1. bölüm / 1
Geleceğin YıldızıBölüm 1: Başlangıç
Bölümler 1Şu an: Bölüm 1: Başlangıç
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karan, yıpranmış sırt çantasını omzuna taktı. Önünde yükselen devasa okul binasına baktı. Camlar parlıyordu, arabalar sıralanmıştı, öğrencilerin çoğu markalı kıyafetler içindeydi. O ise mahallenin dar sokaklarından çıkıp bu okula bursla gelmişti.
Koridorda yürürken herkesin bakışları üzerindeydi. Fısıldaşmalar başlamıştı bile. Tam o sırada üç kişilik bir grup yolunu kesti. Ortadaki çocuk dişlerini göstererek sırıttı.
Berk:
Ooo bakın hele… Bu da mı bizim okula geldi?
Yiğit:
Pantolona baksana, ütüsü bile yok.
Can:
Sizce de biraz şey değil mi? Fakirlik kokusu?
Karan derin bir nefes aldı ama cevap vermedi. Yoluna devam etti. Sınıf kapısını buldu, içeri girdi. Öğrenciler baştan aşağı süzdü onu. Tam yerine oturacakken öğretmen içeri girdi.
Öğretmen:
Yeni öğrencimiz Karan, değil mi?
Karan:
Evet hocam. Ben Karan.
Öğretmen başını salladı.
Öğretmen:
Geç arka sıraya otur evladım.
Karan yerini buldu, oturdu. Ama önündeki çocuk birden döndü.
Berk:
Burası senin gibi mahallenin çocuklarının yeri değil. Yanlış geldin.
Karan gözlerini kıstı, gülümsedi ama sessiz kaldı. Sonra içinden geçirdi:
Bir gün hepsi adımı bilecek. Ama o gün bugünden farklı olacak.
Ders bitince zil çaldı. Karan çantasını alıp kantine doğru yürümeye başladı. Karnı açtı ama cebindeki parayla sadece bir tost alabilirdi. Ne fazlası, ne eksiği.
Koridordan geçip kantine vardığında, yine karşısına o tanıdık üçlü çıktı. Berk, Yiğit ve Can. Önlerini kesmek gibi bir alışkanlıkları vardı artık.
Berk (alaycı bir şekilde):
Bak bak bak… Senin tost alacak paran var mıydı lan?
Yiğit:
Yoksa annen tost yapıp beslenme çantasına mı koydu?
Can:
Belki de çöpe bakar birazdan, ne dersiniz?
Karan önce bir adım geri çekildi. Sonra gözlerini kaldırdı, Berk’e baktı.
Karan:
Vardı. Ama şimdi yok oldu, çünkü sizin suratlarınızı görünce iştahım kaçtı.
Üçü birden sustu. Berk’in gülümsemesi kayboldu. Kalabalık yavaş yavaş bakmaya başlamıştı. Karan kantine yürüdü, tost sırasına geçti.
Berk (dişlerini sıkarak):
Sen kendini komik mi sanıyorsun oğlum?
Karan arkasına dönmeden cevap verdi.
Karan:
Hayır. Ama sen kendini güçlü sanıyorsun, değil mi? Halbuki yanında iki kişi olmadan bir hiçsin.
O an Yiğit ve Can birbirlerine baktı. Berk bir adım attı ama geri çekildi. Karan tostunu aldı, arka tarafta boş bir masaya oturdu.
Ama içeride bir fırtına büyüyordu. Ve bu fırtınanın adı Karan’dı
Karan tostunu aldıktan sonra kimsenin oturmadığı köşedeki masaya geçti. Kalabalık gürültülüydü, kahkahalar havada uçuşuyordu. Ama onun dünyasında sadece o vardı. Sessizlik ve düşünceler...
Tosttan bir ısırık aldı. Açlığı hafifliyordu ama içindeki boşluk hâlâ dolmamıştı. Eline bakıp sonra okulun bahçesinden görünen lüks arabalara kaydırdı gözlerini. Berk ve diğerlerinin hayatı kolaydı. Markalı kıyafet, son model telefonlar, şoförler...
Karan (içinden):
Acaba ben de ilerde bu kişiler gibi zengin olabilecek miyim?..
