1. bölüm / 1
Firavunun kölesi mi?Firavunun kölesi mi
Bölümler 1Şu an: Firavunun kölesi mi
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Slm cnmlerrr uyanma vakti wooow😘😘
Şu an saat 02.54. Masamın altında oturmuş ilhamın gelmesini bekliyorum.
Ezan sesi eşliğinde, yepyeni bir kurguyla karşınızdayım.
Bu sefer sizi zamanın çok gerisine götüreceğim.
Sarayların yükseldiği, firavunların hüküm sürdüğü, insanların özgürlüğünün bile alınıp satılabildiği karanlık bir döneme...
Başta karakter isimleri biraz yabancı gelebilir. Bunun sebebi, dönemin ruhunu yansıtan isimler seçmeye çalışmış olmam. Eminim birkaç bölüm sonra hepsine alışacaksınız.
Hikâyede belirli bir tarih vermeyeceğim. Sadece şunu bilin: Anlatacağımız olaylar M.Ö. dönemlerinden ilham alıyor. O zamanlar köle ticareti, çocukların satılması ve bugün asla kabul edilemeyecek birçok olay ne yazık ki hayatın bir parçasıydı.
Bu yüzden bazı sahneler dönemin gerçeklerini yansıtacaktır.
📜 Küçük Bir Uyarı
Erkek baş karakterimiz yumuşacık biri olmayacak. Soğuk, otoriter ve emir vermeye alışkın biri. Ancak bu, kadınları aşağılayan veya onları değersiz gören biri olduğu anlamına gelmiyor. Dönemin sertliği karakterine yansıyacak, hepsi bu.
📢 KAMU SPOTU
"Ben kırmızı bayrak severim." diyenler... Buyurun, en öne geçebilirsiniz. 🚩👀
Ama merak etmeyin... Her hikâyenin bir dönüşümü vardır. 🤭❤️
Şimdiden hepinize keyifli okumalar.
Umarım bu yolculukta bana eşlik eder ve karakterlerle birlikte siz de o dönemi hissedersiniz. ✨👑
ÇOK ÖNEMLİ
ROMAN DA GEÇEN KRALLIK ADLARI vb.HER SEY KURGUDUR.
Ha bir de unutmadan söylemek istediğim bir şey daha var;kitapta geçen malzemeler o dönemde adları farklı olduğu için farklı söyleyecektir ama rahatsız olursanız en aza çekmeye çalışırım 🎉🤍
Hadi o zaman ben çok konuştum biraz da kalemim konuşsun😘
💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙
Tunç levhalarla güçlendirilmiş, yüzeyi savaş ve bereketi anlatan kabartmalarla işlenmiş kalın sedir kapı önümde ağır ağır açılırken nefesimi tuttum.
Menteşelerden yükselen gıcırtı, devasa sarayın taş duvarlarında yankılanıyor; içeriden yükselen mür, tarçın ve lotus yağının ağır kokusu koridora kadar taşıyordu.
Fakat bütün bunların arasında dikkatimi çeken tek şey vardı.
Kraliçe Klopatra'nın sol koluna dolanmış, gece kadar siyah, iri pulları kandil ışığında parlayan yılan...
Kaslı gövdesi yavaşça hareket ediyor, çatallı dili havayı koklayarak dışarı çıkıp tekrar ağzına giriyordu. Altın rengi gözleri bir anlığına bana çevrilince midem kasıldı.
Çocukluğumdan beri yılanlardan nefret ederdim.
Bacaklarımın bağı çözülecek gibi oldu.
"Gel, Merit."
Kraliçenin tok sesi düşüncelerimi böldü.
İçeri girmek istemiyordum.
O yılanın bulunduğu odaya tek bir adım bile atmak istemiyordum.
Ama onun emrine karşı gelmek, ölüme davetiye çıkarmaktan farksızdı.
Derin bir nefes alıp içeri girdim.
Arkamdaki muhafız tunç kapıyı bütün gücüyle kapatınca çıkan tok ses, taş sütunların arasında yankılanarak odanın sessizliğini yuttu.
Tahtın bulunduğu bölüme kadar yürüdüm.
Mermer zemine işlenmiş renkli taşların üzerine geldiğimde başımı eğerek saygıyla selam verdim.
"Kalk, Merit."
Doğruldum.
Ama gözlerim istemsizce yine yılana kaydı.
Hayvan, kraliçenin kolundan omzuna doğru ağır ağır sürünüyordu.
Sanki birazdan üzerime atılacakmış gibi bütün kaslarım gerildi.
"Seni neden çağırdığımı biliyor musun?"
Başımı iki yana salladım.
"Hayır, Nebet.(kraliçem)"
Kraliçe tahtına yaslandı.
Üzerindeki bembeyaz keten elbise altın işlemelerle süslenmişti. Boynundaki firuze ve lapis taşlarından yapılmış geniş yakalık kandillerin ışığında parlıyor, başındaki altın taç ise ona olduğundan bile daha güçlü bir görünüş veriyordu.
"Bilirsin..."
Sesi odanın içinde yankılandı.
"Sen benim en güvendiğim kişisin. Sağ kolumsun. Elçimsin."
Tahtından ağır ağır kalktı.
Ayağındaki altın bileklikler attığı her adımda ince bir ses çıkarıyordu.
Bana doğru yaklaşırken yılan da boynundan aşağı süzüldü.
Nefes almak bile zorlaşmıştı.
"Seni kurtardığım günü hatırlıyor musun?"
