1. kısım ~Yeni Başlangıçlar~

Vaveyla Yazarı: yesim 16

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1. kısım ~Yeni Başlangıçlar~

Merhaba bebekler! 💗

Sizinle nasıl bir başlangıç yapacağımı bilemiyorum... Bu benim ikinci kurgum. İlk kurgumu Kitappad'de yazıyordum fakat bazı sorunlar yüzünden silmek zorunda kaldım. Yazım hatalarım olursa lütfen kusura bakmayın. Umarım benim evrenimde eğlenirsiniz. 🦋

✍️🏻

Hayat mı zordu? Yoksa hayatımızda olan kişiler mi hayatımızı zorlaştırıyordu?

Hayır, hayat zor değildi. "Bana değer veriyor" umuduyla hayatımıza aldığımız insanlar zorlaştırıyordu.

El âlem ne der? Düşüncesi miydi bizi yoran? Yoksa , ben bunu yapmak istiyorum ama yalnızım düşüncesi mi?

Ne yazık ki her ikisi...

Peki, neden kendimiz olmak bu kadar zordu?

Neden başkalarının mutluluğu için kendi mutluluğumuzdan vazgeçiyorduk?

Neden birileri bizi sevsin diye olmadığımız birine dönüşüyorduk?

Belki de en büyük hatamız, sevilmeyi hak etmek için çabalamamızdı.
Oysa sevgi, kazanılması gereken bir ödül değil, insanın kendini değiştirmek zorunda kalmadan da hissedebilmesi gereken bir duyguydu.

🦋

Güneş, gri bulutların arasından güçlükle sızıyordu. Yağmurun gürültüsü açtığım şarkıyı işitmemi zorlaştırırken, yağmurun melodiye benzeyen sesi bile düşüncelerimi susturmaya yetmiyordu.

"Çatı katını temizlemen gerekiyor!"

Annemin aniden odaya girmesiyle irkildim. Başımı ona doğru çevirip tek kaşımı kaldırdım.

"Anne, kapıyı çalmak diye bir şey var."

Annem söylediklerimi duymazdan gelerek ellerini beline koydu.

"Önce şu kulaklığını çıkar da beni bir dinle. Çatı katı aylardır temizlenmiyor. Bugün orayı sen temizleyeceksin."

İçimden derin bir nefes aldım. Tam da böyle bir havada odamda oturup kitap okumaktan başka bir şey istemiyordum.

"Ama anne..."

"Aması maması yok. Hadi, kalk!"

Annem odadan çıkar çıkmaz gözlerimi tavana diktim. Bazen annemin emirlerini anlamakta gerçekten zorlanıyordum. Sanki evde benden başka temizlik yapabilecek kimse yokmuş gibi davranıyordu.

İsteksizce yataktan kalktım, kulaklığımı çıkarıp merdivenlere yöneldim.

Çatı katının kapısını açtığımda yüzüme ağır bir toz kokusu çarptı. Burnumu buruşturarak içeri girdim. Eski mobilyalar, üst üste yığılmış kutular ve üzerlerine atılmış örtüler... Her şey yıllardır burada unutulmuş gibiydi.

"Harika. Tam da ihtiyacım olan şey buydu."

Söylenerek temizliğe başladım. Önce yerdeki kutuları kenara çektim, ardından eski eşyaların üzerindeki tozları silmeye koyuldum. Bir süre sonra dikkatimi odanın en kuytu köşesindeki küçük bir sandık çekti.

Sandığın kapağını kaldırdığımda içinden birkaç eski fotoğraf ve sararmış mektup çıktı. Onları bir kenara bırakırken sandığın dibinde duran kitabı fark ettim.

Oldukça eski görünüyordu. Kapağı kalın bir toz tabakasıyla kaplanmış, kenarları yıpranmıştı. Fakat bütün bunlara rağmen kitabın arasından belli belirsiz bir ışık sızıyordu.

Kaşlarımı çatarak kitabı elime aldım.

"Bu da ne?"

Parmaklarımla kapağındaki tozu temizledim. Altın rengi desenlerle süslenmiş kapağın ortasında, daha önce hiç görmediğim semboller vardı. Üstelik kitabı elime aldığım anda ışığı biraz daha belirginleşmişti.

İçimde tuhaf bir merak uyandı.

Kapağını yavaşça araladım.

O an, sayfaların arasından tek bir beyaz kelebek süzüldü.

