16. bölüm · GECE MASALI
Son
Tören bitmişti, bir gençler kafede oturmuş kahve içiyorduk. Özür dilerim çoğul kullandım, Ali ile birlikte kahve içiyorduk. Törende umudun gözleri full bendeydi. Küçük bir gerginlik yaşanmıştı evet, ama şaşırmadım devam ettim. Şu an herhangi bir şey yapmıyorduk kahvelerimizle birbirimize bakıyorduk sadece. Sessizliği Ali bozdu:
--şöyle azıcık dışarıda dolanalım mı?
--olur. Hem ben de biraz sıkılmıştım.
Ayağa kalkar kalkmaz koluna girdim, mutlu bakışları benim üzerimdeydi. Ne kadar yürüdük bilmiyorum, ama en son geldiğimiz yer çok güzel manzarası olan fotoğraf çekme yeriydi. Kendimi siyah demirliklere bıraktım. Ali'nin bakışları hep bendeydi, başka hiçbir şey görmüyordu gözü. Ben Ali sayesinde bu kadar özel hissettim kendimi, ama bunun teşekkür nasıl edicektim. Daha fazla dayanamayıp söze girdim:
--sen beni bu hayata çok özel hissettirdin. Ve ben hiçbir şey yapamadım, teşekkür etsem çok az gelir, sen beni babamdan kurtardın hayatıma yenilik kattın. Ben nasıl teşekkür edeceğim sana.
--teklifimi kabul ederek teşekkür edebilirsin.
Önümde diz çöküp elinde kadife kumaşı ile kaplanmış siyah kutuyu açtı içinde çok güzel bir yüzük vardı. Şaşkınlığımı saklayamamıştım, ne yapacağımı bilememiştim, ve hiç istemediğim şey yaşandı o an:
--eve-(sözüm kesildi)
Büyük bir silah patlama sesi ve bacağımdan akan kan ile sözüm kesildi. Sonra aynı sesten bir kere daha, bu sefer bende değil Ali de kanama vardı. Hem de tam başında, acımı umursamayıp sevdiğim adamın dibinde bittim:
--Ali uyan! Gözlerini benden ayırma uyan!
Ama çoktan gözleri kapanmıştı. Acım gittikçe artıyordu, en sonunda dayanamayıp kendimi yere attım. Ve arkamdan gelen ses ile irkildim:
--neymiş babandan kaçmak! Öğrenmişsindir umarım! Sen benim hayatımı nasıl mahvettiysen ben de öyle mahvedeceğim!
Kısık sesim ile:
--ben senin hayatına... Ne yaptım...
--doğdun, sen doğdun ve benim hayatım karardı.
Bir bıçak gibi saplandı kalbime cümleler, aslında alışkın mı bu tür sözlere ama kaldıramıyordu insan ağır geliyordu kendine. O an neden ben diye haykırmak bağırmak istedim. Etrafımıza insanlar çoktan doluşmuştu, ben ayaklanarak Ali'ye doğru koşmaya çalışıyordum acımla. Ama yapamıyordum, dudakları mosmordu. Hareket etmiyordu. "Bu gerçekleşmiş olamaz inanma rüya bu" dedim hep kendi kendime ama değildi gerçekti.
_______________________________________________________________________________
Bu da bir hikayenin sonu, evet kötü bir son. Ama bazenleri kötü sonlar bile insanı mutlu edebiliyor. Alya, Ali ile çok mutlu bir hayat geçiriyordu. Fakat babasından da çekiyordu, belki de ölerek kurtulmuştu o eziyetten. O gün o güzel manzaranın yanında, iki sevdalı vefat etti. Çok geçmedi oysa ki
