GAZEL kitap kapağı

1. bölüm / 1

GAZEL

1.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Nezaket Ergül

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1.BÖLÜM
  1. 1 1.BÖLÜM4.043 kelime · Okuduğun bölüm

Kimdim ben?

Aynada kendini göremeyen mi?

Yoksa;

Gördüğünün kendi olduğuna inanamayan mı?

Yine gördüğüm değişik rüyaların içindeydim,bi zaman sonra artık rüya dahi olsa bunu hissedebiliyordum,her zamanki gibi ruhum bi hiçliğin ortasında savruluyordu. Ve yine aynı yerdi, HİÇBİR ZAMAN DEGİSMEYEN O YER...

Sürekli aynı şeyi söylüyordu zihnim,"sen busun Hazal,sen göründüğün kadarsın,kendini bulmaya çalıştığın her gün kendini biraz daha da kaybedensin."

İnsan beyni içindeki gama dalgaları sayesinde kendini kaybederken bile,onu en çok vuran anda kalıyordu,ama artık gama dalgasını bile geçiyordu bu yaşadığım döngü,o şeyi her gördüğümde zihnime kazınan anların tekrar gün yüzüne çıkması benim için deliliği ifade ediyordu. Ama artık delilik dahi olsa alışıyordu insan,mesela az sonra uyanacaktım bu işkenceden,ama uyandığımda da bitmeyecekti bu işkence,Onu gördüğüm her an yine zihnimin derinliğinden aynı ses yükseliyordu."SEN HİÇBİR ŞEYSİN HAZAL,YAŞAMANIN BİLE BİR ANLAMI YOK,SENİN BU DÜNYADA YERİN BİLE YOK."işte beni asla terk etmiyip zihnimin çarklarında dolanan zehirli güller...

Nihayet nefes nefese kalmış bı halde uyandığımda yine başımda Helen vardı, büyük ihtimalle beni uyandırmak için büyük çaba sarf etmişti ama çabalarının karşılığını hiçbir zaman alamazdı, çünkü lanet olası beynim bu işkenceyi ne zaman bitirmek isterse o zaman bitiriyordu.O kuşuma kalan ise sadece başımda bekleyip inlemelerimi dinlemekti.

Nihayet zihnim beni bu işkenceden uyandırmayı seçmişti,gözlerimi araladığım da yine Helen elinde bir bardak suyla başımda durmuş gözlerini yine yüzüme odaklamıştı,bana demek istediğini çok açık belli ediyordu ama ben yine inatla reddediyordum, çünkü o ilaçları içmek demek kendime ve geçmişime ihanet etmek demekti. Benim için ve bu ihaneti kendime yapmaya hiç niyetim yoktu.

"Hiç vazgeçmeyeceksin demi bu inattan"evet yine başlamıştı anne kuşum beni azarlamaya,bense suçlu çocuk gibi dinlemeye, "hayır Helen almayacağım o ilaçları"dediğim saniye mavi gözlerini dikmiş bana bakıyordu. "en son kolundan tutup kapatacağım seni Bakırköy'e,yoksa adam olmayacaksın sen."

"tamam canımın içi eğer beraber gideceksek gidelim"diyeceğimi bildiği için sakın ağzını açma bakışından birini fırlattı bana,bende elimi dudaklarıma götürüp hayali bir fermuar çekip yataktan sıyrıldım.

"Tamam,demiyorum bir şey hadi kalk artık daha milleti doyuracağız,işimiz yok gibi bir de toplantı sunacağız,bizim mikrofonlarla koşmamız lazımken millete ajans reklamı yapıyoruz" dediğim zaman bile sinirden çene kemiklerim katılmıştı bile, Helen'in de benden aşağı kalır yani yoktu. "Doğru diyorsun valla bizim ne işimiz olur ajans reklamıyla ben anlamıyorum ki, sanki hiç işimiz yokmuş gibi birde ercü'nün ayak işlerine bakıyoruz" evet bizim evde sevgili patronumuzun adı "Ercü'ydü",bunu ona dediğimizi duysa saniyesinde kendimizi kapının önünde bulurduk, çünkü kendine eski karısı yüzünden Ercü denmesinden nefret ediyordu,bu ona geçmişi hatırlamıyormuş,bence kadın da bunu sinir etmek için söylüyordu ama bizim saf patronumuz bunu bile sevgi sözcüğü kabul ediyordu,her zamanki saf Ercü'ydü işte ne diyebilirdik ki. "Neyse kalk artık Barbar başlar birazdan"nerde bu sofra"diye böğürmeye kendileri biraz aç bir insandı hiçbirimiz onun doyduğunu görmemiştik,ama alışmıştık artık onun açlık krizlerine bu yüzden onu takmıyorduk artık ama hepimiz onun için çantamızın bir köşesine mutlaka bir şeyler arıyorduk,Tahir ise bizim onun için aldıklarımızı yiyordu ve çöplerini Barbar'ın yüzüne atıp her seferinde "senin sayende bugün de doydum Barbie" diyip sırıtıyordu.

