7. bölüm · FOXEN:Kayıp İdol

7

Maoniya .

Şirket Binası
Sabah saat henüz 9:00 bile değildi ve FØXEN Entertainment binasının önü çoktan kalabalıklaşmıştı. Yağmur dinmek bilmiyordu ama hayranlar geri adım atmıyordu. Bazıları şafakta gelmiş, bazıları geceden beri bekliyordu. Üyelerin yüzleri basılı şemsiyeler, fan tişörtleri, ışıklı çubuklar… Ama bu sefer çığlıklar heyecandan değil, korku ve gözyaşından geliyordu.
Kalabalıktan fısıltılar yükseliyordu:
“GoGo hâlâ kayıp mı?”
“Lütfen bir haber verin!”
“Hiç iz yok mu? Bu imkânsız!”
Genç bir kız aniden dizlerinin üstüne çöktü. Elindeki GoGo posterinin mürekkebi suyla akmış, sayfa ıslanmıştı. Gözyaşlarıyla karışan mürekkep, posterin üzerini bulanıklaştırıyordu.
“GoGo’yu çok seviyorum… Lütfen… lütfen onu bulun…” diye fısıldadı.
Güvenlik hızla etrafını sardı. Bayılan birkaç hayran sedyeyle içeri alındı.
Basın Odası
Şirketin içinde özel bir medya odası hazırlanmıştı. Loş ışıklar, ekranda FØXEN logosu… ve platformda dört sandalye. GoGo’nun oturacağı sandalye boş bırakılmış, üzerine siyah bir atkı serilmişti. Her kamera boş sandalyeye odaklanmıştı.
Bir an sessizlik hâkim oldu.
RAY konuşmaya başladı. Sesi sağlamdı ama içten içe parçalanıyordu.
“Bugün burada GoGo hakkında konuşmak için toplandık. Hâlâ şoktayız. Onu bulana kadar asla durmayacağız. Ne olursa olsun, onu eve getireceğiz.”
Yanında KIKO başını eğdi. Dudakları titriyordu ama konuşacak cesareti buldu.
“GoGo sadece bir takım arkadaşı değil… FØXEN’in bir parçası. Onun yokluğunda hiçbir şey tam gelmiyor. Hayranlarımızdan tek isteğimiz… lütfen onun için dua edin…”
VEX sessizce mikrofonu aldı. Sakin görünüyordu ama sesi kırılmıştı.
“Ben hâlâ bunun bir kabus olduğunu hissediyorum. Ama değil. GoGo kayıp. Lütfen… onu yalnız bırakmayın.”
JENO, gözleri kızarmış, gözlüklerini çıkardı. Kameralara bakamıyordu. Kırık bir gülümsemeyle başını salladı.
“GoGo bir savaşçı. Güçlü. Biz de güçlüyüz… NeXØ’nun sabrı ve desteğiyle, FØXEN tekrar bütün olacak.”
Basın notlar alırken, canlı yayın yüz binlerce izlenmeye ulaşmıştı. #FindGoGo etiketi dünya çapında trend oluyordu.
Dışarıda hayranlar hâlâ seslerini yükseltiyordu. Yağmur altında bir grup, GoGo’nun solo baladını birlikte söylüyordu:
“Yolumu kaybetsem bile… senin sesin beni geri getirecek…”
Bir başka hayran pankartını kaldırdı:
“Seni bekleyeceğim, GoGo. Sonsuza kadar.”
Bir diğer pankartta yazıyordu:
“FØXEN 5–1=0 Find GoGo.”
[ADA’DA]
GoGo başını gökyüzüne kaldırdı. Hava değişiyordu. Dalgalar kabarmış, rüzgâr uğulduyor, yağmur yaklaşıyordu.
“Yağmur başlayacak…”
Gözleri içgüdüsel olarak Yuri’yi aradı. Onu göremedi. Kaşlarını çattı, etrafı taradı.
“Yine nereye gitti bu…”
Bir iç çekişle sığınağa döndü. Çiseleme başlamıştı bile.