Kanatları, çatı katının loş ışığında inci gibi parlıyordu. Birkaç saniye boyunca kitabın üzerinde uçtu, ardından bana doğru yöneldi.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken kitabın sayfaları kendiliğinden çevrilmeye başladı.

Bir anda sayfaların arasından onlarca beyaz kelebek havalandı.

Şaşkınlıkla geriye çekildim. Ancak kelebekler benden uzaklaşmak yerine etrafımda dönmeye başladılar. Sayıları her geçen saniye artıyordu. Bembeyaz kanatları havada birbirine karışırken çatı katının içi giderek aydınlanıyordu.

Bir adım atmaya çalıştım ama duraksadım.

Kelebekler hızla çoğalarak etrafımı sardı. Birkaç saniye içinde her yanımı kaplamışlardı. Başımı nereye çevirsem karşıma bembeyaz kanatlar çıkıyordu. Artık çatı katını, eşyaları, hatta kendi ellerimi bile göremiyordum. Gözlerimin önünde yalnızca durmadan hareket eden beyaz kelebekler vardı.

"Bu... Bu da ne böyle?"

Sesim, şaşkınlığımın etkisiyle neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.

Tam o sırada kelebekler aynı anda kanat çırpmaya başladı. Etrafımda hızla dönüyor, beni tamamen görünmez bir beyazlığın içine hapsediyorlardı.

Rüzgâr bir anda şiddetlendi. Saçlarım yüzüme savrulurken ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim.

Bir yere tutunmaya çalıştım ama hiçbir şey bulamadım. Kelebekler beni öylesine sarmıştı ki artık ne gökyüzünü ne de yeri seçebiliyordum. Her şey beyaz kanatların arasında kaybolmuştu.

Sonra gözlerimi kamaştıran bir ışık yayıldı.

Ve her yer karardı.

🦋

Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey yüzüme vuran hafif esintiydi.

Yavaşça doğruldum ve etrafıma baktım.

Burası çatı katı değildi.

Karşımda uzanan manzara karşısında nefesim kesildi. Gökyüzünde birbirinden farklı büyüklüklerde adalar süzülüyordu. Uzaklarda, bulutların üzerine kurulmuş görkemli saraylar yükseliyordu. Ağaçların yaprakları mavi ve mor tonlarında parlıyor, nehirlerin suları gökyüzündeki yıldızları yansıtıyordu.

Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım ama gördüklerim değişmedi.

"Ben nereye geldim?"

Sesim, uçsuz bucaksız görünen bu yerde yankılandı.

Etrafımda beyaz kelebekler uçuşuyordu. Az önce beni saran kelebekler şimdi gökyüzüne doğru yükseliyor, parlak kanatlarıyla bulutların arasına karışıyordu.

Tam o sırada arkamdan bir ses duydum. Arkama döndüğümde bir kız dikkatlice bana bakıyordu.

Kız, bir süre yüzüme baktıktan sonra elini uzattı.

“Benimle gelmelisin.”

Kaşlarımı çatarak uzattığı eline baktım. Daha birkaç dakika önce nerede olduğumu bile bilmiyordum. Şimdi ise tanımadığım bir kız benden onunla gelmemi istiyordu. Üstelik etrafımda uçuşan beyaz kelebekler dışında gördüğüm hiçbir şeyin bir açıklaması yoktu.

“Bir dakika. Nereye?”

“Kraliçemizin yanına.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Kraliçeniz mi var? Ne kraliçesi?”

Kız derin bir nefes aldı. Sanki bütün gün benimle uğraşmak zorundaymış gibi bir hâli vardı.

“Bak, burada sana anlatamayacağım bazı şeyler var. Kraliçemiz seni bekliyor. Eminim sana çok daha iyi bir açıklama yapacaktır.”

“Beni mi bekliyor? Beni tanımıyor bile!”

Kızın yüzünde anlam veremediğim bir ifade belirdi.

“Bundan o kadar emin olma.”

Bu sözlerin ardından arkasını dönüp yürümeye başladı.

Olduğum yerde birkaç saniye bekledim. Peşinden gitmek istemiyordum ama burada tek başıma kalmak da pek akıllıca görünmüyordu. En azından şimdilik bu tuhaf kızın söylediklerini dinlemek zorundaydım.

İç çekerek peşinden yürümeye başladım.