Ve o beklediğimiz ses nihayet duyuldu."Lan,nerde bu sofra,hani kahvaltı, öldük açlıktan sabaha kadar" canım arkadaşım sürekli uyumanın onu acıktırdığını,bu yüzden uyumayı sevmediğini söyleyip duruyordu.Helen ile göz göze geldik o saniye çünkü arkadan gelecek olan şeyi ikimizde çok iyi biliyorduk."Lan Barbie kesecem en sonunda o ses tellerini!"evet Tahir de böylelikle uyandığını hiç memnun olmayan bir şekilde belli etmişti. Ama Barbar artık alıştığı için pek umursamıyordu sevgili dostunu,ama ne kadar umursamasa bile alttan alta ondan korkuyordu çünkü daha önce Tahir tarafından gerçekten boğulma tehlikesi atlatmıştı.Ama yine de bu huyundan vazgeçmemişti. Ve tahir'i umursamadan cevabını verdi."Ne var oğlum,yemek yok yemek, hala yemek yapmamışlar,nasıl yemek yok bu evde, aç mı kalacağız biz şimdi" hayattaki en büyük korkusu aç kalmak ve açlıktan ölmekti canım kardeşimin ama evimizin annesi olan Helen,onu hiçbir zaman aç bırakmıyordu.

"Sende kalk artık, Barbar buzdolabını kemirecek yoksa" dedi ve mutfağa gitmek için ayaklandı ve kapıyı açıp yine tehditkar bir şekilde bana bakıp "15 dakika içinde masadasın Hazal, sakın tekrar uyumayı deneme bile"diye tehdidini savurup odadan çıktı. Çünkü ne yapacağımı adı gibi biliyordu ki geri yatacaktım fakat o tehdit geldiyse Helen sinirleniyor demekti ki o anlarda gerçekten korkunç oluyordu,o yüzden hızlıca kalkıp bir duş almak üzere banyonun kapısına gitmiştim,ama yine temizlik sevdalısı Tahir duş alıp banyoyu çitileme derdindeydi ve bu işkence maalesef en az 1 saat sürüyordu,ama benim şu an bunu bekleyecek vaktim yoktu,kapıyı sadece 3 kere yumruklamam yeterliydi onu ordan çıkarmak için çünkü herkesin korktuğu 1.97 boyundaki ev adam Tahir Sancak,1.70'lik Hazal Tümer'den korkuyordu.Tamda beklediğim gibi oldu kapı saniyesinde açıldı ve tahmin ettiğim görüntü şuan karşımdaydı. Bir elinde Domestos diğer elinde ise tel fırçası vardı.

Saçı başı dağılmış bir şekilde temizlik yapmakla meşguldü fakat benim onu beklemek gibi bir lüksüm yoktu,oda bunu bildiğinden banyoyu boşalmıştı bile.

Evimizin annesi yine bize kuş sütü eksik olan bir masa hazırlamıştı. Bu en çok Barbar'ın hoşuna gidiyordu çünkü çeşit çeşit yemek demek Barbar'ın midesi için günlük bayram sevinci demekti.Tahir ise yine halinden memnun bir şekilde yumurta yiyordu, ama bu işi asla sevmeyen tek kişi bendim çünkü yemeği hazırlamak Helen'in işi, arkasını toplamak ise benim işimdi."Her gün bana bu işkenceyi çektirmek hoşuna mı gidiyor Helen kuşum,bu kadar yemeği kim yiyecek Allah aşkına zaten 4 kişiyiz,10 kişilik sofra kurmuşsun yine" bunu dediğim an Barbar elinde çatalı ile bana bakakaldı."Ne demek kim yiyecek kızım biz ne güne duruyoruz burda,Tahir'e bak tavanın yarısını yedi bile minik zürafam" Barbar'ın hayattaki en sevdiği ikinci şey Tahir'e lakap takıp onu sinir etmekti ve bundan aşırı zevk alıyordu ama Tahir'in bundan memnun olduğu asla söylenemezdi.Artık alıştığı için sadece göz devirmekle yetiniyordu,yine aynı senaryo yaşanmıştı ve Tahir kahve gözlerini devirip yemeğine döndü."Evi de ye Barbie, yakında duvarlardan başlayacaksın zaten az kaldı" dediği an kahkahayı basmıştı herkes,Barbar artık bu laflarımıza alıştığı için bizi hiç tınlamamıştı.