Yaprakların arasından bir hışırtı geldi. Yuri ortaya çıktı—saçları dağılmış, giysileri yapraklarla kaplı, elinde birkaç hindistancevizi tutuyordu. Sığınağın yanından geçerken ayağı kaydı ve hindistancevizlerinden bazıları yuvarlandı.
GoGo hemen ayağa kalktı.
“Yuri! Hindistancevizlerinin peşinden koşmayı bırak. Yağmur başlıyor. ”
Yuri kısa bir an arkasına baktı, kaşlarını çattı ama cevap vermeden yürümeye devam etti.
GoGo dişlerini sıktı, içinden :
“Boşuna demiyorum… tam bir baş belası.”
Yuri sonunda gelip sığınağın altına oturdu. Üstü başı ıslaktı. Sessizdi.
GoGo ona bakıp kaşlarını çattı.
“Ne bu surat? Bana trip mi atıyorsun bir de? Yağmur geliyor, sen hâlâ yiyecek peşindesin. Obur.”
Yuri başını sertçe ona çevirdi, gözleri sinirle parladı.
“Napalım, zaten ıssız bir adadayız. Bir de aç mı kalalım, ölelim mi?” dedi keskin bir sesle. “Hindistancevizi topluyordum. Ve en azından senin gibi kas yığını değilim.”
Sözleri havada asılı kaldı.
Yuri bakışını kaçırmadan birkaç saniye daha durdu, sonra keskin bir hareketle arkasını döndü.
Yağmur bir anda şiddetlendi. Sığınağın büyük yapraklarından biri çatladı, su içeri dolmaya başladı.
GoGo hemen ciddileşti.
“Burası dayanmaz. Daha sık ağaçların altına geçelim.”
Yuri gözlerini devirdi ama itiraz etmeden ayağa kalktı.
İkisi birlikte koşarak daha korunaklı bir alana geçti. Nefes nefese kalmışlardı. Karşılıklı oturdular.
Yuri dizlerini kendine çekip ellerini birbirine kenetledi. Bakışlarını kaçırıyordu.
GoGo başını hafifçe eğdi, onu süzdü.
“Ne oldu?”
Yuri derin bir nefes aldı, sesi daha düşüktü ama hâlâ gergindi.
“Seninle tartışmak istemiyorum.”
GoGo dudaklarını büküp hafifçe omuz silkti.
“Ama zaten hep dik kafalısın. Neyse… sadece öylesine sormuştum.”
Yuri gözlerini kapattı, sabrını zorlar gibi. Sırtını biraz daha döndü.
“İyi. Sorma o zaman.”
GoGo içinden iç çekti.
“Ne kadar inatçı…”
Bir anda gökyüzü bembeyaz kesildi. Şimşek adayı yarar gibi çaktı.
Bir saniye sonra gök gürültüsü patladı:
RRRUUUMMMBBBLLL!!!
Yuri irkildi. İnce bir çığlık kaçtı dudaklarından ve düşünmeden GoGo’nun kollarına atladı.
GoGo donup kaldı. Gözlerini kırpıştırdı.
“Önce ters davranıyorsun… sonra korkudan bana sarılıyorsun. Klasik Yuri.”
Yuri ne yaptığını fark edince anında geri çekildi.
“Korkmadım! Sadece—”
Bir şimşek daha çaktı. Bu sefer daha yakındı.
Yuri irkildi… ve refleksle tekrar GoGo’ya sarıldı. Bu sefer daha sıkı.
GoGo hafifçe güldü, başını yana eğdi.
“Tabii ki. Hiç korkmuyorsun.”
Yuri cevap vermedi. Gözleri kapalıydı. Ellerinin titremesi saklanmıyordu.
Yağmur şiddetle yağdıkça yagdı..
Gök gürültüsü gece boyunca aralıklarla devam etti.
Ve o gece iki inatçı kalbin atışı… aynı ritimde birbirine karıştı.