3. bölüm · Gece Karanlığında
1. Bölüm
Ahu Naz Yılmaz
Gece karanlığında yürüyordum. Sokak her zamanki gibi sessizdi. Yürürken eski zamanları düşünüyordum. Lise yıllarımda bana yapılan birçok şeyi hâlâ unutmamıştım. Özellikle o kız grubu…
Beni tuvalette kitleyip gitmişlerdi. Orada üç veya dört ders boyunca orada kalmıştım beni temizlikçi abla kurtarmıştı. O gün eve gittiğimde hiçbir şey olmamış gibi davranmıştır söylesem bile annem pek umursamayacaktı.
Ben düşünerek yürürken silah sesi gelmişti kulaklıklarımı çıkardım ve sağımdaki karanlık sokağa baktım.
Uzun boylu bir adam vardı ve yerde kan içinde yatan bir kadın. Adamın elinde bir silah vardı. Ne yapacağımı bilmiyordum ve öyle orada durmuş adama bakıyordum. Adam benim orada olduğumu anlamış gibi bana doğru döndü. Yüzününü karanlık gizlemişti ve kalbim küt küt atıyordu beynim kaçmam için çığlık atıyordu. Adam bana doğru adım atmaya başladığında beynimi dinlemeye karar verdim ve koşmaya başladım.
Koş, Naz, koş!
Kimse mi yoktu etrafta? Benden başka kimse mi görmemişti? Sadece ben mi görmüştüm? Sanırım bu sokak çok sessiz ve ıssızdı. Kendimi bir an bir kabusun içinde gibi hissetmiştim ama kabus olamayacak kadar gerçekti. O adam bir kadını öldürmüştü ve ben de buna şahit olmuştum.
Kaç dakikadır koştuğumu bilmiyordum. Sadece koşuyordum. Omzumun üstünden arkama baktım. Kimse yoktu. Yavaşlamaya başladım hâlâ arkama bakıyordum. Bu bir şakamı? Eğer öyleyse çok kötü bir şakaydı.
Arkama bakmaya devam ederken birisine çarptığımı hissettim ve tökezledim tam düşecekken belimi kavradığını hissettim. Baktığımda o adamdı. Yüzünü artık çok net görebiliyordum. Gözleri koyu yeşildi ve saçları simsiyahtı.
Ondan uzaklaşmaya çalıştım ama o beni daha sıkı tuttu ve ağzıma bir peçete ile bastırdı. Peçetede ne olduğu bilmiyordum ama her neyse benim bilincimi uyutmaya yetmişti.
Uyandığımda bir yatakta yatıyordum. Ânında yataktan doğruldum ve etrafıma baktım. Burası benim ne odam ne de evimin bir odasına benziyordu. Nerdeydim ben? Evimde olmadığım kesindi. Yataktan kalktım ve odada biraz daha gözlerimi gezdirdim. Misafir odasına benzemiyordu oda bir erkek odasına benziyordu ama dağınık ve ya düzensiz değildi ama çok sadeydi. Kapıya doğru yöneldim. Bu yerden çıkmam lazımdı hemde acilen.
Kapının koluna uzandım ve aşağıya doğru çektim ama kapı kilitliydi. Kapının kolunu bir kaç kere zorladıktan sonra elimi çektim. Ev sessizdi sanırım evde değildi ama katil olduğu için de sessiz olabilirdi. Of hayatımda bi bu eksikti zaten! Cama baktım ama camda kilit vardı. Ev ev değil hapishane gibi hiçbir yerden çıkışım yoktu. Sırtımı kapıya dayadım ve yavaşça yere çöktüm. Dizlerimi göğsüme doğru çektim ve kafamı dizime yasladım.
Her seferinde başıma garip garip olaylar geliyordu ama bu çok farklıydı, kaçırılmıştım! Hemde bir katil tarafından. Bu da yetmezmiş gibi sanki hiçbir şey olmamış gibi beni kendi odasına kitlemişti. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama öğlen ve ya öğleden sonra olduğu düşünüyordum. Ne zamandan beri baygındım? Bilmiyordum.
Saatler birbirini kovalıyordu ben ise orada oturuyordum. Karanlık çökmeye başlamıştı. Daha fazla dayanamayıp oturduğum yerden kalktım ve odada ileri geri yürümeye başladım. Canım sıkılıyordu hem de hiç olmadığı kadar. “Madem bir süre buradayım… Etrafı karıştırmakta bir sorun yoktur. Sanırım yoktur.” Diye kendi kendime mırıldandım ve çekmecelere doğru yöneldim. “Umarım, özel bir şey yoktur yoksa kusarım.”
Çekmeceyi açtım. İçerisinde pek bir şey yoktu birkaç kağıt vardı. O çekmeceyi kapattım ve diğerini açtım, içinde özenle katlanmış kıyafetler vardı ve kıyafetlerin yanında bir cüzdan vardı. Hızlıca cüzdanı aldım ve açtım. İçinde bir kimlik vardı. Sanırım ona aitti. Kimliği elime aldım.