Yol boyunca etrafımı incelemekten kendimi alamıyordum. Gökyüzünde süzülen adalar, rengârenk çiçeklerle kaplı yollar ve uzaktan bile ışıldayan ağaçlar... Her şey sanki bir fantastik romanın içinden çıkmış gibiydi.

Bir dakika.

Ben gerçekten bir kitabın içine mi düşmüştüm?

Hayır, bu imkânsızdı. Kitapların içine girilmezdi. En azından benim bildiğim dünyada böyle bir şey mümkün değildi.

Başımı kaldırdığımda uzakta uçuşan birkaç varlık gördüm. İlk başta kuş olduklarını düşündüm ama yaklaştıkça sırtlarındaki kanatları ve insanlara benzeyen görünümleri dikkatimi çekti.

Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.

“Şaka mı bu?” diye mırıldandım.

Yanımdaki kız başını bana çevirdi.

“Ne dedin?”

“Hiç. Sadece gördüklerimin gerçek olamayacağını düşünüyorum.”

Kız omuz silkti.

“İlk geldiğinde herkes böyle düşünüyor.”

Adımlarımı yavaşlattım.

“İlk geldiğinde mi? Yani buraya benim gibi gelen başka insanlar da mı var?”

“Evet. Hem de sandığından daha fazla.”

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Nasıl yani? Onlar da benim gibi bir anda kendilerini burada mı buldular?”

“Tam olarak. Farklı evrenlerden gelen insanlar, çeşitli kitapları açarak buraya ulaştılar. Her kitap farklı bir geçit açıyor. Ancak herkes aynı yere gelmiyor. Bazıları başka evrenlere giderken bazıları da buraya ulaşıyor.”

Elimdeki kitabı daha sıkı kavradım.

Demek yalnızca benim başıma gelmemişti. Bu düşünce biraz olsun içimi rahatlatsa da aklımdaki soruları azaltmıyordu. Aksine, her cevap yeni bir soruyu beraberinde getiriyordu.

“Peki, buraya gelen insanlar sonra ne yapıyor? Evlerine dönüyorlar mı?”

Kız bir süre sessiz kaldı.

“Bazıları dönmenin yolunu buluyor. Bazılarıysa burada kalmayı seçiyor.”

“Ben burada kalmayı seçmiyorum.”

Cevabım o kadar hızlı çıkmıştı ki kız dönüp bana baktı.

“Daha burayı doğru düzgün görmedin bile.”

“Görmeme de gerek yok. Annem beni çatı katını temizlemeye gönderdi. Eve döndüğümde hâlâ temizlenmemiş bir çatı katı olacak ve büyük ihtimalle annem bana kızacak. Açıkçası başka bir evrende bulunmak şu an işime gelmiyor.”

Kızın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Sen gerçekten ilginç birisin.”

“Bunu iltifat olarak kabul edeceğim.”

Bir süre daha yürüdük. Sonunda dayanamayarak yeniden konuştum.

“Bir şey daha soracağım. Az önce buraya gelen herkesin bir gücü olduğunu söyledin. Ne demek istedin?”

Kız başını salladı.

“Buraya gelen her insanın kendine özgü bir yeteneği oluyor. Bazıları ateşi kontrol edebiliyor, bazıları suyu yönlendirebiliyor. Rüzgârı kontrol edenler, bitkilerle iletişim kurabilenler ve daha önce hiç görülmemiş yeteneklere sahip olanlar da var.”

İstemsizce güldüm.

“Yani şimdi bana burada büyü yapabilen insanların yaşadığını mı söylüyorsun?”

“Evet.”

“Peki, kanatları olan şu insanlara ne diyeceksin?”

Kız bana şaşkınlıkla baktı.

“Onlar peri.”

Bir an sustum.

“Ne?”

“Peri. Kanatları olan, büyü yapabilen varlıklar. Sen hiç peri görmedin mi?”

Ona birkaç saniye boyunca baktım. Ardından gülmeye başladım.

“Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Periler masallarda olur! Küçükken okuduğum kitaplarda falan. Gerçek hayatta peri diye bir şey yok.”

Kızın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Senin geldiğin evrende olmayabilirler ama burada yaşıyoruz. Üstelik burası sıradan bir yer değil.”

“Peki, buranın adı ne?”

Kız başını kaldırarak gökyüzüne baktı.

“Evrenlerin En Güzeli.”

Bir an sustum, sonra yeniden güldüm.

