2. bölüm · Fiore
Bölüm 1
27.07.2025
Sabah saat altıya geliyordu. İsmet ve Lalezar ise hala uyuyordu. Saren ise kalkmış ve odasında bebekleri ile oynuyordu. Canı çok sıkılmıştı giderek. Anne ve babası yediye yakın kalkarlardı.
Saren bir süre sonra çalışma masasına oturdu. Boyunu biraz geçtiği için altına yastık koymuştu. Bir kağıt aldı ve resim çizmeye başladı. Pembe bulutlar çizdi ilk. Sonra kendi evlerini. Kendini çizdikten sonra sıra anne ve babasına gelmişti fakat olmadı.
Annesinin sesiyle sandalyeden indi ve mutfağa doğru koştu. Babasına sarıldı. Annesini öptü. Fakat son saatleri olduğunu bilmeden yapıyordu.
Resimde çizdiği her şey kaldı fakat çizemedikleri yok oldu.
10.01.2020
Saren Tekin
Hızla geçen ağaçları izliyordum. Arada kayboluyorlardı. Ama yeniden geri geliyorlardı.
Varış noktama az kalmıştı.
Bergama’ ya az kalmıştı. Elimdeki anahtara bakıp duruyordum. Süsünü yıllar önce annem seçtirmişti.
Otobüs durunca gözlerimle etrafı inceledim.
Doğduğum yere gelmiştim.
Annem ve babamın öldüğü yere gelmiştim.
Cehennemimin başladığı yerdi.
Evin önüne geldiğimde durakladım. Gözüm çimenlere takıldı. Asla aklımdan çıkmamıştı. Aslan amcanın gelişi, annemin vurulması, babamın bana bakışı ve diğer her şey. Her gece rüyamda görüyordum. Şaka gibiydi ama gerçekti. Korkuyla uyanıyor ve zor uyuyordum. Bazen nefesim kesiliyordu. Her gece cehenneme uyanıyordum. Ceza gibiydi ama gerçekti. Burada kimse olmayacaktı zaten. Sadece ben vardım. Gece yalnız kalacaktım.
Zaten babaannem ve dedemin ilgilendiği yoktu. Anca geçer diyorlardı.
Kapının önüne yavaş adımlarla geri yaklaştım. Attığım her adım geçmişin izi gibiydi. Zihnimde canlanıyordu.
Anahtarı deliğe götürürken vazgeçmeyi düşündüm. Burası yıkılış noktam olabilirdi. Kafayı yiyebilirdim. Ama başka şansım yoktu. Buraya kadar gelmiştim. Bu artık sondu ve geri dönüşüm yoktu. Anahtarı deliğe soktum ve yavaşça çevirdim. İlk çiçek kokuları etrafı sardı.
Girişteki çiçeklerin hepsi solmuştu. Sadece beyaz gül kalmıştı.
Masumiyet demekti.
Yanına yaklaşınca sulanmış olduğunu gördüm. Islaktı. Yani buraya hala birileri geliyor demekti. Salona doğru yönelince ilk resimleri gördüm. Çok güzellerdi. Sonsuz gibiydi ama sonu vardı. Kendi özlerimle görmüştüm.
Camları açtım ve koltuğa oturdum. Ev daha yeni temizlenmiş gibiydi. Camlar tozlu değil ya da koltuklar örtülü değildi. Evde havasızlık yoktu. Sanki ben gelmeden önce biri varmış gibiydi.
Kafamı geriye doğru yaslayıp tavanı izledim. Fakat o bile
annem ve babamı hatırlattı. Her şey onları hatırlatıyordu. Bu ev geçmişim ile dolu değildi. Bu ev geçmişimdi.
Her ne olduysa burada olmuştu. Yaşadığım her an. Nefes aldığım her an. Her an buradaydım. Tüm anılarım burada geçmişti. İyi ya da kötü fark etmez. Buradaki hiçbir şey beni bırakmıyordu. Sanki buraya bağlanmıştım. Bileğimde kalın zincirler vardı ve bu zincirler beni asla bırakmıyordu. Sonsuzluk yemini etmiş gibiydiler.
Koltuktan kalktığımda ilk odama yöneldim. Bbam odamı hep genç kız odası gibi istemişti. Annemde onu kıramamıştı. Kapıyı açınca ilk beyaz çalışma masası ile karşılaştım. Biraz yakınlaşınca resmi gördüm. O sabah çizdiğim resmi. Yarım kalmıştı. Sadece kendimi ve evi çizebilmiştim. Annem kahvaltıya çağırmıştı.
Resmi alıp yere çöktüm. Bu son çizimdi. Buradaki her şey şu an buradaydı fakat çizemediklerim sadece kalbimde kalmıştı.
