Gelavej kitap kapağı

3. bölüm / 4

Gelavej

•••

Vaveyla Yazarı: ꠹ ༝༚༝༚

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: •••

İrem sabah gürültüden dolayı uyandı. "Ne oluyor ya?" Dışarıdan kadın, erkek ve çocuk sesleri geliyordu. Koyu kahve, hatta siyah saçlarını yana atıp kapıya yürüdü. Kapının kilidini açıp kafasını dışarı uzattı, gözleri yarım açıktı.

Avluda koşuşturan çocuklar, yerleri süpüren kadınlar, kapının önünde erzak ürünleri taşıyan adamlar vardı. Karşı terasta kahvaltı yapan aile üyeleri görünüyordu. Welat'ta oradaydı, Serdar Bey'in arkasında duruyordu.

Serdar İrem'in kapısının açıldığını fark etmişti. İrem'in anlamsız ve şaşkın bakışlarını alayla gülerek izledi. Etrafında dönen şeylerin ona tuhaf geldiğinin farkındaydı ama şuan neyin ona tuhaf geldiğini fark etmemişti. Welat'a parmağıyla işaret verdi eğilmesi için. "Git İrem'e bak, isteği arzusu varsa yardımcı ol, yoksa da kahvaltıya davet et."

Welat kafasıyla onaylayıp teras şeridinden ilerleyip İrem'in kapısının önünde durdu. O bir şey demeden İrem konuştu. "Ne oluyor ya bu saatte? Saat daha 6 yeni oldu..." Uykulu ve şaşkın bakışlarıyla çok tatlı gözüküyordu.

"Valla normal rutin böyledir. 5 gibi herkes ayakta olur."

"Psikopat mısınız siz? 5 ne? Güneşi de uyandırdınız mı?"

Welat güldü. "Burada güneş bizim üstümüze doğmaz."

"Sizde mi Urfa'da mı?"

"Yani benim bildiğim kadarıyla hayvancılıktan dolayı insanlar bu saatte ayakta oluyor."

"Senin Ağaların hayvan mı otlatıyor? Neyse..."

"Ne bileyim, sende çok sorguladın. Açsın? Ağam kahvaltıya çağırıyor."

"Welat ben gelemem ya, sofralarına oturacak kadar bir temasım yok insanlarla. Sen kahvaltı yaptın mı?"

"Yaptım ben, valla ne olacak gel. Ağam çağırmış bak."

"Yok ben sofraya oturmam, şirkete gideyim, orada atıştırırım."

"Olmaz öyle, Serdar Ağam kızar bana sonra."

"Bana ne kardeşim, kızarsa kızsın. Ben sofraya gitmem. Aile sofrası sonuçta."

Welat sabır çekercesine bir bakış attı. "E tamam ben daha bir şey demiyorum." Terasa doğru yürüdü.

İrem kapısını kapatıp kitledi.

Welat terasa döndü ve Serdar'ın kulağına eğildi. "Ağam masaya gelmem dedi."

"Ne yapacakmış?"

"Ağam büyük ihtimalle şirkete gider."

"Tamam orada kahvaltı hazırlat o zaman." dedi Serdar zeytin yerken. Bunu misafirperverliğinden yapıyordu.

"Hemen Ağam." Welat şirketi aramak için duvarlara yaklaştı.

İrem pijamalarını çıkartıp bir elbise giydi. Derin orman yeşili tonunda, bedeni saran ve vücut hatlarını net ama zarif şekilde ortaya çıkaran bir elbise. Kumaşı kalın ve tok, formu hiç bozmadan, heykelsi bir duruş veriyor. Üst kısmı corset-bustier kesim, göğüsleri kaldırıp şekillendiriyor ve omuzlardan aşağı doğru uzun, dar kollar akıyordu. Bel kısmı keskin bir şekilde oturuyor, kalçadan sonra ise elbise yumuşak bir hatla aşağı doğru iniyor ve mid-calf yani baldır ortasında biten midi boy bir silüet oluşturuyordu. Bu statüsünün ilk günüydü sonuçta.

Aynanın karşısına geçti. Saçlarını hafif dalga yaptı. Sonra takılarını takmaya başladı. Takı takmayı çok severdi. Asla bijüteri takı takmazdı. Takıları ya çelikti yada altındı. Bu konuda gerçekten hassastı.

