kıvırma uğruna gözünü sökecek." dedi gülerek. Neyden bahsediyordu?

"Abla şunu kaldırır mısın rica etsem? Midem bulandı."

"Neyi kastediyorsunuz?"

"Şu aleti..." elimdeki kıvırıcıyı makyaj masasına fırlattı. "Benim hatun da da var bundan. Gözünüz çıkacak bir gün yapmayın şunu."

"Hatun?" dedim şaşkınca.

"Abla o senin görümcen-" Kaan Batıkan'ın ensesine vurdu.

"Bak bunu söyleyip söyleyip nazar değdiriyorsun bana. Kes sesini, konuşma bücür."

"Tamam ya, bir şey demedim." ayağa kalktım. Kenarda duran sandalyenin üstünde duran çantamı almak için.

"Damla, abicim, güzelim böyle geleceğini söyleme." çantamı çapraz şekilde taktıktan sonra ona döndüm.

"Ne var ki üstümde?"

"Abicim beni delirtme ya. Ne bu eteğin boyu Allah rızası için. Sağdan soldan geberteceksiniz beni."

Aynadan eteğinin boyuna baktım. Sadece bir kaç santim kısaydı. Bundan da bir zarar gelmezdi. "Ayrıca dudağına ne sürdün sen?"

"Parlatıcı."

"Damla, yemek yeyince gitmeyecek mi bu?"

"Gidecek o yüzden sıkıntı yok."

"Abl-"

"Kıskançlık kriziniz bittiyse gidelim mi?" elimdeki parfümü yerine bıraktım. Telefonumu da aldıktan sonra yavaşça kapıya yöneldim. Kaan ve Batıkan'da peşimden geliyordu.

En alt kata indiğimde Leyla Hanım'ın da orada olduğunu gördüm. Bana bakarak gülümsedi. "Çok güzel olmuşsun kızım."

Bana 'kızım' demişti.

Onun için bu kadar zor bir şey değildi belki, ama benim için çok zordu ona 'anne' demek.

"Sizde, çok güzel olmuşsunuz." saçlarıma baktı ardından ise gözlerime. Güldü.

"Sadece saçlarının bana benzemesi çok zoruma gidiyor." bende güldüm. Sırayla dışarıya çıktık. Ama bir sorun vardı. Aile yemeğine, neden Berat'da geliyordu?

O, bizim ailemizden değildi ki?

Herkes Harun Bey'e sarılırken. Berat ve ben bir köşede kalmıştık. Yanıma baktığımda sandığımdan baya bir uzun olduğunu fark ettim. Hemde bot giymiş olmama rağmen.

"Boyun kaç senin?" dedim ister istemez.

"Çok uzun değilim sen kısasın."

"Bir boyunu söyler misin?"

"2.01."

"Oha. Ne yedin, ne içtin s-" gülüşü beni susturmaya yetmişti.

"Senin boyun kaç?"

"1.68."

"Basketbol oyna, uzuyor boyun." gözlerimi devirip önüme döndüm.

Gözlwrimiz Harun Bey'le kesişti. İkimize çatık kaşlarla baktığını gördüm. Yanına ilerleyip herkesin yaptığı gibi bende sarıldım ona. Bu sefer saniyesinde karşılık vermişti.

"Özledim seni, kızım." kulağıma yaklaşıp fısıldamıştı. Kollarımı ondan ayırdım.

"Bende seni birazcık özlemiş olabilirim."

"Birazcık?" dedi sorarcasına. Olumlu anlamda kafamı salladım. "Bu sarılış bana çok özlediniz gibi geldi ama, siz bilirsiniz Damla Hanım." güldüm.

"Kaç araba gideceğiz?" bu ses Baran Uluöz'e aitti.

"Kardeşlerinle sen gideceksin. Kızım, karım, Batıkan ve Berat benle gelecek." yani Akın, Doruk, Doğukan ve Kaan bir araba da gelecekti. Harun Bey önce benim kapımı, daha sonra ise Leyla Hanım'ın kapısını açtı.

Batıkan ise ben ortanıza oturacağım diye tutturdu. Neymiş Berat bana değmeyecekmiş. Ya sabır ya!

"Gününüz nasıl geçti?" soruyu Harun Bey'in sorduğunu anlamıştım. Cami izlemeyi bırakıp bir anlık ona baktım.

"İyi." deyip önüme döndüm. Camdan dışarıyı seyretmeye başladım.

"Benimki de iyi, her zamanki gibiydi işte." dedi Berat o da dışarıyı izliyordu.

"Senin karıcığım?" sesinde şefkat vardı. İlk defa bu kadar tatlı gelmişti bana.

"İyiydi aşkım, seninki nasıldı?"

"Güzeldi benimki de."

"Radyoyu açar mısın anne?" dedi Batıkan. Şarkıyı biliyordum.

Erkin Koray - Sana Bir Şeyler Olmuş

"Çok geç artık olan olmuş

Bütün sevgin nefret olmuş

Bakışların başka olmuş

Şimdi anladım sana bir şeyler olmuş"

Şarkıya sessizce eşlik etmeye başladım. Yağan yağmurun etkisiyle cama çarpan damlalar sanki bana eşlik ediyordu. Bu şarkıyı çok seviyordum. Hele bu aralar sanki sevmekten çok, ihtiyacım vardı.

