1. bölüm / 2
Fight for life1
Bölümler 2Şu an: 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çocukluğumdan beri su ile aramda hep bir sorun vardı.
Ben üç aylıkken annem bana banyo yaptırırken boğmuş, 2 yaşındayken halamın evinde ki büyük havuza atlayıp boğulmuşum.
Hatta bir keresinde de ailemle şehir merkezinde yeni açılan alış veriş merkezine gitmiştik, onlar alacakları elbiseler ile ilgilenirken ben süs havuzundan kirli suları Sanki kıtlıktan çıkmış gibi içmişim, eh tabi sonunda enfeksiyon kapmış iki gün hastanede yatmıştım.
Yaşadıklarım bunlarla yeterli kalmaz elbette, şimdi büyüdüm ama Su benim
peşimi hiç bırakmadı.
Yaklaşık iki sene önce büyük bir Tsunami oldu, şehrim hatta bütün ülkem perişan bir hale düştü.
İlk yapılan müdahale birkaç barikat yapmaktı ama henüz barikatlar tamamlanmadan ikinci tsunami de geldi ve insanların içinde ki umut kırıntılarını süpürdü.
Ardından üçüncü, dördüncü..
Diğer ülkelerde de ardı ardına depremler, tsunamiler, heyelanlar, seller oldu. Ekosistem mahvoldu ve en sonunda dünya kavurucu güneş alan, kuru otlarla kaplı bir mesire alanına dönüştü.
O günden sonra dünya asla eskisi gibi olmadı, toparlanamadı.
Ama ben toparlandım.
Şuan kavurucu sıcakta, kimsenin olmadığı açık alanda ilerliyorum.
Hayret ediyorum, daha dün gece hava dondurucu derecede soğuktu, nasıl şimdi bu kadar sıcak olabilir?
Burada dakika dakikaya benzemez.
Şimdi güneş var ama bir bakmışsın kar yağıyor.
Her neyse Ben gideceğim yere yürürken biraz da olanlardan bahsedeyim.
Hayatta kalan çok az insan vardı, ve aralarında resmen örgütlenmişlerdi.
Zaten az olan nüfus açlıktan ve değişen hava koşullarından dolayı ölmesi gerekirken, insanların arasında ki yemek ve su kavgası yüzünden cinayete kurban gidiyorlardı. Tıpkı dünyanın sağlam olduğu zamanlarda ki gibi. Yani anlayacağınız pekte bişey değişmedi.
Hırsızlara yakalanmadan açık alandan çıktım ve caddeye ulaştım. Burada binalar ya yıkılmıştı yada yıkılmak üzereydi.
Neredeyse her gün gördüğüm bu görüntüyü es geçtim ve eskiden beridir çok iyi bildiğim yola devam ettim.
Bir eczanenin önüne geldim.
İçeride kimsenin olmaması iyi bir şeydi.
Çok aralarda olduğu için büyük bir ihtimalle fark edilmemişti.
İçeriye girdim ve raflar arasında dolaşmaya başladım,
Bir yandan ilaçların ismini okuyup aradığım ilacı bulmaya çalışıyordum.
"Lansoprazol...lansoprazol.. ah işte."
Aradığım ilacı buldum ve kalan son iki kutuyu da çantama koydum.
Sargı bezleri aramaya başladım, daha sonra ise parasetamol..o olmadan yapamam.
Çantamı ihtiyacımız olan, ateş düşürücü, antibiyotikler ile doldurdum ve çıkışa yürürken pencerenin önünde gördüğüm ilk yardım çantasını kapıp eczaneden çıktım.
Yıkılmış binaların yakınından geçerken bakmamak için zor duruyordum.
Bakarsam ağlardım.
Hızlı hızlı yürümeye çalışırken kestirme yolu kullanmak için yolumdan saptım.
Sırtımda ki ağır çantayı düzeltmek için bir saniye durduğumda arkamda adım sesleri işittim.
Hızla arkamı döndüğümde hırsızlık yapan çapulculardan biri olduğunu fark ettim.
Yırtık pırtık elbiseleri, iri bedeni, uzun boyu, kirli sakalları ile beni korkutmayı başarmıştı. Yaşlıydı Ancak beni en çok korkutan şey, biraz yemek için herşeyi yapabileceği belli olan yüz ifadesi ve bakışlarıydı.
Beni tepeden tırnağa inceledi ve gözleri ağır çantamda takılı kaldı.
"Genç, biraz yemeğin var mı?"
Nazik sözleri ama hiçte nazik olmayan ses tonu birbiri ile çelişiyordu.
