FEDA kitap kapağı

1. bölüm / 1

FEDA

0.1

Vaveyla Yazarı: thelittledeath 🧸

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 0.1
  1. 1 0.11.400 kelime · Okuduğun bölüm

Kar yağıyordu. Gerçi Trabzon’da bu mevsimde yağmaması anormal olurdu zaten.

Ama bugün herhangi bir kış günü değildi. Bugün 23 Ocak’tı.

Düşmanımla evlendiğim gün.

Koçari Konağı’nın kapısından dışarı adım atarken gözümün önünü gözyaşından mı yoksa duvaktan mı göremediğimi bilmiyordum. Abim koluma girmiş, beni müstakbel kocama teslim etmek üzere kapı eşiğinden çıkarıyordu. Dışarısı çok kalabalıktı. Furtuna ve Koçari’den bir sürü düşman insan. Hepsini bir araya getirmiştik, üstelik bir cenaze için değildi.

Karşımda durup bana hafifçe kolunu uzatan adamın suratında neşeden eser yoktu.

İso Furtuna.

Mavi gözleriyle bugün ilk defa göz göze gelmiştim. Bana bir değişik bakıyordu sanki. Hüzünlü gibi.

İçten içe onun bu evlilikte bir suçu olmadığını biliyordum, amcasının tehdidi üzere evlenmek zorunda kalmıştık. Ancak bu demek değildi ki ona bu evliliği zehir etmeyeceğim.

Bana uzattığı koluna girerken ona yaşlı gözlerimle attığım nefret dolu bakışları ondan başkası görmüyordu çünkü duvak yüzümü tamamen kapatıyordu. Yanına geçip öylece beklerken abimin yanında duran imam dualar, sureler okumaya başlamıştı. Ne dediğini duyamıyor gibiydim, kulaklarım uğulduyordu. Üzerimdeki kürke iyice sarılsam da lapa lapa yağan karın altında üşümeme engel olamıyordum.

Sanki işledikleri günahın kara lekesini kapatmak ister gibi bembeyaz yapıyordu kar, üşüyense biz oluyorduk.

Biz konağın merdivenlerinden inerken davul ve zurna sesleri kulağıma dolup başımı ağrıtmaya başlamıştı bile. İso tek eliyle gelinliğimi kaldırıp düşmeden yürümeme yardımcı oluyordu. Siyah mercedesin kapısını benim için açtı ve Akça ile beraber oturmama yardım ettiler. Arabaya oturana kadar kimsenin yüzüne bakmaya cesaret edememiştim ama şu an kafamdaki duvağı kaldırmış dışarıdaki herkesin arabalarına binişlerini izliyordum. Burnumu çekip makyajımı bozmadan gözlerimi silmeye çalıştım.

Önce abimle Esme’yi gördüm. Siyah eldivenleriyle ele ele tutuşup birbirlerine destek oluyorlardı. Ayrıyken bile yan yanalardı.

Biz ise yan yanayken bile birbirinden çok uzak olan iki düşman olarak kalacaktık.

Sonra gözüm abimlerin yanındaki Eleni’ye takıldı. Lacivert madonna yaka elbisesi ve kızarmış burnu ile çok hoş gözüküyordu ancak abimin ve Esme’nin üzerindeki gerginlik ona da sirayet etmişti. Hafifçe gülümsedim, beraber olduğumuz süre boyunca bana hayatta edindiğim en iyi arkadaş olduğunu hissettirmişti.

İlve ablamla Gezep abim gri bir pick-up’a binip önden gidiyorlardı. İkiz kuzenlerimin şakalarını bile özleyeceğimi hissettim.

Diğer yanda Amirum dayı ve Eyüphan vardı. Eyüphan buraya kadar zorla gelmiş, midesi kaldırmıyormuş gibi zor ayakta duruyor ve sadece bana bakıyordu. Gözlerimi hızlıca ondan çektim.

Furtunalara ise gözümü değdirmedim bile. Yalnızca ufak bir anlığına Oruç’un gözlerinin Eleni’de olduğunu fark etmiş, sonra önüme dönmüştüm. Solumdaki kapı açılıp sürücü koltuğuna birisi geçince kafamı kaldırıp ona bakmadım, kim olduğunu zaten biliyordum. Ama o bama baktı, birkaç saniye beni izledikten sonra bana bir şişe su uzattı. Nefretle ona döndüm ve biraz yaklaştım.

“Ula ben sana şifam senin elinden olsa içmem demedim mi, Furtunacuk?”

Ağladığımı fark etmemesi için ona nefretimi kusuyor, bir yandan da sinir etmeye çalışıyordum. Fakat işe yaramadı. Kaşları çatıldı ve gözlerime daha dikkatli baktı.

“Sen hâlâ ağlıyor musun?”

Hemen uzaklaşıp gözlerimi tekrar sildim.