***

Ajansın kapısının önündeydik fakat ne Helen nede ben o kapıdan girmek istemiyorduk çünkü her ne kadar işimizi sevsek de iş yerimizi sevmiyorduk,bunun sebebi ise sevgili patronumuz Ercüment Soykandı. Kendileri bize ayak işlerini de yaptırıyordu ve buna bir şekilde bizi mecbur bırakıyordu, ben kendimi anlıyordum ama Helen'in hiçbir suçu olmadığı halde benim yanımda sürünüyordu garibim."Hadi gidelim de bugünkü Ercü kotamızı dolduralım"dedim ve ajansa girdik.Direk kendi odalarımıza ayrıldık çünkü toplantıya 10 dakika vardı.Direk toplantı odasına geçtiğimizde herkes toplamıştı, birkaç tanımadığım yüz hariç herkesi tanıyordum buda gerilmemi engelliyordu özellikle de Helen'in de burda olması,oda benimle aynı şeyi düşünüyordu büyük ihtimalle ki sürekli yüzüme bakıyordu.Toplantı başladığında direk sunuma başlayıp şirketi övmeye başladım,fakat bir esmer bir adam koyu gözlerini dikmiş bana bakıyordu.Daha önce hiç bu kadar koyu göz rengi görmemiştim, bakışları korkutucuydu.Yine de onu görmezden gelerek sunumu bitirmiştim.
Üzerimizde toplantıyı sağ salim bitirmenin rahatlığıyla eve varmıştık Helenle. Geldiğimizde yemek hazırdı,Tahir yine hastaneden erken gelmişti büyük ihtimalle, sürekli işleri erken bittiği için genelde akşam yemeklerimizi o hazırlıyordu,ve eli dehşet şekilde lezzetliydi. Barbar da en çok bu özelliğini seviyordu zaten; yemek yapabilmesini.

***

Denize bakan galerisinde en sevdiği arabalarının içinde dolanıyordu Sıraç,onun en sevdiği şeydi arabalar onlara bakarken gözlerinin içi parlıyordu. Bu kimine garip geliyordu,saçmalık olarak görüyorlardı ama yakın dostu Cenk'in de motorlara karşı bir zaafı vardı o yüzden onu en çok anlayan ve herşeyini bilen tek kişi oydu,çünkü onların hayatlarını da birleştiren de bir araba ve motordu...

Galerinin denize bakan canımdan denizi izliyordu Sıraç çünkü bu aralar kafası da masası da fazlasıyla karışıktı. Masanın lideri olarak nasıl bir çözüm bulacağını ilk defa bilemiyordu, çünkü masada bir ölüm vardı ve bunun sebebini bilen tek kişi oydu, çünkü bu ölümün ucu haberi bile olmadan ona da dokunuyordu sırdaşı olan dostuna dahi söyleyememişti bunu. Ama şimdi yine sadece ona tekrar içini dökebilecekti,eğer dökmezse zaten kafasına sıkacaktı en sonunda, yıllardır bunu yapmamak için kendini tutuyordu ama o,biraz daha ileri gitmeye devam ederse kendine değil ona sıkacaktı. SADECE ONA...

Cenk elinde kaskı ile içeri girdiğinde gözleri direkt Sıraç'ı bulmuştu,hemen yanındaki sandalyenin kendisine ayrıldığını bildiği için direkt oturdu. Sıraç kimin geldiğini bildiği için dönüp bakma gereği bile duymadan anlatmaya başlamıştı bile."Devran öldü" bunu demesi ile bakışlarını Cenk'e çevirdi. Cenk duyduğu şeyin şokunu atlatmaya çalışıyordu çünkü yıllardır bu masadan tek bir kişi bile ölmemişti,şimdiki ölüm haberi ise felaketi temsil ediyordu,çünkü Turan daha fazla durmamış ve iş başına geçmişti, Turan'ın iş başına geçmesi demek lider için savaş demekti,ama bu savaşta boynunu büken bir taraf vardı işte,bunu bilen Cenk hiç o konuya girmeden konuştu."TURAN BOLAT manşetleri geliyor o zaman"dedi direk,"geliyor da tek gelmiyor ki ağzına tükürdüğüm, geçmişin yanık izlerini de getiriyor it" bu dediği üzerine yeşil gözlerine yine aynı hüzün olmuştu,ama o hüznün içindeki karanlığı yine gören sadece Cenk olmuştu. Gördüklerinin tercümesini yaparak "ne var aklında"diye sordu, Sıraç duyduğu soru üzerine uzun bir süre sessiz kaldı,çünkü avuç içinde o ölümle beraber yine ona geçmişten bir hatıra gelmişti.
Ucunda kelebek olan MAVİ BİLEKLİK...

Bu Sıraç için çok açık bir mesajdı,

"HALA BURADAYIM,GİTMEDİM GİTMEYECEĞİM"

