7. bölüm · Geç Kaldın
BÖLÜM 7 – İSİMLER DİYARI
Kapının üzerindeki isme uzun süre baktım.
Harfler sabit durmuyordu. Yer değiştiriyor, birbirine karışıyor, sonra yeniden diziliyordu. Okunmasın diye değil. Okunsun ama kolay olmasın diye. Bu şehir ve diyarlar hiçbir şeyi bedavaya vermiyordu.
Elif durdu.
“Buradan sonra ben senin kadar ilerleyemem” dedi.
“Ne demek o?” dedim.
“Burası isimlerle çalışır. Benimki burada bir anlam taşımıyor.”
Kapıya yaklaştım. Her adımda içimde bir ağırlık artıyordu. Korku değildi. Daha çok… utanma. İnsan genelde korktuğunu söyler ama asıl ağır olan utançtır. Çünkü kaçamazsın. Sadece yüzleşirsin.
Kapıya dokunduğum an zemin kayboldu.
Düştüm ama düşme hissi yoktu. Mideni yukarı çeken o boşluk olmadı. Daha çok bir anının içine girer gibi oldu. Gözümü açtığımda ayakta duruyordum.
Burası bir şehir değildi. Ova da değildi.
Burası parçalanmış bir yerdi.
Etrafımda odalar vardı ama duvarları yoktu. Sahneler yan yana dizilmişti. Birinde bir mutfak, diğerinde bir otobüs durağı, biraz ileride bir hastane koridoru. Hepsi yarımdı. Kimisi sadece ses, kimisi sadece görüntü.
Hava ağırdı. Konuşmak istemiyordun. Konuşursan bir şey bozulacak gibiydi.
İlk sesi duydum.
Bir telefon titreşimi.
Sesin geldiği yöne baktım. Bir sahne vardı. Ben oturuyordum. Yatağın kenarında. Telefon elimde. Ekran aydınlık. Gelen mesaj açık.
Okuyamadım ama hissettim. O mesajı tanıyordum.
“Sonra” dediğim mesaj.
Yaklaştım. Sahnedeki ben başını kaldırdı. Göz göze geldik. Bu sefer kaçmadı. Gülümsedi de sayılmazdı. Daha çok savunmadaydı.
“Yorgundum” dedi.
“Biliyordum” dedim.
“Ne diyeceğimi bilmiyordum.”
“Biliyordum.”
“Sonra konuşurum sandım.”
“Sonra yoktu.”
Sahne çatladı. Cam kırılır gibi. Parçalar yere düşmedi, havada asılı kaldı. Her parça başka bir anı gösteriyordu. Başka bir ertelenmiş an. Başka bir susuş.
Bir yaratık belirdi. Ama önce sesi geldi. Ayak sesi yoktu. Nefes sesi vardı. Yakın, ağır, sabırlı.
Yaratık insana benziyordu ama yüzü yoktu. Yüz olması gereken yerde yazılar vardı. İsimler. Bazıları tanıdık, bazıları çok eski. Bazıları hiç hatırlamadığım ama bir yerimde duran isimler.
“Elini uzat” dedi yaratık.
Ses ne erkekti ne kadın. Direkt konuşuyordu. Kulakla değil, kafanın içiyle.
“Dokunursan ne olur?” dedim.
“Kaçtığın şey tamamlanır” dedi. “Ama değişmez.”
Elimi uzattım. Dokunduğum an göğsümde bir baskı oldu. Acı değildi. Daha çok iç çekme isteği. Uzun süredir tutulmuş bir nefes gibi.
Etrafımdaki sahneler netleşti. Artık kaçamıyordum. Her sahnede ben vardım ama farklıydım. Birinde susmuştum. Birinde geçiştirmiştim. Birinde dalga geçmiştim. Birinde “sonra” demiştim.
Yaratık geri çekildi.
“İsmini söyle” dedi.
“Hangisini?” dedim.
“Görmezden geldiğini.”
Ağzımı açtım ama ses çıkmadı. Çünkü isim söylemek kolay bir şey değil. Söylediğin anda sorumluluk başlıyor. Kaçamıyorsun.
Zorladım.
İsmi söyledim.
O an diyar sarsıldı. Sahneler birleşti. Parçalanmış yer tek bir alana dönüştü. Gökyüzünde yazı belirdi ama bu sefer bağırmıyordu.
GEÇ KALDIN
altında küçük bir satır
Ama kabul ettin.
Yaratık çözüldü. Yazılar yere aktı. İsimler toprağa karıştı. Bir kısmı silindi. Bir kısmı kaldı.
Elif’i aradım gözlerimle. Yoktu.
Ama yalnız da değildim.
Uzakta yeni bir yol açıldı. Bu sefer kapı yoktu. Yol kendini çağırıyordu.
Yürümeye başladım. Her adımda biraz daha hafifliyordum. Temizlenmek gibi değil. Yük taşımayı öğrenmek gibi.
Şunu fark ettim kanka:
Bu diyarlar beni cezalandırmıyordu.
Beni yetiştiriyordu.
Ve bu yolun sonunda çıkış vardı. Ama çıkış dediğin şey, “her şey bitti” demek değildi.
Sadece şunu demekti:
Artık kaçamayacaktım.