“Yok, ağlamıyorum. Haydi sür.”

Onu geçiştirdiğimi fark etse de üstelemedi ve derin bir iç çekip arabayı çalıştırdı.

~~~

Düğün salonuna geldiğimizde arka kapıdan girdik ve gelin odasına çıktık. Ben ağır hareketlerle evden ayrılırken akan makyajımı ışıklı aynanın önünde düzeltmeye çalışırken İso da öbür duvardaki boy aynasında papyonunu düzeltmeye çalışıyordu.

Aynada son defa kendime baktım. Gözlerimin içi hâlâ yaşlarla cam gibi parlasa da onun dışında iyi görünüyordum. Aynada İso’nun yansımasına baktığımda onun da kendi aynasının yansımasından bana baktığını fark ettim.

“İyi misin?”

Basit bir soruydu ama bir haftadır kimseden duymamıştım. Derin bir nefes aldım.

“Hayır.”

İso yavaşça yanımdaki diğer sandalyeye oturup bana dönerek dirseklerini dizlerine yasladı. Aramızdaki mesafe çok az olmasa da normalde olduğundan daha yakındık. Kaşlarımı çatıp sinirlenecek dermanım kalmamıştı. Sadece yorgun gözlerle ona baktım.

“İyi olacaksın. Niye biliyor musun?”

Zayıf bir sesle sordum. “Niye?”

“Çünkü biz bu evliliği kimse daha fazla ağlamasın diye yapıyoruz. O yüzden sen de ağlamayacaksın.”

Yumuşak ve naif bir sesle söylediği cümleler bana boş umutlar aşılamak yerine gerçeklerle yüzleşmemi kolaylaştırıyordu. Bu çabasına hafifçe gülümsedim. Gözleri bir an için gözlerime odaklandı ama sonra kendini toparlayıp geri çekilerek güldü, ben de yukarı bakıp ellerimle gözlerimi havalandırmaya çalıştım.

“Ula hayde gidelim de azıcık rol keselim.” deyip elini uzattığında önce eline sonra yüzüne baktım.

Gözlerimi kısıp tehditkâr bir tavırla “Keselim.” deyip sertçe elini tuttum.

~~~

Furtunalılarla ilgili öğrendiğim bir diğer bilgi ise espri yeteneklerinin yüksek olmasıydı. İlki yalancı olmalarıydı elbet.

Sahneye çıkış ve ilk dans müziğimizi “Ayletme Beni” olarak seçen Furtunalıyı bulup alnından mı öpmek yoksa kafasını mı koparmak istediğime karar verememiştim.

Tüm ışıklar ve gözler bizim üzerimizde dolanıyorken sahnenin ortasında yavaşça salınarak dans ediyorduk.

“Ha bu düştüğüm hallere bak ya…” diye söylendiğimde İso ‘ben de nerede kaldı diyordum’ der gibi bir nefes aldı.

“Eee, Fadime Furtuna. Kader. Dağda ayağında bot belinde barabelliyle keçi kovalardın, şimdi kollarımda dans ediyorsun.”

Kaşlarımı kaldırıp gözlerimi ona diktim. “Botlarım hangi renkti?”

Beklemediği soruyla afallamış olacak ki bana anlamamış gibi baktı. “Ne?”

Ona kafamla yaklamasını işaret ettiğimde kulağını bana doğru eğdi. “Yoksa drone’ların o kadar detayı göremiyor mu, Furtunacuk?”

Kafasını bir anda bana çevirdiğinde göz göze geldik ancak fazla yakın bir pozisyondaydık, bu yüzden kafamı seyircilere çevirip ondan uzaklaştım. O da derin bir nefes alıp belimdeki tutuşunu hafiften sıkılaştırdı, varla yok arasındaydı ama fark etmiştim.

Şarkı bittiğinde alkışlar eşliğinde bize ayrılan masaya oturduk. Burası köşede, daha tenhada kalıyor ve seyircileri tam olarak görmüyordu. Işıklar da loş olduğundan rahatça hareket edebilirdik, fark edilme korkusu olmadan. Masanın üzerindeki yelpazeyi alıp boynuma doğru sallamaya başladığımda İso da kuruyemiş tabağındaki fındıkları yiyordu. Bir “Şşş!” sesiyle ona dönüp kafamı ‘ne var?’ der gibi salladım. Elini, parmaklarındaki fındığı bana fırlatmaya hazırlanıyormuş gibi hareket ettirince göz devirdim.

Ben “Ula sen laftan anlamıyor musun? Ben sana o mundar elinden lokm-” demeye kalmadan ağzıma başarıyla girmiş fındıkla gözlerim kocaman oldu.

Ben yavaşça fındığı çiğnerken yanımda gıcık bir şekilde güldü. “Kılçuk…” diye söylendim.