“Evrenlerin En Güzeli mi? Bunu kim belirledi, siz mi? Biraz iddialı bir isim değil mi?”

Kız gözlerini devirdi.

“İnanıp inanmaman umurumda değil. Buraya kendi isteğinle gelmediğini biliyorum ama artık buradasın. Seni kraliçemize götüreceğim ve orada bütün sorularına cevap bulabileceksin.”

Kraliçe...

İçimden bir ses, bunun da diğerleri kadar saçma bir şey olacağını söylüyordu. Önce periler, sonra büyüler, şimdi de bir kraliçe. Birazdan ejderhaların varlığından da bahsederse hiç şaşırmazdım.

Yine de içimde küçük bir merak vardı. Ya söyledikleri doğruysa?

Bu düşünceyi hemen kafamdan uzaklaştırdım.

Hayır, Afsar Tanyel. Kendine gel.

Bir süre sonra bulutların üzerine kurulmuş görkemli bir sarayın önünde durduk. Bembeyaz sütunlar gökyüzüne uzanıyor, duvarlardaki altın rengi desenler güneşin ışığında parlıyordu. Sarayın girişinde, sırtlarında kanatlar bulunan iki kadın nöbet tutuyordu.

Kız kapıya yaklaştığında kadınlar başlarını eğerek kenara çekildi.

İçeri girdiğimizde gözlerim istemsizce büyüdü. Tavandan sarkan kristaller salonu aydınlatıyor, duvarlardaki işlemeler ışıldıyordu. Salonun sonunda, inci beyazı bir tahtta oturan bir kadın vardı.

Uzun, gümüş rengi saçları beline kadar uzanıyordu. Başındaki zarif tacın üzerinde küçük kelebek figürleri bulunuyordu. Üzerindeki elbise hafifçe parlıyor, sırtındaki ince kanatlar yavaşça hareket ediyordu.

Bir an duraksadım.

Kadının gerçekten kanatları vardı.

Ama hayır. Belki kostümdü. Belki de bir gösterinin ortasına düşmüştüm. Aklıma gelen her ihtimal, bir periyle karşı karşıya olduğum gerçeğinden daha mantıklıydı.

Yanımdaki kız benden ayrılarak kadının önünde hafifçe eğildi.

“Majesteleri, getirmemi istediğiniz kişi geldi.”

Kadın bakışlarını bana çevirdi.

“Demek sonunda geldin, Afsar.”

İçimde bir huzursuzluk hissettim. Bu kadın kimdi? Beni nereden tanıyordu? Ve en önemlisi, neden buraya gelmemi bekliyordu?

Kollarımı göğsümde birleştirdim.

“Bakın, ben buraya kendi isteğimle gelmedim. Eski bir kitap buldum, kapağını açtım ve bir anda kendimi burada buldum. Şimdi de tanımadığım insanlar bana nerede olduğumu açıklamadan bir yerlere götürüyor. Açıkçası bu durumdan pek hoşlanmadım.”

Yanımdaki kız gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Belli ki söylediklerimden pek hoşlanmamıştı.

Ancak tahtta oturan kadın kızmak yerine başını hafifçe salladı.

“Haklısın. Öncelikle kendimi tanıtmalıyım. Ben Charlotte bu koca evrenin kraliçesiyim.”

İstemeden kadının sırtındaki kanatlara baktım.

Sonra yüzüne.

Sonra yeniden kanatlarına.

Ve kahkaha attım.

“Şaka mı bu?”

Salondaki herkes bir anda bana döndü.

Yanımdaki kızın yüzü bembeyaz kesildi.

“Afsar, biraz dikkatli konuşabilir misin?”

“Ne dedim ki? Karşıma kanatlı bir kadın çıkıyor ve kendisinin kraliçe olduğunu söylüyor. Gerçekten buna inanmamı mı bekliyorsunuz?”

Kraliçe elini kaldırarak kızı susturdu.

“İnanmak zorunda değilsin, Afsar. Fakat seni buraya getiren bendim ve bunun bir nedeni var.”

Gülümsemem yavaşça kayboldu.

“Beni buraya siz mi getirdiniz?”

“Evet.”

Kraliçe tahtından kalktı ve bana doğru birkaç adım attı.

“Buraya gelen diğer insanlar gibi senin de bir gücün olacak. Ancak senin gücün biraz farklı.”

Kaşlarımı çattım.