Bilgisayar çantasını ve kol çantasını alıp kapıya yöneldi. Odadan çıkıp kapıyı kilitledi ve anahtarlarını çantasına yerleştirdi. Terasta kahvaltı edenleri görebiliyordu. Ters yönde ilerleyip aşağı indi. Çalışan hizmetlilerin yanından geçti. "Kolay gelsin."

"Sağ olun."

İrem konaktan çıktı, kapıda idi. Adamlardan bir araba alıp şirkete doğru sürmeye başladı. Navigasyonu bakarak ilerlerken mırıldandı. "En azından İstanbul trafiği yok."

İrem şirkete vardı. Arabayı otoparka bırakıp içeriye girdi. Çalışanlar ortalıkta geziniyordu, ilk gün gldiğinde onu karşılayan kızda oradaydı. "Hoş geldiniz İrem Hanım."

"Hoş buldum." Kıza gülümsedi. Kız peşine takılıp onunla gelmeye başladı.

"Nasılsınız efendim?"

"İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın?"

"Bende iyiyim efendim. Şanlıurfa'ya alıştınız mı?"

"Henüz değil." Taş avluya girmiş, yaşlı ağacın yanından geçiyorlardı.

"Alışırsınız alışırsınız. Urfa herkesi kabul eder." İrem cevap vermedi.

Ofislerin yanından geçip Serdar Ergaw'ın odasına girdiler. İlk geldiğinden tek farkı ofiste onun için konulmuş bir çalışma masası daha vardı. Serdar Ergaw'ın masasından daha küçüktü, onun kadar gösterişli değildi. İrem'in Buna da ihtiyacı yoktu zaten. Kanepelerinin ortasındaki sehpada kahvaltı vardı. "Efendim burası sizin masanız. Kahvaltı yapmamışsınız, bu da yemeğiniz. Afiyet olsun."

İrem bunu beklemiyordu, birilerinin düşünmesi çok hoşuna gitmişti. Gerçekten çok eli açık insanlardı. Kız çıkarken mırıldandı. "Teşekkür ederim." Aç hissettiği için hemen oturmak istiyordu. Bilgisayarını ve çantasını masasına bırakıp kanepeye oturdu. Çok çeşit bir serpme kahvaltıydı.

Annesi aklına geldiği için onları görüntülü aradı.

"Kızım bu saatte ne yapıyorsun sen?" Annesi uykuyla kirpiklerini kırpıştırıyordu.

"Kahvaltı yapıyorum Annecim."

"Bu saatte mi kızım?" Arkadan horlayarak uyuyan babası duyulabiliyordu.

"Annecim ya sorma, burada insanlar çok erkenci. Güneş üzerlerine doğmazmış."

"O nasıl bir şey kızım?" Kadın hâlâ kendine gelememişti.

"Valla anne bilmiyorum. Bende zaman algımı kaybettim, uyanmışsınızdır diye düşündüğüm için aramıştım. Kapatayım istersen."

"Sorun yok kızım, sen nasıl istersen."

"Kapatayım ben, sen uyu benimde işlerim var."

İrem telefonu kapattı. Güzelce kahvaltısını yaptıktan sonra masasına geçti. "Bakalım burada işler nasıl." Şirketin durumunu inceledi, Şanlıurfa'da yapılan işlere baktı, gelir-gideri kontrol etti.

Daha sonra iş telefonu çaldı. Arayan Welat'tı. Bilgisayarındaki verilere bakarken telefonu açtı. "Söyle Welat."

"Ergaw'ların hepsi geliyor. Toplantı var, büyük toplantı salonunu ayarla. Birazdan gelirler hızlı ol, her türlü işi sana bırakıyoruz. Hallet."

Welat'ın sesinden bile işin ciddiyeti anlaşılıyordu. Büyük bir iş var o zaman, diye düşündü İrem.

"Welat ben tam bilmiyorum ki?"

"Yardım ederler sana, haydi Allah'a emanetsin."

