1. bölüm / 2
FEDA: VAELİON’UN ADALETİKANINDAKİ KUM SAATİ
Bölümler 2Şu an: KANINDAKİ KUM SAATİ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 1:
Noxara, üzerine yağan simsiyah yağmurun altında hırıldayan dev bir makine gibiydi. Gökyüzü, bildiğimiz maviye çoktan veda etmiş; yerini Vaelion’un varlığını hissettiren mor ve altın renkli bulutların oluşturduğu ağır bir girdaba bırakmıştı. Şehrin merkezindeki Konsey Kulesi, bir mızrak gibi bu girdabı deliyor, en tepedeki cam salonda ise bir baba, kendi oğlunun kaderini sessizce mühürlüyordu.
Aleric Valis, parmak uçlarını masanın soğuk yüzeyinde gezdirdi. Karşısındaki Konsey üyelerine değil, pencerenin ardındaki sonsuzluğa bakıyordu. O, Noxara’nın lideriydi. Aynı zamanda Vaelion’un sesini duyabildiğine inanılan tek fani.
"Vaelion’un gözü asla uyumaz," dedi.
Sesi derin ve mesafeliydi. Salondaki meşalelerin alevleri bile onun konuşmasıyla titreşmiş gibiydi.
"Ve adalet her zaman bir bedel ister. Sisli Hanlar’daki örgüt büyüyor. Sokaklar çürüyor. Onları durduracak tek bir silahımız kaldı."
Masanın üzerindeki kadife kutuyu açtı.
İçinde, çevresindeki ışığı yutan siyah bir madalyon duruyordu. Merkezinde ise yavaşça dönen küçük bir galaksi vardı. Odaya yayılan uğultu neredeyse canlıydı.
Vaelion’un Gözü.
Konsey üyelerinden biri istemsizce geriye çekildi.
Aleric bunu fark etti ama tepki vermedi.
"Bu madalyon," dedi gözlerini ayırmadan, "düşmanı küle çeviren bir frekans üretir. Ama kullandığı enerji güç değildir… ömürdür."
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
"Bu yüzden onu yalnızca iradesi yeterince güçlü biri taşıyabilir. Soren Dray göreve hazır."
Kısa bir duraksamadan sonra devam etti:
"Eran bu yükü taşımayacak."
Bu cümledeki sertlik ilk kez kırılmıştı.
"Benim kanımdan olan birinin Vaelion tarafından tüketilmesine izin vermeyeceğim."
Kimse cevap vermedi.
Çünkü herkes aynı şeyi biliyordu:
Vaelion’un kararları değiştirilemezdi.
---
Aynı dakikalarda, şehrin alt katmanlarındaki eğitim alanında hava ter, metal ve gerilim kokuyordu.
Eran Valis antrenman kılıcını yeniden savurdu. Çarpmanın yankısı taş duvarlarda dolaştı. Omuzları yanıyor, nefesi düzensizleşiyordu ama durmadı.
Bir hamle daha.
Sonra bir tane daha.
Sanki her darbeyle babasının gölgesini parçalamaya çalışıyordu.
Babası ona Valis soyadını miras bırakmıştı.
Eran ise onu reddetmişti.
Kendi isteğiyle yalnızca bir fedai olmuştu.
Karşısında duran Soren Dray kalkanını kaldırdı. Darbe metale çarparken kıvılcımlar sıçradı.
"Dikkatin dağılıyor," dedi Soren.
Sesi sakin ama sertti.
Yakınlarında duran Mira Veyne, havadaki kum tanelerini zihniyle hareket ettiriyor; ince, görünmez şekiller oluşturuyordu. Eğitmenleri Lira Kael ise gölgelerin arasında sessizce dolaşıyordu.
Lira bir anda Eran’ın saldırısını durdurdu.
"Zihnin burada değil," dedi.
Eran cevap vermedi.
Lira gözlerini Konsey Kulesi’nin bulunduğu yöne çevirdi.
"Bugün madalyonun kime verileceğini düşünüyorsun."
