4. bölüm · Geceye Karışan Çığlıklar
Kanlı Hesaplaşma
Salgın insanları alt edip laboratuvarı incelemeye başladık. İçerideki ağır kan kokusu bir insana ait değildi ama şu anda bir kanıtımız yoktu. Ben etrafı İncelerken Büşra bilgisayarları karıştırırken Furkan'ın "buraya bakın" demesi ile başta ürküp daha sonra sese doğru ilerlemeye başladım. Aşağı inen bir merdiven vardı. Ama aşağısı bir o kadar karanlıktı. Herkes telefonunun ışığını açmıştı ama malûm ben telefonu kırdığım için benim ışığım yoktu bu yüzden herkesin ortasından yürüyor aydınlık tarafta durmaya çalışıyordum.
Bodrum'a indiğimizde gördüğümüz insan cesetleri ile herkes birbirine bakarken kokunun burdan geldiğine artık emindim. Acaba ne kadar zamandır burda duruyorlardı. DNA'sı ile oynanmış insanlar elde etmek istedikleri şekilde olmayınca onları öldürmüşlerdi. Bu derece cani bir insana kuzenim dediğim için kendimden utanıyor ve ondan nefret ediyordum.
Kadir abi
- Şimdi ne yapıcaz?
Kimsenin hiçbir fikri yoktu. Böyle bir laboratuvarda hiçbir şeye dokunmamamız gerekiyordu. Önemli olan şeylerin fotoğraflarını tek tek çekip her yerin de videosunu en ince detayına kadar çekmiştik. Burda bir süre daha durursan koku suyumuzu kaybetmemiz mümkündü. Dışarı çıktık, herkes bir süre nefes aldıktan sonra araçlara geçtik ve Busenin evine doğru yola koyulduk.
Neden Busenin evi diye sormayın bende bilmiyorum.
Eve gidiş yolunda acıktığımı söyleyerek aracı kenara çektirip markete girdim. Benimle birlikte Ece ve Büşra de gelmişti. Furkan araçta kalmasının daha doğru olacağını herhangi bir tehlikeden haberdar olabileceğini söyleyerek araçta kalmayı tercih etti.
Markete girdik. Görevli kimse yoktu ve çok sessizdi. Kendi silahımı arabada unuttuğumu fark ederek Büşranın çantasina sığmadığı için fermuarını kapatamadığı için gözüken silahı elime aldım ve tedbirli bir şekilde ilerlemeye devam ettim. Ece arkada rahat rahat alışverişini yaparken Büşra ile birlikte etrafı kolaçan ediyorduk.
Ben
- Büşra Furkan'ı ara gelsin ben çok tırstım Ece de çok rahat.
Büşra sözlerime uyup Furkan'ı aradıktan sonra çok geçmeden Furkan da aramıza katıldı. Ece'nin alacakları bittikten sonra kasaya doğru ilerlerken depodan gelen sesle hepimiz arkamıza döndük. Üzerimize koşan salgın insana karşı fazla tedbirsiz davranmıştık. Furkan önce ben arkada Ece sağımda en arkada Büşra olacak şekilde dizilmiştik. Biz daha panik anından çıkamadan Büşra kenarda bulduğu vilada kovasını salgın hastalıklı insana doğru şutlamıştı. Zombi adı verilen bu insanlar fazla güçlü olmasalar da oldukça tehlikeliydiler.
Yere düşen zombi ile Ece belindeki silahı çıkarıp tam kafasına ateş etti. Alnından girip kafasından çıkan merminin sesi ile market yankılanırken anlık gelen titreme ile olayın daha da ciddi bir durum olduğunu yeni kavradım. Ece market sepetine doldurduğu şeyleri poşetlere koyup ücretini bıraktıktan sonra arabaya geçtik. Yok boyunca yine kimse konuşmadı.
Eve vardığımızda herkes çoktan gelmişti. Salonda oturup halının desenini inceliyordum. Kapana kısılmış gibi hissediyordum ve dışarısı artık güvenli değildi. Belkide bu evde o kadar fazla güvenli değildir. Kim bilebilirdi ki?
Ece aldığı çikolataları sehpanın üzerine boşaltıp içlerinden birini alıp oturdu. Uzanıp bir tane de ben aldım ve yemeye başladım. Benim ardımdan birkaç kişi daha aldıktan sonra ortamdaki ciddiyet azalmış ve gülüşmeler başlamıştı. Yükselen sesler ile basım ağrımaya başlayınca odama gittim ve kendimi yatağın üzerine bıraktım.
~Kadir'in gözünden~
Ortamda kahkahalar havada ucusurken hala çocukları güvenli bir yere götürmem gerektiğini düşünüyordum. Aras'tan haber bekliyor, haberi aldığım gibi imzaları atıp çocukları karargaha sokmaya çalışıyordum. Bu ev düşündüklerinden daha tehlikeliydi. Hiçbir güvenliği yoktu ki zaten güvenli olmayan her yer şu an tehlikeliydi. Bu yüzden onları şehirden uzak yani insanlardan kısmen salgından uzaklaştirarak güvence altına almaya çalışıyordum. Salgın yayıldıkça istila arttıkça kıyamet koptukça işimiz çok daha zorlaşacaktı.