***

Arabayı Welat sürüyordu her zamanki gibi. Serdar dışarıya baktı, toprakları izledi. Ergaw aşiretinin önemli bir toplantısı vardı bugün. Tüm aşiret toplanacaktı, ciddi bir meseleydi. Düşmanlar hakkında kesin sonuçlara vardıracak bir toplantıydı. Toplantı ofiste olacaktı hep olduğu gibi.

Şirkete vardıklarında ortalık kalabalıktı. Araçlar her yere dizilmişti. Serdar Welat'a döndü. "Lan oğlum şu araçları otoparka götürsünler, dikkat çeker burada."

"Hemen Ağam." Welat bu işi birilerine verirken Serdar avluya girip yaşlı ağacın yanından geçti. Her yer adam kaynıyordu. Ters gidecek bir şey var mı diye gözleri etrafı taradı.

"Hoş gelmişsen Ağam." Diyenlere kafasıyla selam verdi. Yavaş yavaş toplantı salonuna ilerledi.

Toplantı salonunun önündeydi. Ortalıkta tedirgin bir şekilde dolaşan İrem'i fark etti. Yanından geçerken kolundan tuttup döndürdü. Kız ayıp olmasa tırnaklarını kemirecekti. Alayla gülerek kıza baktı. "Kız napisen burda böyle? Deli etti Urfa seni?"

İrem bunu beklemiyordu. Bu kadar gerginliğin içinde gülen birisini bulduğu için mutlu olmuştu. "Ya valla Serdar Bey bana toplantı var dediler, bu kadar insanın bir araya gelmesini beklemiyordum. Ne yapacağımı bilemedim. İlk günüm birde."

Alayla gülmeye devam etti Serdar. "Valla sen şanssızsın senin geldiğin gün bizim aile büyüklerimizden birisi daha geldi, dün ki curcuna da Aha onun içindi. O en erken bugün geldigi için toplantı da bugün oldu."

"Ay ne bileyim ya."

"Tamam, çok stres yapma. Sen sadece hizmeti sağla yeter, gerisi seni ilgilendirmez zaten."

"Ay niye beni ilgilendirmiyormuş?" İrem dışlanmış gibi hissettiğini belirtmeye çalıştı.

"Aile meselesi."

İrem şaşkınca alayla gülerek baktı. "Ha? Aile meselesi? İçeride bir milletvekili yok!"

"O da var." Serdar sırıtarak baktı.

"Nasıl yani?" İrem şaşkınca baktı.

"Muhammed Ergaw, milletvekilimizdir. Babamın amcasının oğlu." Sırıtışı suratındaydı, insanlarla uğraşmayı seviyordu.

"Ya Serdar Bey buldunuz benim gibisini uğraşıyorsunuz."

"Yok kız valla, inanmıyorsan aç bak."

"Pek umurumda değil açıkçası." Biran duraksayıp kolunu çekti. "Ay Serdar Bey ne bu böyle beni tesbih gibi tutuyorsunuz sürekli. Oradan oraya atmalar falan." Ters ters baktı. Terasta merdivenlere götürüşünü unutmamıştı.

Serdar'ın sırıtışı kayboldu. Rahatsız etmeyi sevmiyordu. "Neyse ben içeri gidiyorum." Dedi ve toplantı salonuna ilerledi.

İçeri girdi, çoğu kişi yerleşmişti ama toplantı başlamamıştı. Serdar'ın babası ve Amcası henüz gelmemişti. Serdar her zamanki gibi veliahtların sıralandığı koltuklardan kendine ait olan yere oturdu. Silahını belinden çıkarıp masaya bıraktı rahat oturmak için. Arkasına yaslandı, dirseklerini koltuğun kenarlarına yerleştirip parmaklarını kenetledi ve sessizce adamları izledi. Abileri yanında oturuyordu. Welat her zamanki gibi Serdar'ın arkasında duruyordu. Serdar alaylı bakışlarıyla adamları izledi.

O sırada içeriye büyük amcasının oğlu Miran girdi. Her zaman gevşek birisiydi, bu ağalık işleriyle uzaktan yakından işi yoktu. Kendi hâlinde takılırdı. Babasıyla Rusya'dan gelmişti. Dün gelen aile büyüklerinden olan amcaları Sefkan kız kardeşinin vefatından sonra bu işlerden çekilmiş, ağalığı Serdar'ın babasına vermişti. Sonrada yurtdışına çıkmıştı.