Başımı yavaşça salladım.
"Hatırlıyorum, Nebet."
"O gün annen kanlar içindeydi."
Sesi ilk kez biraz yumuşamıştı.
"Baban ise aldığı yaralar yüzünden ayakta bile duramıyordu."
Derin bir nefes aldı.
"Ben olmasaydım... İkiniz de çoktan Anubis'in huzuruna çıkmış olurdunuz."
Sessiz kaldım.
Çünkü söylediklerinin yalan olduğunu söyleyemezdim.
Hayattaysam bunu gerçekten ona borçluydum.
Kraliçe yüzüme dikkatle baktı.
"Bu yüzden bana bir can borcun olduğunu unutmadığını düşünüyorum."
Bir adım daha yaklaştı.
"Peki, Merit... Borcunu ödemeye hazır mısın?"
Yılandan gözlerimi ayırmadan cevap verdim.
"Eğer yapabileceğim bir şeyse... Elbette, Nebet."
Kraliçe arkasını dönerek salonun içinde yürümeye başladı.
"Peki söyle."
"Şu an hangi topraklarda yaşıyoruz?"
"Aset Krallığı'nın topraklarındayız."
"Nil'in karşı kıyısı?"
"Set Krallığı."
"Orayı kim yönetiyor?"
"Firavun Osiris."
Kraliçe durdu.
Omzunun üzerinden bana baktı.
"Eski nişanlım..."
Sesinde küçücük de olsa öfke vardı.
"Senden onun sarayına girmeni istiyorum."
Kalbim tekledi.
"Onun topraklarına sızacak..."
"Benim için bilgi toplayacaksın."
Bir an konuşamadım.
Kulaklarım uğulduyordu.
Bu mümkün değildi.
Daha sınırı geçmeden yakalanırdım.
"Nebet..."
"Ben bunu nasıl yapabilirim?"
"Bunu düşünmek senin görevin değil."
Bana döndü.
"Oraya gitmeni ben sağlayacağım."
"Sen sadece emrimi yerine getir."
Başımı eğdim.
"Bağışlayın..."
"Ama bunu yapamam."
Bir anda yanıma kadar geldi.
Yeşil gözleri neredeyse gözlerimin içine saplanıyordu.
"Merit..."
"Duyduğuma göre yılanlar kendilerine uzatılan eli sonunda mutlaka ısırırmış."
İnce bir tebessüm etti.
"Ben seni ölümden kurtardım. Sen ise beni bugün yarı yolda bırakıyorsun."
"Oraya gidersem ölürüm."
Sesim ilk kez titredi.
"Beni yaşatmazlar."
Kraliçe alaycı bir kahkaha attı.
"Güzel."
"Eğer gitmezsen seni zaten ben yaşatmam."
Boğazım düğümlendi.
"Üstelik sana fikrini sormam bile gerekmiyordu."
Derin bir sessizlik çöktü.
Bu kadın bana hayat vermemişti.
Sadece hayatımı kendi ellerinde tutmuştu.
Şimdi de geri istiyordu.
Yutkundum.
"Ne yapmamı istiyorsunuz?"
Kraliçe yeniden tahtına oturdu.
Yılan bu kez kolundan ayrılıp mermer zeminde sessizce sürünmeye başladı.
Onun bana doğru geldiğini görünce bütün dikkatim dağıldı.
"Çok basit."
"Soğukkanlılığını koruyacaksın."
"Firavunun kölesi olacaksın."
Gözlerim büyüdü.
"Firavunun... kölesi mi?"
"Evet."
"Sana yalnızca bir hafta veriyorum."
"Bu süre içinde nasıl hazırlanırsın, nasıl rol yaparsın beni ilgilendirmez."
Bir an sustu.
Sonra gözlerimin içine bakarak son cümlesini kurdu.
"Ama yakalanmamak için gerekirse canını verirsin."
Elini kapıya doğru uzattı.
"Şimdi git."
Tek kelime etmeden geri döndüm.
Kapıyı açan mızraklı muhafız önümden çekildi.
Koridor boyunca dizilmiş altı muhafızın bakışları sırtımda bir yük gibi hissediliyordu.
Adımlarım beni sarayın arka bölümüne götürdü.
Sürgülü kapıyı açınca serin rüzgâr yüzüme çarptı.
Karşımda bütün ihtişamıyla Nil uzanıyordu.
Batmak üzere olan güneş, nehrin üzerine erimiş altın dökmüş gibiydi.
Karşı kıyıda yükselen piramitler sisin içinde hayalet gibi görünüyordu.
Bakışlarımı uzun süre onlardan ayıramadım.
Belki de orası...
Ölümümün başlayacağı yerdi.
Belki de yeniden doğacağım yer...
Ama ne olursa olsun...
Kraliçe Klopatra'ya olan borcumu ödeyecektim.
Çünkü annem hep derdi ki:
"Borç, insanın namusudur."
Babam ise her defasında aynı cevabı verirdi:
"Ve ödenmediği sürece insanın peşini bırakmayan en büyük beladır."
💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙💙
Ayy çok heyecanlıyım ilk defa böyle bir kurgu yazıyorum. Sizce nasıl?
İlk bölüm olduğu için kısa yazdım ama merak etmeyin diğer bölümler uzun olacak.
Ben kaçar görüşmek üzere kendinize çok iyi bakın.
SEVİLİYORSUNUZ HER ZAMAN
Bölüm etkileşimi