Şarkının sonuna geldiğimizi yeni bir şarkı açılınca anladım. Türkü gibiydi. Bir dakika bu neydi ya?!

Şarkı tekrar değişti.

Göksel İpekçi - Bi' sen etmez

Bu dursaydı bari ya.

Hande Yener - Yalanın Batsın

Batıkan güldü. "Bu kalsın! Bu kalsın!" dedi. Berat Batıkan'a yüzünü ekşiterek baktı.

"Sen harbi ga-"

"Yalanın batsın yalancısın

Kapına köleyim desen inanır mıyım?

Yalvarırım seni görsem inanır mıyım?

Yeni aşk hayatında mutluluk dilerim"

Şarkı bir anda durdu. Sanırım Leyla Hanım durdurmuştu. Haksız da değildi aslında.

YARIM SAAT SONRA

Yemeği yiyeceğimiz yere gelmiştik. Sırayla içeri girdiğimde 4 erkekten oluşan bir aileyle karşılaştık. Harun Bey beni yanına çekti. "Kızım Damla." dedi. Bunu yapması beni güldürmüştü. Ben gülerken karşıda, ailenin en küçük çocuğunun bana baktığını gördüm.

Çok takmadım.

Harun Bey beni sağındaki sandalyeye yönlendirdi. Leyla Hanım'ı ise soldakine. Yapılan el hareketiyle buraya gelen garson "Ne alırdınız?" dedi. Çoğunluk biftek söylediği için bende ondan istedim. Telefonumu elime alıp sosyal medya da gezintiye çıktım.

Üstümdeki bakışlar beni oldukça geriyordu. Özellikle Mert'in bakışları. Rahatsız olduğumu söyleyememiştim. İş konuşmaları önemliydi çünkü. Uyarıcı bir tonda öksürük sesi yankılandı masada. "Ablama bakmayı kes."

Batıkan Mert'in bana baktığını görmüş olmalıydı. Hiç gözlerini ayırmadan beni izlemesi iğrençti. Daha fazla dayanamadım. Yemekler geldikten bir kaç dakika sonra lavaboya gittim.

Koşar gibi tuvalete girdiğimde nefes almaya çalışıyordum. Bir kaç kez derin nefes almayı denedikten sonra aynaya odaklandım. Suratımda sanki korkunun izleri vardı.

Eski korkuların ya da şimdikilerin.

Saçlarımı geriye itip, düzelttim. Uçlarını hafifçe döndürdüm. Son kez üstümü de kontrol ettikten sonra kapıya yöneldim. Kapıdan dışarı çıktığımda 3. adımı atamamıştım bile.

Çünkü biri kolumdan çekmişti. Soğuk duvarı sırtımda hissettiğimde anlamıştım duvara yaslandığımı. "Ne oluyor?" diye mırıldandım.

"Hiçbir şey. Sadece, fazla güzelsin." bu Mert'di. Karşımdaki kişi Mert'di. Suratıma doğru yaklaştığında geri çekilmeyi denedim. Ama kafamı duvara çarptım.

Mert, yavaşça gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. "Ne yapıyorsun?" bana daha fazla yaklaştı. Ve eli kazağımın içine girdi. Elinden kurtulmaya çalıştığımda ise tenime soğuk bir şeyin dediğini hissettim.

Bir bıçağın.

Yutkundum. Gözleri suratımın her zerresinde gezindi. Baş parmağını dudaklarımın üstüne bıraktı. Yavaşça okşadı. "Uslu dur bebeğim..." bıçağın soğukluğu gittikçe daha da hissediyordum. Bıçağı tenime bastırıyordu.

"İsteğim çok basit..." dedi "sadece benim ol yeter." dudağımın üstüne küçük bir öpücük bıraktı. Şuan korkudan titrediğime yemin edebilirdim. Kazağımın içindeki eli, belimi sıkmaya başladı. "İnceymiş belin..." diye mırıldandı.

"Ha-" bağıracağım anlamış gibi ağzımı kapattı.

"Lan aptal!" dedi "Öldürürüm demedim mi? Ne bağırmaya kalkışıyorsun?!"

"Sen bunu yaptıktan sonra, elinden kurtulursam. Zaten bir ölüden farkım olmaz."

"İyisin, hoşsun da..." kulağıma eğildi. "Fazla boş yapıyorsun. Yapma, sesini keserim." tekrar yutkundum.

Gömleğinin düğmeleri artık açıktı. Hepsi hemde. Burnunu boynuma sürttü. "Kokun çok güzel." sürtmeye devam etti.

"Lütfen yapma..." göz yaşlarım çoktan boynuma ulaşmıştı. Ama o, durmadı. Boynumu öpmeye başladı.

"Bu gece... Senin için unutulmaz olacak, Damla." boynumdan aşağıya doğru öpmeye başladı. Ağlıyordum, çırpınıyordum, ama faydasızdı.

Çığlıklarımı kimse durmuyordu.

İkinci elini de kazağımın içinde hissettim. Kazağımı çıkarmak istiyordu. Kafamı olumsuz anlamda salladım ağlarken. "Lütfen..." dedim ağlayarak, aynı zamanda hıçkırarak. "Yapma..." öylece baktı suratıma.

Ama vazgeçmedi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

294okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18