Ayağa kalktığım ilk an resmi masaya geri koydum. Arkamı döndüğüm ilk an karşımda annem ve babamın odası vardı. Adımlarımı oraya kadar götürsem de sonrası gelmedi. Yok oldum. Hiçbir yerim oynamıyordu. Hareketsiz bir şekildeydim. Girmeme konusunda kararsızdım. Girersem bir daha çıkamayacak gibiydim. Kendimde o gücü asla bulamıyordum. Elimi kapı koluna götürdüm ama kolu indiremedim. Korkum her geçen saniye büyüdü. Fakat yapamadım. Kolu indirip içeri bir adım dahi atamadım. Tek yaptığım şey elimi koldan çekmek oldu.
Adımlarım mutfağa doğru giderken midemin yardım çığlıklarını duydum. İlk girdiğim an buzdolabına gittim. Üstünde Aslan amca ve babamın fotoğrafları vardı. Annem ve babamın düğün fotoğrafı ve benim bebekliklerim. Elim ilk Aslan amca ile olan fotoğraflarına gitti. Gözümü biraz gezdirdikten sonra karar verdim. Aslan amcayı bulmalıydım. Annem ve babamın katilini bulmalıydım.
Benim içimdeki minik intikam buydu. Ailemin katilini bulmak istiyordum Ölü ya da diri hiç fark etmez. Katil
katildir.
Yemeği bir yana bırakıp dışarı çıktım. Yan eve doğru gidiyordum. Kapıyı çaldım. İlk kimse açmadı. Sonra tekrardan çaldım. Yine kimse açmadı. Bu sefer vuruşlarım daha da hızlandı. En sonunda evin içinden ses geldi. Kapı açıldığı an ilk bir kız ile karşılaştım. Benden azda olsa küçük görünüyordu. Kafasını ne var dercesine salladı.
“Aslan Baysoy nerede?”
Kız bana garip garip baktı. Arkadan koşar adımlarla bir kadın geldi. Beni görünce ağzı açık kaldı. Beni tanıdığını belli etmişti. Kadın, kızı kenara çekip bana baktı.
“Askeriyede.” Sözleri oldukça netti. “Askeriyede. Yaklaşık iki saate gelir. İçeri geçmek ister misin?”
Güldüm.
“Askeriyeyi tercih ederim.”
Hızlı adımlarla askeriyenin yolunu tuttum. Tüm yolları unuturdum ama askeriyenin değil.
Askeriyenin kapısına geldiğimde bir asker ile karşılaştım. Kim olduğumu sorar gibi baktı.
“Tanır mısın bilmem ama İsmet Tekin’in kızıyım. Aslan Baysoy ile görüşmeliyim.”
Asker kapıyı bana açtı. İçeri girdiğim anda bahçedeki tüm askerler bana baktı. Askeriyenin içine girince soluklandım. Oldukça hızlı yürümüştüm ve bu benim dikişli yerimi acıtıyordu.
Yanıma bir asker gelince donup kaldım. Umarım arkadan kelepçe yemezdim.
Yürümeye başlayınca onu takip ettim. Bir odanın önünde durunca bende durdum. O gidince kapıyı çaldım. Ses gelmeyince içeri girdim.
O sırada içerideki askerler ile göz göze geldim. Gözüm ilk yeşil gözlü olanına çarptı. Sonra ise Aslan komutana. Beni görünce dondu. Sonra ise yüzünü bir tebessüm aldı.
“Geldi benim çiçeğim. Hala sabırsız.”
Kollarını açtığında ona sarıldım.
“Geri geldim ama sen beni ziyarete gelmedin.”
Bana bakıp güldü.
“Geldim ama sen yoktun.”
“Hayır, sana yeni evin adresini attım. Babaannem postaneye götürdü.”
Bana baktı. Ben ise ona. Yüzünde emin misin ifadesi vardı. Bende kafamı evet anlamında salladım. Yüzü garip bir hal aldığında arkamı döndüm. Bir askerin yüzü iyice
düşmüştü. İlk baktığım yeşil gözlü askerdi o. Ölü gibi olmuştu. Fakat ortalık karışmış olabilirdi.
Geri Aslan amcaya döndüm. Ne olup bittiğini anlamamıştım. En sonunda yeşil gözlü askerden ses geldi.
“Komutanım… Size yıllardır bir posta gelmiyor.”
Yüzüm düştü. Babaannem bana yalan söylemişti. Aslan amcaya iyice baktım. Bu sefer emindim. Bilmediğim bir şeyler vardı ve öğrenmeden durmayacaktım.
