5. bölüm · GAZİANTEP YOLUNDA

Görüşme

Deniz ŞİRİN

Zare Mazar'dan-

İncelediğim evrakları toplayıp dosyaladığımda çalınan kapıyla girmelerini söyleyip ayaklandım. Kırklarının başlarında görünen çift içeriye geçtiğinde "Buyrun." dediğimde adama elimi uzattım.
"Sosyal Hizmetler Uzmanı Zâre Mazar."

Bu cümle, benim için bir gurur.

"Yahya Demirhanlı, eşim Nehir." diyen adam elimi sıktığında koltukları işaret ettim.
"Buyrun, lütfen."

Demirhanlı.
Akif Demirhanlı.
Akif Demirhanlı'nın ailesi.

Gülümseyerek yerime oturduğumda konuya giren ben oldum.
"Başvurunuz için aşağıdaki büroya uğradınız değil mi?" dediğimde Nehir Hanım gülümsedi.
"Evet. Uğradık."

Genel bir konuşma yapmam gerekiyordu şu an.

"“Hoş geldiniz. Öncelikle evlat edinme sürecine adım attığınız için sizi tebrik ederim, önceki uzmanımız emekliliğe ayrıldığı için dosyanın takibini ben yapıyorum. Bu süreç hem sizin hem de bir çocuk için çok önemli ve değerli bir adımdır. Buraya geliş amacınız, sizinle tanışmak, motivasyonlarınızı anlamak ve çocuğa sağlayabileceğiniz ortamı birlikte değerlendirmektir. Sorularınız, kaygılarınız ya da merak ettikleriniz ne olursa olsun, bu süreç boyunca size rehberlik etmek için buradayım. Amacımız, çocuğun güvenli, sevgi dolu ve sağlıklı bir aile ortamında büyümesini sağlamak. Sürecin her aşamasında yanınızda olacağımı bilmenizi isterim." dediğimde ikisi de can kulağıyla dinliyordu beni.

"Biz Hüma için gelmiştik." diyen Yahya Bey'di.

"Evet, Hüma Yıldızeli, değil mi?" dediğimde kapı tıklatıldı. Kaşlarım çatılsada "Girebilirsiniz." dediğimde gelen kişiye baktım.

"Buyrun." dediğimde yutkunarak ailesine baktı.

"Ben, oğullarıyım da. Girebilirim değil mi?" dediğinde kafa sallayarak içeriye davet ettim.
"Buyrun lütfen."

Akif Bey, tam karşımdaki sandalyeye oturduğunda bir elini annesinin dizine atıp sıktı. Destek verir gibiydi bu hareketi.

"Öncelikle, belirteceğim ilk şey bu süreçte ilk ve esas önceliğimiz çocuğun mutluluğu, sağlığı ve psikolojisidir. Kendisi şu an bir pedogog görüşmesinden çıktı." dediğimde gözlerim Nehir ve Yahya çiftindeydi.

"Ne içersiniz?" dedim aniden. Hâlâ gelen insanlara bir şeyler ikram etmeyi unutuyordum.

"Çay."

Nehir ve Yahya çifti sessiz kalırken Akif Demirhanlı'nın sesiyle, direkt ona döndüler.

"Oğlum, evde iç dedim. Niye içmedin?" diyen Nehir Hanım'ın sözleri beni Akif Bey'e bakmaya zorladı.

Annesine kaşlarını kaldırırken göz göze gelmemizle yerinde kıpırdandı.
"Acelemiz vardı ya hani anne." dedi hızlı hızlı.

"Sizlere ne ikram edeyim?" diyerek tekrar Yahya Bey ve Nehir Hanım'a baktığımda ikiside konuştu.
"Çay olur."
"Çay olur."

Hayatımda bu kadar ikiz bir çift görmedim.

Gülümseyerek kafa salladığımda telefonu kaldırarak çayocağını tuşlayıp, açılmasıyla konuştum.
"Uzmanlık bire, dört çay lütfen."

"Tamamdır." diyen çalışanla telefonu kapatıp beni izleyen aileye baktım.

"Günlük işlerinizden bahseder misiniz?" dediğimde Nehir Hanım söze girdi.

Gün içinde ettikleri kahvaltıdan bahsederken çaylar geldi.

Akşam yemeğinden, hatta kızlarının nasıl neşeli olduğunu bile anlatırken biten çaylarını yenilemek için araya girmek zorunda kaldım.