Bora Çevik Demir...
Katilin adı Bora’ydı. “Bora diye katil mi olur?” Dedim kendi kendime ama yani düşününce Bora ismi fırtına, şiddetli rüzgar ve kasırga anlamına geliyordu ve sanırım kişiliğini yansıtıyordu. Gözüme farklı bir kart çarptı kimliği yerine koydum ve o kartı adım. Bir polis kart’ydı.
Nasıl yani katil aynı zaman da bir polis mi?! Gerçekten güvenliğimizi bir katile mi emanet etmiştik! Bu korkunçtu bizi korusun diye devlette çalışan birisi katildi, KATİL... soğuk ve duygusuz bir katildi kim bilir kimlere yardım etmişti ve aynı zamanda kimleri öldürmüştür. Düşüncesi bile korkunç ama işte bu gerçekti hemde gerçek olamayacak kadar. Hızlıca kartı yerine koydum ve çekmeyeceye gelişigüzel attım. Çekmeceyi kapattığım gibi kapıya doğru yöneldim. Tekrardan açmaya çalıştım ama nafileydi kilitliydi ve yanımda açmak için bir tel toka bile yoktu! Ellerim üstüme gitti ve bir şey fark ettim. Bunlar benim kıyafetim değildi. “Sikeyim! Bunlar...kıyafetlerim nerede! Ve ben nasıl fark etmedim. Of, of, of!” Üstümdeki kıyafetler erkek kıyafetiydi ve ben bunu yeni fark ediyordum! Bu odadan çıkmaya o kadar odaklanmış ve paniklemiştim ki üstümdekilerin bana ait olup olmadıklarını fark bile etmemiştim. Neyse, bu aptallığımı şimdilik görmezden gelebilirim.
Kim bilir bu adamı araştırsak daha altından neler çıkardı. Emindim bu adam kesinlikle farklı şeylerde saklıyordur.
Günler geçmişti. Ne giden ne de gelen vardı. Biraz daha bu odada kalsam ölecektim. Yatakta yatıyordum. Sabah saatleriydi. O anlarda kapı çarpma sesi duydum ve hemen yerimden kalktım. Kapıya doğru atıldım. Kapı hâlâ açık değildi ama evde birisi vardı. Belki bağırarak yardım isteyebilirdim. “Hey, çıkarın beni buradan!!” Diyerek kapıya vurmaya başladım. Eğer o Bora'a ise elbet kurtarmaz ama yinede şansımı denemekten zarar gelmez di mi?
“Sesimi duyan yok mu!!? Yardım edin! Çıkarın beni bu odadan!”
Boş boş bağırıyormuş gibi hissediyordum. Kimse sesini duymuyor muydu? Ama eve birisi gitmişti! Bundan o kadar emindim ki ismimim üstüne yemin edebilirdim. Tüm ümidim kırılmıştı. Ne ses vardı ne de ayak sesi hepsi kesilmişti. Kapıdan uzaklaştım ve birisinin kiliti açtığı duydum.
Baktığımda oydu. Aynı soğuk bakışlar, aynı gözler ve aynı saç modeli -kulak hizasında kesilmişti- katil olduğu bilmesem kesinlikle aşık olacağım bir tipti ama katil olduğu için aşık olamıyorum. Adı üstün de katil, bugün başkasına yapan yarın elbet bana da yapardı. O gün kadına silah doğrultup sıkan, yarın bana neler yapmazdı.
Bana tıpkı o gece baktığı gibi bakıyordu ama bu sefer sadece soğuk değil aynı zaman da hesapçıda bakıyordu. “Sen bir an olsun uslu bir kız gibi oturmaz misin? Yoksa her zaman mı böyle bağırıyorsun?” Diye sordu. “Burada soru sorma hakkı bende.” Diyerek cevapladım. Bana baka kalmıştı böyle bir şey diyeceğimi beklemiyordu. “Devam et, konuş.” Dedi, bu bir oyun muydu yoksa gerçekten o katil beni mi dinleyecekti?
“Bir polis olduğu biliyorum. Cüzdanını çekmecede unutmuşsun.” Dedim ve elimle belli belirsiz çekmeceyi işaret ettim. “Madem bir katilsin neden polis oldun? İnsanlar seni halkı koru diye seçiyorlar, öldür diye değil.”