Miran Serdar'ın yanına gelip elini uzattı, Serdar karşılık verdi. "Oooo naptın reis?" Dedi Miran. Diğer eli cebindeydi.

Serdar ayağa kalkmadı, gülüşünü de bozmadı. "İyidir, sen nasılsın?"

"Valla iyiydim kapıdakini gördüm bomba oldum." O it gülüşü yüzüne hemen gelmişti.

Serdar anlamadı. "Ne gördün çakkal?"

"Valla uzun boylu bir fıstık vardı, onu gördüm en güzel fıstığın Antep'te değilde Urfa'da olduğuna emin oldum."

"Lan ne yavşak adamsın sen." Serdar'ın gülüşü soldu, kadın muhabbetleri sevmiyordu. "Yürü git lan otur yerine." Elini çekti.

"Ooo senle de erkek muhabbeti yapılmıyor kardeşim!"

"Bu erkek muhabbetinden çok sekiz harfli bir şeyin muhabbeti gibi geldi, anlarsın sen." Ters ters baktı.

Biraz sonra büyükler gelmeye başladı. Herkes yerli yerine oturdu. Masaya öyle rastgele oturulmazdı, herkesin konumu bir statüydü.

Herkes yerleştikten sonra büyükler konuşmaya başladı. Genel olarak Zazaca konuşuyorlardı.

"Hepiniz hoş gelmişsiniz, bugün aşiretimiz için önemli bir konu hakkında konuşacağız. Hepiniz biliyorsunuz bu problemi ama bir senedir çözemedik, büyük abem geldi o yüzden. Hep bir arada çözeceğiz." Herkes sessizce dinliyordu. Serdar bu muhabbetten sıkılmıştı artık. Kaç kez babasına işi kökten halletmeyi teklif etse de büyükler kan dökmemekte kararlıydı. Biz kan dökmeyelim diye bizim kanımız dökülüyor, diye düşünde Serdar. Adamlar konuşurken dinledi sessizce.

"Olayların en başı Xalér köyümüzde, köylümüzün otlağına Berzênî'lerin adamı giriyor. Sınırı aşıyor. Arada tarışma çıkıyor, sonra bizimki çekip bunu vuruyor. Bizden davalı onlardanda mezar çıktı." Herkes Sîdar Ağayı dinliyordu sessizce. Herkesin zaten bildiği konunun üzerinden geçiliyordu sadece. "O günden sonra rahat kalmadı. Ahmet'i hapiste öldürdüler, köylerimizi delik deşik ettiler, arsalarımızı yaktılar. Bir şey yapmadık." Babası sakince anlatıyordu.

Biranda kan davasında ölen Çoban Ahmet'in oğlu hiddetlendi. Masaya sertçe elini vurup Sîdar Ağa'ya diklendi. "Sîdar Ağa! Bak kendin diyorsun neler yaptıklarını. Sen niye bir şey yapmayarak bana eziyet ediyorsun lan!" Sakinliğini koruyamamakta haklıydı.

Serdar ayağa kalkmamak için zor durdu. "İndir lan elini, otur yerine. İt herif. Sen kimsin lan, dikleniyorsun?" Bakışları korkutucuydu. Haddini aşan, sınırı geçen kimseyi sevmezdi. Mahmut yerine oturdu, henüz çok gençti. Yirmi yaşlarındaydı, babası öldükten sonra çok büyümüştü ama. Bu mesele ona ait olduğu için bu konu konuşulduğunda masada olması hakkıydı.

"Serdar," babası Serdar'a her zamanki gibi hamle yapmamasını söylüyordu. Mahmut'a döndü. "Haklısın oğlum ama doğru olan sabırlı olmak."

"Lan sabır sabır sabır, nereye kadar sabır Ağam! Bunların derdi başka! Kendi hâlinde ki çobanların olayı bu kadar büyütülmez, onların derdi sizsiniz. Sizin yüzünüzden... düzenli olarak köyü tarıyorlar, siz bana sabır diyorsunuz!" Mahmut'un üslubunu beğenmiyordu Serdar ama dibine kadar haklı buluyordu. Elinde olsa adamları toplar, Berzênîlerin tüm topraklarını mezarlığa çevirirdi.