"Bölüyorum ama, çay söyleyeyim mi?" dediğimde Yahya Bey konuştu.
"Valla buranın çayı güzelmiş."

Kafa sallayarak telefona yeltendim ve tekrar dört çay söyleyip kapattım.
"Devam edin lütfen." dediğim esnada kapı pat diye açıldı. Hızla ayaklandım.
"Bebe-"

Cümlesini tamamlayamayan Beril, aileyi görür görmez havaya kaldırdığı kollarını indirip "Kusura bakmayın, lütfen." diyerek bana baktı.

"İstersen bekleme odasına geç. Ben geleceğim." dediğimde rezil oldum der gibi bakarak kapıyı kapattı. Kahkaha atmamak için dudaklarımı dişledim.

"Kusura bakmayın lütfen." diyerek aileye döndüğümde neden bilmem, Akif Demirhanlı'nın gözlerine bakmamak için ekstra bir çaba sarf ettim. O ise aksine gözlerini çekmiyordu.

"Biz de işler bu şekilde, Zâre Hanım." diyen Nehir Hanım'a gülümsedim. Çaylar geldiğinde, görevli çay bardağını elime yakın bir bölgeye bıraktığında elimi çekme isteğini geri tepemedim ve elimi dizime koydum.

Görevli çıktığında "Çok güzel bir aileniz var, maşallah. Doğruyu söylemek gerekirse bunlar da artı. Değerlendirme raporunu inceledim." dediğimde hafifçe eğilerek en alt çekmeceyi açmaya yeltendim. Hızlı çektiğim kulp elimde kalırken çaktırmamak için acayip bir çaba sarf ederek yanlardan tutup çekmeceyi açtım.

Belgeleri masaya bıraktığım esnada, avucumun içindeki kulp masaya düştü. Hızla alıp ilk çekmeceye tıkıştırdığımda önüme gelen saçlara sinirlenmemek için elimden geleni yaptım.

"Aşağıda doldurduğunuz belgeler dışında, bunları da doldurmanız gerekiyordu. Dördüncü derece de olsa akrabalık bağınız var. Sisteme yüklenilmemiş." dediğimde belgeleri Nehir Hanım'a uzattım. Aynı belgelerin bir diğerini Yahya Bey'e de uzattığımda aldılar.

"Birkaç belge eksik." dediğimde Akif Dirhanlı ayaklanarak iç cebinden çıkardığı belgeleri uzattı, aldım.

Nehir Hanım ve Yahya Bey doldurduğu belgeleri bana uzattığında aldım ve makineye yerleştirdim. Basmadan önce uyarmak için konuştum.
"Şimdi ben bu belgeleri taratarak sisteme yükleyeceğim. Önceki uzman kişi uyarmadıysa eğer diye söylüyorum. Vazgeçecekseniz hiç yüklemeyeyim. Şu anda vazgeçmenin cezai bir hükmü olmamakla birlikte, uyum sürecindeyken; çocuk eve getirildiği andan itibaren vazgeçilirse bu raporlanacaktır. Yazılan rapor ileride olumsuzluk getirecektir."

"Yok, yükleyin siz." diyen Nehir Hanım'la, düğmeye basıp sisteme yüklemeyi başlattım.

"Şimdi, eğer isterseniz bir saat sonra Hüma'yı görebiliriz." dediğimde Nehir Hanım'ın gözleri parladı.

"Tamam, o halde orada buluşuruz." diyen Akif Dirhanlı, ayağa kalktığında kafa salladım.
"Tamamdır. Görüşmek üzere."

Herkes odadan çıktığında hızla Beril'i aradım ve gelebileceğini söyleyip kapattım.

"O çıkan adamı gördün değil mi?" diyerek kapıyı kapatan Beril'e sarıldım.

"Gördüm, Beril. Yeğeni için buradalardı. Tesadüften başka bir şey değil." dediğimde onu az önce Nehir Hanım'ın oturduğu yere oturttum.

"Rezil oldum Zâre. Sürpriz yapacaktım ben!" diyerek ellerini yüzüne kapattığında kahkaha attım.

"Zâre!" diyerek omzuma vurduğu esnada yüzümü buruşturarak ayaklandım.

"Tam boş diye seviniyordum, yoğunluk başladı. Şimdi gitmem lazım benim." dediğimde Beril de ayaklandı.

"Akşama kızartma yapacağım. Erken çıktım bugün." dediğinde sarılmasına karşılık verdim. Kesinlikle yapmayacağını biliyordum.

