6. bölüm · Gecenin Kusursuz Lekesi (GERÇEK AİLEM)

5.Bölüm/Gereksin DNA

Melik Uyar

Sabah yine saat sekizde kalkmış, kahvaltımı yapıyordum.
Her şey garip bir şekilde çok normal ilerliyordu.
Sessizce sofradan kalktım ve kombin yapmaya başladım.
Hastanede karışıp karışmadığımı öğrenme kombini değildi;
ilk kez güneşin doğmasına bu kadar yaklaştım kombiniydi bu.
Bu yüzden beyaz giyinmeye karar verdim.
Üstüme omzu açık beyaz kazağımı, altınaysa açık kahve tonlarında pileli eteğimi giydim.Herhangi bir takı takmadım ama yanıma çantamı aldım. Saçlarımı yarım topuz yaptım.Makyaj yapmayı pek sevmezdim ve açıkçası yapmayı da pek bilmezdim; bu yüzden makyaj yapmadan çıktım.
Valizleri arabaya koydular ve yol aldık.
Yaklaşık 30-40 dakika sonunda varmıştık.
Büyük ve lüks bir hastaneydi.
Yavaşça indim ve mutlu oldukları her hallerinden belli olan Leyla ve Remzi'yi takip ettim.Sonunda odaya vardığımızda herkes oradaydı ve tanımadığım, sanırım karıştığım o kız da buradaydı bu sefer.Yüzünde meymenetin kırıntısı yoktu; ki zaten yüzü de o yaptığı makyajdan görünmüyordu.
Garip bir şekilde Remzi ve Leyla gibi bu kız da mutluymuş gibi görünüyordu.
Daha fazla incelemeden boş olan koltuğa oturdum.
Doktor konuşmaya başladı:
"Hoş geldiniz, lütfen şöyle geçip oturun. Bugün buraya gelmenize vesile olan şüphe ve süreçlerin sizin için ne kadar zor, kafa karıştırıcı ve yıpratıcı olduğunun farkındayım. 17 yıl sonra böyle bir ihtimalle yüzleşmek hiçbir ailenin kolayca sindirebileceği bir durum değil. Önceden yapılan ön incelemeler veya şüpheler doğrultusunda bizden resmi bir DNA testi talebiniz oldu. Bizim tıbbi ve yasal görevimiz, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde bu biyolojik gerçekliği ortaya çıkarmaktır. Bugün uygulayacağımız DNA testi, Genetik Tanı Merkezimiz tarafından en yüksek güvenlik standartlarıyla gerçekleştirilecek. Ancak sonuç her ne çıkarsa çıksın; 17 yıldır kurduğunuz sevgi bağının, verdiğiniz emeğin ve ebeveynliğinizin tek bir test sonucuyla yok olmayacağını unutmamamız gerekiyor. Bu durum hem sizler hem de yetişkinliğe adım atmak üzere olan gencimiz için ağır bir psikolojik yük."
Çok uzatmıştı ve daha da konuşacak gibiydi.
Daha fazla konuşmasına izin vermeden araya girdim:
"Doktor kısa kes, psikolojik kısmı beni ilgilendirir. Artık şu boktan DNA testini yap da herkes dağılsın, öyle değil mi?"
Doktor hafif alınmış şekilde bana baktı.
"Hazırsanız, numune alımı için adımlara geçebiliriz. Aklınıza takılan her şeyi bana sorabilirsiniz."
Babalarla ve bizlerle birlikte kan vermeye gittik. Babalardan alındıktan sonra sıra o kızdaydı.
"Eğer değerli canımı acıtırsan değerli işinden olursun, doktor."
Pardon da sen Kraliçe Elizabeth misin bacım, ne bu havalar? Hadi ben şu gerzek Remzi'yi delirtmek için yapıyordum da bu kız... Egosu tavan yapmıştı galiba.
"Doktoru işinden edebilecek kadar gücün olduğunu sanmıyorum."
Bana bir kinle ve o yukarıdan bakan havasıyla bakıp
"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diye adeta cırladı.
"Sen bile henüz kim olduğunu bilmiyorsun tatlım," diyerek kolundaki iğneyi gösterip göz kırptım.
Sinirden sağ kaşı seğirmişti; artık emin olmuştum, bu kız Remzi'nin kızıydı.
O sırada kanlar alınmış ve iki saate sonuçların çıkacağı söylenmişti.
Remzi ve Leyla o kızın —sanırım adı Manolya'ydı— yanında bitti.

Ben sessizce kafeteryaya gidiyordum.
Çikolataya aşık olduğumu söylemiş miydim?
Kafeteryadan 3 Karam, 2 Browni ve bir de tablet çikolata aldım.
Evet, hepsini kendim yiyecektim.
Bahçeye çıktım ve bir banka oturdum.
Tam o sırada telefonumdan bir arama geldi; Işıl ve Berke arıyordu.
Onlar benim en yakın arkadaşımdı. Yaklaşık 8 senedir tanışıyorduk ve aynı lisedeydik.