Yoksa ömrüm hep bu köşede tek başıma tost yiyerek mi geçecek?..
Bir an gözlerini kapattı. Aklında annesi vardı. Sabah ona “Sen akıllı bir çocuksun Karan. Elindekilerle değil, içindekilerle yeneceksin bu hayatı” demişti. Bu sözler içini biraz ısıttı.
Derin bir nefes aldı. Tostunu yemeye devam etti. Ama artık kararlılığı biraz daha büyümüştü. Çünkü onun zenginliği, henüz kimsenin göremediği bir şeydi: İçinde taşıdığı inanç.
Karan tostunu bitirip kantinden çıktı. Sınıfa doğru yürürken, koridorun köşesinde Berk ve arkadaşları bekliyordu. Karan fark etmedi, adımlarını hızlandırdı.
Tam sınıf kapısına yaklaşırken, Berk aniden ayağını uzattı. Karan dengesini kaybedip yere düştü. Gürültüyle birlikte öğrencilerin gözleri üzerine çevrildi.
Berk, eğilerek Karan’ın kulağına fısıldadı:
"Sen bir hiçsin."
Sonra arkasını döndü ve sınıfa doğru yürümeye başladı. Karan yerde bir an kaldı, yüzünde öfke ve utanç karışımı bir ifade vardı. Ama hemen doğruldu ve sınıfa girdi.
Zil çaldı, öğrenciler sınıftan dışarı fırladı. Karan çantasını omzuna astı tam kalkacakken birden “cart” diye bir ses geldi. Çantanın kolu yırtılmıştı.
Sınıftakiler bir anda kahkahaya boğuldu. Berk en önde, alaycı bir şekilde güldü.
Karan çaresizce çantayı düzeltmeye çalıştı ama nafileydi, artık yırtılmıştı. Çantayı eliyle tutarak sınıftan çıktı.
Okul çıkışında onu alan bir araba yoktu. Zengin çocuklar lüks araçlarıyla kapının önünde beklerken, Karan kendi yolunu seçti. Yavaş adımlarla evine doğru yürümeye başladı.
Adımlarını okyanus gibi uzayan yollara bastı. Karan biliyordu ki bu yoldan yürümesi gerekiyordu; belki zordu, belki yorucuydu ama tek yoluydu.
Karan eve vardığında annesi çoktan işten dönmüştü. Evin içinde sıcak bir hava vardı ama yorgunluk gözlerinden okunuyordu. Babası hala işteydi, eve geç gelecekti.
Annesi akşam yemeğini hazırlamıştı; bir tencere taş çorba ve yanında birkaç dilim kuru ekmek.
Karan masaya oturdu, annesine baktı. Gözlerinde hem yorgunluk hem umut vardı.
Karan:
“Bir gün bunlardan daha iyilerini yiyeceğiz annem.”
Annesi hafifçe gülümsedi, gözleri dolu doluydu. Karan kaşığını aldı ve yemeğine başladı.
O an küçük ama sağlam bir umut, Karan’ın kalbinde yeşermişti.
Karan yemek yerken kapı açıldı. Babası işten gelmişti, elinde küçük bir kutu ve bir poşet vardı. Yorgun ama mutlu görünüyordu.
Babası masaya yaklaştı ve kutu ile poşeti Karan’ın önüne bıraktı. Kutunun içinde yepyeni bir Galatasaray forması vardı, poşette ise parlak kırmızı-sarı kramponlar.
Karan gözlerine inanamadı. Gözleri doldu, heyecanla babasına sarıldı.
Karan:
“Babaaa, teşekkür ederim! Bunu asla unutmayacağım!”
Babası:
“Evlat, senin hayallerin bizim gururumuz. Daha yolun uzun ama biz her zaman yanındayız.”
O an evdeki tüm yorgunluklar, sıkıntılar yerini umut ve sevgiye bıraktı.
Karan rüyasından uyanır uyanmaz heyecanla yatağından fırladı. Annesi akşam çantasının yırtılan kolunu dikmişti. Formasını ve kramponlarını dikkatlice çantasına yerleştirdi.