"Dikkat et kendine." diyerek onu uğurladığımda masadaki not defterimi, askıdaki çantamı ve kabanımı alarak odadan çıktım. Bildiride bulanarak araç istedim.

Kısa sürede boştaki araçlardan biri ayarlandığında, yola koyulduk.

Hayatımda hiç, bir aileye içimin gideceğini düşünmezdim ama oldu. Nehir Hanım'ın yerinde kendimi hayal ettim yolda.

Abisiyle atışan bir kız çocuğu, kardeşine bir inci gibi davranan bir erkek çocuğu...
Her şeyden öte, sıcak ve mutlu bir yuva.
Ne kadar da uzak bana...

Oysa ne çok isterdim; evimde kahkahalar eşliğinde kahvaltı etmeyi, ailemle. Hır gür çıkmadan, göze batmadan yaşamayı hele...

Soğuk duvarlarla kaplı kalplerin içinde çırpınmak ne kadar da yorucu. Belki biraz sıcaklık görmek, olanağı yok olan şey. Canım niye yanıyor ki şimdi?
Ben alışkındım o duvarlara çarpmaya...
Neden şimdi, bir ailenin sıcaklığına ve mutluluğuna içim gidiyordu?

Neden anne?
Neden saçlarımı taramadın hiç?
Neden dolu dolu kızım diyerek sarılmadın bana?

Ben de sizin çocuğunuz değil miydim? Bir cinsiyet, aramıza kar mı yağdırdı da üşüttünüz yüreğimi hep?

Ya sen baba...
Sen neden bir kez okşamadın saçımı?
Bir kez yüzüme pişmanlıktan ibaret olduğumu hissettirmeden bakmadın?
Neden bir kez olsun, en ufak sıcak davranışını esirgedin benden?

Ben insan değil miyim?
Neden rızamı gözetmediniz mesela?
Neden bir hediye gibi sundunuz beni?

Ben miydim suçlu?

Kaçtım, sizin gibi bir aile kurmamak için.
Pişman da olmayacağım hiç.
Sizin beni bir cinsiyetle kenara atışınız gibi, kenarından köşesinden geçip gideceğim hayatın belki ama çabalayacağım.
Ne gurur duydunuz, ne de sevdiniz ya beni hani...
Ben de size inat mutlu olacağım.
Zamanı var, acelesi yok.

--

Gözlerimi silerek araçtan inip içeriye yöneldiğimde, hızla kimliğimi ve kartımı göstererek aileyi sordum. Aldığım cevaba gülümserken bekleme odasına yönelip içeriye girdim.

"Hah, bak geldi anne. Sakinleş artık." diyen Akif Dirhanlı, annesinin elini tutuyordu.

Yahya Bey ve Nehir Hanım ayağa kalktığında Akif Demirhanlı da çömeldiği yerden kalkıp ailesinin yanında durdu.

"Öncelikle, tekrar merhaba. Birazdan görüşme için içeriye gireceğim. Hüma'yla konuşacağım. Sonrasına da Hüma'nın durumuna göre karar vereceğiz." dediğimde kafa salladılar.

Yerimde dönüp hızla görevlinin yanına giderek Hüma'nın oyun odasına getirilmesini isteyerek not defterimi hazırladım.

Kadın Hüma'yı telkin eden kelimelerle montessori, çocuklar için tasarlanmış masaya yerleştirdiğinde, içeriye girdim.
Hüma oyun arasında kafasını kaldırıp baktı sadece.

"Merhaba, Hüma. Ben Zâre." dediğimde hemen karşısındaki küçük, çocuk sandalyesine oturdum.

"Zâre mi?" diyen Hüma, önce kaşlarını kaldırdı ardından da kafasını.

"Evet, Zâre." dediğimde kenardaki resim defterini alıp çizim yapmaya başladı.
"Nasılsın Hüma?"

"İyi." dediğinde son harfi uzatıp yüzüme baktı. Hâlâ gülümsüyordum.

"Hm, peki ne çiziyorsun?" dediğimde bakışlarını resim defterine indirdi.
"Bulut çiziyorum." dediğinde tatlığına gülümsedim.

Bir süre onun çizimleriyle, oyunlarıyla ilgilendikten sonra "Hüma." dedim sakince.

"Efendim." dediğinde sağ koluyla saçlarını geriye ittirdi.

"Sen Nehir Teyze'ni tanıyor musun?" dediğimde düşünmeye başladı.