"Karşılık versek hiçbir şey değişmezdi. Ama bugün konuşacağız Aslanım, sakin ol. Barış denedik olmadı. Ya yerle yeksan edeceğiz yada yerle yeksan olacağız. Abe sen ne düşünüyorsun?"

Büyük Amcasına baktı Serdar. "Valla ben silah taraftarı değilim. Ama bunca insanın ölmesinide göz ardı edilecek değil elbet. Herkes haddini aşmış ama birilerine haddini bildirecek kişi biz değiliz."

Serdar büyük amcasına pek kulak asmıyordu. O buralardan, bu yaşantıdan kaçan bir korkaktı sadece. Korkakların sözüyle hareket edilmez, doğrusu Serdar kimsenin sözüyle hareket etmezdi.

Büyük amcası devam etti. "Ben derim ki birkez daha barış teklif edin. Öfkeyle, inatla, intikamla hareket etmeyin. Sonunuz gelir yoksa." Serdar alayla sırıttı, sırıtışı dikkat çekti. "Ne oldu yegenim?"

"Küsmüş iki çocuk yok karşımızda Amca. Yanlış düşünüyorsunuz, asıl bu bizi bitirecek. Bu işi ciddiye almanız için illa ailenizden birisinin mi ölmesi gerekiyor? İlla bu masadan birisinin mi ölmesi gerekiyor? Siz ne istiyorsunuz onu bana söyleyin." Serdar ciddiydi.

"E ne yapalım oğlum? Bizde mi gidip köylerini ateşe alalım, önümüze geleni vuralım?" dedi Abisi Şiyâr.

"Yav sözlerimi saptırmayın bak. Bende masuma gidecek bir kurşun olmaz."

"E tamamdır, sen diyorsun başlarını vuralım. Ağaları dize getirelim. Sen bunları ortadan kaldıracaksın da bunların anası babası, kardeşi, karısı yok mu sanıyorsun lan?" Diğer abisi Baran ters ters baktı.

"Doğru konuş, dalağını..." Serdar bakışlarını abisine yöneltti. Sanki kardeş değilde düşmandılar. Bu tamamen sık başlılıktan geliyor. Bu şehirde kimse boyun eğmek istemiyor. Herkesin kendine göre kuralları var, kimin kuralları baskın çıkarsa ağa da paşada o'dur.

"Serdar. Yeter." Babası sözünü kesti.

Serdar, Serdar, Serdar. Serdar'ın ben... sabır, sabır, sabır. "Ee ne yapacaksınız? Son karar ne?" Babasıyla amcasına baktı.

"Barış teklif edeceğiz. Aracı Şeyh buluruz belki." dedi Büyük amcası.

Serdar silahını beline yerleştirip dikleşti. "Bu fikir bana yatmadı, size katılmıyorum. Bu masa bana gelmedi. Hadi eyvallah." Welat'ta onunla birlikte hareketlendi.

"Lan kaç kere dedim terk etme şu masayı." Babası öfkeyle baktı.

"Yanlış masaya oturmam, babamda olsa." Kapıya yöneldiler.

"Bende." Mahmut ardından ayağa kalkıp Serdar'ın peşinden çıktı.

Serdar, Welat ve Mahmut salondan çıktılar. Serdar ofisine doğru yürüdü. Welat zaten onun adamıydı, Mahmut'ta ondan olduğunu belirtircesine onlarla gidiyordu.

"Serdar Ağam..."

"Merak etme Mahmut, sen o işi bana bırak ben halledeceğim. Sen elini kirletme, halledeceğiz. Dik dur sen."

"Sağolasın Ağam..."

Ofise girdiler. Ofiste bir tek İrem vardı, masasında oturuyordu. Odaklanmıştı, biranda kapı açıldığında korktu. Ayağa kalktı. "Serdar Bey..."

"Devam et sen." dedi İrem'e bakmadan ve kanepeye oturdular. İrem çaktırmadan onlara baktı sonra kamera görüntülerine baktı, toplantı devam ediyordu aslında. neden çıkmıştılar ki? İrem toplantıyı izlememişti.