***

Akşam yemeğinden sonra herkes kendi ile ilgili şeylerle meşguldü.Tahir,hasta dosyası inceliyor,Barbar suçlu dosyalarının arasında kayboluyor,Helen yarınki konuşmaya hazırlanıyordu. Herkes bir uğraş içindeyken ben salonda oturmuş öylece duvardaki gül tablosuna bakıyordum çünkü ne kadar geçmişten nefret etsem de hala hayatımın bir yerinde inatla duruyordu,ama o durduğu yer asla sevgi ve şefkat barındıran bir yer değildi, aksine nefret ve tiksinti barındıran bir çukurdaydı. O yüzden ona hala sadece solmuş gül götürüyordum,soldurduğu hayatların lanetiyle kalsın diye. Zihnim bazen tozlu raflardan onu bulup geliyordu ve bunun nerede olacağı asla belli olmuyordu.Bazen bir toplantıda bazen trafikte,her an her yerden çıkabiliyordu karşıma işte,o zamanlarda da aynı şey oluyordu sadece boşluğa bakıyordum, bugün de öyle olmuştu,yemek yerken gelmişti bu sefer aklıma çünkü onun en sevdiği şey vardı masada karnıyarık ve pilav. Ama alışmıştım artık ona dair bir şey gördüğümde yiyiyor yada içiyordum,eski Hazal olsa öğürmesiyle birlikte ordan uzaklaşıyordu,ama herkesten ve herşeyden nefret eden Hazal onu da umursamıyordu artık. Bu yüzden boşluğa dalıyordum işte,umursamıyor gibi görünüp aklının bir köşesinde tutmaya devam ettiğim için. Yine bu düşüncelerin içinde kaybolurken kucağıma fırlatılmak istenen ama kafama denk gelen elma ile daldığım yerden çıktım."Lan" dememle beraber Barbar'ın kahkahayı basması bir olmuştu.Anlaşılan yine midesi kazınmıştı ve en pratik yiyecek olarak elmayı seçmişti, böyle ekstra şeyler yerken bize de getiriyordu çünkü hazırlama zahmeti yoktu." İyi misin kız,valla bilerek olmadı. Baktım yine dalmışsın kendine getiriyim dedim de ondan attım yoksa bu ikisinin eline vermiştim sana da verirdim yani" diyerek kendini açıklamaya başlamıştı.Yine avukat kişiliğinin içinde olmalıydı ki asla takılmadan bu kadar uzun cümle kurabiliyordu."İyiyim Barbie ama kafama atmasan iyiydi seslensen bakardım,kafama darbe almama gerek yoktu." dediğimde ciddiyetle beni dinliyordu çünkü kafama bir şey olup olmadığını anlamaya çalışıyordu,bu panikle nasıl o mahmekede son derece ciddi ve olgun biri olabiliyordu anlamıyordum açıkçası,sanırım sadece sevdiklerine karşı biraz mal'dı." İyiyim dedim ya oğlum bakma öyle bişey olmadı kafama"dememle düşüncelerinden sıyrıldı ve gözleriyle elmayı işaret edip "onu ye" bakışı attı ve işine geri döndü.

Bunlar olurken ne Helen nede Tahir umursadı çünkü bizim evin genel hâli buydu; birbirimizi severek atışmak.

***

Cenk ile beraber kaldıkları ama ikisininde çok fazla uğramadığı evlerinde şöminenin karşısında öylece oturuyordu Sıraç, Cenk'in hazır aldığı ama inatla kendi yaptığını söylediği yemeği yemiş ve kendini buraya atmıştı,şuan kafasını karşısındaki şöminenin içine sokmamak için büyük mücadele veriyordu. Elinin içindeki mavi bileklik canını fazlasıyla yakıyordu ama onun acısıyla hiçbir şey yapamıyordu işte, sözü vardı çünkü o canına,yıllar önce verdiği söz. o günden sonra aklından bir dakika bile çıkmayan o söz.

Cenk ne kadar belli etmemeye çalışsada dostunun bu haline üzülüyordu, çünkü daha küçücük yaşında annesiz kalmış daha sonra da anne bildiği sığınaksız. Cenk bunu çok iyi biliyordu çünkü kendisi annenin ne olduğunu bile bilmeden onsuz kalmıştı,babası olacak o alçak da baba demeye bin şahit isterdi. İşine son derece bağımlı bir şirket varisiydi, karısı öldükten sonra onun yasını bile tutmamış ve zaten görüşmekte olduğu sevgilisiyle evlenmişti.
Ünlü manken Perihan.

Herkesin manken bildiği Perihan aslında metresti,hemde hamile karısı olan bir adamın metresi. Hamile kadına saygı duymayan elbette çocuğuna da saygı duymazdı. Ama dışarıya son derece şefkatli anne rolünü çok iyi oynardı, çünkü itibari söz konusuydu. Metres olduğu anda kaybettiği itibarı.

Sıraç'ın elindeki sigara sönmeye yüz tutmuşken Cenk elindeki kahve kupasını ona uzatıp"Bensiz sigara şömine keyfi yapıyorsun aşk olsun"diyerek kendi paketinden bir dal sigara uzattı. Sıraç uzatılan sigarayı gülerek alırken kendi sönen sigarasını şömineye fırlattı."Eyvallah"dedi sadece çünkü hala kafasıyla konuşma derdindeydi. Ama Cenk'in onu tek bırakma gibi bir düşüncesi yoktu"Ee ne olacak şimdi Devran'ın koltuğa kim geçecek,Turan mi yoksa başka bir üye mi"diyerek konuyu açtı."Valla ben bu masada bugüne kadar kimseyi öldürmedim gerçi masa dışında da kimseyi öldürmedim de,bu adamın ölüsünü ne yapacağız bilmiyorum"diyerek düşünceleri dökmeye başladı."Turan'ın amacı zaten o koltuğa oturmaktı o yüzden en kısa zamanda seninle görüşmek isteyecek orası net ama sen onu masaya alacak mısın? diğer üyeler buna ne diyecek?"ona göre Sıraç ve diğerleri bunu kabul etmeyecekti ama Sıraç onu şaşırtan hamleyi yapmıştı bile."Görüşmeyi ayarladım zaten, yarın gelecekler müzeye orada belli olacak." Cenk bu cümleyi beklemediği için kısa bir an afalladı."Nasıl yani direk kabul mu ettin?"

