2. bölüm / 3
GEÇMİŞTEN GELEN1.ANKA
Bölümler 3Şu an: 1.ANKA
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Farklı zamanlar ve farklı yerler"
YAZARIN ANLATIMIYLA OSMAN AĞA'NIN HANESİNİN BULUNDUĞU OBA (GEÇMİŞ 1515)
"Benden izin almış da mı gider bu oğlan!" dedi hiddetle. "Ağam, uyardım, lakin dinlemedi." "Tâb'ânızdır, var git."Osman Ağa, Osmanlı İmparatorluğu'nda askeri eğitimle ilgilenenlerden sadece biriydi. Osmanlı'da askeri eğitimle ilgilenen kişilere "Ağa" unvanı verilirdi.
⚚
YAZARIN ANLATIMIYLA AYBARS'IN KATILDIĞI SAVAŞ (GEÇMİŞ 1515)
Etraftaki bağırışlar ve kılıç sesleri ormanın derinliklerinde yankılanıyordu. Aybars, etrafını saran kılıçlara rağmen hâlâ dimdik ayakta duruyordu. Ta ki üzerine biri itene kadar.
Aybars, o hızla itildiğinde dengede kalamadı ve geriye doğru yalpaladı. Yalpaladığını gören düşman askeri, Aybars'ı sert bir şekilde itti. Aybars, bu sefer dengesini sağlayamadı ve yere düştü.
Gardaşını o halde gören Murat, gardaşını düşüren düşmana bu sefer kılıç darbesini o yaptı. Murat'ın savurduğu kılıç, düşmanın kellesini bir hamlede koparacak kadar keskin ve hızlıydı. Kılıç, hiç zorlanmadan kellesini kesti.
Düştüğü yerden kalkmaya çalıştı Aybars, ancak kalkamadı. Elini kafasına götürdü. Eline gelen sıcaklıkla hemen geri çekip baktı. Eline sürülen şey kendi kanıydı. Bu, daha önce yaralandığına benzemiyordu. Yavaşça gözleri kararmaya başladı. Son duyduğu şey, Murat'ın seslenişleriydi. Aybars, *Bu kadar kolay mıydı?* diye düşündü, *Yıllarca kılıç kullanmış, savaşlara hazırlanmıştım.Ama şimdi gözlerim kararıyor, bedenim beni terk ediyor.*
Düşünceleri bulanıklaşırken Murat'ın çığlığını duydu. Aybars, *Gardaşım... Sana emanetim,* diye düşündü ve karanlık her şeyi yuttu.
⚚
YAZARIN ANLATIMIYLA (GÜNÜMÜZ 2025)
"Tamam anne, okullar tatil olduğunda direkt yanınıza gelirim," dedi Mihrimah. Mihrimah, İstanbul'da Tarih Öğretmenliği okuyordu. Sınav senesi boyunca hep Marmara Üniversitesi'ni hedeflemişti.
Marmara Üniversitesi Tarih Öğretmenliği kontenjanı sadece yirmi kişiydi. Ama bu üniversiteye girebilmek için, Türkiye genelindeki ilk on bine girmek gerekiyordu. Mihrimah çok çalışmıştı, ve emeklerinin karşılığını almış, ilk on bine girmişti.
Mihrimah'ın ailesi, kızlarının iyi bir üniversite kazandığına sevinse de, uzaklara gideceği için üzülüyorlardı. Mihrimah, doğduğundan beri Bursa'da yaşıyordu. İstanbul ve Bursa arasında sadece iki saatlik bir mesafe vardı ama Mihrimah, ailesinin düzeninin bozulmasını istememişti.
Ailesi, başlangıçta karşı çıksa da "Biz de seninle gelmek isteriz" demişlerdi. Ancak Mihrimah, inatla onlardan ayrılmak istemişti. Zaten bu yaşa kadar ailesi ona her konuda yardımcı olmuştu, daha fazla yük olmak istemiyordu. Artık kendi ayakları üzerinde durabileceğini göstermek istiyordu.
Her zamanki gibi ailesiyle telefon konuşmasını yapıyordu. Annesi yine kızına Bursa'ya gelmesini tembihliyordu. Mihrimah'ın vize haftasıydı ve bu aralar hep ders çalışıyordu.
"Her zaman öyle diyorsun, gelmiyorsun kız," dedi annesi azarlarmışçasına.