Aras'tan gelen arama ile dikkatim dağılmıştı. Aramayı cevaplayıp verdiğim dilekçenin onaylandığını söyleyen bir konuşma yapıp kapattı.
-Hadi gidiyoruz kalkın.
Furkan
- Nereye?
- Karargaha
Komando olduğum içşn kimse daha fazla sorgulamadı.
Herkes iki parça olan eşyasını alıp arabalara geçmişti. Yoku bilmedikleri için olsa gerek benim arabayı çalıştırıp ilerlememi bekliyorlardı.
Arabayı çalıştırıp atılan konuma doğru ilerlemeye başladım. Bir süre ilerledikten sonra önümize çıkan 7 tane araç yoku kapatırcasına önümüze aabalarını durdurunca hemen belimden silahı çıkardım.
İlk araçtan inenin Sadi olduğunu fark ettiğimde araçtn indim. Benimle birlikte gelen Bünyamin ve Sinanda sihlarını çıkarıp araçtan indiler.
Sadi
- Ne güzel bir buluşma ama değil mi?
Kadir
- ne istiyorsun?
Sadi
- AA ama kadircim koskoca adamsın soruya soruyla cevap vermemen gerektiğini öğretmediler mi...
Konulonuşmasına devam etmesine izin vermeyip.
Kadir
-kes sesimi de kısa kes (bir el ateş eder ve namluyu Sadiye doğru döbdürür) sadede gel yoksa seni burda öldürürüm.
Sadi
- ahahahahhaha ne kadar şakacısın ama ben bu şakalara kanmam kadir beni o yanındaki aptallara benzetmeye asla çalışma.
Dedikten sonra 7 araçtan inen Sadinin adamları bellerindeki silahları bana nişan almışlardı. Çoçukları karargaha götürmeden ölemezdim.
Sayımız onlara göre çok daha az olmasına rağmen çoçuklar da silahlarını çıkarıp sadinin adamlarını nişan almışlardı. Hepsi farklı kiiiye nişan almış fakat Sadiye nişan alan yoktu. Bu durumu görünce Sadiye nişan alma kararı aldım.
Ela
-soldaki.(diye bağırınca soldaki adama nişan aldım.)
Karşı taraftan biri tetiğe basıp Bünyamini vurunca herkes birbirine sıkmaya başladı. Yerde yatan Sadiyi görünce vay anasını diye içimden geçirip arabanın ön kapısının arkasına saklandım. Arkadan gelen...
Furkan
-Naber be Kadir abi.
Kadir
-Adamsın lan sen.
Furkan
- eyvallah
Dikkatimi geri toplayıp adamlara ateş ediyordum. Birkaç dakika içinde karşıdan kimse kalmamış, hepsi ölmüştü.
Sinan ve furkanla cesetleri kenara çekip yolu açmıştı. Araçlara binip karargaha doğru ilerlemeye devam ettik.
Karargaha ulaştığımızda gerekli yetkilileri arayıp haber verdikten sonra büyük demir kapılar bizlere açılmıştı.
İçeri girip onlara kalacak yerlerini gösterdikten sonra kendim için ayirttigim odaya geçip kendimi yatağa bıraktım ve uykuya teslim oldum.
~Ela'nın gözünden~
İçeri girdiğimizde buranın dışarıdan görüntüsüne nazaran çok çok daha büyük bir yer olduğunu fark ettim. Devasa boyuttaki alan, sayısı belli olmayan binalar ve inanılmaz kat sayısı. Keskin nişancı kuleleri ve askeri üsler de ara ara bu devasa büyüklükteki alanda bulunuyordu. Odalarımıza geçip yerleşmek için hazırlık yaparken yemek saati olduğunu fark edip hep birlikte yemekhaneye indik.
Yemekhanede çalışan insanlar ve yemek yemek için gelen insanlar da olmak üzere herkes simsiyah giyinmiş yüzlerindeki siyah maske ve kafalarındaki siyah şapka ile tanınmaz haldeydi. Bu olayı biliyordum. Bir kitapta okumuştum. Bu tarz örgüt yada timlerde insanlar çalışırken yanında çalışan insanın gerçekten kim olduğunu bilmediği için bir gün konuşturulmaya çalışılırsa ihanet etme şansı zaten olmuyordu. Planlar anlatılabilirdi ama suçlu olarak bir birey ortaya sunamazdı. Bu taktiğin burda da kullanılıyor olması oldukça hoşuma gitmişti.
Sırada yemek almayı beklerken kimsenin yemeği zevkle yemeğidiğini hayatta kalmak için yediğini fark etmek zor değildi. Yemeğimi alıp rastgele bir boş masaya geçtim. Yanımda arkadaşlarım, can yoldaşlarım ile yediğim bu yemeği nasıl unuturdum bilemiyorum. Yemek bitip ayağa kalkıncaya kadar kimse konuşmadı. Ayağa kalkıp tabldotumu bırakmak üzere yürürken arkamda kadir abinşn sesimi duydum.
-Ela konuşmamız lazım peşimden gel.
Demesiyle hızlı hızlı yürüyüp tabldotumu bıraktım. Kadir abiöin arkasından yürüyerek yemekhaneden çıktım. Daha önce gelmediğim bu karargahta kadir abiyi takip ederek gezme fırsatı bulmuştum. Abim bir keskin nişancı kulesine girip arkamdan kapıyı kapattı. Ve kitledi....