Hızla başımı iki yana salladım.
Bir çapulcuya verecek yemeğim yok benim!
Yüzünde bariz bir değişim oldu. Bana bir adım attığında hızla geriye adım attım.
"Bana yaklaşma!"
Elim otomatik olarak belimde ki bıçağa gitti.
Oda bunu fark ederek attığı adımı geri alarak yerine geri döndü.
"Çantan fazlası ile dolu. Bana biraz yemek vermek istemiyor musun?"
Kesin olduğumu belli edeceğini düşündüğüm bir ses tonu ile konuşmaya başladım.
"Üzgünüm ama bunları ben buldum. Sende, o çapulcu arkadaşların da birilerini yağmalamadan yemek bulup hayatınızı sürdürebilirsiniz."
Yoluma devam etmek için arkamı döndüm ama bana doğru gelen sert adımları duyduğumda tekrar önüme döndüm.
Altıma yapmamı sağlayan o uzun boylu ve dev gibi nedeniyle üzerime sert adımları atıyordu.
"Bana yemek ver!"
Onun yumruğundan zar zor sıyrılıp kendimi geldiğim yola attım. Tanrım hayatımda hiç bu kadar hızlı hareket etmemiştim!
Adam peşimden gelmeye devam ediyordu. Caddeye çıktığımda yaptığım tek şey koşmaktı. Bu ara sokakları adım gibi biliyordum ama hepsinin sonu yine aynı yere, ana caddeye çıkıyordu bu yüzden doğrudan ilerlemek daha mantıklıydı.
Hem belki de o büyük cüssesine yenik düşüp peşimi bırakırdı, yani... umarım.
Ben bile yoruldum ama o yorulmayı bir kenara bırak sanki 10 yaşında ki bir çocuk gibi koşuyordu.
Arkamı dönmeden koşarken bağırdım.
"Lanet olsun sana, 20 yaşındayım ama senin gibi koşamıyorum! Soktuğumun moruğu!"
Sırtımda ki ağır çanta bana ihanet etti ve omuzumdan kayarak yere düştü.
Onu almaya çalışırken bana zaten yakın olan adam daha da yaklaştı ve artık kaçacak zamanım kalmamıştı.
Çantayı arkaya çektim ve bıçağımı elime aldım. Hiç şansım yoktu, ama hiç değilse denemek zorundayım.
Adam daha ilk hamleyi yapamadan durdu, yüzünde acı çektiği belli olan bir ifade oluştu ve ardından yere yığıldı. Ben öylece kalakalırken duyduğum tanıdık kahkaha beni kendime getirdi ve derin bir nefes vermemi sağladı.
"Gerizekalı!"
Kahkaha atarak Bana yaklaşan bedeni gördüğümde yere oturdum yorgunlukla.
"Chris..yine kurtardın kıçımı"
Yanıma geldi ve adamın sırtından bıçağını çıkardı ve bacağında ki diğer bıçakların yanına taktı.
"Sen hep bu kadar salak mıydın Ethan?"
Ona cevap vermedim ve çantayı kontrol ettim.
"Neden dışarıdaydın?"
"John'ın midesi ağrıyor. Bende ilaç almaya çıkmıştım"
Ofladı ve yanıma eğilerek John için aldığım ilaca baktı.
"Yine mi?"
İlacı aldım ve çantayı kapatarak sırtıma tekrar taktım.
İkimiz yola sessizce devam ettik. Sığınağın etrafına geldiğimizde ormanlık alanda birşey dikkatimi çekti. Oraya ilerlemeye başladım.
"Ethan. Nereye?"
Ormanın içine doğru gittim ve çamura batmış çantayı fark ettim.
Çantayı elime aldım ve Chris'in yanına koştum.
"O ne?"
"Bilmem. Girince bakarız, yürü"
İçeriye girdik. Yakın arkadaşımız olan sara yanımıza geldi. Chris ve o bir konuşmaya başlarken ben Uyuyan John'un yanına ilerledim.
"John..uyan. kalk sana ilaç getirdim."
John çektiği acıdan dolayı ilacı içti ve hemen uyudu.
Akşam olmaya başlamıştı, John uyuyor, sara John'un ateşini kontrol ediyordu belli ki oda yatmaya hazırlanıyordu. Chris ise bıçaklarını keskinleştiriyordu.
Ben ise öylece oturmuş düşünüyordum. Kapının yanına attığım çantayı tamamen unutmuştum.
Devam edecek.....
Bölüm etkileşimi