"Ağam babanızı kabul etmezseniz, ağalık nasıl olacak."

"Babamın yaptığı ağalık mı ki ondan ağalığı isteyelim. Oradakiler statüsünü kaybetmemek için başkalarının yanlışlarına katlanıyor." Sürahiden su doldurdu, Mahmut'a uzattı. "İç."

"Sağolasın Ağam." içmedi Mahmut, Serdar Welat'a uzattı. O da kabul etmedi. Serdar suyu içti.

"Eee ağam, şimdi ne olacak?" dedi Welat ayakta dikilirken.

"Bekleyeceğiz."

"Neyi?" Mahmut kanepede kıvrandı.

"Babamların ne yapacağına bakacağız." dedi Serdar.

"Ağam aşirete karşı çıktığımızın farkındasınız değil mi?"

"Yok Welat, anasını satayım oyun oynamıyorum ben." Argo kullandığında kafasını hafifçe İrem'e çevirip baktı rahatsız oldu mu diye ama kız hiç fark etmemiş gibi önündeki işe odaklanmıştı. Welat'la Mahmut'a döndü. "Bu iş kapanmazsa biz kapatırız. Ben bize yakışanı yapacağım kim ne derse desin."

Mahmut sessizce dinliyordu. Bu konuda Serdar'a güveniyordu.

İrem hiç onlara odaklanmadan alım-satım sözleşmelerini e-mail ile çiftçi ve fabrikalara gönderiyordu. İşine odaklandı mı tam odaklanırdı. Aynı zamanda akşam Serdar'a analiz vermek için kenara not alıyordu tabletine. Kimlere sözleşme gönderildiği, haftanın rekoltesi, depodan gelen malların miktarını, nakliye saatlerini...

Welat'ın telefonu çaldı, pencerenin yanına gidip açtı. "Tamamdır... şimdi mi? Tamam Ağama söyleyeyim, geliriz. Adamlar orada dursun, biz gelene kadar bir şey yapmasın kimse. Hadi eyvallah."

"Ne oldu?" Serdar Welat döndüğünde ona sordu.

"Ağam mallar gelmiş, bir bakalım istersen."

"Bakalım. Beni bu mutlu eder işte." Sırıtarak ayağa kalktı Serdar. "Bu alanda yaptığımız en büyük ticaret olacak Welat, hazır mısın?" Çok mutlu gözüküyordu. Bilgisayarlara bakan İrem'e baktı. "İrem, kalk kız. Gel gezelim biraz."

İrem gözlerini kısarak ceketini düzelten Serdar Bey'e baktı. Bu adamı ciddiye mi almalıydı yoksa alaya mı emin değildi. "Serdar Bey? İşim var."

"Gel gel bu da iş, uygulamalı ama. Hem seni sadece burada otur diye getirmedik. Her işime lazımsın sen."

"Serdar Bey, tam olarak nasıl bir iş bu?" Masadan kalkmayarak Welat'la Serdar'a baktı.

"Büyük bir iş."

"Bana gelmedi ama böyle bir dosya. Yani geldiyse de hangisi, söyleyin. Nehrin oradaki pamuk tarlası mı acaba?"

"Kız bırak pamuğu, yeni geldi bu iş. Gel gidelim anlarsın."

"Tamam." İrem ayağa kalktı. Çantasını alıp Serdar ve Welat'la kapıya yürüdü.

Şirketten çıkarken Serdar İrem'e baktı ve biranda Miran'ın sözlerini hatırladı. Sessizce mırıldanıp önüne döndü. "Vay piç herif."

Arabaya bindiler ve konuma gittiler, üç araç gidiyorlardı. Sonunda konuma vardılar, ıssız bir yerdi. Arabadan indiler, taşlıktı. Yürüdüler, İrem topuklularla biraz zorlandı ama bir şey demedi. İleride karanlıkta ellerinde fenerlerle büyük bir kamyonun yanında duran adamların yanına gittiler.

"Açın bakalım." dedi Serdar ve adamlar sandıkları açtılar. Serdar'ın omzunun üstünden bakan İrem karşısında olanlardan dolayı gözlerini fal taşı gibi açtı. "Hassiktir."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18