Bir yandan kalbi hızlı hızlı atıyor, bir yandan da gözlerinde kararlılık vardı.
Karan, annesine kısa bir bakış attı ve kapıdan dışarı fırladı. Okula doğru koşuyordu; bu kez farklıydı, bu kez hazırdı.
"İlk ders beden eğitimiydi. Öğretmen sınıfa girip şöyle dedi:
'Kendi futbol takımımızı kuracağız. Rakip okullarla yarışacağız. Seçmelere katılmak isteyenler teneffüste benim yanıma gelsin.'
Karan’ın kalbi hızla çarptı. İşte tam da aradığı fırsat! Bu seçmeler onun için büyük bir şans olacaktı.
Ve işte o gün gelmişti, seçmeler günü. Karan sabah erkenden okula geldiğinde içi kıpır kıpırdı. Eline geçen topu sıkıca kavradı, kalbi heyecanla çarpıyordu. Beden eğitimi öğretmeni, diğer öğrencilerle beraber seçmeler için sahaya çıkılacağını duyurmuştu.
Saha kalabalıktı. Herkes forması ve kramponlarıyla en iyisini göstermeye çalışıyordu. Karan, Berk’i de gördü; o her zamanki gibi kendinden emin, alaycı bir ifadeyle etrafına bakıyordu.
İlk koşu testi başladı. Karan bütün gücünü verdi, nefes nefese kalmasına rağmen asla pes etmedi. Sonra pas verme, top sürme, şut çekme bölümleri geldi. Berk, diğerleri gibi hareket etmekle kalmadı, Karan’ın üzerine geldiğinde sertçe müdahale etti, onun dengesini bozmak istedi.
Ama Karan yılmadı, her darbeyi gücüne dönüştürdü. “Bir gün buraya ait olacağım” diye kendi kendine tekrar etti.
Seçmeler boyunca karşılaştığı zorluklar onu daha da güçlendirdi. Güneş tepede parlıyor, ter damlaları yüzünden süzülüyordu ama Karan’ın gözlerindeki ateş sönmüyordu.
O gün, Karan sadece fiziksel değil, ruhen de büyük bir sınavdan geçmişti. Her saniyesiyle, her hamlesiyle kendini kanıtlamak için savaşmıştı.Karan 14 yaşındaydı ama sahada gerçek bir profesyonel gibi oynuyordu. Topla arasındaki uyum, hızlı kararları ve pasları diğerlerinden hemen ayrılıyordu.
Beden eğitimi hocası, Karan’ın oyununu dikkatle izliyordu. Her hareketinde, sahaya koyduğu azim ve yetenekte büyülenmişti. İçinden, “İşte aradığım çocuk bu,” diye geçirdi.
Seçmeler boyunca Karan, hem fiziksel hem de mental olarak rakiplerinin bir adım önündeydi. Onun bu performansı, takımın geleceği için büyük bir umut olmuştu.
Maç bittikten sonra tüm öğrenciler nefesini tutmuş, hocanın ağzından çıkacak isimleri bekliyordu. Beden eğitimi öğretmeni, elindeki kâğıdı kaldırdı ve ciddiyetle konuşmaya başladı:
Hoca:
"Takıma seçilen 18 kişiyi şimdi açıklıyorum. Bu isimler okul takımını temsil edecek. Seçilmeyenler üzülmesin, çalışmaya devam eden herkesin bir şansı olur."
Liste okunmaya başladı.
“Yiğit, Arda, Mert, Umut, Can…”
İsimler tek tek okundukça sahadakilerin yüz ifadeleri değişiyordu. Kimi umutla bakıyor, kimi başını önüne eğiyordu.
“…Berk…”
Berk sırıtarak kafasını salladı. Her zamanki gibi kendinden emindi.
“…ve son olarak… Karan.”
Bir anda sessizlik oldu. Ardından alkışlar duyuldu. Karan ne diyeceğini bilemedi. Sadece içinden “Başardım” dedi. Ama göz ucuyla Berk’in suratına baktığında onun alaycı bir tebessümle bakıyor olduğunu fark etti.
İkisi de aynı takımdaydı artık. Ama bu, bir savaşın başlangıcıydı.
Bölüm etkileşimi