" Ya ne yapacaktım Cenk adamın babası masada,ticaretin önemli bir kısmı onlarda dönüyor,şuan bu ticareti bitirirsem kim yapacak o kadar sevkiyatı Allah aşkına, alacağım büyük ihtimalle masaya."diyerek konuyu kapatmaya çalıştı fakat Cenk'in hiç kapatmak gibi bir derdi yoktu."Saçmala lan,Turan'ı masaya alırsan her şey bok olur,masada onu seven bir Allah'ın kulu bile yok,sıçıp sıvayacak her şeyi,masa dağılırsa ne olacak,o kadar mal ne olacak?"bunları söylerken sesi git gide yükseliyordu ama elinde değildi çünkü onun da malları vardı o masada kimse bilmesede masanın gizli üyesiydi kendisi bu yüzden çoğu şeyde Sıraçla aynı seviyede söz sahibiydi.

"Ne ne olacak lan hiçbir şey olmayacak çünkü masa dağılmayacak,Turan'ı sence karşılıksız mı alacağım masaya,babadan oğula gibi bir şey falan düşündün heralde sen" dedi geyet sakin bir şekilde."Nasıl yani,ne isteyebilirsin ki Turandan?"dedi Cenk."Var kafamızda bir şeyler hele bir yarın olsun,bakalım Turan naylonu bir sandalye için neleri göze alabilecek"dedi ve koltuktan kalkıp odasına yöneldi.

***

Yarın sabah ki haber konuşması fazlası ile canımı sıkıyordu.Bir iş adamının ölmesi bu kadar abartılmamalıydı bence sonuç olarak herkes bir gün ölecekti. Başka bir insan öldüğünde gazetelere düşmüyordu da tanınan biri ölünce 2 haftalık magazin haberi oluyordu hiçbir zaman anlamayacaktım doğrusu. Ölüm insanlık için çok doğal bir eylemdi bu kadar rehavet görmesine gerek yoktu,sizin gösterişinizin ölen kişiye eziyet harici hiçbir faydası yoktu. Ama bizim gösterişci insanlarımız yarın o cenazeye çelenk çelenk çiçek gönderip tebrik toplayacaktı ve bu tebrikleri paylaşacak kişi maalesef bendim.

Gazeteci olmayı seviyordum ama insanların ölüm haberini ile gövde gösterisi yapmalarını bizim gözümüze sokmasını sevmiyordum. Bunu sevgili patronuma söylediğimde "Ben sana ne iş verirsem onu yapacaksın,yoksa kapı orda eminim senin gibi bir gazeteyici bekleyen çok ajans vardır"diyerek beni gönderiyordu. Normalde asla böyle emrivakileri sevmezdim ama şu işlerimi düzene koyana kadar ona dayanmak zorundaydım.

Kafamı dağıtmak için Helen'in odasına gittim,oda benim gibi aynı sinir içindeydi ama benim kadar umursamaz değildi,deli gibi ne soracağımızı çalışıyordu."Kuşum hala çalışıyor musun?,kahve yapıp getireyim mi sana."dediğimde gülerek bana baktı.

"Sende benimle beraber içeceksen neden olmasın."dedi. Benimle beraber birşeyler yapmaya bayılıyordu. Ama şuan yaptığım işlerden biraz korkuyordu,benim gibi değildi çünkü tatlı bir aile kızıydı. Hayatı ve yaşamayı seviyordu ama benim için aynı şey söylenemezdi. O yüzden yaptığım şeyin korkusu yada endişesi yoktu içimde aksine garip bir merak ve sevinç vardı.

Kahveleri yaparken yanıma Tahir geldi ve yanağımdan bir makas aldı."O Hazal hanım mutfağa girip bir şey yapar mıydı ya."dediğinde gülerek yanımdan uzaklaşma derdindeydi çünkü gelecek olanı biliyordu. Kaçmaya vakit bulamadan karnına yumruğu yemesi bir oldu."Kes sesini be nankör, ne istediniz de yapmadım."dediğimde aklıma en son tatlı yaptığımda midemizi yıkattırdığımız geldi. Bu yüzden dediğim lafı yutup onlara da kahve yapmaya başladım. Tahir bunu anladığında her zaman bize sunmadığı derin kahkahasından attı. Arada gerçekten hayatı sevip eğleniyordu salak adam."Bence biz nankör kalmaya devam edelim yoksa bu sefer adres hastane değil, gasilhane olur." diyip kendi kendine eğlendi benimle."Kes ya alla halla ne var yani biraz kötü olduysa waffle,ölmedik yani hem Barbar güzel olmuş dedi,sen beğenmedin bir tek" diyip trip atmaya başladım birden."Barbar her şeyi yiyor zaten taştan yumuşak olması yeterli onun için gerçi waffle da taşa yakın bir sertlikteydi ama yedik yani senin hatırına."