Eran sonunda başını kaldırdı.
Alnından süzülen yağmur ve ter birbirine karışmıştı.
"O şey bir ödül değil," dedi sessizce. "Bir idam fermanı."
Mira’nın hareket eden kumları bir anlığına duraksadı.
"Ve babam," diye devam etti Eran, "o fermanı kimin adına yazacağını çoktan seçmiştir."
Tam o anda eğitim alanının devasa demir kapıları sarsılarak açıldı.
Muhafızlar içeri girdi.
Ardından Aleric Valis göründü.
Salon bir anda sessizleşti.
Aleric’in elindeki kadife kutu loş ışığın altında bile karanlık görünüyordu.
Doğrudan Soren’e yürüdü.
Eran’ın yanından geçerken gözlerini bir an olsun ona çevirmedi.
Eran bunun nedenini biliyordu.
Babası onu korumaya çalışıyordu.
Ve bunu yapabilmek için onu yok sayıyordu.
"Soren Dray," dedi Aleric.
"Vaelion’un iradesini taşıma sırası sende. Bu madalyonu al ve Arvenia’nın düşmanlarını—"
Cümle yarım kaldı.
Noxara’nın derinliklerinden gelen korkunç bir patlama tüm yapıyı sarstı.
Zemin titredi.
Tavandaki zincirler savruldu.
Gökyüzündeki mor girdap bir anda altın rengine dönüştü.
Kutunun içindeki madalyon şiddetle titreşmeye başladı.
Aleric’in yüzündeki soğukkanlılık ilk kez çatladı.
"Hayır…"
Madalyon, görünmez bir güç tarafından çekiliyormuş gibi kutudan fırladı.
Havada dönerek ilerledi.
Soren refleksle geri çekildi.
Mira korkuyla nefesini tuttu.
Lira’nın eli belindeki kırbaca gitti.
Ama Vaelion’un Gözü hiçbirine yönelmedi.
Doğrudan Eran’a geldi.
Eran hareket etmedi.
Madalyon göğsüne çarptığı anda altın zincirler canlı bir yaratık gibi kıvrılarak boynuna dolandı.
Bir anda tüm vücuduna buz gibi bir acı yayıldı.
Sanki biri damarlarının içine erimiş yıldızlar dökmüştü.
Eran nefes almakta zorlandı.
Gözleri aniden parladı.
İçlerinde küçük galaksiler dönmeye başladı.
Ve o an… zaman durdu.
Sessizlik çöktü.
Eran yalnızca babasının yüzüne baktı.
İlk kez.
Aleric Valis korkuyordu.
"Hayır…" diye fısıldadı titreyen sesiyle. "Bu senin yolun olmamalıydı."
Eran göğsündeki madalyonu kavradı.
Metal yanıyordu.
İçindeki bir şeyin çekildiğini hissedebiliyordu.
Ömrü.
Vaelion kararını vermişti.
Peygamber yanılmıştı.
Eran bir adım ileri çıktı.
Babasıyla göz göze geldi.
"Vaelion yargılamaz baba," dedi.
Sesi artık yalnızca kendisine ait değilmiş gibi yankılanıyordu.
"Sadece ne kadar kaldığını bilir."
Madalyonun içindeki galaksi dönmeye devam etti.
"Ve galiba benim kum saatim… az önce akmaya başladı."
Aleric Valis geri çekildi.
Sanki madalyon yalnızca Eran’ın boynuna değil, onun yıllardır kurduğu düzenin tam merkezine saplanmıştı. Eğitim salonundaki herkes nefesini tutmuştu. Tavandan düşen cam parçaları hâlâ zeminde çıtırdıyordu ama kimse hareket etmeye cesaret edemiyordu.
Eran dizlerinin üzerine çökmemek için kendini zor tuttu.
Boynundaki madalyon yanıyordu.
Hayır…
Yanmak yeterli değildi.