“Güç mü? Ne gücü?”

Kraliçe avucunu açtı. Bir anda elinin üzerinde küçük, beyaz bir kelebek belirdi. Kelebek kanatlarını yavaşça açıp kapatarak havalandı ve etrafımızda dönmeye başladı.

“Kelebeklerle aranda özel bir bağ olacak.”

Kelebeği bir süre izledim. Sonra kraliçeye döndüm.

“Özel bir bağ mı? Bunun ne anlama geldiğini anlayamadım.”

“Şimdilik anlaman gerekmiyor. Zamanı geldiğinde her şeyi öğreneceksin.”

İçimden derin bir nefes aldım.

Harika. Başka bir evrene gelmiştim, karşımdaki kadın kendisinin peri kraliçesi olduğunu iddia ediyordu ve şimdi de kelebeklerle aramda özel bir bağ olacağını söylüyordu.

Bütün bunlar gerçek olamazdı. Yani... Olamazdı değil mi?

Kraliçe elini bana doğru uzattı. parmaklarını hafifçe hareket ettirdi. Avucunda beliren beyaz ışık yavaşça havalandı ve etrafımda dönmeye başladı. Birkaç saniye sonra ışık göğsümün üzerinde durdu.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken etrafımızdaki kelebekler bir anda hareketlendi. Beyaz kanatları salonun içinde süzülüyor, sanki görünmez bir melodiye eşlik ediyorlardı.

Gözlerimi kırpıştırdım.

“Bu da ne böyle?”

“Artık bu evrenin bir parçasısın, Afsar,” dedi kraliçe. “Fakat gücünün ne olduğunu ve onu nasıl kullanacağını öğrenmek sana kalıyor.”

Işık yavaşça kayboldu.

Hiçbir şey hissetmiyordum. Ne ellerimde bir değişiklik vardı ne de kendimi daha güçlü hissediyordum.

Kaşlarımı çattım.
“Bana ne yaptınız? Hâlâ kendimi aynı hissediyorum.”

“Gücün hemen ortaya çıkmak zorunda değil. Onu zamanla tanıyacaksın.”

Etrafıma baktım. Kelebekler yeniden sakinleşmişti. Birkaç tanesi pencerenin kenarına konmuş, diğerleri salonun tavanında süzülüyordu.

Kraliçe yeniden tahtına oturdu ve yanımdaki kıza döndü.

“Liora.”

Kız hemen öne çıktı ve başını eğdi.

“Buyurun, Majesteleri.”

Kraliçe bakışlarını bana çevirdi, ardından yeniden Liora'ya döndü.

“Liora, Afsar'ı Valeroot Akademisine götür. Orada yeni hayatına alışmasına yardımcı ol ve öğretmenlerine geldiğini bildir.”

Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.

“Büyü okulu mu? Bir dakika, ben okula gitmek istemiyorum! Ben eve dönmek istiyorum!”

Kraliçe sakinliğini bozmadan cevap verdi.

“Şimdilik gitmen gereken yer orası, Afsar. Daha öğrenecek çok şeyin var.”

Liora yanıma gelerek koluma hafifçe dokundu.

“Hadi gidelim. Sana her şeyi anlatacağım.”

Ona kuşkuyla baktım.

“Gerçekten her şeyi mi?”

Liora kısa bir süre düşündü.

“Bildiğim her şeyi.”

En azından dürüst davranıyordu.

Kraliçeye son bir kez baktım. Bana karşı nazik görünüyordu ama gözlerinde anlamlandıramadığım bir sır saklıydı.

Beni neden buraya getirmişti?

Neden kelebeklerle aramda özel bir bağ olacağını söylemişti?

Ve neden eve dönmek istediğimde bana açık bir cevap vermemişti?

Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordum.

Tek bildiğim, biraz önce sıradan bir gün geçireceğimi düşünürken şimdi kendimi bir peri kraliçesinin sarayında bulduğumdu.

Üstelik sıradaki durağım bir büyü okuluydu.

İçimden derin bir nefes aldım.

Harika, Afsar. Hayatın daha ne kadar tuhaflaşabilir ki?

DEVAM EDECEK...

B

ölümü nasıl buldunuz? Bir tavsiyeniz, öneriniz varsa duymak isterim.

Buraya kitap hakkındaki soruları spamlayabilirsiniz✍️🏻

Bir daha ki bölümde görüşürüz!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18