Remzi beni ceza odasına kapattığında telefonumu alırdı, sonrasında da zaten vaktim olmamıştı ve arayamamıştım.
Bu yüzden aradıklarında anında açtım. Önce sinirli bir ses duydum:
"Lan sen kaç gündür neredesin?"
Onlara mahcup ve tatlı olduğunu düşündüğüm bakışlar attım, ardından
"Özür dilerim," dedim.
Işıl hemen atladı:
"Yemezler kızım! Kaç gündür arıyoruz, yoksun. Okula da gelmiyorsun."
Sonra Berke'nin sert sesi geldi
"Yine o puşt seni odaya kapattı, değil mi?"
Sessiz kaldım ama onlar zaten anlamıştı; hep anlarlardı.
Onlar yaşadıklarımı bilen ve gören tek insanlardı.
Onlar 12 yaşında nasıl değiştiğimi biliyorlardı ama ben onlara karşı hiç değişmemiştim.Herkese gece, onlara dolunaydım.
Sonra konuyu dağıtmak ister gibi
"E, sen şu an neredesin?" diye sordular.
"Hastanedeyim."
İkisi de aynı anda panik ve endişeyle
"Ne hastanesi?" diye bağırdı.
Hafifçe kıkırdadım.
"Korkmayın, sağlığımla ilgili bir şey değil ya."
"E, ne o zaman?"
Saate baktım ve sonuçların açıklanmasına 15 dakika kaldığını gördüm.
"Ben size sonra açıklayacağım, hadi öptüm, baysolar!"
Daha sesleri gelmeden telefonu yüzlerine kapattım.
Hızlıca sonuçların açıklanacağı odaya girdim.
Yine herkes buradaydı ama bu sefer Remzi ve Leyla, Manolya denen kızın yanındaydı.
Bu elbette sorun değildi, asıl sorun tek boş yerin muşmula suratın yanı olmasıydı!
Tabii ki oraya oturmayacaktım!
Yavaşça ve temkinli adımlarla, tahminimce benden küçük olan çocuğun yanına gittim."Pişt, bücür."Çocuk bana dik dik —daha doğrusu aval aval— baktı, ardından
"Bana mı dedin?" diye sordu.
"Yani buradaki herkes benden büyükse sana demiş oluyorum sanırım."
Çocukta IQ düşüklüğü vardı herhalde.
"Ne var?" dedi.
Nezaket düşüklüğü de vardı anlaşılan; ancak şu an tek istediğim bana yerini vermesi ve muşmula suratla oturmamamdı.
"Kalk da oraya ben oturayım be."
Bu çocuk yine mala bakar gibi baktı.
"Neden? Orada boş yer var."
Bu çocuk harbi salaktı.
"Oraya oturmak istesem otururdum, değil mi bücür?"
"Ben de kalkmak istesem kalkardım, değil mi boyu benden kısa ama bana bücür diyen bayan?"
Bu çocuk çok iyi laf cambazlığı yapıyordu, aynı ben.
Gözlerimi devirdim ve hiçbir şey demeden ayakta dikilmeye devam ettim.
O sırada doktor geldi:
"Sayın Aydemir ve Zorlu aileleri, lütfen şöyle geçip oturun. Beklediğiniz ve hepimiz için son derece hassas olan Genetik Tanı Merkezi DNA testi sonuçları raporlandı. Karışıklık şüphesiyle yapılan analizler neticesinde elde ettiğimiz biyolojik verileri doğrudan ve şeffaf bir şekilde sizinle paylaşacağım. Yapılan kapsamlı DNA eşleştirmeleri sonucunda: Manolya Aydemir’in biyolojik babasının Remzi Zorlu olduğu, Dolunay Zorlu’nun biyolojik babasının ise Fehmi Aydemir olduğu kesinleşmiştir. Raporların resmi örnekleri dosyanızda mevcuttur. Aklınıza takılan her türlü tıbbi veya prosedürle ilgili soruyu bana iletebilirsiniz."
Adam sanki ters tepki görmekten korkar gibi hızla çıkmıştı.
Ben pek şaşırmamış, aksine Remzi ile kan bağım yok diye içten içe mutlu olmuştum.
Leyla kızına büyük bir özlemle sarıldı; beraber kahkahalar eşliğinde ayrıldılar. Bu sorun değildi, hatta gram umurumda da değildi açıkçası.Aydemir ailesine baktım ve kapıya yöneldim.O sırada bir el kolumu tuttu.Tutan kişi Fehmi Bey'di, yani yeni baba bey.Açelya Hanım ise dolu gözleriyle buraya bakıyordu.
Ancak ben ne istediklerini çözememiştim.Fehmi Bey,
"Nereye gidiyorsun?" dedi.
"Evime." dedim sanki çok olağan bir şeymiş gibi
"Hangi evine?" dedi şüpheyle
"Çalışıp kendi paramla kazandığım evime."
"Bizimle geliyorsun."
Böyle bir ihtimali hiç düşünmemiştim.
"Hayır, gelmiyorum."
"Bildiğim kadarıyla hâlâ reşit değilsin, kızım."
Apaçık beni tehdit ediyordu; ya kendi rızanla ya da zorla diyordu. Ama ben zoru severdim.
"4 ayım var, Fehmi Bey."
"4 ay daha kızımdan ayrı kalmak istemem, Dolunay Hanım."
"Hanım" kısmını bastırmıştı; sanırım ona "Bey" demem pek de hoşuna gitmemişti.
Açıkçası şaşırmıştım, çok çabuk sahiplenmişti beni.
"Peki, ama bu kesinlikle benim rızam değil, haberiniz olsun."
Yüzünde zafer kazanmış bir gülümsemeyle sırıtıyordu.
Oysa beni daha tanımıyordu.
Ben Dolunay'dım; görünmek istemeyen şeyleri dahi parlatırdım.