Sonra duraksadım. Bir anlığına her şey çok gerçek hissettirmişti. Sadece bir anlığına, gerçekten sevdiği adamla evlenen bir genç kızmışım gibi, bugün hayatımın en güzel günü olmalıymış gibi hissetmiştim. Bardaktaki sudan ufak bir yudum aldım. Bir sürelik sessizlikten sonra İso’ya döndüm. Masaya dirseklerini dayamış, ellerini çenesinin altında birleştirmişti.

“Sen hiç stres olmuyor musun? İki düşman köy, bir arada, bizim düğünümüzde…” Son kelimelerim ağzımdan tükürür gibi çıkmıştı.

Bana bakarak konuşmak için biraz düşündü ve bir nefes aldı.

“Oluyorum.”

Kısa cevabı bana yeterli gelmemişti.

“Hiç belli etmiyorsun.”

Varla yok arasında tebessüm etti. “Çünkü birimizin sakin kalması gerekiyor.”

Anlamış gibi kafamı sallayıp önüme döndüm.

~~~

“Maşallah kız, kollarına sığmadı bileziklerin ha!”

Sevgili kaynanamın sözleriyle zoraki gülerek gözlerimi devirip etrafa baktım. Bir yandan konuşup diğer yandan da koluma sarı halkaları zorla sokmaya çalışıyordu.

Sonuncu halkayı da soktuğunda kafamı tutup aldımdan öptü. Bense içimden saydım.

1. 2. 3.

Geri çekildi.

O esnada abimin İso’nun koluna bir saat taktığını gördüm. Sonra erkeklere has bir şekilde sarılıp selamlaştılar. Abimin bu çocuğu iki gün önce pata küte dövdüğünü görmesem iyi anlaştıklarına inanacaktım. Onlar sarıldıktan sonra sıra bana gelmişti. Ona kimseye bakmadığım kadar sevgiyle bakıp sarıldım, beni hemen göğsüne çekti ve saçlarımı okşadı. Ayrıldığımızda bana kutusundan çıkardığı zarif ve güzel duran bir kolyeyi taktı, sonra yanağımdan öptü.

Abimden ayrılırken İso’nun abisiyle samimi bir şekilde sarıldıklarını gördüm. İso’nun boynundaki kırmızı kuşağa sayamadığım kadar çok altın takmıştı.

Sonra benim yanıma gelip bir abi edasıyla gülümsedi, mesafeli ama iyi niyetli gibiydi. Yine de pek güven vermiyordu fakat Furtuna biraderlerine diğer aile üyelerine nazaran biraz daha sıcak bakıyordum. Mesafeli bir şekilde gülümsedim. Sol koluma annesininkiler gibi görgüsüz durmayan, daha ince bir bilezik taktı ve omzuma iki defa pat pat yapıp gitti.

Dakikalar geçmek, takılar bitmek bilmiyordu. Derin nefesler alıp sıranın kuyruğuna bakıyordum, sanki hiç azalmıyor, katlanarak artıyor gibiydi.

Ölüm gibi geçen dakikaların sonunda gelin odasına döndüğümüzde ikimiz de daralmıştık.

“Biz bu kadar altını nerede tutacağız acaba?” diyen İso’nun sesi bıkkındı.

Ona dönüp şaşkınlıkla güldüm. “Allah başka dert vermesin paşam. Koçari’de kasalar var, onların birine doldururuz işte.”

Bana ters bir bakış atmakla yetindi.

“Hayde şu misafirleri uğurlayalım da gidelim artık da, vallahi billahi bacaklarım tutmuyor artık.”

Haklıydı, saatlerdir büyük bir azimle horon tepiyorduk. Kafamı onaylar gibi salladım.

~~~

Aileler dışında herkes gittiğinde biz de yavaştan toparlanıyorduk. Abim bana bir kere daha sarıldığında onu iyice sıktım. Yanında Esme duruyordu, bana anaç bir tavırla gülümseyince içimde adını koyamadığım bir his doğdu.

Normalde yapmayacağım bir şeyi yapıp ona sarıldım. O da benden bu hamleyi beklemiyor olacaktı ki ancak birkaç saniye sonra kollarını bana sarabildi. Sessizce fısıldadım.

“Teşekkür ederim.”

Bana evleneceğimi öğrendiğinden beri en çok destek olanlardan birisi de oydu. Hiçbir şeyimi eksik etmemiş, beni asla yalnız bırakmamıştı. Şerif’ten fırsat buldukça Koçari’ye gelip ihtiyaçlarımı soruyordu.

Ondan ayrıldığımda yüzüme tekrar bakıp gülümsedi. “Hayde önce Allah’a sonra birbirinize emanetsiniz.”

Herkesle tek tek vedalaştıktan sonra bana uzanan eli tuttum ve düğün salonundan yaylaya gitmek üzere ayrıldık.

^^^

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

204okunma 8beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18