Sanki görünmez bir şey göğsünün içinden çekiliyor, damarlarının arasından ağır ağır sökülüyordu. Kalbi her attığında, içeriden ince bir çatlama sesi duyuyor gibiydi.
Bir anlığına gözlerinin önünde sayılar belirdi.
74 Yıl.
Rakam titredi.
73 Yıl.
Eran nefesini sertçe içine çekti.
“Ne oluyor sana?” diye fısıldadı Mira korkuyla.
Eran cevap veremedi.
Çünkü artık yalnız değildi.
Kafasının içinde başka bir ses vardı.
Derin.
Kadim.
Ve korkunç derecede sakin.
“İlk kum düştü.”
Eran başını tuttu. Dizleri titredi.
Lira Kael hemen ileri çıktı ama Aleric elini kaldırarak onu durdurdu. Gözleri hâlâ Eran’ın boynundaydı. Hayatında ilk kez Vaelion’un iradesinden korkuyordu.
“Soren,” dedi sertçe.
Soren hemen doğruldu.
“Madalyonu çıkar.”
Salon bir anda gerildi.
Soren birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra Eran’a yaklaştı.
Eskiden olsa Eran onun gözlerinde yalnızca sadakat görürdü. Şimdi ise başka bir şey vardı.
Kırılmış gurur.
Belki öfke.
Belki de korku.
Soren elini madalyona uzattığı anda zincir aniden hareket etti.
Altın halkalar canlı bir yaratık gibi kıvrıldı.
Bir sonraki saniye salonu metalik bir çığlık doldurdu.
Soren’in eli madalyona değer değmez derisi kararmaya başladı.
“Geri çekil!” diye bağırdı Lira.
Ama çok geçti.
Soren acıyla dizlerinin üzerine çöktü. Parmaklarının arasından siyah dumanlar yükseliyordu. Gözlerinde ilk kez gerçek korku vardı.
Madalyon onu reddediyordu.
Eran istemsizce geri çekildi.
“Ben bunu istemedim…” dedi boğuk bir sesle.
Aleric’in yüzü taş gibiydi ama gözlerinin altındaki damarlar gerilmişti.
“Vaelion hata yapmaz,” diye mırıldandı Konsey üyelerinden biri.
Aleric aniden dönüp adamı susturdu.
“Sus.”
Tek kelime bile odanın sıcaklığını düşürmeye yetmişti.
Eran tekrar o sesi duydu.
“Zamanını hisset.”
Bir anda salon değişti.
İnsanların etrafında soluk ışıklar belirmeye başladı.
İnce, şeffaf kum saatleri…
Mira’nın başının üzerinde dönen sayı: 58 Yıl.
Lira’nın: 41 Yıl.
Kapının yanındaki genç muhafızın: 2 Ay.
Eran’ın nefesi kesildi.
Muhafızın yüzüne baktı.
Çocuk en fazla yirmi yaşındaydı.
Ve öleceğini bilmiyordu.
“Hayır…” diye fısıldadı Eran.
Muhafız şaşkınlıkla ona baktı.
“Efendim?”
Eran geri geri yürüdü.
Gördüğü şeyler gerçek olamazdı.
Ama rakamlar hâlâ oradaydı.
Aleric bunu fark etmişti.
Yüzündeki korku ilk kez yerini başka bir şeye bıraktı.
Dehşete.
“Vaelion…” dedi neredeyse nefessizce.
“Sen ona Görüş’ü verdin…”
Salon sessizliğe gömüldü.
Çünkü herkes bunun ne anlama geldiğini biliyordu.
Vaelion’un Gözü yalnızca bir silah değildi.
Bazen…
Bir halef seçerdi.
Eran o gece uyuyamadı.
Konsey tarafından kendisine ayrılan odanın duvarları siyahtı. Tavandaki ince altın çizgiler ise Vaelion’un kutsal sembollerini oluşturuyordu. Normalde bu odalar fedailere huzur vermesi için tasarlanmıştı.
Ama Eran ilk kez burada nefes alamıyormuş gibi hissediyordu.
Boynundaki madalyon hâlâ sıcaktı.