"Imm, evet. Babannemin kardeşi. Babaannem çok anlattı onu bana. Bir iki kez geldiler." dediğinde resmine geri döndü.

"Onu görmek ister misin şimdi?" dediğimde duraksadı. Bakışlarını kaldırdı, düşündü.

"O da mı burada?" dediğinde yutkundum ama gülüşümü bozmadım.

"Evet, istersen görebilirsin." dediğimde umursamaz gibi omuz silkti.
"Olur."

"Peki, babannen sana Nehir Teyze hakkında ne anlattı?" dediğimde yüzüme baktı yeniden.

Aniden heyecanla masadan kalktığında "Akif Abi de gelmiş mi?" dedi.

"Sen, Akif abini seviyor musun?" dediğimde kıkırdayarak güldü. Bir eli ağzını örttüğünde ben de güldüm.

Not aldım.

"Babaannem onu ve Ayla ablayı çok anlattı. Geçen sefer gelmişlerdi, çok seviyorum ben onları." dediğinde yeniden resmine döndü. Resme baktım renk renk bulutları inceledim.

"Görmek ister misin onları?" dediğimde resmi bırakıp bana odaklandı.

"Evet ama..." dediğinde duraksamasıyla, devam etmesi için "Ne oldu?" dedim.

"Onlarında mı ailesi ölmüş?"

Bu soru, 8 yaşına yeni basmış bir çocuğun soracağı bir soru olmamalıydı. Keza bu soru not alınmıştı daha önceki uzman tarafından.

Hızla bir iki şey daha not aldım.

"Hayır, seni görmeye geldiler." dediğimde dağılmış gülüşümü topladım.

"Neredeler? Ben de göreyim." diyen Hüma'ya kafa sallayarak not defterimi kapattım ve ayağa kalkarak cam bölmenin ardındaki kadına kafa salladım.

"Sen onları seviyor musun?" dediğimde hızla kafa sallayarak onayladı.
"Hem de çok! Ayla abla bana bebek almış birsürü."

Not aldım tekrar.

Çok geçmeden kapı açıldığında Hüma tepki vermedi. Resmine odaklanmıştı.
"Hüma." diyen Nehir Hanım'a baktığımda gözleri dolu doluydu. Yahya Bey karısına destek olmak için elini sırtına atıp sıvazladı.

Hüma alttan alta gülümserken bakışlarım kapının dışında kalmış adama çevrildi. Akif Dirhanlı, sadece bekliyordu. İçeriye girmedi.

"Bö!" diye bağıran Hüma aniden güldüğünde herkes güldü.

Bir saat kadar Hüma konuştu, Dirhanlı çifti dinledi ve saçlarını okşadı. Zaman dolduğunda görevli Hüma'yı götürdü ve biz de tamamen binanın dışında durduk.

Ağlamamak için kendini sıkan Nehir Hanım, eşiyle birlikte benimle vedalaştığında arabaya yöneldiler.
"Akif Bey." diyerek tüm dikkatleri kendime çektiğimde, Akif Dirhanlı bir şeyler söyleyip çifti uzaklaştırarak yanıma adımladı.

"Buyrun, Zâre Hanım." dediğinde derin bir nefes alarak konuşmaya başladım.
"Hüma şu an için uyumlu bir çocuk. Ölümün ne olduğunu kavrayabiliyor ve en önemlisi..." dediğimde yutkunarak devam ettim.
"Sizi biliyor. Kardeşinizi de biliyor. Yaşlarınız yakın olduğu ya da öyle anlatıldığı için sizi sordu. Müdahale etmek istemediğim için bir şey söylemedim. Ebeveynleriniz de gayet güzel ilgilendiler. Ama bu, tüm aile bireylerini kapsayan bir konu. Umarım anlatabilmişimdir." dediğimde çenesini sıvazlayıp kafa salladı.

"Anladım, teşekkür ederiz. Özellikle annem Hüma'yı görünce çok mutlu oldu." dediğinde bu kez ben kafa salladım.

"İyi günler." diyerek elimi uzattığımda, elimi sıktı. Hemen ardından arkamda bekleyen araca yürüyüp bindim.

Bir saatin sonunda araçtan indiğimde binaya girdim. Odaya geçip taranan belgelerin sisteme yüklenmesini onayladığımda; görüşme raporlarını ve incelemelerini de yazarak bilgisayarı kapattım. Saat çıkış vaktini çoktan geçmişti.

Beril'i aradığımda binadan çıktım ve boş alandaki banka oturdum.
"Bebeğim, ben de seni arayacaktım!"