"Kahveni al ve defol Tahir."diyip bardağı tezgahın üstünde bırakıp Helen'in yanına gittim. Helenle beraber yarın için biraz daha çalıştıktan sonra artık odama geçip diğer işlerime vakit ayırmıştım çünkü bu yeni sayılacak kadar yeni olan işler ihmale gelmiyordu. Ordakiler en ufak bir açığınızda sizi ordan sonsuza kadar silebiliyordu. Daha tam derinlere bile inemeden yüzeyde boğuluyordunuz hemde kendi ellerinizle.

***

Büyük köşkünün verandasında oturuyordu Turan,elinde ki çay bardağıyla oynayıp duruyordu. Yıllardır aklında olan şeyi en sonunda yapmıştı. Dünyanın karanlık tarafına geçmeyi en sonunda başarmıştı. Yada şuanlık öyle sanıyordu.

Devran Bolat'ın yeryüzündeki yüzü ile yeraltındaki yüzü çok farklıydı. Yeryüzünde tanınan ve itibari olan saygın bir iş adamıydı. Devasa yük gemileri vardı kendisinin, ülkenin dış ticaret işlerinin çoğunluğu onun gemileriyle ithalat yapılırdı. Ama yeraltındaki gücü ortadaydı, yeryüzündeki imkanları yeraltında da olduğu için masa için önemli bir kişiydi.

Masadaki adamların altınlarını ve ülke içinde yasak olan şaraplarını dışarı çıkarırdı, bu çıkarma işlerinden de yolunu fazlası ile buluyordu.Milyon dolarlar ile geziyordu yeryüzünde. Herkes bir gemi ticaretinden bu kadar kazanılmayacağını biliyordu. Fakat kimse ağzını açıp da bir şey diyemiyordu çünkü yaptığı her şeyi resmi gösterip kendisini aklıyordu.

Bu aklama işleriyle ise tek çocuğu ve tek varisi olan Turan Bolat ilgileniyordu. Birkaç kere babasına onun yerine geçmek istediğini belirtmiş ama her seferinde red yemişti. Devran Bolat her ne kadar oğluna işlerini yaptırıyor olsa da ona tam anlamıyla güvenmiyordu. Aslında sorun güvenmesi değil kendi tatmin duygusuydu. Herkes yeraltında ona hürmet gösterdiği için gururu okşanıyordu ve bu hürmeti bir gün görememekten deli gibi korkuyordu. Esas sebep buydu işte; Saygınlık kaybetmek.

Turan ise babasının ne yaptığının adı gibi farkındaydı. Ama bir şey yapamıyordu çünkü annesi Sultan Hanım da oğlunun işlerin başına geçmesini istemiyordu. Onu da kaybedemezdi,bunu bir daha yaşarsa kaldırmazdı, o zamanları tekrar yaşamak istemiyordu.Tek çocuğu oydu, ya onu da bir intikam uğruna kaybederse ne olacaktı,kucağı yine intikam uğruna evlatsız mı kalacaktı yoksa evlatsız kaldığı için başka bir kadından olan bir çocuk mu çıkacaktı karşısına hemde kaybettiği gibi masum ve günahsız bir kız çocuğu.

***

Turan artık babasını ayak altından çekmek istiyordu,en önemli işleri kendisi yapıyor fakat hiçbir şekilde ciddiye alınmıyordu. Artık her şey sınırdaydı,ya babası onu da masaya aldırıp ikili ittifak yapacaklardı yada babasını ortadan kaldırıp kendisi onun çok sevdiği koltuğuna oturacaktı.

Babasını çağırıp konuşmak üzere limana doğru pick-up'ının içinde son sürat gidiyordu. Babası kendisinin ne için çağrıldığını gayet iyi biliyordu. Ama işleri ona devretmek yada onu da masaya aldırmak gibi bir hayali yoktu.

Nihayet ikisi de limana vardığında konteynerların arasında yüzleşme başlamıştı bile."Hoşgeldin babacım,biraz beklettim kusura bakmazsın artık."diyerek masaya oturmuştu."Uzatma Turan ne diyeceksen evirip çevirmeden anlar."

"Direk sadede gel diyorsun yani,bana uyar. Zaten lafı uzatmaktan hiç hoşlanmıyorum, ondan direk geliyorum sadede; ee artık sen iyice yaşlandın malum,şirketi ve çok sevdiğin koltuğunu bana vermeyi düşünüyorsundur diye ümit ediyorum."

