6. bölüm · Evlenmemiz lazım/İSFAD
Sen... Kıskanıyorsun
Kapı kapandıktan sonra ev sessizliğe gömüldü.
İkimiz de bir süre konuşmadık.
Sanki az önce yaşanan her şey havada asılı kalmış gibiydi.
Ben yavaşça sedire oturdum.
Ellerim hâlâ titriyordu.
İso mutfağa doğru yürüdü.
Hiçbir şey olmamış gibi.
“Acıktın mı?”
diye sordu.
O kadar sinirlendim ki…
“Ciddi misin sen?” dedim
Durdu.
Yavaşça bana döndü.
“Ne var?”
Ayağa kalktım.
“Az önce olanlardan sonra ‘acıktın mı’ mı diyorsun bana?”
İso kaşlarını çattı.
“Ne dememi bekliyorsun?”
“Bilmiyorum!” diye çıkıştım
“Ama sanki hiçbir şey olmamış gibi davranma!”
İso bir anda sertleşti.
“Çünkü olmaması gereken bir şey olmadı.”
Bu laf…
Biraz fazla dokundu.
“Tabii,” dedim alayla.
“Senin için normal zaten.”
“Ne demek o?”
“Şu demek!”
dedim, ona doğru bir adım atarak.
“Her önüne gelenin elini tut, sarıl, yaklaş… sonra da ‘oyun’ de geç!”
İso’nun gözleri karard
ı.
“Her önüne gelen mi?”
dedi tehlikeli bir sesle.
Bir an duraksadım ama geri adım atmadım.
“Evet!”
Bir anda yaklaştı.
“Ben herkese öyle davranıyorum öyle mi?”
Geri çekilmek istedim ama durdum.
“Bilmiyorum!” dedim.
“Ama bana öyle davranıyorsun!”
İso’nun bakışları değişti.
Bu sefer… kızgınlıktan çok başka bir şey vardı.
“Farkında mısın…”
dedi yavaşça,
“sen bana ne diyorsun şu an?”
“Gerçeği!”
“Hayır,” dedi.Bir adım daha yaklaştı.
“Sen… kıskanıyorsun.”
Kalbim tekledi.
“Saçmalama!”
dedim hemen
İso hafifçe güldü.
“Adını koyamıyorsun sadece.”
“Yok öyle bir şey!” diye bağırdım.
“Ezgi bana bakınca rahatsız oldun,” dedi.
“Ben sana dokununca geriliyorsun ama geri de çekilmiyorsun.”
Sustum.
Çünkü…
Haklıydı.
Sinir oldum.
“Sen de az değilsin!”
dedim.
“Pazarda kimdi o çocuk diye hesap soran sen değil miydin?”
İso’nun yüzü bir anda ciddileşti.
“Evet bendim.”
“Niye sordun o zaman?” dedim meydan okur gibi.
Cevap vermedi.
Sadece bana baktı.
Uzun uzun.
Sonra…
“Çünkü hoşuma gitmedi,”
dedi.
Sessizlik.
Bu sefer benim söyleyecek sözüm kalmadı.
Kalbim yine hızlandı.
“Niye?” diye sordum, daha kısık bir sesle.
İso gözlerini kaçırdı.
İlk defa.
“Bilmiyorum,” dedi.
Ama belliydi.
Biliyordu.
İkimiz de biliyorduk.
Bu artık sadece oyun değildi.
O an ortam fazla ağırlaştı.
Ben hemen konuyu değiştirdim.
“İyi,” dedim.
“O zaman kurallara uyalım.”
İso tekrar bana baktı.
“Ne kuralı?”
“Mesafe,” dedim.
“Unuttun mu?”
İso’nun yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
“Mesafe mi?”
Başımı salladım.
“Evet. Aynı evdeyiz diye… her şey serbest değil.”
İso yavaşça başını eğdi.
Sonra tekrar kaldırdı.
Gözleri bu sefer kararlıydı.
“Peki,” dedi.
İçim rahatladı.
“Güzel—”
“Mesafe kuralı gündüz geçerli,” diye ekledi.
Donakaldım.
“Ne?”
İso bir adım yaklaştı.
“Gündüz… herkes için rol yapıyoruz.”
Bir adım daha.
“Gece…”
Artık çok yakındı.
“Kimse yok.”
Nefesim hızlandı.
“İso…” dedim uyarır gibi.
Ama durmadı.
“Elini tutmam gerekmez,” dedi.
“Rol yapmam gerekmez.”
Gözlerimin içine baktı.
“Çünkü…” dedi yavaşça,
“zaten yanımdasın.”
Kalbim göğsüme sığmıyordu artık.
“Bu oyunu sen başlattın Fadime,” dedi.
“Ben mi?!”
“Evet,” dedi.
“Kabul eden sendin.”
Sustum.
Haklıydı.
Ama…
“Kuralları ben koyarım,” dedi.
“Hayır!” dedim hemen.
“Bu ortak—”
Bir anda elimi tuttu.
Yine.
Ama bu sefer…
Daha yavaş.
Daha dikkatli.
“Ortak,” dedi.
“Ama son sözü ben söylerim.”
Kalbim…
Tam anlamıyla kontrolden çıktı.
Ama bu sefer elimi çekmedim.
Sadece baktım.
O da bana baktı.
Ve ilk defa…
İkimiz de rol yapmıyorduk.
Valaa dayanamadım şöyle kısa bir bölüm daha yazdım artık gözlerimden uyku akıyor
Bu arada okuldan geldikten sonra yani 13.00 gibi bu bölümü silmiş olabilirim dediğim gibi çok uykum var ve gözlerim kapanıyor o yüzden belki mantık hatası yaptım bilmiyorum öğlen bakarız iki gündür bölüm atmadım diye böyle yapmak istedim
Takip eder misinizzzzz🥲❤️🔥😘