"İyi misin?" dediğimde içimde yükselen endişeni bastırdı hemen.
"İyiyim, iyiyim. Sadece vardiyamı öne çektiler. Servisteyim şimdi. Kıydım paraya servise yazıldım."

"Yani, gece 4'te geleceksin." dediğimde onayladı.
"Evet, bebeğim."

"Tamam, şimdi çıktım ben de. Bir şeyler yiyip öyle geçerim eve." dediğimde banktan kalktım.

"Tamam, dikkat et kendine."

Vedalaşıp kapattığımızda ev yemeği yapan mekanlara bakmamla, uygun fiyatlı olana gülümseyip yürümeye başladım.

Bizde neden servis yok?

Hava kararmış ve aksi gibi daha da soğumuştu. Konumu takip ederek hızla lokantaya girdiğimde, gördüğüm yüzle duraksadım.

"Aa, Zâre Hanım." diyen Yahya Bey'e baktım. Hemen ardından yanına gelen Nehir Hanım da aynı cümleyi, daha yüksek sesle kurdu.
"Aa, Zâre Hanım."

Ve en son elindeki boş tepsiyle dönüp bana bakan bir çift göz.
Akif Dirhanlı.
"Zâre Mazar."

"Kusura bakmayın, ben buranın size ait olduğunu bilmiyordum." diye bir şeyler geveleyerek yerimde kıpırdandım.
"Olur mu öyle şey, buyrun." diyen Yahya Bey eliyle masaları işaret etti.

Etik Zâre, etik.
İş etiği, iş ahlakı.

"Yok. Benim gitmem icap eder. Etik değil. Sizinle kişisel zaman diliminde iletişim kurmam etik olmaz. Hüma için önemli bu." dediğimde çantamı sıkı sıkı tutup "İyi akşamlar, kolay gelsin." diyerek çıktım.

Hızla yürüyerek biraz uzaklaştıktan sonra, bir taksi çevirip evin adresini verdim. Yaklaşık yarım saat-kırk dakika sonra evin önünde inip ücreti de ödedim.

Eve girdim, odama geçtim. Yorgunlukla üzerimi çıkarıp uzun uzadıya duş aldığımda, temiz kıyafetleri giydim.

Beril'e evde olduğuma dair mesaj atarak salona geçtim. Esnerken ağzımı kapatıp etrafa bakındıktan sonra, mutfağa geçtim. Isıtıcıya su koyduğumda aklıma gelen, Akif Dirhanlı'nın "Çay." deyişiyken; güldüm.

Su kaynar kaynamaz, bardak çorba yaparak sandalyelerden birine kuruldum. Saçlarım yine önüme geldiğinde, kupayı masaya bırakarak odamdaki banyoya geçtim. Dolapları kurcalarken bir makas bularak aynaya baktım.

Belime kadar inen saçımı ikiye ayırarak dört parmak ölçüsünde kestim. Saçları çöpe attığımda, birkaç kez öne arkaya atıp boyuna baktım. Tatmin etmeyince bir dört parmak daha kestim.

Şimdi kestiğime değdi.

Hızla saçlarımı taradım ve mutfaktaki soğumuş çorbamın başına döndüm. Birkaç büyük yudumda çorbayı bitirdiğimde kupayı yıkayıp bulaşıklığa yerleştirdikten sonra, kapatmayı unuttuğum ısıtıcıyla bakıştım.

Hızla aynı kupayı alıp kahve yaptığımda suyu da ekleyerek ısıtıcıyı kapattım. Kupayı avuçlarımın arasına alarak sıcaklığıyla gülümseyip masaya bıraktım. Soldaki ilk çekmeceyi açtığımda, her zamanki gibi Beril'in paketini buldum. Bir dal alıp yaktığımda paketi ve çakmağı geri bıraktım.

Çay tabağı alarak sandayeye oturdum.
Sık tüketmezdim ama bazen de böyle canım çekerdi. Kahveyi içerken bir çok şey aklımdan geçti ama umursamadım.
Son dumanı da içime çekerek, çay tabağında söndürdüm. Kahvenin son yudumunu da mideme yuvarladığımda ayaklandım.

Kupayı ve çay tabağını yıkayıp kaldırdım. Gelmeyen uykumu sorgulayarak salona geçtim. Telefonda, bir süre video kaydırdıktan sonra içime oturan ağırlıkla yerimden kalkarak odama adımladım.

-----