"Boşa hayal kurma Turan,ben daha ölmedim,ne şirketimi nede koltuğumu sana vermek gibi bir düşüncem yok."dediği gibi masadan kalktı."Bırak artık bu işin peşinde koşmayı Turan,sana verdiğim işi yap ve ben diyene kadar bu işlere burnunu sokma." Sinirlenmeye başlıyordu artık Turan saygı çerçevesinde konuşmayı denediğinde yine babası tarafından görünmez sayılıyordu."Neyi bırak baba, yıllardır aynı şeyleri söyleyip duruyorsun,ben bu işlere karışmadığım sürece nasıl bir gelecek kuracağım,nasıl senin çok sevdiğin itibarından elde edeceğim?, senin kara paralarını aklayarak mı?,hiç kusura bakma gerçi baksan da hoş çünkü artık bakabilecek bir hayatın olmayacak." bunu duymasıyla beraber Devran bey kimseye belli etmediği ama içten içe içinde hep var olan ölüm korkusunu hissetmişti."Ne diyorsun sen Turan,ne saçmalıyorsun yine."

"O bişey saçmalamamıyor Devran amca,ben artık altınlarımı sana taşıtmak istemiyorum,ee bütün altın ihtiyacınız da benden geliyor malum."

Bu sesi duymasıyla birlikte Devran'ın nevri dönmüştü, çünkü bütün büyük işlerini bu adamdan karşılıyordu eğer bu para kaynağı kaybolursa masada sahte okey gibi harcanırdı ve tek kalemde silinirdi."Ben öyle demek istemedim,daha onun bu işlere girmesi için çok erken,yapamaz batırır her şeyi yoksa ben istemez miyim oğlum da gelsin masaya ikimiz bir olalım,ama Turan yapamaz, o masada barınamaz." diyerek kendini aklamaya çalışıyordu Devran bey çünkü eğer kendini aklayamazsa sonu belliydi.

Her ne kadar kendini anlatmaya calışsada o silahın soğuk namlusu artık ensesindeydi ve burdan dönüş yoktu.

"Bu adamın daha ne yapması lazım Devran amcacım,sen bu çocuğa para aklatmaya devam edersen yapamaz tabi o masada,iş öğretemeden ölüp gideceksin,bu çocuk ne yapacak o zaman, yazık değil mi ona?, oda mi gelsin hemen arkandan, çok ayıp valla insan hiç tek erkek evladına bunu yapar mı? Ama ne mutlu ona ki artık bir babaya ihtiyacı yok, değil mi lan Turan?"

"Öyle tabi abi" dedi Turan ve bunu dediğiyle berbaber tetiğe basmıştı.

Her şey bitmişti,Devran kara ölmüştü. Hemde bir koltuk uğruna. Tüm magazin dünyasına ise bu haber Devran Bolat'ın ofisinde kalp krizi geçirmesi sonucu ölmesi olarak yansıyacaktı. Ama gerçeği bilen sadece 3 kişi olacaktı.

Turan artık kendi egemenliğini kuracağını düşünmüştü. Ama önüne çıkacak olan engellerden haberi yoktu,ne yazık ki.

***

Lüks BMW'sinin içinde saat müzesine keyifli bir şekilde ilerliyordu Sıraç,Cenk zaten müzedeydi. Müzenin ortasına oturmuş kendine yaptığı menemeni yiyordu keyifle, Sıraç kapıdan girerken burnuna vuran domates kokusuyla yüzünü buruşturdu. Anlaşılan Cenk yine açığına yenik düşüp sabahın köründe yemek yiyordu."Ooo zengin şeker yine köşkünden çıkıp buralarda menemen yemeye mahçup kalmış,Noldu lan babacığın doyurmadı mı seni,yine kalmışsın benim fakirhane kahvaltısına." diyip direk ekmeğini menemene batırmaya başladı."Ne anlatıyorsun ya sen yine, sanki kendisi ele güne muhtaç da milletten ekmek dileniyor."diyip ekmeği Sıraç'ın elinden aldı."Defol git bide benim yemeğimi yiyor,bok ye sen."

"Kes sesini ya hadi millet gelecek sen hala yemek diyorsun,biz masanın başıyız,lideriz diye geziniyoruz millet bizi menemene ekmek banarken görecek,rezil olacağız cümle alame." diyip kahvaltıyı toplamaya başladı. Cenkte olayı fark edip Sıraç'a yardım etmeye başladı.

Müzenin alt katındaki kumarhanenin toplantı odasında toplamıştı tüm masa Devran Bolat'ın ölümü üzerine konuşuyordu. Sıraç herkesi susturup konuşmaya başladı."Devran Bolat'ın ölümü hepimize sürpriz oldu,kimse böyle bir ölümü beklemiyordu. Herkesin yurt dışı ticaretini o yapıyordu,şimdi herkes yeni bir üyenin gelmesini bekliyor büyük ihtimalle ama Devran Bey'in oğlu Turan Bolat bize ulaştı ve babasının yerine geçmek istediğini söyledi. Her ne kadar lider ben olsam da benim mallarımla beraber sizin de mallarınız gidecek,herşeye tek başıma karar veremem,benim aklımda bir şart var eğer bu şartı yerine getirmeyi kabul ederse onu masaya babasının koltuğuna oturtacağım. Ama eğer bu şartı yerine getirmezse masayı dahi görmeden onu bu işten uzaklaştıracağım." diyip Cenk'e işaret verdi. Turan'ın odaya gelmesini bekledi.