Her nabzında hafifçe titreşiyor, sanki canlı bir şey gibi derisinin altında hareket ediyordu.
Pencereye yaklaştı.
Noxara gecesi aşağıda uzanıyordu.
Sisli sokaklar.
Mor ışıklar.
Uzaktan gelen siren sesleri.
Ve insanlar…
Eran’ın gözleri istemsizce aşağıdaki kalabalığa kaydı.
Sonra tekrar başladı.
Rakamlar.
Bir kadının başında: 31 Yıl.
Sokakta yürüyen yaşlı bir adamda: 6 Ay.
Bir çocuğun üzerinde: 82 Yıl.
Eran gözlerini kapattı.
Ama işe yaramadı.
Sayılar hâlâ oradaydı.
“Bu bir hediye değil…”
Sesi titreyerek odanın içinde yankılandı.
“Bu bir lanet.”
Tam o anda boynundaki madalyon aniden buz gibi oldu.
Odada rüzgâr olmayan bir yerde perdeler hareket etti.
Ve o ses yeniden geldi.
“Lanet… yalnızca anlamadığın şeydir.”
Eran dondu.
Ses bu kez daha yakındı.
Daha net.
Sanki biri tam kulağının dibinde konuşuyordu.
“Kim var orada?”
Cevap gelmedi.
Ama odanın karanlık köşesinde altın bir ışık kısa süreliğine titreşti.
Bir çift göz.
Galaksiler gibi dönen gözler.
Eran geri çekildi.
Kalbi hızlandı.
“Vaelion…”
O anda kapı sertçe açıldı.
Lira Kael içeri girdi.
Bir anlığına odadaki havanın değiştiğini hissetti ama belli etmedi.
“Konsey seni çağırıyor.”
Eran sessizce ona baktı.
Lira’nın başının üzerinde: 41 Yıl.
Rakam hâlâ oradaydı.
“Bana öyle bakmayı kes,” dedi Lira kaşlarını çatarak. “Sanki içimden geçiyormuşsun gibi hissediyorum.”
Eran hemen gözlerini kaçırdı.
Demek insanlar hissedebiliyordu.
Bu daha da kötüydü.
Koridorda yürürlerken herkes Eran’a bakıyordu.
Bazıları korkuyla.
Bazıları hayranlıkla.
Bazıları ise düpedüz nefretle.
Çünkü haber yayılmıştı.
Vaelion’un Gözü yeni sahibini seçmişti.
Ve seçilen kişi… Aleric Valis’in kendi oğluydu.
Konsey salonunun kapıları açıldığında içeride ağır bir sessizlik vardı.
Uzun masanın etrafında oturan üyeler konuşmayı bıraktı.
Aleric ayaktaydı.
Ama artık eski gibi görünmüyordu.
İlk kez yaşlanmış gibiydi.
“Yaklaş,” dedi sertçe.
Eran ilerledi.
Madalyon boynunda ağırlaştı.
Konsey üyelerinden yaşlı biri öne eğildi.
“Çocuk Görüş’ü taşıyor mu?”
Salonda hafif bir uğultu yayıldı.
Aleric cevap vermedi.
Bu bile cevaptı.
Yaşlı adamın yüzü soldu.
“Bu mümkün değil…”
“Ne olduğunu bilmiyorum,” dedi Aleric soğuk bir sesle. “Ama kontrol altına alınacak.”
Eran’ın gözleri istemsizce yaşlı adama kaydı.
Başının üstünde tek bir rakam vardı.
“3 Gün.”
Eran’ın boğazı kurudu.
Adam konuşmaya devam ediyordu.
Öleceğini bilmeden.
Normal şekilde nefes alarak.
Normal şekilde korkarak.
Ve Eran ilk kez gerçekten şunu hissetti:
Artık insanlara eskisi gibi bakamayacaktı.
Çünkü Vaelion ona yalnızca güç vermemişti.
İnsanların sonunu da göstermişti.
Bölüm etkileşimi