"Anne, valla bak bu hafta vize haftam, vizelerim bitince söz, gelirim.""Öyle olsun, sen ne yapıyorsun şimdi, dersin bitti mi?" dedi anne yüreğiyle. "Bitti, eve dönüyorum şimdi." "İyi, iyi, eve gidince haber et." "Tamam, haber ederim, sen endişelenme. Boşuna korkma, gidip geldiğim yollar kalabalık oluyor."
Mihrimah'ın annesi Sema Hanım, haberleri görünce hemen kızını arıyordu. Ana yüreği, hep endişeleniyordu. Zaten Mihrimah'ın söylediği gibi, okula giderken kalabalık yerlerden gitmeye dikkat ediyordu. Mihrimah, annesiyle vedalaşıp telefonu sonlandırdı. Okul ile ev arasındaki trafik yoksa otuz beş dakika sürüyordu ama eğer trafik varsa, bu süre bir buçuk saate bile çıkabiliyordu.
Mihrimah, okuldan çıktıktan sonra hemen otobüse bindi. Otobüs, Mihrimah'ın evine on dakika mesafesi olan durakta duruyordu ve Mihrimah her zaman bu durakta iniyordu.
⚚
MİHRİMAH'IN ANLATIMIYLA (GÜNÜMÜZ 2025)
Bineceğim otobüs gelince hemen bindim. Kent kartımı bastıktan sonra otobüsün arka kısmına ilerledim. Etrafıma göz gezdirdim. Boş koltuk yoktu. Her zamanki gibi, otobüste yine ayaktayım.
İstanbul güzel bir şehir ama trafiği ve otobüsleri tam bir kâbus.
Annem, üniversiteden çıktıktan hemen sonra aramıştı. Otobüs gelene kadar konuşmuştuk.
Bugün otobüs çok da kalabalık değildi aslında.
Birkaç durak geçtikten sonra insanlar artmaya başladı. Hep böyle oluyor ya; bir şeye sevineyim, hemen sevindiğim şeyin zıttı oluyordu. Otobüs durduğu her durakta, kalabalık daha da arttı. İnsanlar çoğaldıkça, otobüs daha da havasızlaştı. Çoğunun yüzü yorgundu.Bir kadın pencereden dışarı bakıyor,
yanındaki adam cebinde bir şeyler karıştırıyordu. Bir öğrenci kulaklığını takmış, gözlerini kapatmıştı. İstanbul, insanları her gün yutuyordu ve biz de bu dev şehrin içinde bir yerlere savruluyorduk.
Cebimden telefonumu çıkardım. Telefonumu açmadan önce, şalıma baktım. Şalımın bazı yerleri bozulmuştu, onları düzelttim.
Kötü kokuyu umursamamaya çalışsam da yine alıyordum. Artık dayanamayacak hale gelip, düğmeye bastım. Otobüs durunca kendimi hemen dışarı attım. O koku neydi öyle? İnsanlar, gerçekten kendi öz bakımlarına dikkat etmiyordu.
Beni de cuma cuma günaha sokacaklardı ya... Etrafıma göz gezdirdim. Sultanahmet Cami'ye beş-on dakika uzaklıktaydım. Aslında öğle ezanı okunmuştu. Namazımı Sultanahmet Camisinde kılabilirdim. Hemen yolumu Sultanahmet Camisine çevirdim.
Sultanahmet Cami'sine doğru yürürken, etrafımdaki kalabalık ve çevredeki gürültü beni rahatsız ediyordu. Tahmin ettiğim gibi on dakika gibi yürümüştüm.Fakat, camiye yaklaşırken bir adam dikkatimi çekti. Üstünde eski zamanlardan kalma gibi bir kıyafet vardı; kalkanı, kılıcı... Her şey o kadar eski moda, sahte görünüyordu. Ancak bu tür giysiler, turistik bölgelerde sıkça karşılaşılan bir şeydi. Adama dik dik bakınca adamda hissetmişti. Ama zaten benim genel bakışım dik dikti. Gel de bunu adama açıkla. Adamda bana dik dik bakmaya başladı bana bakarken bende de aynı şekilde dik dik gözlerinin içine baktım.
Tabi ben tırsmadım da değil, ben sadece uzun süre bakmıştım adam ise beni çiğ çiğ yiyecekmiş gibi bakıyordu.Daha fazla adama bakmadan, cami girişine doğru yürüdüm. Adam da benle aynı yöne yürümeye başladı. Bir an ürperdim.
Yavaşladım ve adamın önden gitmesini bekledim. Ama adam da benimle beraber yavaşlamıştı.
