5. bölüm · Gece Yarısı Kokusu
KARANLIK VE SİPER OLAN GÖLGE
5. BÖLÜM: KARANLIK VE SİPER OLAN GÖLGE
Mavi Ay Restoranı’nda geçen haftalar, Kang Tae-jun ile Cha Ji-won arasındaki görünmez duvarları her geçen gün biraz daha inceltmişti. Tae-jun, her akşam tam saat 20:00'de gelmeyi hiç aksatmadı. Tencerelerden yükselen sıcak buharın eşlik ettiği o akşam yemekleri, Tae-jun’un yıllardır kâbusu olan uykusuzluğu geride bırakmasını sağlamıştı. Artık yüzünde o eski buz gibi mesafe yerine, sadece Ji-won’un yanında ortaya çıkan ılık bir huzur vardı.
Gece saat 22:30’u gösterdiğinde restoranın ışıkları kapatılmıştı. Tam o sırada dışarıda gökyüzünü yaran bir fırtına koptu ve sağanak yağmur Seoul caddelerini teslim aldı. Tae-jun gitmek üzere kabanına uzandığı anda restorandaki elektrikler büyük bir cızırtıyla kesildi. Mutfakta, tek bir mumun cılız ışığı altında yalnız kaldılar.
Tae-jun, elindeki mumu tezgahın üzerine bırakıp Ji-won’a doğru yavaş adımlarla yaklaştı. Sesindeki o resmi ton tamamen erimişti:
"Sanırım hava gitmeme izin vermiyor Ji-won... Biliyor musun, annem öldüğünden beri ilk kez senin yemeğini yediğim gün uyuyabildim. Sen benim hayatıma sadece lezzet değil... huzur getirdin."
Aralarındaki mesafe tehlikeli bir şekilde kapanmışken, arka kapının camı büyük bir gürültüyle tuzla buz oldu. İçeriye ellerinde demir çubuklar olan, yüzleri siyah maskelerle kaplı iki adam daldı. Mutfaktaki porselenleri, masaları gözü dönmüşçesine kırmaya başladılar.
Tae-jun, Ji-won’un tehlikede olduğunu anladığı o salisede bir an bile tereddüt etmedi. Ji-won’u kolundan çekip bedeninin arkasına sakladı ve öfkeyle bağırmaya başladı:
"Kim yolladı sizi?! Ne kadar istiyorsunuz, derhal defolun buradan!"
Saldırganlardan biri, Tae-jun’un bağırışına küfürle karşılık verip elindeki demir çubuğu hırsla tezgâha geçirdi. Cam ve porselen kırıklarının havada uçuştuğu o kaosta ikinci adam doğrudan onların üzerine doğru hamle yaptı. Tae-jun, Ji-won’u daha da geriye iterek kollarını siper etti.
Ji-won, Tae-jun’un geniş omuzlarının arkasından fırlayan cam parçalarını izlerken zihninde birden şimşekler çaktı. Bu sıradan bir hırsızlık ya da rastgele bir saldırı olamazdı. Birkaç gün önce restorandan nefret ve intikam yeminleriyle ayrılan Han Seo-yeon’un o kibirli, öfkeli gözleri zihninde belirdi. Bu gözdağının arkasındaki isim Seo-yeon’dan başkası değildi.
O sırada ilk saldırgan, Tae-jun’un diğer adamla boğuşmasını fırsat bilip demir çubuğu Tae-jun’un arkasından kafasına indirmek için havaya kaldırdı. Tae-jun, Ji-won’u korumaya o kadar odaklanmıştı ki arkasından gelen ölümcül hamleyi fark edememişti.
Ji-won, Tae-jun’un onun için kendini siper edişini görünce bir an bile düşünmedi. Mutfak tezgahının üzerinde duran ağır döküm tavayı kaptığı gibi adamın üzerine atıldı. Demir çubuk Tae-jun’a inmeden hemen önce tavayı var gücüyle saldırganın koluna geçirdi.
Adam acı bir çığlıkla demir çubuğu düşürürken, Tae-jun gelen sesle arkasına döndü ve durumu fark etti. Hamle sırası Tae-jun’a geçmişti; saldırganı sert bir darbeyle yere serdi. İki saldırgan da işin kontrolden çıktığını anlayıp kırık camların arasından fırtınalı geceye kaçarak kayboldu.
Mutfakta yeniden sadece rüzgarın sesi ve mum ışığı kaldı. Tae-jun nefes nefese Ji-won’a döndü. Ellerini Ji-won’un omuzlarına koyup endişeyle yüzünü süzdü:
"İyi misin Ji-won? Bir yerin acıyor mu?"
Ji-won, titreyen ellerine rağmen başını dik tutarak Tae-jun’un gözlerinin içine baktı:
"Ben iyiyim... Ama bu saldırı tesadüf değildi Tae-jun. Bunu yaptıran kişinin kim olduğunu biliyorum. Han Seo-yeon."