“Evet, Asi Hanım. Haklısınız bir katilim ve aynı zamanda bir polisim ama bunlar seni ilgilendirmez. Yinede devam et, dinliyorum seni.” Dedi ve eli ile devam etmem için işaret yapti. Derin bir nefes aldım. “Bana Asi deme.” Ben asi falan değildim sadece çok net konuşabiliyordum. “Neden o kadını öldürdün? Her zaman mı birilerini öldürüyorsun yoksa... Sadece sana ters yapanları mı?” Dedim ve nasıl bir tepki vereceğine baktım ama tepki yoktu sadece öylece beni dinliyordu. “Şimdi de hakim olmaya mı karar verdin? Güzel,beğendim. Öncelikle niye ve niçin öldürdüğüm seni ilgilendirmiyor. Aramızda bir sorun vardı ve o bana karşı geldi ve bunun bedelini ödedi.” Çok kapalı konuşuyordu ve ifadeleri birazda beni geçiştirmek için gibi geliyordu. “Yeter, bu kadar senin soru sorduğun birazda ben sorayım. İlk sorum bu Asi Hanımın adı ne? İkinci ise o gece orada ne yapıyordun?” Tam bir polis ciddiyetinde konuşuyordu. Sorguda olan bir polis gibi... “Ben Naz da. Orada ne yaptığıma gelince... Sadece evime gitmeye çalışıyordum ve silah sesi duydum kafamı çevirdiğimde sen oradaydın bir kadını öldürmüştün ve öylece duruyordun.”
“O saatte dışarıda olmaman lazım. Başka bir katil olsa senide orada öldürdü ama ben yapmadım.”
“Bu seni iyi yapmaz! Hâlâ bir katilsin. Hem beni esir aldın şu an!” Diye bağırdım. Kendisi ne sanıyordu? Beni öldürmediği için iyi birisi miydi? Hayır, değildi ve asla da olmayacaktı. Bana doğru yaklaştı aramızdaki mesafeyi olabildiğince kapattı. Sanırım sinirlenmişti ama umrumda değildi istediği kadar sinirlensin. O bir katildi ve eninde sonunda beni de öldürecek ti. “Bana sesini yükselte bileceğini falan mı sanıyorsun? Sana karşı nazik olmaya çalışıyorum ve sen beni zorluyorsun.” Ses tonundaki soğukluk ve sinir yüzüme çarpıyordu. “Evet, bir Katilden naziklik... Ne kadar da güzel! Sen bir katilsin! Soğuk, ciddi ve azılı bir katil! Sen bir suçlusun, senden naziklik falan kimse beklemiyor.” dedim öfkeyle. Nazik davrandığını sanıyordu ama bir katil asla nazik olamazdı. Boğazımı kavradı ve beni göz temasına zorladı. “Cidden şansını zorluyorsun. Ve bu işin sonu hiç güzel bitmeyecek.” Dedi tehditkâr bir tonla. Bugüne kadar herkes beni tehdit etmişti o yüzünden alışkandım ama genelde bu tehditler sadece söz olarak kalıyordu. “Ne yapacaksın peki hmm? O kadın gibi beni de mi öldüreceksin ha?!” Diye bağırdım. Olduğum durumda elbet o üstündür ama umrumda değildi. Beni burada öldürse bile son nefesime kadar direnecektim. Beni aniden en yakındaki duvara itti. Kafamı duvara sertçe çarptım ben daha kendime gelemeden saçımı geriye doğru çekti ve gözlerine bakmaya zorladı. “Olabildiğince kadınlara el kaldırmam ama sen...” sözünü kestim ve sertçe konuştum: “Evet, evet, kesinlikle kadınlara el kaldırmıyorsundur. Peki, o gece ki öldürdüğün o kadına ne demeli? Yanlışlıkla oldu falan deme sakın. Biliyorum onu bile bile ölürdün.”
“O kadının ne yaptığını dahil bilmiyorsun! Ve burada bana hesap soruyorsun. Önce her iki tarafında dinlemen gerekir ama sen sadece hiç tanımadığın ama benim öldürdüğüm birisini savunuyorsun... Nereden biliyorsun onun suçlu olmadığını?” Diye sorduğunda afalladım ama hızlıca kendimi toparladım. “Ne yaparsa yapsın ama yine de senin onu öldürebileceğin anlamına gelmez.” Dedim sertçe. O kadın ne yapmış olabilirdi ki ölmeyi hak etmişti?..
Saçımı daha sıkı tuttuğun da acıyla inledim. “Senin yerinde olsaydım zekamı böyle durumlarda pek kullanmazdım. Çünkü bazen sessiz kalmak hayatını kurtarabilir... Değil mi, Asi Hanım?” Dedi tehditkâr bir tonla. Onun tutuşundan uzaklaşmaya çalıştım. Koluna tırnaklarımı geçirdim ama sanki bunu umursamıyordu. “Saçımı bırak!!” Diye bağırdım. Tırnaklarımı daha sert bastırdım. Bir süre sonra saçımı bıraktı ve geri çekildi. “Sana da iyilik yaramıyor.” Dedi soğukça. Arkasını döndü ve koluna baktı. “Bunun bir karşılığı olacak, Asi.” Odadan çıktı ve ardından kilitleme sesi geldi. Doğrudan kapıya doğru atıldım ve kolu aşağıya çektim. “Hey! Kapıyı aç! Burada kilitli kalmak istemiyorum artık!” Öfkeyle kapıya vururken bağırıyordum. Kapıyı açan yoktu. Umutsuzca geri çekildim ve yatağa doğru uzandım.