Sırtımdan aşağı soğuk bir ürperti geçti. Göz göze gelmek istemiyordum ama adımlarım hızlandıkça, onun da hızlandığını fark ettim. Yanılıyor olabilirdim, ama içimdeki his yanılmadığımı söylüyordu. 'Sakin ol Mihrimah, belki de sadece aynı yöne gidiyor,' diye kendimi telkin ettim ama kalbim bunu yemiyordu.
İçimdeki ürperti, giderek gerçek bir korkuya dönüştü. Bu sefer hızlandım ve adama hiçdönmeden, cami girişine doğru hızla yürüdüm. Tam arkamdan gelmiyor, "Ben yanlış anladım" deyip cami girişine girecekken bir el beni çekti. Ağzımdan istemsizce hafif, sessiz bir çığlık firar etti.
Beni çekene bakmak istedim ama bakamadım. Üstündeki kıyafetten, anladığıma göre, az önceki adamdı. Kolumu çekiştirdim, adam hala bırakmıyordu. Çığlık atacakken eliyle ağzımı kapattı.Bu adamın elinde kalkan gibi şey nerdeydi de iki eli de boştu. Beni caminin duvarının yanına çekmişti. Adamın cüssesinden kimse beni göremezdide. Adamı tekrar süzerken adamın kılıcı hala beline bağlı bir şekilde olduğunu gördüm.
"Kısa konuşucam, biz nerdeyiz?"
Anlamayarak suratına baktım. Adam benle dalga mı geçiyordu yoksa kaybolmuşmuydu?
"İstanbuldayız.""İstanbul?"Dediğimi tekrar etmek amacıyla değilde sanki sorar gibi konuşmuştu.
"Evet İstanbuldayız şuan ."
Bu sefer adam bana anlamayarak bakıyordu. Adam konuşmadan direk önümden ittim ve beni sıkıştırdığı yerden çıkmaya çalıştım. Beni sırf nerdeyiz diye sormak için çekiştirmiş olamazdı.
"Lütfen çekilirmisiniz!""Tamam, tamam"
Adam sanki büyük bir şok yaşıyordu. Ani hareketle elini kafasına koydu. Elini aniden çekince eline baktı eline kan gelmişti. Adamın eli ikimizin ortasında olduğu için elindeki kanı rahat bir şekilde görebilmiştim.
"Beyfendi iyi misiniz?""İ-iyiyim."
Gözüm adamın ensesine kaydı. Akan kan ensesinde yol çizmişti.
"Beyfendi gerçekten iyi görünmüyorsunuz ambulansı çağırıyorum ben hemen."
Adam bir şey demezken hemen telefonumu çıkarıp ambulansın numarasını tuşlamıştım. Telefonumu çıkarınca bu sefer telefonuma değişik bir şey görmüş gibi bakıyordu. Açılan telefondan direk olduğum yere ambulans çağrdım. Adamın ensesine doğru akan kanlar artmış ve karşımdaki adam tutunmak için yer ararken yalpalamıştı. Hemen etrafımdakilerden yardım istedim.
Yakınımda olan tahmini altmış yaşında olan adam hemen yanımıza geldi ve
adamın ensesinden akan kanı fark etti.Yaşlı adam karşımda ki kostümlü olanadamın koluna girmişti.
"Ben ambulans çağırdım hemen gelir.""Bir şey mi oldu bu genç oğlana nasıl kafası kanadı?""Bende bilmiyorum amca ..."Ambulansın sesi yakınımızdan gelince direk ambulansın durduğu yere yöneldim tam o sırada arkamdan yere yığılma sesi duydum adam yere düşmüştü yaşlı adam tutamamıştı.
Ambulans adamı fark etti ve sedye ile yanına gittiler. Hemşireler ilk müdahaleyi yapıp ambulansa götürmüşlerdi. Bende yardım eden yaşlı amcaya teşekkür edip ambulansın yanına gittim. Adamı tek bırakmaya gönlüm el vermemişti. Bende ambulansın arkasına bindim.
Hemşire adamın kafasına pansuman gibi bir şeyler yaparken öndeki hemşirelere ve şöföre bağırmıştı.
"Hasta çok kan kaybediyo, acil dikiş atılmalı hızlı sür!"
Ambulans daha da hızlanırken yanımdaki hemşire kanı durdurmaya çalışıyordu. Ve bende sadece olan biteni izliyordum.
Bölüm etkileşimi