Turan odaya geldiğinde herkes ayağa kalkmıştı,bu masanın adetiydi kim olursa olsun her gelen kişi için ayağa kalkılırdı. Turan bunu bilmediği için ona saygı gösterdiklerini düşündü ve içten içe gururu okşandı."Hoşgeldin Turan Bolat" diyerek lider olduğunu belli etti Sıraç."Hoşbulduk Sıraç Karan." diyerek masaya doğru ilerledi Turan."Eyvallah"diyerek konuya girdi Sıraç.

"Babanın ölümü hepimize sürpriz oldu ama takdiri ilahi bizim yapacağımız hiçbir şey yok başın sağolsun. Direk konuya girecek olursak ve endişemisi belirtecek olursak; şuanda herkesin aklında olan şey kalan mallarımıza ne olacak?, mallarımız eskisi gibi güvenli bir şekilde yerine ulaşabilecek mi?, gibi gibi sorular var. Şimdi biz baban gibi güvenilir bir üye istiyoruz bu nedenle bize babanın koltuğuna oturmak için ne vadediyorsun?" diyerek sözü Turan'a bıraktı."Her şeyden önce baş sağlığınız için teşekkür ederim,babam için bende çok üzgünüm ama yapabileceğimiz bir şey yok. Mallarınız kısmına gelecek olursak her şey aynı babam zamanındaki gibi devam edecek,buna karşı hiçbir endişeniz olmasın,işlerde hiçbir değişiklik olmayacak sadece o koltukta oturan kişi değişecek"diyerek ağırlığını ortaya koymuştu.

"Biz böyle lafları çok duyduk Turan Bolat, önemli olan bize mallarımızın güvencesi karşısında ne vereceğin."diyerek lafa girmişti Hakan Keskin. Kendisi masanın para kasasıydı yurt dışından para getirip, üyelerin parasını bankasının özel bir bölümündeki kasada saklardı."Canım var ortada Hakan Keskin yetmez mi?"diyerek karşılığını vermişti Turan."Bizde racon can ile olmaz Turan Bolat"diyerek kendi raconunu ortaya koydu Derya Ergüven,kendisi masanın dış hukuki işlerini yapardı, yani bir nevi dış işlerin atar damarı görevindeydi."Candan öde kefil mi var Derya Hanım"diyerek kendini ispatlamaya başladı Turan. Bu iş belliki zor olacaktı onun için.

Masada tek ses çıkarmayan kişi Ercümentti, Sıraç'ın dikkatini çekmişti bu ama şuan önceliği bu değildi."Bizde kefil canla olmaz Turan Bolat, biz kimsenin canını almayız canını alsak bize ne faydası olacak,dünyadan bir nefes eksilir olan da sana olur anca" diyerek konuşmaya başladı Sıraç."Eğer babanın koltuğuna oturmayı istiyorsan tüm masa üyelerine gemilerinden birer tane gemi vereceksin, ayrıca bu verdiğin gemilerden de hiçbir gelir elde etmeyeceksin. Gemilerden elde edilen tüm gelir geminin sahibinin olacak,yani sen gemilerinin kullanılması karşılığında hiçbir ücret almayacaksın. Şartımız budur eğer kabul edersen koltuk orda şimdi git otur ama etmezsen kapı da orda,karar senin"diyerek sözü Turan'a bıraktı.

Turan duyduğu şart ile çarpılmışa döndü, canını bile verirdi ama malını vermezdi,zaten babasını da bu yüzden öldürmemiş mıydı? O,malları alıp o masada kendini göstermek için,ama şimdi ondan mallarını mı istiyorlardı? Hemde her bir üyeye bir gemi vermek şartıyla öyle mi?,bu onun için felaket demekti.

Hayır yapamazdı, canını verirdi ama malını vermezdi bunu yapamazdı. Ama o koltuk ne olacaktı?, Yıllardır onun için çabalayıp ilk zorlukta onu terk mi edecekti?, Turan Bolat ilk karşılaştığı engelde yıllardır mücadelesini verildiği şeyden vaz mi geçecekti?, Turan beyninde bunları ardı ardına sıraların dışardan neye uğradığını şaşırmış gibi gözleri açılmıştı. Ve öylece bakakaldı. Kafasında ise tek bir şey vardı;

MASADA KOLTUK VE SÖZ SAHİBİ OLMAK MI YOKSA MALLARINI KENDİ BÜNYESİNDE TUTUP BU İŞTEN SIYRILMAK MI?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

61okunma 11beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18